1
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
38
Okunma
DUYGULAR
İnsanda duyguların altı başlıkta olduğu söylenir. Bilim insanları, filozoflar, şairler… Hepsi kalbin haritasını çıkarmaya çalışmış, içimizdeki fırtınalara isimler vermiştir. Sanki insan, içi muntazam bölmelere ayrılmış küçük bir dolaptır. Her şey yerli yerinde, her şey tanımlı ve sınırlıdır.
Bir çekmecede hüzün vardır; eski bir mektubun sararmış kâğıdı gibi kokan.
Bir çekmecede korku; gecenin ortasında gördüğü kabustan uyanan bir çocuk gibi.
Bir çekmecede öfke; sessiz duran ama üflendiğinde dünyayı yakacak bir kor parçası gibi.
Bir çekmecede tiksinti; iğrenç bir leşten geri çekilmek istediği anların tortusu gibi.
Bir çekmecede şaşkınlık; hayatın ansızın yüzümüze çarptığı beklenmedik bir olay gibi.
Ve bir çekmecede intikam; durgun olduğu sanılan ama asla fark edilmeyen bir obruk gibi.
Hiç durmadan çarpan bir kalbi, altı çekmeceli bir dolap sanırlar. Oysa kalp bir mobilya değildir. O, yaşayan bir varlıktır. Genişler, daralır, kırılır, onarılır. Bazen bir tek kelimeyle ağırlaşır, bazen bir tek bakışla hafifler.
Kimisi sekiz der. Kimisi yirmi bir.
Sayarlar durmadan.
Ölçmek isterler.
Sınıflandırmak isterler. Çünkü insan, anlamlandıramadığı şeyden korkar.
Bilinmeyeni bir sayıya indirgerse, onu kontrol edebileceğini sanır.
Sanki titreyen bir el, kalbin içindeki titreşimleri numaralandırmaktadır. Sanki özlem bir dosyaya kaldırılabilir. Sanki acı, etiketlenip bir rafa konulabilir.
Oysa duygular, sayılacak nesneler değildir.
Onlar havadır.
Onlar gökyüzüdür.
Onlar bazen sabahın ilk ışığında içimize dolan tarifsiz bir umut, bazen akşamın kızıllığında çöken sebepsiz bir ağırlıktır.
Ne zaman ve nerede ortaya çıkacakları bilinmez. Bir şarkının ortasında ansızın gelirler. Bir kokunun içinden çıkarlar. Yıllardır unutulduğunu sandığın bir anı, bir anda yeniden canlanır ve kalbinin tam ortasına yerleşir. Sen ne olduğunu anlamadan, gözlerin dolar. İşte o an anlarsın ki duygular, geçmişin sessiz habercileridir.
Onlar açıktır. Dürüstdür. Riyakârlık nedir bilmezler. İnsan yalan söyleyebilir, saklayabilir, susabilir. Ama kalp… Kalp saklanmayı beceremez. İçinde kopan fırtınayı eninde sonunda ele verir.
Bazen bir fırtına kopar içinde. Göğsün daralır. Nefesin sertleşir. Bilirsin ki öfkedir. Kendini korumak isteyen ruhunun, dünyaya karşı kaldırdığı görünmez bir kalkandır.
Bazen ince bir sızı iner kalbine. Ne bir adı vardır, ne bir sebebi. Ne kaybettiğini bilirsin, ne de neyi özlediğini. Ama bir eksiklik dolaşır içinde. İşte o, hüzündür. Sessizdir. Gürültü yapmaz. Ama en çok o kalır.
Ve bir de arada kalanlar vardır.
İçine gölge düşmüş bir sevinç vardır. Gülümsersin ama gözlerinin içinde bir gölge dolaşır. Çünkü bilirsin, hiçbir mutluluk sonsuz değildir.
Kıyısına korku sinmiş bir sevgi vardır. Kaybetme ihtimali, sevmenin en ağır bedelidir. Sevdikçe korkarsın. Korktukça daha sıkı tutunursun.
Neredeyse can yakan bir gurur vardır. İnsan bazen en çok kendi suskunluğuna yenilir. Söylemediği kelimeler, içinde taşlaşır.
Titremesi henüz dinmemiş bir ferahlık vardır. Fırtına geçmiştir ama kalp hâlâ o rüzgârın hatırasını taşır.
Öyleyse kaç duygu vardır?
Belki altı ana renk kadar. Ama herkesin kırmızısı başka yanar. Herkesin mavisi başka üşür.
Belki sekiz yön kadar. Ama herkes aynı yöne baksa bile, gördüğü manzara farklıdır.
Belki sayılabilen yirmi bir dalga kadar. Ama hiçbir dalga, bir diğerinin aynısı değildir.
Ama hakikatte, kalbin çekmecesi sayısızdır.
Çünkü her kalp, kendi rengini taşır. Aynı gökyüzünün altında yaşasak bile, herkes başka bir gökyüzü taşır içinde.
Çünkü anılar, her duygunun içine karışır. Bir bakış, bir sesi hatırlatır. Bir ses, bir vedayı. Bir veda, bir ömrü.
Çünkü geçmiş, hislerimizi şekillendiren görünmez bir heykeltıraştır. Dokunmadan değiştirir bizi.
Ve çünkü hiçbir insan, bir başkası gibi hissetmez.
İki insan aynı acıyı yaşasa bile, kalplerinde açılan yara aynı değildir. Aynı kelimeyi duysalar bile, içlerinde yankılanan anlam farklıdır.
Bu yüzden duygular bir sayı değildir.
Onlar bir akıştır.
Onlar bir izdir.
Onlar insanın, insan olduğunun en sessiz ve en gerçek kanıtıdır. Ve belki de insan, altı çekmeceli bir dolap değildir.
Belki insan, kapısı olmayan bir gökyüzüdür.
Efkan ÖTGÜN