Gerçek keşif yeni topraklar bulmakla değil, yeni bir gözle bakmakla ilgilidir. marcel proust
pomborya
pomborya

Günçe

Yorum

Günçe

( 1 kişi )

0

Yorum

1

Beğeni

5,0

Puan

727

Okunma

Günçe


Günçe
Para neydi?
Para neydi ve neyin bedeliydi?
Günçe bu soruyu bazen saatlerce düşünürdü.
Ona göre para iki türlüydü: Biri bozuk para; cepten çabuk çıkan, düşünmeden harcanan, demirden olanı.
Diğeri ise kâğıt para; alım gücü daha yüksek, daha değerli olanı.
Bir yerlerde okumuştu paranın hammaddesinin odun olmadığını, ama o konuyu hemen geçiştirdi.
Zaten asıl mesele hammaddesi değil, satın alma gücüydü.
Özellikle bizim gibi yıllardır “gelişmekte olan” ülkelerde para, hayatı belirleyen en büyük güçtü.
Nerede, nasıl, ne kadar yaşanacağını o belirliyordu.Günçe kendi kendine konuşuyordu yine.
Sanki karşısında biri varmış da ona soruyormuş gibi, soruyor ve yine kendisi cevaplıyordu.İş yerini açtığından beri en çok dikkatini çeken şey şuydu: İnsanlar ceplerindeki bozuk paralardan bir an önce kurtulmak istiyordu.
Neden? Bozuk para olmadan kâğıt para olur muydu ki? Olmazdı. Üstelik “bozuk” diye küçümsedikleri o paralar yüzünden çoğu zaman daha fazla para harcamak zorunda kalıyorlardı.Belki bu konuyu tam olarak anlatamıyorum, diye düşündü. Belki de önemli bir konuydu ama o iyi bir anlatıcı değildi. Bazen kafası çok karışıyor, aklındaki her şeyi bir düzene sokamıyordu. Sırada yazmaya gelince her şeyi etrafa saçan bozuk bir makine gibi hissediyordu kendini.Bunları düşünürken gülümsedi. Yanında kimse yoktu ama olsun. Kendi kendine konuşmaktan, derdini kendiyle paylaşmaktan gocunmuyordu.Hayatının büyük kısmı köyde, yaylalarda ve mezralarda hayvanların peşinde geçmişti. Az bir kısmı da ev işleriyle. Bu yüzden her şeyi köy hayatına benzetirdi. Her şeyin çok doğal olmasını isterdi. Uykuyla, yemekle, hayvanlarla geçen saatleri çıkarınca kendine kalan zamanın çok az olduğunu düşünürdü. Ama geriye dönüp baktığında, elinde sadece ertelenmiş işler ve “keşke”ler kaldığını görüyordu.Çocukluk yıllarında bile özgürlükleri sınırlıydı. Her evin önünde küçük bir avlu, avlunun hemen yanında çitler… O çitler, özgürlüklerine vurulmuş zincirler gibiydi. Oyun oynayacak düzlük yoktu. Tek düzlük dere kenarı ve arabaların geçtiği yoldu. En güzel vakitleri dere kenarına inip çakıl taşları topladıkları zamanlardı. En güzel taşları seçer, derenin diğer tarafına fırlatmaya çalışırlardı. Ya da deredeki küçük göletlere taş atıp halkalar oluştururlardı. O halkaların suda yayılması Günçe’ye tarifsiz bir mutluluk verirdi.Günçe tebessüm ediyordu o günleri hatırlayınca.
Hiç aklına gelir miydi bir gün büyüyüp bu yıllara bu kadar özlem duyacağı?Taş fırlatmada hiç becerikli değildi. Yine de bir taşı eline alır, gözlerini kapatır, önce kafasında atacağı yeri canlandırır, sonra taşı o hedefe fırlatırdı. Çoğu zaman ıskalardı. Bazen de öyle bir atardı ki omzunun yerinden çıktığını sanırdı. Belki de bugünkü omuz ağrıları o çocukluk taşlarından kalmıştı, kim bilir…









Para neydi?
Para neydi ve neyin bedeliydi?
Bazen bu soruyu yanıtlamakta zorluk çekiyordu Günçe.
Günçe’ye göre para iki guruba ayrılıyordu, biri bozuk olan, hani düşünmeden harcanan, yani demirden olanı. Bir diğeri ise alım gücü daha yüksek olup,, kâğıttan yapılmış olanı, gelki bir yazıda okumuştum paranın ham madesi de odun değilmiş, ama neyse benim konum o değil deyip atladı o konuyu... Bu durum hem ülkemiz hemen Dünya ülkeleri için geçerli bir durumdu ama bizim gibi yıllardan beri hala gelişmekte olan bir ülke için çok daha önemli vede geçerli bir durumdu, paranın satın alma gücü. O para olmadan olmuyordu ve tüm hayatlarını etkisi altına alan o para, insanların nasıl yaşamaları gerektiğini belirliyordu, nerde ne kadar, nasıl yaşanması gerektiğine o karar veriyordu.
Para neydi? Sorusuna da böylelikle yanıtta veriyordu aslında, kendi kendine konuşuyordu ama o an sanki bir başkası var mış da o soru ondan gelmiş gibi kendi sorduğu sorulara yine kendisi yanıt veriyordu Günçe
..En çok dikkatini çeken şey ise iş yerini açtığından beri, İnsanların, ceplerindeki o bozuk paralardan bir an evvel kurtulmak istemeleriydi..
Neden?
Neden bu paralardan kurtulmak istiyorlardı acaba?
Bozuk para olmadan kâğıt para olur muydu?
Olmazdı, öyle değil mi?
Hem nasılsa bozuk deyip,İnsanlar daha bir çok para harcamak durumunda da kalıyorlardı üstelik.
Bu cümleyi, ya da bu soruyu tam olarak tamamlayamaya bilirim, belki çok iyi önemli bir konuydu ya da ben iyi bir anlatıcı değilim. Kusura bakmayın, bazen kafam çok karışıyor, anlatmak istediklerimi bir düzene sokup anlatamıyorum. Bu durum ben de bazen bir sorun haline dönüşüyor, birçok şeyi sıralıyor, hepsini kafamda tasarlıyorum sıra yazmak, ya da anlatmaya gelince bozuk bir makine gibi her şeyi her yana saçıyorum, tıpkı yukarıda olduğu gibi.
Dedi ve gülümsedi yanında gene kimse yoktu ama olsun, Günçe birisi varmış gibi konuşuyordu kendi kendine anlatıp derdini dile getiriyordu, ne var bunda..
Hayatının büyük bir kısmı köyde, yaylalarda ve mezralarda hayvanların peşinde, çok az bir kısmı evde yemek pişirmek, temizlik yapmakla geçtiği için, birçok şeyi de köy hayatına benzetiyor, her şey çok doğalmış gibi davranıyordu çoğunlukla. Diğer dilimi de uyku da, geri kalan kısmını da kendine ayırdı. Günçe öyle zannediyordu ki, bu saydıklarını çıkardıktan sonra geride ona bir zaman kalmıştı, diye düşündüğü an geriye bir dönüp baktığında ise kendine hiçbir şey kalmamıştı erteledikleri ve keş kelerden başka..
..Düşünüyordu da,çocuklukların da arkadaşlarıyla birlikte oynadıkları oyunlar bile özgürce değildi. Hemen her evin önünde küçük bir avlu, o avlunun hemen kıyısından başlayan çitler, özgürlüklerine vurulan zincirlerdi. Oyun alanları yoktu, daha doğrusu düzlük yoktu. Tek düzlük olan yer ise, köyün en dibi, dere kıyısı ve arabaların geçtiği yol idi. Çok sık olmasa da o dere kenarına inip dere kenarından çakıl taşı toplamak içlerinden en güzellerini seçip, taş oyunu oynamaktı. Yada, eline aldığı o taşları derenin diğer tarafına fırlatıp atmaktı. Olmadı, derenin içerisindeki kaya boşluklarında oluşan o küçük göletlere o taşlardan atıp, halkalar yaratmak, ne kadar da zevkliydi.
Günce tebessüm ediyordu o yılları hatırladıkça..Hiç aklına gelir miydi bir gün büyüyüp, bu yıllara özlem duyacağı, asla..
..Taşları bir kıyıdan öteki kıyıya fırlatmak konusunda hiç becerikli değildi.Gene de taşı eline alır, önce atacağı yeri gözlerini kapatıp kafasının içerisinde şekillendirdikten sonra, o yerle beyni arasında bir bağlantı kurmaya çalışırdı ama gene de o hedefi bir türlü tutturamazdı. Bir türlü istediği o hızı yakalayamazdı. Bazen farkında olmadan o taşı öylesine uzağa atardı ki, o an omzunun yerinden çıktığını zannederdi. Belki de bu gün omzunun ağarması o günlerden kalmıştır, kim bilir..

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Günçe Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Günçe yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Günçe yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL