6
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
1132
Okunma


“Şöyle bir bak, bütün yaşayanlar ölüyor, yaşamana bak.”
“Nasıl?”
“O ‘nasıl’ senin kişiliğindir,” der Özdemir Asaf, Yuvarlağın Köşeleri’nde.
Öte yandan bir sinirbilimci, “En büyük israflardan biri de nöron israfıdır,” diyerek zihnin dehlizlerine bir işaret fişeği yollar. Bu söz, yalnızca bedene değil beyne tutulan bir aynadır; zihnin kudretiyle yoğrulan kişiliğimizi, seçimlerimizi, varoluşumuzu sorgulamaya davet eder bizi. Düşüncenin özenle bakıma alınması, iradenin yeniden inşa vaktinin ilanıdır adeta.
Kişilik; deneyimlerin, tercihlerin, tecrübelerin ilmek ilmek işlendiği bir kumaştır. Bireyi diğerinden ayıran o kendine has örüntü, şahsiyetin ta kendisidir. Söz ile eylem arasındaki uyum ise kişiliğin en berrak yansımasıdır. Bu uyumun bozulması, insanı kendi kurduğu oyunların içinde çaresizce debelenmeye mahkûm eder. Çizginin öte yanıyla beri yanı arasında oynanan bir seksek oyunu misali; yorar insanı, tüketir ve sonunda eksiltir.
Karar verme yetimiz zayıfladığında, sığındığımız o tanıdık tereddüt hâli zihinsel bir düğüm olarak belirir. Bu konaklama süreci uzadıkça, zihin bir sarkaç gibi sallanmaya, hatta bir tehlikeye dönüşmeye başlar. İşte o anlarda, gözle görülmese de nöronların fısıltıları işitilir. Yürüdüğümüz yol sahiden bir “yol” mudur? İçinde bulunduğumuz bağ gerçekten “ilişki” midir?
İdrak, sezgi ve muhakeme doğuştan gelen; ne çağın baş döndürücü hızıyla ne de kalabalıkların gürültüsüyle soldurulabilecek melekelerdir. Özümüz var oldukça bizi ondan kimse ırayamaz; ne koşullar ne yönlendirmeler ne de sahte aidiyetler. O öz, sarsılmaz bir sabitlikle daima orada durur. İnsan, kendi hakikatine ancak kendi rızasıyla yabancılaşabilir.
Aksi takdirde:
Başkalarının ayak izlerini takip ediyorsam, kendi duyularımla hissedemiyor ve kendi aklımla tartamıyorsam; o muazzam nöron ağının, o eşsiz beynimin değeri nedir?
Her kabın şeklini alıyorsam omurgamın; her kafanın insanı oluyorsam kafamın; şahsiyetimin, kendime özgülüğümün anlamı nedir?
Bir kağnı düzeninin sıradan bir dişlisi olmaktansa, o düzeni durduracak bir “çomak” olmayı yeğlerim. Bu bir duraklamadan ziyade, kendi devinimine odaklanmış bir dönüşümdür; mevcut çarktan, kendi irademle daha sağlıklı bir sisteme geçiştir.
Herkesin, sizin neyle meşgul olduğunuzu bilmesi gerekmez. Siz, nöronlarınızı hangi amaç uğruna ateşlediğinizi bilin, yeter.
Ben, kendimden alıyorum her emrimi.
—
Unutmamalıyız ki insanın özü, ancak dışarıdaki gürültü dindiğinde dile gelir. Dünyanın dayattığı eğreti kimlikler ve sahte beklentiler silindiğinde, içten yükselen o asil ses duyulur. Gölgesinin bile kendisinden ayrılmadığı bir evrende, insanın kendi varlığına yabancılaşması ne derin bir ironidir! Ruhun aynasına küsmemek için; her düşüncede, her karar anında insanın yüzünü kendine dönmesi gerekir.
Baktığında gördüğün suret tanıdık değilse, yön şaşmıştır. Öze dönüş, iradenin atacağı ilk ve en soylu adımdır.
/ yüRekTen
İZLER 52. Sayı
Ph. r.t.