HE HERSOY
0 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Yaşanmamış 48 yıl



YAŞANMAMIŞ 48 YIL
Kendi yalnızlığıma çekildiğim şu günlerde, okuma alışkanlığım olmasaydı ne yapardım? Nasıl geçerdi geceler gündüzler. Toplumla olmak için. Yaş üstüne alınan her yaşın taşınmazlığı duyumsanırken.
Düşünüyorum da; iyi okur olmanın yanında zamanında daha çok kitap okuyup, yazma etkinliğini becerilerim arasına katmadığıma üzülüyorum şimdi. O zaman gece ve gündüzler daha verimli kılınırdı büyük olasılıkla. Belki de yalnızlık duymaz iç içe olurdum dost, arkadaşlarla...
Elimde olanla yetinmeği de bilirim. Kitaplık raflarımda dün bugün yer verdiklerimi karıştırıyorum. Okuyor, dün ile bugünü değerlendiriyorum. Hele de 70’li yılların gazete kesikleri dosyaları ya da makalelerden seçkilerin toplandığı betikler çok işe yarıyor. Hani birileri diyor ya;"ne idik ne olduk?" Kendince küçümsercesine... Evet ne idik in bilinen yanını o günün yayımlarından bu günü gözlemek... Bu, bir de uğraş alanınsa....
Kitaplığın raflarında gezinirken C.O.Tütengil’ in Cumhuriyet Kitap’ın yayımladığı "Memleket Saat Ayarı" (Haz.2010) adlı yapıtı gözüme takıldı. Elime aldım. İlk seçki: "Eğitim Yılı’nda Türkiye" başlığı karşıma çıktı. Başlığı ilk okuyuşta eğitim yılının başlangıcı diye algıladım. Geçecektim. "Dur!.. Ne yapıyorsun? Okulların açılış anı şu an. 48 yıl önce okulların açılışı nasıl ele alınmış, anımsa!.. Makaleyi oradan buradan taradım. O da ne!.. "Algı ve gerçek ne de farklı dedirtti" içim içim...Tütengil, makalesinde UNESCO 1970 yılını "Eğitim Yılı" seçmiş. Bu seçilişi o günün bakışı ile ele aldığını, anladım. Güldüm kendime...Anlatının içeriğine girmeden algılamaya kalkışırsan böyle gülersin kendine.
Tütengil, "Türkiye’nin eğitim konularına eğilmesi için böyle bir VESİLEYE hiçte ihtiyacı yoktu. Çünkü öğretmenlerin İHTAR BOYKOTU ilk ve ortaöğretimdeki bunalımı kamuoyunun gözleri önüne sererken, reform tartışmaları, süregelen boykot ve işgal olaylarıyla yükseköğretimin içinde bulunduğu durum da meydandaydı" diyor. Çiçeği burnunda boykotçu olarak ülkenin eğitim sorunlarının kamuoyuna duyurulmasında yer aldığım, burnumun ucunu sızlattı.
Tütengil, o engin öngörüsü ile irdeliyor eğitimimizi...Eğitim sorununu getiriyor, EĞİTİM BİRLİĞİ SORUNUNDA düğümlüyor. Yıl 1970 eğitimin ana sorunu EĞİTİM BİRLİĞİ, yıl 2018 eğitimin ana sorunu yine EĞİTİM BİRLİĞİ...
Tütengil, makalesinin bir yerinde de "eğitim birliği zedelenmiştir" diyor, incelikle... 1970 öncesinde bir zaman dilimi aralığında söz konusu birlik sağlanmış da koruyamamışız. Ya bugün irdeleseydi ne derdi, doğrusu...
3 Mart 1924’ de sağlanan EĞİTİM BİRLİĞi yasasının zedelenişi "OY AVCILIĞI" uğruna olduğu, iktidar olma uğruna olduğu netleşti zaman içinde bende. Demokrasi diye diye... Oysa ki EĞİTİM BİRLİĞİnin zedelenmediği dönem diye düşündüğüm, kökleştirilmesine uğraş verildiği dönem diye algıladığım1924-1945’tir. Bu dönem içinde olan Köy Enstitüleri birliğin sağlanmasının en uğraş verilenidir, belki... Köy Enstitüleri’ne emek veren İ.Hakkı Tonguç;”demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı… İkincisi kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin, bilmesin, toprağı olsun olmasın, demagoji ile serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur. Kolayıdır” diyor.
İ.Hakkı Tonguç, gerçek demokrasiye nasıl ulaşacağımızı da söylemiş. “….Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı eğitimden geçirmeden olmaz birincisi” diyor.
Günümüzde zedelene zedelene ortadan kalktı gibi EĞİTİM BİRLİĞİ ve DEMOKRASİ... Halkın yarısının direnci olmasa... Tamamen medreseleşilirdi. Demokrasi de aynı. At başı gidiyorlar.
Tütengil, 1970’lerde eğitimde ki zedelenmeği; a)Laik eğitim ve teokratik eğitim, b)Resmi eğitim ve özel eğitim, c)Özerk yükseköğretim ve bağımlı yükseköğretim, biçimlerinde ikili olduğunu söylüyor.
48 yıl sonra gelinen yerde bunlardan üçüncüsündeki "özerkliğin" dışında hangisi eğitim sorunlarında bugün yoktur, diyebiliriz?-Özerk yükseköğretim de yok edilmiştir.-
O güne Tütengil gözüyle bakılınca; "Ülkemizde onbinlerce öğretmene, sanatkara, teknik elemana ihtiyaç olduğu, kalkınma planlarında saptanmasına rağmen , bu okullarda ancak yüzde 10-15 arasında artış meydana gelirken imam hatip okullarında bu süre içinde yüzde 300 artış olmuştur." Bir Senatör bu bilgilere;" ... 50 bin kadar kuran kursu bulunduğunu , bunun 6 bininin izinli geri kalanının izinsiz kurulduğunu" eklemektedir.
Bu bilgiler ışığında düne baktığımda söylenen "vatandaş çocuğunun dinini öğrenmesini istiyor" kandırmacIsını nasıl da yuttuğuma üzülüyorum. Tabii bu törpülene törpülene gelinen yer. Ya Tütengil’in Hilmi Yavuz’dan alıntısı; "...Bunlar artık eski mahalle mekteplerin yerini tutmakta ve imam hatip okullarından azıcık müspet bilgi ile yetişecek olanlara karşı direnmede kullanılmaktadır." Bugün kullanımları tanık mıyız acaba?
Kalkınma planları karşısında ki; çökertme planı nasıl da işletilmiş?
Günümüzde de uygulamaya geçirilmekte ... On altı yıldır "kandırıldık, kandırıldık diye diye ülkeyi yönetir görünüp, aslında yıkımını hazırlayanlar kandırmak için kuran kurslarında kandıracaklarını yetiştirip, kendilerine kol kanat destek olsun. Acından ölmesin. Cumhuriyet’in sosyal yönünü alalayıp kömür, yiyecek, 200-300 TL yardımlarla nasıl yanlarında tuttuklarını görünce; vay beee!... demeden edemiyorum.
Hocaların hocası diye anıldığını duyduğum bir kaç kişiden biridir C.Orhan Tütengil. Söz O’nun: "Önce DİN, sonra da TİCARET adına EĞİTİM BİRLİĞİN’de meydana getirilen çatlaktan .......yükseköğretim alanına itilmek istenen BAĞIMLI ÜNİVERSİTELER yaratılmak istenmektedir.
.....Öğle görünüyor ki, Türkiye’nin eğitim sorunlarının A’ dan başlanarak ele alınması gerekmektedir.Alfabemizin ilk harfi olan A, aynı zamanda ANAYASA’ nın, akıl, açıklık ve araştırma kelimelerinin de başlangıcıdır. 1970 Eğitim Yılını gerçeği görme ve gelecek zaman karşısında sorumluluk yükleme anlayışı içinde değerlendirmek dışında sarfedilecek her çaba Türkiye’nin eğitim alanındaki gelişmesini engellemek olur." Ne dersiniz? UNESCO’nun Eğitim Yılından ilerde miyiz? Geride miyiz? 48 yılı yaşanmamış mı kabullenmeliyiz? 10.09.2018

Beğen

HERSOY
Kayıt Tarihi:11 Eylül 2018 Salı 17:58:59

YAŞANMAMIŞ 48 YIL YAZISI'NA YORUM YAP
"YAŞANMAMIŞ 48 YIL" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.