2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
163
Okunma

HAYATA GÜLÜMSEMEK
Çevremdeki insanlar, bana çoğu zaman sesimde neşe olduğunu söyler. Konuşurken hafif bir mizah taşıdığımı, sanki hayatı kolay yaşamışım gibi bir izlenim verdiğimi söylerler. Oysa yürüdüğüm onca yol hiçbir zaman bütünüyle aydınlık olmadı. Dışarıdan görünen ile içimde taşıdığım gerçek arasında her zaman bir fark bir mesafe vardı.
Hayatımda öyle yıllar oldu ki, varlığım sanki bir düğmeye basılmış gibi aniden karardı. Bir fişin prizden çekilmesi kadar keskin ve ani kopuşlar yaşadım. Bir anda ışık söndü ve hayatım karardı. Yaşamak, sadece nefes almakla sınırlı kaldı.
Bazı dönemler yalnızca acıdan ibaretti benim için. Keder, iliklerime kadar işliyor; geleceğe dair korku kök salıp içimi kemiriyor. Çaresizlik, gölgem gibi peşimden geliyordu. Güçlü görünmeye çalıştığım her anın arkasında kırılgan bir yanım vardı ama kimse bunu görmüyordu.
Tutunacak dal aradığım anlarda kimlerin yanımda olduğunu görmek istedim sonra; dost bildiklerim, ayaklarımın kaymasını bekliyordu. Düştüğüm an, yüzünü çevirip gidenler oldu. Gösterişten uzak, sessiz ve derin bir sadakatle yanımda duranlar oldu. İşte o yanımda duran insanlaradır minnetim. Çünkü insan en çok düştüğünde kimin gerçekten yanında olduğunu anlayabiliyor.
Bugün içimde onlarca yara var. Dışım da öyle; bu yaraları kusur olarak görmüyorum. Onlar yaşanmışlığın izleridir. Kaybettiğim mücadelenin, sabrın, içimde büyüyen öfkenin ve kendimi arayıp da bulamadığım gecelerin tanıkları gibidir onlar.
Her bir yaranın, her bir izin, farklı bir hikâyesi var. Her bir hikâye, bugünkü beni yarattı.
İnsanlar, bazen maskelerle, çoğu zaman filtrelenmiş hayatlarının farklı yönünü gösterirler. Acıyı gizler, kırılganlığı saklar, zayıflığı örtmeye çalışırlar. Oysa gerçek hayat bir fotoğraf karesi gibi donuk değildir. Hayat sürekli akan bir nehir gibidir. Bazen coşkun, bazen durgun, bazen kirli, bazen berrak. Sığlıkları olduğu kadar, derinlikleri de vardır.
Nehir gibi ben de zamanla nasıl ve hangi hedefe doğru akscağımı öğrendim. Öfke, keder ve umutsuzluk gibi duyguları bir dönem kendime yük ediyordum. Zamanla anladım ki, tam da o duygular, hayata bakışımı keskinleştirmiş. Ve insan en çok acı çekerken etrafını gördüğünü en çok kaybederken kazanmanın ne demek olduğunu en çok düştüğünde çevresindekileri tanıdığını öğrenir. Özellikle de kendisini.
Hayatımın dönüm noktası oldu. Mücadele etmeyi bıraktım, kabullenmeye başladım… Hastalığımı, geçmişimi, eksiklerimi ve kendimi inkâr etmek yerine kabul etmeyi öğrendim. O an her şey değişmeye başladı. Çünkü insan, kendisiyle savaştığı sürece huzura ulaşması mümkün değilmiş.
Artık bir şeyi kanıtlamak zorunda olmadığımı biliyorum. Başkalarının beklentilerine yetişmek için kendimi zorlamıyorum. Var olmak, yeterlidir. Bu değişimle birlikte içimde sessiz ama derin bir huzur oluştu.
Kendimi yargılamıyorum artık. Her zaman güçlü olmak zorunda değilim mesela. Her zaman üretken, her zaman neşeli, her zaman ayakta olmak zorunda da değilim. İnsan olduğumu kabul ediyorum. Yorulabileceğimi, düşebileceğimi, yeniden kalkabileceğimi biliyorum.
Bugün taşıdığım hiçbir yükle düşman değilim. Yükümü inkâr etmiyor, ondan kaçmıyorum. Sorunlarımla yan yana yürümeyi öğrendim. Garip ama güçlü müttefiklik bu. Gerçek şu ki, acı da, kırılganlık da artık kimliğimin bir parçasıdır benim.
Ve her sabah gözlerimi açtığımda içimden kendime teşekkür ediyorum. Bir gün daha nefes alabildiğim, bir kez daha ayağa kalkabildiğim için şükrediyorum. Çünkü karanlıktan geçmek bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu öğretti. Aynı zamanda ne kadar kıymetli olduğunu da.
Artık biliyorum ki her an geçici, her nefes eşsizdir. Yaşamak sıradan bir durum değil, bir ayrıcalıktır. Bu farkındalıkla attığım her adım, daha bilinçli ve daha gerçek.
Ve bugün gülümserken, o gülümsemenin ardında inkâr değil, kabulleniş vardır. Kaçış değil, yüzleşme vardır. Zayıflık değil, güç vardır.
Her nefesin bir değeri olduğunu bilerek yaşıyorum.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (1)