GÜLNARECAN
81 şiiri ve 22 yazısı kayıtlı Takip Et

Ölüm kokusu



ÖLÜM KOKUSU

ÖLÜM KOKUSU

KARABAĞ DERKEN AKLIMA KARA BAĞLAYAN BAĞ GELİYOR BELKİ DE ,ADINDAN ALMIŞ KADERİNİ.
Biz Karabağı yaralarıyla, karalarıyla ,ağlayan analarıyla ,param parça olmuş köyleriyle, barut kokan topraklarıyla ,o toprak uğrunda can veren yiğitleriyle tanımamıştık. Biz Karabağı ‘Karabağ şikestesi’yle ,güzel sesli Kadir Rüstemov’la , Han Şuşinski’yle ,dünyada eşi beraberi olmayan ‘ Harı bülbül’üyle ,cennet gibi yem yeşil ormanlarıyla, kahramanlık abidesi yüksek dağlarıyla, nice nice güzellikleriyle tanımıştık. Bir gün Karabağ’da savaş başlayacağı o cennet diyarın ermeni alçakları hatta piçleri desem edebiyat adına özür dileyerek ,beni anlayacağınızı sanırım…evet ermeni piçleri tarafından haince işğal edileceği aklımızın ucundan bile geçmezdi. Ben o zaman çok gençtim hem de, aklımın siyaeti kaldıramayacağı derecede gençtim. Neden, ne için, neye göre sorularına türlü türlü cevaplar alıyordum.En sağlam haberleri Azadlık radyosundan sunucusu Mırza Hazar’dan büyük heyecaanla dinliyorduk. İnsanlar bir korku, telaş içerisindeydi. Dün gibi hatırlıyorum o yılları. Gençler gönüllü Karabağ uğrunda giden savaşlara gidiyor, her gün cebheden bir haber alıyorduk. İyi haberler değildi bunlar. Topraklarımız yanıyordu,topraklarımız elden gidiyordu. O zamanlar Bakü’de Metroda düzenlenen terörleri her kes hatırlıyor. Metrolara bomba koyuyordular. İçimizde hainler vardı, ermeninin hain elleri her tarafa kanser gibi ulaşmıştı. Korku, endişe, dehşet dolu yıllardı o yıllar. Evimizde yatmağa bile korkardık, ya gece gelir bloklara bomba koyarsalar ne yaparız, ne ederiz diye endişe ediyorduk. Ben o zamanlar Turizm Şirketinde çalışıyordum. Tatil günleri büyük stadyumdakı mitinglere giderdim,orada Vatan sever gençlerin kürsüdeki konuşmaları ,Vatan sevgisini daha da kabartıyor ,eli silah tutan her Vatan evladını Karabağa çağırıyordu. Ben o günlerde tanımıştım Şeki Kartalı Gönül Kahramanova’nı. Daha 18 yaşındaydı. Gönül gibi nice kızlar şehit oldu Ağdam’da,Kelbecer’de, Fizuli’de, Laçın’da. Karabağ bizim kanayan yaramız oldu. Savaş şarkıları yazıldı, savaş şiirleri yazıldı ama Karabağ elden gitti.
Karabağı benden, bizden daha yakınndan tanıyan ,o topraklarda 1993 -1994 senelerinde savaşan keşfiyatcı Sohrap Camalov ve çavuş Zaur Şükürov var. Bir de ,onların anlattıklrından tanıyalım Karabağı. Onunla sohbetimde bir söz içime oturdu- ‘Ölüm kokusu’. Ölümün de kokusu varmış ,hatta rengi varmış. O ölümün kokusunu her gün defalarla koklamış ölümün rengini görmüş. Savaşın rengi ne deseler ben düşünmeden siyah derdim. Ama ölümün rengi bence tarifedilmezdir. Her akan kan ölüm getirmez kırmızı desem değildir beyaz desem değildir ama rengi vardır ölümün. Ya ölüm kokusu?
Makalenin devamını yazmak için Şeki’den kalkıp çavuş Zaur Şükürov’un yaşadığı Oğuz iline geldik.
Onlarla birlikte ben de, o yıllara gittim.
1993-1994 yılları Karabağ topraklarında kızğın savaşlar gidiyor. 18-19 yaşlarındaki gençler sıcak yataklarından, evlerinden ayrılıp Vatanı düşmanlardan korumak için soğuk sengerleri kendilerine yuva yapıyorlar.
Zaur Şükürov ilk savaşı, kanını donduran olayı böyle anlatıyor. Yaralanan askerleri savaş meydanından çıkarmak lazımdı. Bir genç askeri sedyenin üzerine koymuştular, onu savaş alanından çıkardık, asker kanlar içerisinde inliyor ,bana yardım edin kardeşlerim diyordu. Onun nerden yara aldığını görmek için baktığımda bacağının dizden koptuğunu ve kopan bacağı yanına koyulduğunu gördüm. O an savaşın dehşetini bütün çıplaklığı ile his ettim. O asker başka alayın askeri idi. Öldü mü, kaldı mı haberim olmadı. Biz her gün ölümle göz göze geliyorduk. Yanımızdan geçen kurşunun sesini duyduğumuzda, bu kurşun benim değilmiş ,benden yan geçti diyor yaşadığımıza seviniyorduk.

Keşfiyatçılar alayı. 45 asker. O zamanlar Azerbaycan’da ordu formalaşmamış çünkü Sovyetler Birliğinden yeni ayrılmışız. Her şey sıfırdan başlamış. Ve tam da böyle bir zamanda ermeni hainleri bizi sırtımızdan vurmaya kalkmış. Savaş talimleri görmeyen gençler gönüllü Karabağa gitmiş. Lakin 777 saylı keşfiyatcı alayının askerleri professional talim geçmiş askerlerdir. Komutanları Famil Alışov bütün gözü kara, yiğit askerleri sanki seçerek alayına almış. Bir de bu askerlerin resmine bakıyorum. Hepsi bıyık yerleri yeni terlemiş anne kuzusu. Her birisi bir köyden bir aileden çıkıp gelmiş. Burada bir aile olmuş, sırt sırta ,omuz omuza dayanıp askerlik hatırası resim çekilmişler. Yarınları belli değil …şehit mi olacaklar ,yahut gazi olarak evlerine mi dönecekler? Söhrap Camalov’un dediği gibi yaşamaktan umutlarını kesmişler. Çünkü onlar toprak uğrunda giden bir savaşın askerleri.
Zaur Şükürov’un anlattığı bir başla olay. 45 kişiden ibaret keşfiyat grubu bir köyün buğday tarlasından geçerek ermeni askerlerinin onları göremeyeceği bir yerde saklanmalılar. 25 civarında asker önde diğer kalanı da arkada geliyor. Biz geçtikten 10-15 dakika sonra ermeniler iri çaplı silahlarla tarlanı satranç şeklinde taradılar. 45 askeri ölümden o dakikalar kurtarmıştı. Burnumuzda ölümün kokusunu her saniye hissediyorduk. Ama Vatan sevgisi bize her şeyden üstün geliyordu.
Bir de.aralarında nişanlı Eşref Hüseynov var. Mayıs ayıdır . Terter ilinin Kapanli köyünde savaş başlamış. 3 asker arkadaş sengerde biri diğerinden 3-4 metre uzaklığında düşmanların ateşine ateşle cevap veriyor. Birden bir gürültü kopuyor. Ortadaki asker Eşref Hüseynov’un tam önüne tank mermisi düşüyor. Gürültülü sesten üçünün de kulakları tutulmuş. Zaur Şükürov diyor ki ,başımızı kaldırdığımızda Eşrefi göremedik. Arkadan dolanarak yanına gittiğimde o sengerde yüzükoyun yatıyordu. Önce öldüğünü zannettim. Fakat kan görmeyince onu silkelemeye başladım. O başını kaldırdığında yüzü gözü toprak ve çimle örtülmüş ve gözlerinden yaş geliyordu. Kontuziya yani kafanın yüksek derecede silkelenmesinden hasar görmüştü. Onu oradan çıkararak komutanın yanına götürdüm. Komutan bana Eşrefin yerine gitmemi emretti. Ben kendi sengerimi terk ederek Eşrefin yerine geçtim. Aradan beş dakika geçmemiş benim boş bıraktığım sengere bomba düştü. Baktığımızda sengerden iz kalmamıştı. Ben orada olsaydım bedenim parça -parça havaya savrulacaktı demek ki. Beni yine dakikalar ve komutanımın emri kurtardı. Eşrefe gelince ise sürekli ben öleceğim, ben his ediyorum öleceğim diyordu . Ve çok geçmemiş mayıs ayının 11 de Eşref Hüseynov bir savaşta şehit oldu. Bunları anlattıklarında onların gözünde o günlerin acısını, dehşetini görebiliyorum. Aradan neredeyse 26 sene geçmiş. Bu gün Karabağ topraklarında şehit olan askerlerimizi hatırlıyor, onlara rahmet diliyoruz. Belki de zamanında onlara lazım olan değeri veremediler ,onları mükâfatlandırmadılar. Her biri bir kahramandı, o kahramanları öne çıkaramadılar. Kimisi unutuldu, kimisi hafızalara yazıldı. Amma biz onları ve o yılları unutmadık. Bir tesadüfle karşılaştık tanıştık ve onlara söz verdim. Sizden yazacağım ,sizi kardeş Türkiye tanıyacak dedim ve sözümde durdum. En son ikisi de, 777 saylı keşfiyat grubu askerlerinin adından kardeş Türkiye halkına selamlarını sevgilerini yolladılar. Bir gün Azerbaycan bayrağını Şuşa’da dalgalandırmak umuduyla makalemizi sonlandırdık. Bekle bizi Karabağ, biz yine o topraklara geleceğiz.
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Azerbaycan/Şeki
3.10.2019


Beğen

GÜLNARECAN
Kayıt Tarihi:3 Ekim 2019 Perşembe 21:54:41

ÖLÜM KOKUSU YAZISI'NA YORUM YAP
"ÖLÜM KOKUSU" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Selçuk KORKMAZ
4 Ekim 2019 Cuma 23:39:41
''Karabağ bizim kanayan yaramız oldu. Savaş şarkıları yazıldı, savaş şiirleri yazıldı ama Karabağ elden gitti.''

Neden?


Ölüm korkusu

Neden?


İki soru bir cevap:

Sevgili yazar sizin hatırladığınız gibi bizde hatırlıyoruz Karabağ savaşını.

Savaşın ilk zamanlarında cihat ruhu ile Anadolu coğrafyasında yaşayan Müslümanlar gönüllü olarak Karabağ savaşına katıldılar ve orada şehit olmak niyeti ile yola çıktılar.

Kısa bir zaman sonra gidenlerin bir çoğu geri geldiler Karabağ savaşı devam ederken !

Sordum soruşturdum neden geldiler diye.

Türkiyeden giden bir doktor cephede yaralı askerlerin tedavileri için gönüllü gitmiş Karabağ da ki Azeri mevzilerinde şahit olduğu bazı şeylerden sonra geri dönme kararı almıştı.

Doktorun Anlatımlarına göre cephede bir çok Azeri askeri alkol alıp sarhoş dolaşıyormuş.
Kim bilir belkide sizin söz ettiğiniz ölüm korkusunu yenmek içindir!!!

Bir cephede asker sarhoş olursa savaşı kazanamazsınız !

Azeri nüfusunun büyük çoğunluğu ŞİA dır İran da ki AYETULLAH lara biat ederseniz savaş kazanamazsınız!!!

Sevgili yazar ölüm korkusu ne zaman sarar insanı bilirmisin!!!

İman azalınca bedeni terk edince başlar Ölüm korkusu!!!

Karabağ ı Ermenilerden geri almak istiyorsanız iki şey yapacaksınız demektir .

Birincisi İmanlı bir ordu ikincisi de İran ile dostluk yapmayın!!!

Dünyanın en yalancı Riyakar devleti İran ve İsrail dir

Bu iki devlete kim sırtını dayarsa asla başarıya ulaşamazlar .

Son bir söz Bakü de patlayan bombaları İRAN DAN SORUN eminim bir cevap bulacaksınız.


Hayırlı çalışmalar.


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


GÜLNARECAN 8 Ekim 2019 Salı 18:47:09
sayın okur yorum için teşekkürler makalemin adı ÖLÜM KORKUSU DEĞİL ÖLÜM KOKUSUDUR dikkatinizi çekerim ölüöden korkan asker savaşa gönüllü gitmezdi Azerbaycanın 100/80 şii değil yanılıyorsunuz benim yaşadığım Şeki ili hanefilerin coğluğu ile tanınır İran hakkında sizinle aynı fikirdeyim doktorun anlattıklarına gelince ise ben de zaten yazmışım o senelerde ordu formalaşmamıştı talanlar vardı yanlışlar vardı lakin majakede adı geçen alay eğitimli diiplinli bir alaydı ben zaten onların anlattıkları yiğitlikten esinlenerek yazdım alkol alanı a olmuştur muhakkak lakın 777 nolu alayda bunlar olmamış herkesi aynı kefeye koymak ddoğru değildir ..İmanımızdan da şğbhe etmeyin. sevgiler sayğılar selamlar
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.