HERFE
140 şiiri ve 36 yazısı kayıtlı Takip Et

24 SAAT (BÖLÜM 3)




Magazin dünyası bomba gibi bir haberle sarsıldı. Tükenmişlik sendromu yaşadığı gerekçesiyle işlerinden elini ayağını çeken Toprak Deniz küçük bir sahil kasabasında inzivaya çekileceğini, bir süre hiçbir etkinliğe katılmayacağını açıklamıştı. Sanat hayatının zirvesinde olan birinin aldığı bu ani karar herkesi şaşırttı. Leyla o dönem yoğun tedavi gördüğü hastanede olduğu için bu haberleri duymamıştı.

Misafirler teker teker evlerine gidince yorgun düşen yaşlı anne baba da odalarına çekildi. Berra ortalığı topluyordu. Bu şarkıyı yayınlaması için ısrar etse de Toprak bunu henüz piyasaya vermeyi düşünmüyordu. O kendine özgü bir besteydi ve henüz paylaşma kararı almamıştı. Toprak’ın sessizliğini fark eden Berra kitap okuma bahanesiyle odasına çekildi. Oldukça hareketli bir gün geçirmişlerdi ve hepsi yorulmuştu.

Uzun süredir Tigor’un ortalarda olmadığı fark eden Toprak, bahçenin paslı demir kapısını itinayla açsa da o gıcırtıya engel olamadı. Tam dışarıya adım atmıştı ki Leyla ile burun buruna geldiler. İki eski dost hasretle sarıldılar… Birkaç damla yaş düştü ikisinin de gözlerinden… Kendi gözyaşını saklama telaşında oldukları için kimse fark etmedi ötekinin gözünden düşen damlanın nasıl sessizce toprağa düştüğünü…

Toprak, Leyla’yı bahçeye davet etti, zaten davet edilmese de gidecekti Leyla. Sadece 24 saati vardı Leyla’nın ve annesinin ahretliği Azime Teyze ile Müfit Amca’yı görmeden ayrılırsa bu kasabadan, ayıp olurdu. Bahçede yıllardır değişmeyen düzene gülümseyerek baktı Leyla, annesi ile Azime Teyzesinin karantina öncesi her sabah buluşup kahve içtikleri sedire oturdu. Anne kokusu kalmış mı diye derinden kokladı sediri. İçine bir sükûnet yayıldı, huzur buldu. Ana kucağında, baba toprağında, yar omzunda hissetti kendini o sedirde.

İkisi bir süre çocukluklarından, gençlik yıllarından, lisedeki haylazlıklarından ve karantina günlerinden konuştular birbirini uzun süre görmeyen iki arkadaşın yapacağı gibi. Onlar koyu bir sohbete dalmıştı tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Kimi zaman üzüldüler, kimi zaman kahkahaları çınlattı ortalığı.

Dışarıdan gelen seslere uyandı Berra, kafasını uzatınca Toprak ile oturan kadını gördü. Sohbetin koyuluğundan epeydir bir arada oldukları belliydi. Hemen üstünü başını düzeltti, iki sade kahve, iki de su bardağı koyduğu dantel örtülü gümüş tepsiyi kaptığı gibi indi aşağıya. Hem bu kadını merak etmişti, hem de misafire hoş geldin demesi gerekirdi.

Kahveleri görünce çok sevindi Toprak, hafifçe gülümseyip kahveyi aldı ama o heyecanla Berra ile Leyla’yı tanıştırmayı unuttu. Berra sessizce bir sandalyeye ilişti, Leyla da kahvesini yudumlarken sorgulayan gözlerle Berra’ ya bakıyordu sık sık. Aklı kızın kim olduğuna takılmış halde sohbeti dinlerken cesaretini toplayıp da “Bu kız kim?” diye soramıyordu bir türlü. Tam o esnada sesleri duyan Azime Teyze ile Müfit Amca hem sevinç hem üzüntü olarak yorumlayabileceğimiz bir vaziyette Leyla’ya sarıldılar… Berra fincanları bırakmak için eve girince, Toprak da telefonla konuşmak için bahçenin sağ tarafındaki kuyunun yanına gidip çıkrıkla oynayarak konuşmasını uzatınca cesaretini toplayan Leyla kızın kim olduğunu sordu. Azime Teyze gözyaşları içerisinde anlattı. Aldığı cevap karşısında Toprak’a olan hayranlığı bir kez daha arttı Leyla’nın.

Azime Teyze ile Berra hemen çay ve yanına bir şeyler hazırlamak için eve girdiler. Hazırlanan sofrada Azime Teyze’nin meşhur pişisini gören Leyla (ki birçok şeyi yiyemiyordu artık ) yasaklara aldırmadan sıcak pişiden iki tane yedi.

Leyla’nın kasabada kalma süresi hızla azalıyordu, daha evin devir işlemlerini ve mezarlık ziyaretini yapmamıştı. Bunu duyan Toprak ona eşlik etti, önce işleri hallettiler sonra da mezarlığa doğru yürümeye başladılar.

Onca konuşmaya rağmen sanki aralarında hep yarım kalmışlık, hep bir şeylerin söylenmemişliği hissini yaşıyordu Leyla. Hiç bitmeyecekti bu his galiba. Son nefesinde bile gelip habis bir tümör gibi yapışmıştı boğazına.

Toprak uzun süredir mezarlığa gitmemişti, gidememişti. Yaklaştıklarında bir ürperti ile sendeledi. Ne zaman buraya gelse, kasabadaki birçok iyi insanın ismini görüp etkileniyordu. Onu sanata yönlendiren Hasan amcayı, ne yapsa tadına baksın diye getiren Alev teyzeyi, müzik eğitimi için ailesini ikna eden, ona bildiği her şeyi öğreten müzik öğretmeni Ceyda Hanım’ı unutması mümkün müydü? Hele şu sağdaki aile mezarlığını gördükçe içi kan ağlıyordu.

Leyla, Toprak’ın durgunlaştığını fark edip “Neyin var?” dercesine yüzüne baktı. Toprak bir an durdu, anlatmakla anlatmamak arasında bir seçim yapması gerekiyormuş gibi düşündü ve söze başladı:

­ “Biliyor musun Leyla, burada yatan biri var ki benim için çok özel biri. Hatırlarsın hani o karantina günleriyle 2020 yılının mart ayı. Uzun süre evde kalınca sıkıldım. Bilirsin çabuk sıkılan biriyim ben. Seninle sohbet etme bahanesiyle bahçeye çıkıyor sonra da bizimkilere belli etmeden evden kaçıyordum. Biri vardı çünkü, onu görmeliydim, görmezsem duramıyordum.”

Leyla kalbine bıçak saplanmış gibi bir acıyla olduğu yerden doğrulmaya çabaladı, üstündeki ağırlığın etkisiyle kımıldayamadı, kalakaldı kasabadaki tüm evleri, kızları düşünce hızlıca. Ama kimseyi Toprak’la birlikte düşünemedi, düşünemiyordu.

Yutkundu, “Eeee!” diyebildi sadece… Garip bir “Eee” sesi çıkmıştı. Duyduğu ses merak mı, heyecan mı, üzüntü mü taşıyordu o bile anlamadı. Belki duymuştu Toprak o sesi, belki duymamıştı. Anlatmaya devam etti.

“Kasabamızın tatlı, şirin bir doktoru vardı hatırlarsın, Ecem Hanım. O kadar özverili çalışırdı ki tüm kasaba çok severdi onu ve eşi İzzet Bey’i. Küçük bir de kızları vardı. O dönem yeğenleri Esra onlara gelmişti. Ve biz karşılaştıkça yakınlaşmaya başlamıştık. Birlikte gitar kursuna gidiyorduk. Senin anlayacağın ateş bacayı sarmıştı. İşte o korona günlerindeki karantina bile onu görmeme engel olamıyordu. Yasağa rağmen ikimiz de evden gizlice çıkıyor; kırlarda, bayırlarda dolaşıyorduk. “Genciz, bize bir şey olmaz. Virüsten mi korkacağız?” diye düşünüyorduk. 15 - 20 gün sonra acı haber yayıldı tüm kasabaya. İzzet Bey ile Ecem Hanım bir hastadan virüs kapmışlardı, taşıyıcı olmuşlardı. Esra da onlardan bu virüsü kapmış ama farkında değilmiş. Biz bu esnada yine görüşüyorduk. Zira annem Berra’ yı alıp bize getirmişti, bizde kalıyordu. Zaten o kötü olaydan sonra da hiç bırakmadık onu, akrabaları yoktu, evlat edindik.

Nisan ayından sonra ölümlerin arttığı söyleniyordu haber bültenlerinde. Gerçi birkaç ülke koronayı yok edecek aşıyı bulmuştu ama henüz ülkemize ulaşmamıştı. Önce İzzet Bey’i, sonra Esra’yı ve sonra da kasabadaki birçok insanla birlikte Ecem Hanım’ı kaybettiğimizde dünyam başıma yıkılmıştı. Ve şimdi tüm bu güzel insanlar, Alev teyze ve Hasan amca ile birlikte bu mezarlıkta. Bense kendi mezarlığımdayım yıllardır. Seni ve nasıl söylesem, bana olan duygularını da fark etmedim sanma. Ama gerek yaşadıklarımın etkisiyle gerekse Esra’dan bana bulaşan korona virüsün taşıyıcısı olmam sebebiyle hep uzak kaldım senden. İşte böyle dostum. Ve besteler kaldı geriye. Esra olmasa o besteleri asla yapamazdım. Sanırım sana da bir özür borçluyum. Bunca süre aramadım, sormadım, sanırım incittim de seni. Beni affedebilecek misin?

Üçüncü bölüm sonu

Beğen

HERFE
Kayıt Tarihi:11 Mayıs 2022 Çarşamba 21:44:38

24 SAAT (BÖLÜM 3) YAZISI'NA YORUM YAP
"24 SAAT (BÖLÜM 3)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Çiğdem Karaismailoğlu
11 Mayıs 2022 Çarşamba 23:29:10
Şahane hikayenizin bir bölümünü daha okumak çok güzeldi.

Tebrikler der daha nicelerini okumayı dilerim.

Saygılar benden.

Çiğdem Karaismailoğlu tarafından 11.5.2022 23:22:58 zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


HERFE Yazının sahibi 11 Mayıs 2022 Çarşamba 23:35:35
Teşekkürler Çiğdem Hanım, hikaye uzunca...
engincan
11 Mayıs 2022 Çarşamba 23:18:47
Tebrik ederim
Saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


HERFE Yazının sahibi 11 Mayıs 2022 Çarşamba 23:25:26
Teşekkürler...
mavitükenmez
11 Mayıs 2022 Çarşamba 22:10:38
Hikaye okumayı seviyorum. Hikayenin gidişatı eğer hayal dünyamızın ürünü ise birebir gerçek bir hikaye değilse daha da okunası oluyor. Çünkü yazarın hayal aleminde ki na mekan bir yerde geziniyorsunuz gibi. Tebrik ederim gayet güzel bir hikayenin güzel bir bölümünü okudum.

Tebrik ve takdir ediyorum

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


HERFE Yazının sahibi 11 Mayıs 2022 Çarşamba 22:11:37
Teşekkür ederim....
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.