İDRİS ÇETİN
435 şiiri ve 276 yazısı kayıtlı Takip Et

Huzur veren namaz



HUZUR VEREN NAMAZ

Kış mevsiminin kısa günleri yaşanıyordu. Günlerden Cuma idi. Saat on altı otuz civarına geliyordu. Yozgat Çekerek’te görev yapan İdris, Sorgun üzerinden Akdağmadeni’ne gidecekti. Günler hayli kısalmıştı. İdris; Yozgat ilinin Çekerek ilçesinden, Yozgat Sorgun mevkiinde bulunan Kayseri Sivas yollarının ayrıldığı dört yola geç saate kalmadan varmalıydı. Oraya ne kadar erken varırsa Akdağmadeni arabasına yetişip binecek ve sıcacık evine varıp akşam namazını eda edebilecekti. Yolculuk başlamıştı. Çekerek-Sorgun arası çalışan minibüs, çok hızlı gidiyordu.
Ben, Akdağmadeni-Yozgat arasında çalışan aracı Yozgat Şeker Fabrikasının yanındaki dört yolda yakalarım diye düşünüyordum. Çekerek’ten bindiğim son arabayla şimdiki yetişeceğim araba arasında bir buçuk saatlik zaman farkı vardı. Dolmuşçuya dedim ki: “Uzun yoldan gidelim, sana ücret farkını veririm.” Sağ olsun şoför beni kırmadı.
Yolculuk çoktan başlamıştı. Güzergâhımızdaki yol kenarlarında alaca karlar vardı. Yol kenarının birçok yeri çamur deryası idi. Hava olabildiğince soğuktu. Hissedilen sıcaklık çok daha fazlaydı. İnsanlar soğuktan tir tir titriyordu. Akşam on altı otuz sıralarında bindiğim araç beni on yedi onda gideceğim yere bıraktı. Akdağmadeni güzergâhına gidecek yolcu aracını kaçırmadım diye içimden o kadar seviniyordum ki anlatamam. Zaman ilerledikçe sevincim kursağımda kalmıştı. Benim bu sevincim beyhude idi. Çünkü beklediğim araç bir türlü gelmiyordu. Saatler ise geçmek nedir bilmiyordu. Aracı beklemem esnasında bildiğim bütün sureleri, duaları okuyordum. Tesbihatlar çekiyordum. Bulunduğum anı çok güzel bir şekilde değerlendirmekti maksadım. Bütün bunlara rağmen beklediğim araç bir türlü gelmiyordu…
Ayaklarım çoktan üşümeye başlamıştı. Hapishane mahkûmları gibi oradan oraya gidip geliyordum. Soğuktan başımı atkıyla iyice sarmıştım. Akdağmadeni’nde ikamet eden ailem ise sofranın başında beni bekliyordu. Ben ise Sorgun Dört Yolda araba beklerken adeta donuyordum. İki bin on iki yılı kışının (2012) soğuğunu yaşayanlar bilir. Her taraf buz kesmişti. İnsanlar üşüyordu. Toprak üşüyordu. Su üşüyordu. Kısaca her şey üşüyordu…
Çekerek’ten yola çıkmadan önce ikindi namazımı huşu içinde kılmıştım. Planıma göre akşam ve yatsı namazlarımı evimde kılacaktım. Akşam namazı vakti ile yatsı namazı vakti arasındaki bir buçuk saatlik zaman hızla ilerliyordu. Hava çoktan kararmaya başlamıştı. Beklediğim araba bir türlü gelmiyordu. Dört yolun dört tarafından gece vakti gelen arabaların farları beni yüz gölgeli adam yapıyordu. Akşam namazının vakti hayli uzaklaşıyor, yatsı nazmının vakti ise o derece yaklaşıyordu. Benim ise akşam namazımı mutlaka kılmam gerekiyordu. Beklediğim yerde abdest alacağım su yoktu. Her taraf çamur deryası idi. Nefsim dedi ki: “Namazı kazaya bırak, evine ulaşınca kıl” dedi. Aklımın iyi iradesi ise: “Ya varacağın yere ulaşmadan ölürsen, namazınla borçlu gidersin” dedi. Beklemekten ağaca dönmüştüm. Beklediğim araba ise hâlâ ortalıkta gözükmüyordu. Yıldızlar çoktan belirginleşmişti. Akşam namazını kılamama duygusu içimi kemiriyordu. Ne şart altında olursa olsun: “Ben bu akşam namazımı mutlaka eda etmeliydim” diye içimden geçiriyordum. Niyetim halisti. Şeytan ise bu arada içime vesvese vererek: “Ya sen namaza başladığında beklediğin araç gelirse ne yapacaksın? Aracı kaçırırsan ne olacak. Sabaha kadar burada bu ayazda bekleyecek misin?” diye vesvese veriyordu. Kararım kesindi. Ne olursa olsun, bu yaşıma kadar bırakmadığım namazımı eda edecektim…
Yol işlekti. Arabalar vızır vızır gelip geçiyordu. Arabalara bakarak yolun Sarıkaya-Kayseri tarafına geçtim. Orada kocaman bir çamur yığını vardı. Burada sudan eser yoktu. Paltomu, eldivenlerimi, başımdaki atkımı çıkardım. Onlar beni iyi ısıtıyordu. Su bulamadığım için toprakla teyemmüm yapmam gerekiyordu. Ama topraktan da iz yoktu. Etrafta çamur deryası vardı. Ben de çamurla teyemmüm abdesti aldım. Elim ve yüzüm çamur olmuştu. Olsun önemli değildi. Abdestimin nuru etrafı aydınlatıyordu. “Nasıl olsa teyemmüm yaptım ya gerisini boş ver.” Diye içimdeki sevincimi gizleyemiyordum. Teyemmüm abdestimi tamamlamıştım ama namazı nasıl kılacaktım? Namaz kılmak için uygun bir yer yoktu. Şöyle düşündüm. Her halde namaz kılmam için en uygun yer asfalttı. Asfalt ise buz kesiyordu. Soğuk yerden yüzünüze fışkırıyordu. Çamurlar ise parlayan gözleriyle sizleri denetliyordu. Orası soğuk olsa da en azından çamur değildi ya da az çamurluydu. Etrafa baktığımda bütün nesneler benim üzerimde namaz kıl dercesine bana bakıyorlardı. Asfalt, kar ve çamur deryası namazı benim üzerimde kıl diyordu. Hatta çamur; benim üzerimde namaz kılarsan elbiseni kirletmem, kar; üzerimde namaz kılarsan seni asla üşütmem, asfalt ise namazı benim üzerimde kılarsan hiç seni incitmem diyordu.
Teyemmümü tamamladıktan sonra paltomu giydim, atkımı sardım boynuma. Eldivenleri de parmaklarıma taktım. Güzel bir ezan okudum, sonra kamet getirerek asfaltın kenarında akşam namazımı kılmaya başladım. Gelen geçen araçtakiler: “Bu yolun kenarın duran kimdir?” Diye sesleniyorlardı. Yine benim için “Bu deli, zır cahil, tinerci, ya da sarhoş yolun üzerinde ne yapıyor? Bu adam kafayı mı bozmuş?” diye seslenen ve düşünenlerin sayısı hayli fazlaydı. Araçların vurduğu ışıklar ise beni birçok açıdan gölgelendiriyordu. Ben tekbir alırken yüz gölgemle birlikte tekbir alıyordum. Namazda kıyamda iken yüz gölgemle birlikte kıyama kalkıyordum. Rükûa gittiğimde yüz gölgem ile birlikte rükû yapıyordum. Secdeye gittiğimde ise yüz gölgem benimle birlikte secde varıyordu. Aman Allah’ım! Ne muhteşem bir manzaraydı bu. Namaz kılarken dizlerim asfaltın sertliğinde acımıyordu. Buz kesen soğuk ayaz beni üşütmüyordu. Adeta ibadetim beni ısıtmıştı sıcak duygularla. Ben bütün bu yaşadıklarımla mutlu oluyordum ve huzurluydum. Bu soğuk kış günün ayazında ve soğuğunda üşüsem de donsam da bu acılara rağmen mutluydum ve huzurluydum. Akşam namazımı huşu içinde kıldım. Dizlerim asfalttan acısa da diz kapaklarım, elim, yüzüm, alnım ve elbiselerim çamur olsa da ben çok mutluydum. Belki de ömrümde bu kadar huşu içinde namaz kılmamıştım. İçim huzur dolmuştu, adeta mutluluktan uçuyordum. Namazımı huşu içinde kıldıktan sonra bizi yaratan yüce yaratıcıya dualar ettim. Bana namaz kılma ve kendine şükretme fırsatı verdiği için. Yüce Rabbime sonsuz şükranlarımı sundum…
Bir müddet sonra Akdağmadeni minibüsü geldi. Arabaya bindim, Akdağmadeni’ne ulaştım kazasız ve belasız olarak. Ayrıca Yüce Rabbime beni sevdiklerime ulaştırdığı için dualar ettim. Belirli bir süre sonra evime vardım. Çocuklar elleri kaşıkta hâlâ beni bekliyorlardı. Bu gördüklerim karşısında gözlerim doldu. Çünkü onları çok seviyordum…

13.01.2012
Sorgun-Dörtyol


Beğen

İDRİS ÇETİN
Kayıt Tarihi:4 Kasım 2019 Pazartesi 21:55:08

HUZUR VEREN NAMAZ YAZISI'NA YORUM YAP
"HUZUR VEREN NAMAZ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.