Ba Bayram KAYA 1
389 şiiri ve 1042 yazısı kayıtlı Takip Et

Kurtuluşun felsefesi 158



Yaklaşık elli bin yıl öncesinden 12 bin yıl öncesine kadar olan süreçler sosyal zamanlı kolektif olucu süper zamanlardı. Yani süper sosyal zaman içinde geçen bu zamanlara, totemi aşamalı zamanlar diyorum. Süper zaman neydi? Kişisi birim zamanın başka kişiler katılımlı bir iş, akıl, eylem müşterekliği içinde olunmasıydı.

Müşterek (ortak) oluşun ortak bir iş, akıl ve eylem birliği ortaya koymasının özelliği neydi?

Müştereklik bir türlü olan kişisi birim zamanı; birçok kişi ile aynı anda yan yana, iç içe, alt alta, üst üste bir arada olunan birçok parçalı bir süreç gibi yapmasıydı. Bir türlü olan kişisi süre birçok türlü kişi davranışı gibi oluyordu.

Totem dönem içinde geçen süreler; kişisi zamana göre geçen totem dönem öncesine göre, süper zamandı. Totem dönem kendisinden önceki yüz binlerce yıllık döneme göre kolektif çevrimli sosyal süreç olmakla süper zamandı. Birçok kişi katılımıyla, bir türlü olan kişisi süreci, adeta birçok durumlu yapıyordu.

Süper yaşam, birçok kişi ile bir türlü olunan kişisel birim zamanı; aynı süre durum içinde birçok türlü yapıyordu. Kolektif zaman kişisi zamanı süper zamana açan bir kurt deliğidir.

Birçok kişi aynı anda, kişisi birim zamanı üst üste birçok zaman yapıyordu. Süper zaman; tekil kişinin bir türlü olduğu süreçte kişinin birçok durumlu olanağı aynı anda kullanmasıyla, bu durum kişinin zaman ya da boyut atlamasıydı

12 bin yıl öncesinden, altı bin yıl öncesine kadar olan zaman içinde geçen sosyal yapılı kolektif süreç içinde yine başka bir süper zamanlı, her biri bir totem mesleği olan üreten bir toplumsal meslekler vardı.

İşte bu totem meslekleri entegresi içinde olunan zaman ön ittifaklı zaman olmakla sektörler sekanslı bir birleşme vardı. Sektörler toplumların içinde yeni zamana, yeni kurt deliğinin oluşturulmasıydı.

Gerek sosyal birlikler gerek totem süreçler kişisi birim zamanı kolektif birim zaman yapan süreçlerdi. Evrim geçiren totem süreçler, toplumsal süper zamana geçmenin ön adımıydılar.

Bu nedenle 6 bin yıl öncesine kadar olan toplumsal süreçler sektörler bazlı ön ittifaklı süreçlerdi. Böylece üreten, sektör bazlı toplumlar; totem dönemlere göre olan kolektif birim zamanı çok daha hızlı atlıyorlardı.

Altı bin yıldan bu yana süper zaman içinde oluşan yeni zamanın evrimi kolektif ilişkili süreci, güçlü kişisi öznel etkilerle kolektif birimli kişi zamanı sahipli köle emeği ilişkilerine çevirmişti.

Artık yeni ilişki kolektif birim zamanlı süper zamanı, kişi sahipliği olan mülk sahipli takdir ve lütfun esiri yapmıştı. Kolektif olmak suçtu. Kolektif olmak yani ortak tanımak şirkti.

Süper zamanlı kolektif birim zaman, şirk söylemi altında güme gidiyor; tarihsel bilinç boğulup siliniyordu. Yerine El takdiri olan yeni bir sanal hikâyenin bilinci konuyordu

Kişileri mal mülk sahibi yapan da fakir yapan da El’ di. Kolektif yapı ortak Paydaşlı yapıydı. Yani ilahlar kolektif mülkiyetli üreten ortak paydaşlardı. Kolektiflik ortak tanıklık, paydaş tanıklıktı.

Oysa yeni süreç ilah yerine konan El’ e, ortak tanımamakla El; kolektif süreçten ve ilahi mana anlayışından ayrılmıştı. Günümüz kapitalizmi de sömürüden oluşan kişi sahipliğine ortak tanımayan bir sistemdi.

Oysa kapitalist fabrika da tarla da maden ocağında bilimsel alanda teknik ve teknolojilerde vs. kolektif mirasla, kolektif birim zamanı kullanıp, üretim yaptırıyordu.

Kolektif olan mal mülk kimi kişinin olmuştu. Üretim sonrasının paydaşlığı olan ürünler mülk sahibinin lütfu, takdiri ve merhameti olmuştu! Kölenin üzerinde sadece kolektif birim zamanlı kişisi emek gücü kalmıştı.

Kişisi emek gücü de mal ve mülk sahibinin olmalıydı. Ama Kişisi emek gücü kişiden ayrılamıyordu. O zaman mal mülk sahibi olan efendiler kişiye de sahip olmalıydı. Bu mantıkla efendi mülksüz kişiye kölem demekle onu kulu (kölesi) cariyesi yapmıştı. Kul oluşun iman ahdini kullarıyla sözleşmişti.

Kapitalist süreçte kolektif birim zamanlı paydaş üretim süreci, bir çevrim olan günlük üretimini yaptıktan sonra sıra üretilenlerin paylaşımına geliyordu.

Efendiler üretenlerin boğaz tokluğu olan kısmın dışında kalan artı ürünü, mülk hakkı dediği gasp içinde artı ürünü huzur hakkı diye kendisine alıyordu.

Kapitalist sistem yine kolektif birim zamanlı süreç içinde ürettirir olmakla şimdiki siber süper zaman içinde olup biteni yani kolektif zamanı sömüren bir köleci sistemdi.

Böylece kişinin bir birim zaman içinde yapamadığı birçok hayati işler kolektif birim zamanla yapıldı. Sosyal yapı içinde sosyal birim zamanın tutumuyla yaşayan hemcinsler zorunlu olarak kolektif oldular.

Aynı zamanda hemcinsler her iki kolektif süreç içinde de kolektif bilinçli oldular. Kolektif mantık içinde oldular Kolektif bilinç hiç atlanmaması gereken olguydu

Üreten kolektif yapı ile insanlar kolektif irade sahibi egemen kişiler olmakla ilk etap ta doğanın direncine karşı özgür olabildiler. Doğanın direncine karşı egemen oldular.

Hemcinslerimiz bu kabil özgür oluş nedeniyle yaklaşık 12 bin yıldan bu yana üreten bu tutumuyla yamyamlığa karşı ölüsünün yenmesini ve kendi canlarını yamyamlığa karşı kurtardılar.

Üreten kimi hemcins grupların kendi ürün fazlası vardı. İçine çekildikleri barınakların dışına bu artı yiyecekleri koymakla canlarını kurtardılar.

Fazla olan totem yiyeceği sayesinde artık ölülerini dışarıda mezarda muhafaza etmek için gömdüler. Mezarın üzerine, ölülerin çürüyüp kokacağı birkaç gün boyunca bu yiyecekleri bıraktılar. Bu davranış kolektif birim sürenin ortaya koyduğu kolektif birimli akıl ya da bilinçti.

Bu kolektif akıl ya da kolektif bilinç Erik Van Daniken’in hayretler içinde kaldığı birdenbire mağarada çıkıldı dediği sürecin ana nedeniydi. Böylece kolektif tutumlu üreten süreçlerle grubun yamyamlara hediye sunusu vardı.

Bu tür özgürlükler belki de hemcinslerin yamyamlara hediye sunması türünden haraç vermesi bağlamıyla belki özgürlük gibi değildi. Bu algı doğru değildi. Çünkü çevrenin (doğanın) kişiye karşı beş baskısı vardı.

Kişiler "kolektif birim zaman içinde olmakla" doğanın baskısına karşı ilk kes kolektif direnç oluşturmakla ilk özgürlüğe doğru ilk adımı atmışlardı.

Kolektif süreçlerin ikinci özgürlük adımı üreten ilişkiydi. Üreten ilişki de doğanın beş baskısından biri ve birkaçı olan her bir çevresel basınca karşı kendisini koruma olmakla özgürleşmekti.

Çevreden gelen baskı ve basınçlardan birisi de yamyam grupların saldırısıydı. Üreten gruplar, totem meslekli ürünleriyle yamyam baskısına karşı koyuyorlarsa bu da çevrenin baskısına baş kaldırma olmakla, yine bir özgürleşmeydi.

Grup üretim yapmakla çevrenin kıt kaynaklarına karşı koyup, özgür oluyordu. Aynı grup çevrenin yamyam tehdidine karşı (bu ayı tehdidi de olabilir) canını ve ölüsünü kurtaracak bir olanağı ortaya koymuşsa bu da çevrenin baskı ve basıncına karşı koymaktı.

Yapılan üretimin artık kısmı bu aşamada üreten hemcinslerin doğa karşısında ve barbarlar karşısında bir direnç ve bir yaşam garantileri olmakla, bu tarz bir üretim yeteneği sonuçta kolektif bir özgürleşmeydi. Ve kolektif bir egemenlikti. Bu süreç sonunda barbarlar giderek körelip üreten gruba bağımlı olacaktılar.

Bu tür süreçler içinde olunan zamanlarla, bir süre sonra üretime geçen yamyamların üreten bu yeni durumları nedenle süreç başka boyutla yeniden dönüştürüldü. İlk gruplara göre geriden gelmekle üretmeye başlayan yamyamlar da tıpkı ilk üreten gruplar gibi kendi totem ürünlerini kendilerine sunumda bulunanlara vermeye başladılar. Artık ürün sunumu karşılıklıydı.

Böylece tek yönlü hediyeleşen süreç karşılıklı hediyeleşme yapmakla tapınaklarda hediye sunumuna döndü.
Tapınak kavramını bugünkü tapınak gibi algılamayınız. Aksi halde süreci hiç anlamazsınız. Tapınak içinde ne ilah vardır. Ne El vardır. Ne heykel vardır. Ne de tapınaklar belli yapılardır.

Tapınak iki totem alan arasında kimsenin pek yaklaşmadığı can emniyetinin olduğu güvenli kesim yerleri olmakla kutsal sayılan yasak alanlardı. Bir grup güven içinde hediyesini bu bölgeye bırakıp kaçıyordu. Diğerleri de bu sunuyu alıp kendi bölgelerine çekiliyorlardı. İlk tapınak algısı buydu. Ve böyleydi.

Karşılıklı tapınak sunularını ortaya koyan süreç her iki grup alan içinde en azından mantıksal bir değişim dönüşüme ve dönüştürücü tutum oluyordu. Tapınak alan içinde gerçekleşen karşılıklı hediye sunma işinde taraflar takas etmenin bilincini ve eylemini algılamışlardı

Böylece taraflar biçimsel bir taahhüt içinde oldular. Bu biçimsel taahhüt içinde gruplar birbirine karşı kendi ürününü vermenin, karşılıklı ürün garantisi içinde ittifakı oldular.

İttifaklar, totem birim zamanlardaki gibi kendi yalıtımlı süre durumlar değildiler. Aksine ittifaklar totem grupların dışındaki grupların kendi aralarındaki temaslarını öngörüyordular.

Ön ittifaklarda kısa süreliğine ittifakı oldukları yapıyı bir süre izole ettiler. Ta ki ittifaklar arası yeni bir takas ya da köleci ticaret ortaya çıkana kadar bu durum sürdü.

Totem yaşam daha çok sosyal süreçleriyle beliren kolektif yaşamdı. Toplumsal yaşam ise üreten ilişkilerle birim zamanı saliselere parçalayan kolektif zamandı.

Dünden bugüne gelişte, kolektif olan sosyal yapılar, çevresel kaynak kıtlığı nedenle kendilerini bir alan içinde belli nüfusla yalıttılar. Eğer bu sürece bugünden düne doğru tersten bakarsak totem yapılar, kendi izole (yalıtım) durumlarından ötürü; kolektif yaşamlı etnik yapılardı.

Böyle olunca totem yapılar ittifakı etnik nedenle ya da hoş görü ile değil üreten ilişkileri nedenle ittifakı olup dıştan diğer gruplarla temas yapıp, yalıtımdan (tecritten) çıkmışlardı.

Farklı kullanım ve tüketim değeri ortaya koyan her bir üreten ilişkilerin takas yapma olanağı bu grupları birleştirmeğe zorluyordu Etnik sosyal kültür, ittifaklar içindeki çatışmanın ana nedeniydi.

İttifak içinde totemi çatışma, etnik çatışmaydı. Etnik çatışmaya karşın, üreten yapıların birleşme çekimi vardı. Farklı kullanım ve farklı tüketim olanağı veren totem mesleki ürünler, grupların kendi aralarında birleşmenin paydası oluyordu. Paydaşlık nedenle farklı etnik gruplar aiti olan hemcinsler ittifak içinde sosyo toplumsa irade ile İNSAN olmuştular.

Egemenliğin çıkışını ve ortaya konuşunu uzun uzun anlattığım bu tarihsel bilinç olmadan hakimiyeti milliyeyi ya da egemenlik milletindir söylemini anlamak olanaksızdır. Egemenler, halkın tarihsel süreçleri bilmesini istemiyorlardı. Egemenler bunlar yerine rızk dağıtan bir El hikâyesi anlatıyor ya da anlattırıyorlardı. Bu türden tarihsel olan gerçek meşruiyetin bilmesini hiç istemiyordular.

Beğen

Bayram KAYA 1
Kayıt Tarihi:24 Haziran 2019 Pazartesi 18:20:56

KURTULUŞUN FELSEFESI 158 YAZISI'NA YORUM YAP
"Kurtuluşun Felsefesi 158" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.