Sefa Emre LEVENT
29 şiiri ve 23 yazısı kayıtlı Takip Et

Yalnızlığın psikolojisi



Artık dayanamıyorum. Kalabalık, insanlar, gürültü dayanılmaz şeyler benim için. Ruhum çok daralmış durumda. Koca şehir üzerime üzerime geliyor. Herkesten, her şeyden uzakta yalnız kalmak istiyorum. Baş başa kalmak istediğim tek kişi kendim. Kısacası, yalnızlığı özlüyorum.
Şuan evde tek başınayım ve panik olmuş durumdayım. Sorun, şuan evde yalnız olmamdan çok, bu kocaman şehirde yalnız olmam. Çok korkuyorum ve bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. İstanbul’un göbeğinde yaşamama rağmen ot gibiyim. Ve çok yalnızım. Korkuyorum! Gittikçe daha yalnız oluyorum…
Yalnızlık, kentliler olarak birçoğumuzun yaşadığı, bir kısmımızın ise yaşamak isteyip de yaşayamadığı bir duygu… Kimimiz yoğun hayat temposundan bıkmış, yalnız kalıp ruhumuzu ve bedenimizi dinlendireceğimiz bir mekan ararken, kimimiz ise koca şehirde, kalabalıklar arasında kendimizi yapayalnız hissediyoruz. Bir yanda yalnızlığa susamış ruhlar, diğer yanda yalnızlıktan şikâyetçi insanlar var çevremizde.
Yalnızlık da her duygu gibi kıvamında yaşanması gereken bir duygu. Kıvamında yaşandığında yalnızlıkla ilgili şikâyet kimselerde görünmüyor. Sağlıklı yalnızlık, insanı iç dünyasına yönlendiriyor. Kişi yalnız kaldığı zamanlarda hayatını, hayattaki gidişini, artılarını-eksilerini, kaybettiği değerleri fark edebiliyor. Zamanın akışına kendisini kaptırmaktan ve günübirlik yaşamaktan sıyrılarak hayata daha anlamlı bir şekilde bakabiliyor. Kısacası, yalnızlık dengeli yaşandığında raydan çıkan hayatımızı ve düşüncelerimizi tekrar rayına oturtacak zemini bizlere sunuyor. Bu duyguda denge sağlanamadığında ise psikolojik hastalıklar meydana çıkıyor. Aşırı yalnızlık insanda olumsuz düşüncelerin yeşermesine çanak tutarken, yalnız kalamamak ise insanı depresyona sürüklüyor.
Peki, yalnızlıkla ilgili şikâyetler nasıl ortaya çıkıyor? Bunun anlamak için insanın yaratılışını incelemek gerekiyor.

Biz, düğmesine basılınca çalışan ve her etkiye aynı tepkiyi veren makineler değiliz. Kimi zaman güler geçeriz, kimi zaman durduk yerde süzülür yaşlar gözlerimizden. Bazen küser kaçarız, bazen arsızca kovalarız sevdiklerimizi.
İçimizde dış görünüşümüzle kıyaslanamayacak ölçüde büyük bir dünya, yani ruhumuz saklı. Bu ruhun anlaşılması, korunması, motive edilmesi, zaman zaman da şımartılması gerekir ki, o da bize yaşantımızın her alanında destek olabilsin. Olur da düşüşe geçersek bizi boşluktan çekip çıkarabilecek bir güç olsun.
Kendimizi yaşlı, yorgun, her şeye geç kalmış hissediyor olabiliriz. Hayatımızda farklılıklar yaratmak adına bazı atılımlar yapmak istesek de, koşulların buna izin vermeyeceğini de düşünüyor olabiliriz.
Problemlerimiz kadar bunları kaldırabilme gücümüz de farklıdır. Ancak bu ve benzeri düşünceleri bir yerde kesip bugün ve gelecekte iç huzurumuzu yakalayabilmek için ruhumuza sahip çıkmamız, onu incitmememiz gerek.

İnsanların kendilerine moral ve motivasyon vermek yerine, içlerindeki engellere takılarak çöktüklerini üzülerek gözlemlerim. Ancak engellerimize bazen o denli güçlü sarılır ve o kadar ikna oluruz ki, geri dönüp bakma gereği duymaz, ne ile savaştığımızı bile düşünecek fırsatımız olmadan kendi anaforlarımız içinde kayboluruz.

İnsanın başka birisi tarafından konulmuş engellerle savaşması daha kolaydır. Çünkü bu savaşta güçler eşittir. Normal şartlar altında, kazanan iyi savaşandır. Kanımca en güç savaş insanın kendisi ile ve kendi içi ile verdiği savaştır. Burada tehlikeli olan kazananı kişinin kendisinin belirlemesidir. Dilerse engellerle yüzleşerek ve onları tek tek ortadan kaldırarak savaşı kazanmanın bir yolunu bulur, ya da engellere dolayısıyla kendine yenilmeyi tercih eder.

‘Keşke’lerimizle savaşabilmeyi bırakabilmiş, kendimize değer vermeyi öğrenebilmişsek, şimdi de günlük on beş dakikalık süremizi ‘hayatımıza kendimiz tarafından konmuş engeller olup olmadığını düşünmeye’ ayırmayı öneriyorum.’
Düşünün, sadece düşünün... Günde on beş dakika... Hayatınızı dilediğiniz gibi yaşamanıza engel olan neler var? Neler yapmak istiyorsunuz? Bunları yapmanızı neler engelliyor? Sevdikleriniz mi, aileniz mi, arkadaşlarınız mı, işleriniz ya da ödevleriniz mi? Yoksa korkularınız, önceki başarısızlıklarınız, yenilgileriniz mi?
Nasıl bir yaşam sürmek istiyordunuz? Şu anki hayatınız sizi ne kadar memnun ve mutlu ediyor?
Burada dikkat edilmesi gereken, sadece ve sadece sizin koymuş olabileceğiniz engelleri bulmaktır. Başkaları tarafından konulmuş engeller varsa, bunları daha sonra, kendi kendimize vereceğimiz savaşı kazandığımızda masaya yatırıp inceleyebiliriz.

Bizim dışımızdakilerin veya çevresel faktörlerin yol açtığı sorunlar bu örneklerde verdiğim gibi komik ya da tahmin edilemeyecek denli acı verici olabilir. Ancak şu anda biz kendi kişilik savaşımızı veriyoruz ve öncelikle kendi yarattığımız engellerle başa çıkmayı öğreniyoruz. Bakalım kendi kendimize neler yapmışız, ruhumuzun önüne ne gibi barikatlar kurmuşuz?
Bu aşamada dikkat etmemiz gereken en önemli nokta ise kendimize karşı açık olmaktır. Düşündükçe karşımıza çıkanlar zaman zaman bizi utandırabilir, bazen de kızdırabilir.
Sakın korkmayın, siz kendinizlesiniz ve siz anlatmadıkça sizin içinizdekileri kimseler duyamaz.
Şu anda en iyi sırdaşınızla, yani kendinizle hesaplaşıyorsunuz.
Bir diğer önemli nokta ise ortaya çıkan ve hoşumuza gitmeyen hiçbir sebep veya engel için kendimizi suçlamamak ve incitmemek.
Kendimizle ilgili tespitler yapacağız ve bu yaptığımız tespiti de sadece kendimiz bileceğiz. Başkası ile paylaşmak ise arzumuza kalmış. Patron biziz, unutmayalım!

Beğen

Sefa Emre LEVENT
Kayıt Tarihi:23 Mayıs 2016 Pazartesi 22:40:38

YALNıZLıĞıN PSIKOLOJISI YAZISI'NA YORUM YAP
" Yalnızlığın Psikolojisi" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
gumus273
24 Mayıs 2016 Salı 00:11:44
Öncelikle yazınız fevkalade güzel ve akıcı olmuş. Her insan hayatı olduğu gibi akışına bırakarak yaşaması gerekir; ama ölçüsünde bırakarak... Öyle her şeyi sorun ederse kendi içine atarsa sürekli içimizde bir hesaplaşma yaparsak sonumuz nereye gider. Allah korusun düşünmek bile yersiz. Neyse denge çok önemli korumak lazım...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Sefa Emre LEVENT 24 Mayıs 2016 Salı 01:29:01
öncelikle çok teşekkür ediyorum yazımı okuyup yorumda bulunduğunuz için.
aslın da hayata kendimizi sörf yapan bir kişi gibi bırakmalıyız rüzgarın fısıltıları ve dalganın eşsiz dansına kapılıp gitmeliyiz... tabi ki yaşantımız bir çocuğun gök yüzüne saldığı ucurtma gibi muhteşem şekilde olmıycak fakat hayat bir aynadır neyin yansımasını istiyorsan hayata dair ona göre adım atmalıyız ki iç dünyamızda kasisli patika yol gibi olmasın...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.