De Demircioğlu
50 şiiri ve 28 yazısı kayıtlı Takip Et

Depresyon nedir; nedenleri ve belirtileri nelerdir, nasıl tedavi edilir?



Depresyon insanın düşünsel, duygusal, davranışsal yönden çöküntüye uğraması, karamsarlığa kapılması; düşünce, duygu, konuşma ve davranışlarını, farkında vebilincinde olmasına rağmen, kontrol edememesi halidir. Başlıca belirtileri isteksiklik, risk almaktan kaçınma, atalet, karamsarlık, durgunluk, dalıp gitme, umutsuzluk, değişime ve yeniliğe kapalılık halleridir. Genellikle tek başına olmayıp bünyesinde anksiyete, panik atak gibi rahatsızlıklı da barındırır.

Temelinde büyük ölçüde çocukluk döneminde yaşanan ruhsal, zihinsel ve duygusal travmalar yatar. Sorumluluk verilmeden, güven duyulmadan, takdir edilmeden, hata yapma lüksü tanınmadan, girişimleri engellenerek yetiştirilen bireyler depresyona yatkındırlar. Bu dönemde kendilerini, yeteneklerini, insan oluşlarından kaynaklı değerlerini fark edemediklerinden özgüvenleri azdır. Bir işe girişecekleri zaman geçmişin korkuları ve geleceğin kaygıları zihinlerini ziyadesi ile işgal ettiğinden yaşadıkları ana odaklanamazlar. Dolayısı ile eyleme geçemezler. Geçseler bile ilk etaptaki istek ve motivasyonlarını koruyamadıklarından çok çabuk yıpranırlar, eyleme geçme arzuları yerini isteksizliğe ve karamsarlığa bırakır.

Depresyon dönemsel olabileceği gibi kronikleşmiş de olabilir. Dönemsel depresyonun tedavisi kronik depresyona göre kolaydır. Zira belli bir travma neticesinde açığa çıktığından hastanın bilinçaltı kayıtları tamamen negatifleşmemiştir. Fark edildiği takdirde kronikleşmesi önlenebilir, bir psikoloğun desteğinde çabuk atlatılabilir. Benim işleyeceğim konu daha ziyade kronik nitelik kazanan depresyondur. Kronikleşen depresyon, kendi akışı içerisinde kişilik bozukluğuna doğru yol alır.

Sıfır-altı yaş aralığı kişiliğin temellendirilme aralığıdır. Hayat binasının temelleri bu dönemde atılır. İyi bir gözlemci ve taklitçi olan çocuk doğumla birlikte rol modelini aramaya başlar. Fıtratın gereğidir bu. Çocuğun güvende olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır. Ona süt veren annesi ilk sığınağıdır. Annesine hudutsuzca güvenir. Annesinin kendisiyle, babasıyla, varsa diğer kardeşleriyle olan ilişkilerini; düşünsel, sözel, duygusal ve davranışsal tepkilerini gözlemler, beden dillerini yorumlar ve hayata vereceği tepkileri zihninde inanç kalıplarına, bir bakıma alışkanlıklarına dönüştürür. Güven dolu, sevgi ve şefkatın hakim olduğu, sorundan çok çözüme odaklanılan, büyük küçük ayrımı yapılmadan fikirlere önem verilen, girişimlerin engellenmediği, korku ve kaygının kontrol edilebildiği aile ortamlarında yetişen çocuklar özgüven kazandıklarından depresyon yaşama olasılıkları azdır, yaşasalar bile kronik nitelik kazanmaz, tedavisi kolay olur. Aksi durumda, başta konumuz olan depresyon; devamında anksiyete, panik atak, obsesif kompülsif bozukluk, bipolar bozukluk gibi ruhsal rahatsızlıklar kaçınılmaz hale gelir.

Depresyonun temelinde en dipte özgüven eksikliği, devamında korku ve kaygı vardır. Her üç kavram da birbirini besler, tetikler. Özgüven eksikliği korku ve kaygıyı getirir, korku ve kaygı özgüveni tüketir. Korku geçmiş zaman kaynaklıdır, kaygı gelecek zaman... İnsan geçmişi ve geleceği düşünmekten bulunduğu anı yaşayamaz hale gelir, farkında bile olmadan. Karar veremez, verse arkasında duramaz. Sürece bir takım fiziksel sıkıntılar eşlik etmeye başlar. Migren ağrıları, nefes darlığı, kalp sıkışması, mide rahatsızlıkları, kasların sertleşmesi ve sızlaması baş gösterir. Bu vb. belirtileri yaşayan hasta doktor doktor gezmeye başlar fakat fiziksel bir rahatsızlığı tespit edilemez. Çoğu insan da bunları normal kabul edip hiç birşey yokmuş gibi hayatını idame ettirmeye çalışır.

Depresyonun bir diğer belirtisi de insan ilişkilerinde kendini gösterir. İş, arkadaşlık, aile vb. sosyal ortamlarda alınganlık, anlatılanı dinleyememe, agresif sözler ve tavırlar, agresif beden dili, yaptığı işe odaklanamama şeklinde belirtiler açığa çıkar. Çoğunlukla birey farkına varamadığından bunları normal kabul ederek, çevresindeki insanları suçlamaya, eleştirmeye başlar. Gelen tepkiler düşünce dünyasını daha da karmaşıklaştırır. Şiddete varan davranışlar meydana gelebilir.

Peki kronikleşmiş bir depresyon hastası, içine düştüğü bu kısır döngüden kurtulamaz mı? Cevap kesinlikle evet kurtulabilir. Dışardan bir gözle kendini seyredip yorumlama kaabiliyet ve alışkanlığı kazanması ile bu mümkündür. Zihnin karamsar düşünme alışkanlığından kurtarılarak, negatif bilinçaltı kayıtlarının temizlenmesi kişinin hayata daha pozitif bakmasını sağlayabilir/sağlar. Tabi uzun, meşakkatli, destek isteyen bir süreç. Bir nevi kişiliğini değiştirmek, binayı yıkıp sağlam temeller üzerine yenisini inşa etmek. Öncelikle insan kendisinin farkına varmalı, haddi aşmadan özeleştirisini yapmalı, eksikliklerini kabul ederek akılcı çözüm arama çabası içine girmelidir. Gerisi zaten kendiliğinden gelecek, insan düşünemediklerini düşünmeye, göremediklerini görmeye, sezemediklerini sezmeye, hissedemediklerini hissetmeye başlayacaktır. Süreç dahilinde bol bol okumak büyük katkı sağlayacaktır. Hatta sürece en büyük katkıyı kitaplar sağlar, diyebilirim. Özellikle Uzakdoğu öğretileri, kişisel gelişim kitapları, Tasavvufi İslam anlayışı sayesinde bu uğurda ciddi bakış açısı ve yorumlama değişimlerine ulaşılabilir. Zaten düşünceler değişim gösterdiğinde doğal olarak duygular, konuşmalar, davranışlar ve beden dili de değişmeye başlayacaktır. Dolayısı ile olumsuz alışkanlıklar ve negatif bilinçaltı kayıtları yerini pozitif alışkanlık ve inançlara bırakacaktır.

Düşünceleri birden bire değiştirmek mümkün değildir. Düşünceleri değiştirmeye çalışırken günlük konuşmaları ve davranışları da pozitif yönde değiştirmek gerekir ki düşünceler pozitife evrilebilsin. Yapıcı, olumlu, çözüm odaklı konuşmalar ve yapmak istenilmediği halde, sonucunun olumlu olacağını bildiğimiz davranışlar; olumlu düşünce ortamına zemin hazırlar ve zamanla olumlu inanç alışkanlıklarına geçişi hızlandırır. Olumlu düşünceler, duygular, konuşmalar ve davranışlar sürekli birbirleri ile iletişim halindedirler. Kısır bir döngü halinde, birbirlerini etkiler, tetikler, beslerler. Bu kısır döngünün fark edilerek nimete çevrilmesi zaman alsa da imkansız değildir.

Hayatta hiç birşey imkansız değildir. İnsan yeter ki azmetsin, sabretsin, motivasyonunu yüksek tutarak eyleme geçsin; herşeyin üstesinden gelebilir. Neticede hiçbir rahatsızlık, hastalık boşuna değildir. İnsanı olgunlaştırmak, güçlendirmek için vardır. Dert varsa derman da bir yerlerde bizim onu bulmamızı beklemektedir. Anne babamızın çocukluk dönemimizde yaptığı hataları bir ömür kişiliğimizde taşımak zorunda değiliz. Yükü taşımakla mükellef olduğumuz kadar yeri ve zamanı geldiğinde onu sırtımızdan atmakla da mükellefiz. Zafer ve başarı ona inananlarındır.

Beğen

Demircioğlu
Kayıt Tarihi:29 Eylül 2018 Cumartesi 16:41:37

DEPRESYON NEDİR; NEDENLERİ VE BELİRTİLERİ NELERDİR, NASIL TEDAVİ EDİLİR? YAZISI'NA YORUM YAP
"DEPRESYON NEDİR; NEDENLERİ VE BELİRTİLERİ NELERDİR, NASIL TEDAVİ EDİLİR?" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Serhat BİNGÖL
1 Ekim 2018 Pazartesi 22:27:12
Değerli Dostum. Bilgilendirici bir yazıydı kaleminize sağlık.

İş hayatından tanıdığım sıfırdan tırnaklarıyla bir yerlere gelmiş ve oldukça varlıklı bir insan ve yakın bir süre içerisinde de rahmetli olan bir ağabeyimizin otuzlu yaşlarda iki kızı vardı. Hayatımda bir birileriyle bu kadar anlaşamayan baba ve kız üçlüsü olarak başka kimseyi tanımamıştım. Hemen her gün aralarında tartışır ciddi manada gerginlik yaşarlardı. Bu ağabeyimiz bir gün bana kızlarıyla ilgili dert yanmış ve kızlarının avuç dolusu parayı psikologa verdiklerinden bahsedip şikayetçi olmuştu. Bende kendisine; Bunun normal olduğunu doğal karşılaması gerektiğini söyledim. Yani kendimce akıl vermeye çalışıp bilgiçlik taslamıştım. Ağabeyimizde aramızda ki samimiyete güvenerek hiç beklemediğim bir çıkışla ‘’ne normali be kardeşim şükürsüzlüğün adını depresyon koymuşlar diye bir serzenişte bulunmuştu.

Bazen düşünüyorum da o sözlerinde az da olsa bir haklılık payı var mıydı acaba!

Sizin yazınızı okuyunca yaşadığım o diyalog aklıma geldi.

Saygı ve selamlarımla.


Serhat BİNGÖL tarafından 10/1/2018 10:31:44 PM zamanında düzenlenmiştir.

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Demircioğlu 1 Ekim 2018 Pazartesi 22:47:54
Haklısınız serhat bey. İslam tasavvufu yüzyıllardır adını koymadan, depresyon vb. ruhsal rahatsızlıklarla mücadele ediyor aslında. Fakat biz batılılaşma adına kişiliğimizi de batılılaştırmaya çalıştığımızdan, kendi ruh ve zihin ehlileştirme yöntemlerimizi göz ardı ettik hep. Batının psikoloji bilimi vasıtası ile son birkaç yüzyıldır söylediklerini İslam ve İslamın ruhu olan tasavvuf 1400 yıldır farklı bir üslupla zaten söylüyor. Batı kafası ve aklı ile düşünmeye ve anlamaya alıştığımızdan fark edemiyoruz sadece.

Genetik ve fiziksel nedenlere dayanmayan psikolojik rahatsızlıkların tümü sabır, şükür, güven ve teslimiyet eksikliğindendir. Ağırlıkla sıfır-altı yaş aralığında bu hasletler bize kazandırılmadığından, üstüne bir de kadere ve Rabbimize isyan mayası ile yoğrulduğumuzdan kendi içimizde kıvranıyoruz. Çocuğu bir eşya, bir mal gibi görüyor ve üstünde her türlü tasarruf yetkimizin olduğunu sanıyoruz. Halbuki onu bir insan olarak kabul edip, bize tanınan hakları ona da tanıyabilsek sorun çözülecek.

Saygılarımı sunuyorum hocam Allah'a emanet olunuz.
Demircioğlu 1 Ekim 2018 Pazartesi 22:52:20
Bir husus daha eklemek lazım hocam: Farkında değiliz ama biz aslında Rabbimize güvenmiyoruz. Rabbine güvenmeyen insan, ne kendine güvenini tam kazanabilir, ne de çocuklarına güvenebilir.

En başta ben olmak üzere biz, toplum olarak biz bu sorunu yaşıyoruz.
Serhat BİNGÖL 2 Ekim 2018 Salı 00:23:41
Doğrusu günümüzü şartları ve hayat koşulları o ağabeyimiz bakış açısıyla ve geçmişle karşılaştırıldığında gerçekten de çok zor değildi. Rahmetli olan, o ağabeyimiz vefat ettiğinde yetmiş yaşlarında idi ve kızlarının hayata bakış açısını anlatmakta zorluk çekiyordu. Çünkü ona göre çalışan ve mücadele eden her insan az ya da çok mutlaka bu hayatta başarılı olurdu. Üstelik kendisi ve onun jenerasyonu hayata dair günümüzle mukayese edilemeyecek kadar olağan üstü zorluklar yaşamışlardı.

Kendi söylemiyle çocuk sayılacak yaşata tek başına Malatya’dan İstanbul'a göç ettiğinde bekar odalarında günlerce aç yatağa girmiş, nihayetinde Rum bir tüccarın yanında karın tokluğuna çalışmaya başlamış ve zaman içerisinde mahmutpaşa da kendi adına küçük bir dükkan açmış ilerleyen yıllarda da binlerce insanın çalıştığı onlarca şirketin sahibi olmuştu. Sanırım kızlarıyla aralarında yaşadıkları çatışmanın temel nedeni kızlarının şirketlerin başına geçmesini istemesiydi. Nihayetinde hastalığını öğrendiğinde şirketlerini çoğunu devredip, bir kısmını da tasfiye etti.

Sonuçta temel bir ilkesi vardı ‘’kanaat ve şükür’’Ona göre aza kanaat etmeyen çoğu bulamazdı. Yani şükür etmesini bilmeyen insana güvenilmezdi.

Görünen o ki kızlarına güvenmemiş ve onların o şirketleri yönetemeyeceğine karar vermişti.

Sonuçta muazzam bir serveti gayrimenkul ve nakit para olarak hanımına ve kızlarına bıraktı. Zaman zaman aldığım duyumlara göre o servette hızla suyunu çekiyormuş.

Yani dostum. Rahmetli olan o ağabeyimiz ilkokul mezunu bir insandı, ama bir konuda doğru düşünüyordu.(istisna durumlar hariç) Bir insanın hayatında kanaat ve şükür yoksa devreye kaçınılmaz olarak psikologlar girer olay budur.

Saygı ve sevgilerimle.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.