Fırat Avcı
252 şiiri ve 139 yazısı kayıtlı Takip Et

Eskiye



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 27.5.2014 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.


Zamanın hünerli elleri değiyor yüzüme. Su gibi serpiliyor zerrecikleri. Kayın ağacı kadar bilge, zarif ve görgülü.

Oturduğum iskemleden doğrulup güneşe bakıyorum. Üzerinde halâ ay tortuları var. Tıpkı fırından yeni çıkmış kurabiyeye benziyor asfalt. Çocukça heyecanlarla dolu.

Hep okuyorum. Yerdeki yaprakları, ıssız koridorlardan yansıyan uğultuları, geçimsiz aynaları ve hepsini okuyorum.

Anılarımı bağışlatabilecek hiçbir hafifletici nedenim yok. Parçalanıp rüzgârla etrafa savrulmayı hak ettiğimi biliyorum. Kendi hikâyemin yalnızıyım.

Saçlarım uzadıkça, düzleşsinler istiyorum. Bileklerim belleğimle tümlensin. Uğraşabilecek yeni şeylerim olsun ki, yaşamaya inanıp sabredeyim.

Kalın ve boğuk seslerin arasına yakıştıramıyorum kendiminkini. Metroya tramvaya vapura koşuşturuyorum. Akşamın telâsı şimdiden işaretlendi. Tığ içime saplandı çünkü. O en sevmediğim akrabacı yemeklerden biri daha. Varlığına güç belâ katlandığım bir adamın sevimsiz akrabalarına tahammül etmek. Dergilerde gördüğüm alımlı kadınlardan olsaydım keşke. Ya da kırmızısında kaybolan bir saksı bitkisi.

Ne tuhaf. Hiç sevilmeden onca zamanı tükettiğimi farkettim. Bu yaştan sonra ile başlatmayacağım cümlelerimi. Kuru dallar kadar katılaşmasına izin vermeyeceğim sevi yanımın. Gözlerimin içine kocaman uçurtmalar bıraksa bir adam. Emip özümseyiverse yalnızlığımı. Tutup ellerimden, uzaklara götürse beni hiç bilmediğim o uzaklara.

Kalçalarıma bacaklarıma bakıp duran canavar mizaçlılardan umulmaz bu. Elini kolunu yanlışlıkla şurama burama değdirmeye çalışanların harcı da değil yüreğimi coşturmak. Hem ayıp, hem günah böyle şeyler düşlemek. Evli barklı çocuklu kadınların yüzlerindeki razı olup kabullenmiş ifadeyi takınmalıyım aceleyle. Fakat ya okuduğum romandaki sevgililer? Onlar gibi mutlanmak yok mudur ufkumda benim?

İki sokak ötemizde geçenlerde kopan feryat figân geliyor aklıma. Karısı sessiz ve nefessiz kalana dek onu boğan adamı düşünüyorum. Söylediklerine göre kadın, aldatıyormuş kocasını. Buna göre ölümü hak ediyor olmalı. Yıllardır aldanıyorken kimsenin sesi çıkmıyorduAvunurken, harcanırken, susarken, suçlanırken, itilip yok sayılırken ve erirken mum gibi günbegün. Ama elini evinin duvarlarının dışına uzatınca, dile geldi herkes. Nijeryada kadınların sünnet edildiklerini duymuştum. Hatta bu sünnetin yine kadınlar tarafından gayet desteklendiğini. Kendi başlarına gelen böylesi bir şeyi başkalarının da yaşamasına engel olmak yerine, bunu çabuk ve mümkün kılmaya gayret edişlerini ibretle duyumsamıştım. Şimdi ellerine taşlarını dillerine kelimelerini alıp kocasının yastıkla boğduğu kadına doğru hücûm etmeyi tasarlayanlara nasıl da benziyorlar?

Tenine dokunmaktan bile alıkoyulan nice kader ortağım var. Çoğunluk iken çıkartamadığımız seslerimizi gece yastığa başımızı koyduğumuzda bütün benliğimizde hisseden bizler, sevilmenin hırsızı arsızı olmamak adına içimizi kanatırız tırnaklarımızla. Bağ bozumlarına denk gelir ağlayışlarımız. Adımız eylüldür bundan biraz da. Lakin haddimizi biliriz. Korkmasın kimse. Kan kusup kızılcık şerbeti içiyoruz demeye devam ederiz. Sevmeleri erteleyip yarına, dikiş diker çay demler pusulalarımızı düşsüz ve düşünsüz yarınlara kurarız. Her gün içimizden biri daha uğurlanır sonsuza. Biz sağ kaldıkça toprağın anaçlığına gömülüp aşkı aşka sorgulatırız. Betimsizdir dünümüz, eskiyedir yönümüz. Çark işlesin diye tıkır tıkır, çekiliriz kabuğumuza.

Ne de olsa namus bizim bacak aramızdadır. Kuyruğumuzu değilse de aklımızı sallamaz isek er kişiye, onun da günaha filan gireceği yoktur. Kusur bizdedir zati. Belki de kusuruzdur tepeden tırnağa hepimiz. Kaldırıp oyuncaklarımı, kabullenmenin huzuruna teslim oluyorum ben de sonunda. Sonuma yürüyorum...

Beğen

Fırat Avcı
Kayıt Tarihi:26 Mayıs 2014 Pazartesi 11:19:15

ESKIYE YAZISI'NA YORUM YAP
"Eskiye" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Emine UYSAL (EMİNE45)
27 Mayıs 2014 Salı 22:28:05
Bazı insanlar hayatı perhizli yaşar; özellikle kadınlar...

Yazıdan anladığım bu idi.

sorgulayan bir yazı idi.

Tebrikler, saygılar...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 28 Mayıs 2014 Çarşamba 10:27:25
Belki çoklarının hoşuna gitmedi ya, tam da bu perhizi sorguladım işte. Erkek alabildiğine kilo biriktirirken kadının inceldikçe kopup dökülen halini irdeledim. Eksik olmayınız. Sevgimle.
Turgut Öztürk
27 Mayıs 2014 Salı 13:06:54
kalemine sağlık kutlarım

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 27 Mayıs 2014 Salı 13:52:04
Teşekkürler ilginize. Eksik olmayınız.
Gülüm Çamlısoy
27 Mayıs 2014 Salı 12:24:39
Sonuma yürüyorum...

Hangimiz yürümüyoruz ki sonumuza?

Tebriklerimle, yerine çok yakışmış.

Selamlar ve saygılar...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 27 Mayıs 2014 Salı 13:50:16
Evet hepimiz sonumuza yürüyoruz. Fakat bazılarımız sonlarına, beraberlerinde sonları da varken ilerliyorlar. Öykünün kahramanı gibi. Eksik olmayınız.
Göktürkmen
27 Mayıs 2014 Salı 10:01:12
"...Hep okuyorum. Yerdeki yaprakları, ıssız koridorlardan yansıyan uğultuları, geçimsiz aynaları ve hepsini okuyorum..."


Okumayı okumak veya okumayı bilmenin varyant tanımlarından bir bu tümce....


Okumak bu, güç iştir.. insanı okumayı aşıp; eylemi, eylemin rüzgar halini, ıssızlık halini ve kendine bakan"ayna"da insanı, ona üçüncül boyutla bakan, yazanı...


İşte öyle.. seçkinizi de kutluyorum...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 27 Mayıs 2014 Salı 10:10:53
Teşekkürler ilginize.
İpekyildiz
26 Mayıs 2014 Pazartesi 15:02:10
Hep bıçak sırtında yürümek zorunda olan kadınların asla doyuramayacağını bildiği tutkuların nedenlerini taşımakla yükümlü olduğu sonucun yazıda gösterilmiş olması ne ağır geldi, ne ağır; iki ucu mu desem yoksa tamamımı çoğu zaman gerçek olmayan sevi'ye, umut kırıklığına sebep olan keskin özellikleri kadının ne yücedir oysa...çocukken önce anne banasını ikna etmeye çalışarak başladığı yolculukta sonra erkek arkadaşlarının, kocasının aynı gözle gördüğü; canla başla savunulması gereken namus objesi kabuğu ne kıymetli diye düşünmek zorunda olan kadın, içindeki kendini unutur işte bu zorlamada...bu kapsamda atak öğüt olabilir mi kadınlara " hayatınızı yaşayın canınız nasıl isterse "diye düşündüm de; ahlak kuralları ve vicdan girdiğinde işin içine kadınlar olamaz erkekler gibi işte çünkü yanlışı yapmaması gerekendir kadınlar bence sonuç mutlu bitmese bile..

Güzeldi paylaşımınız
Teşekkürler
Saygı ve dostlukla

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 26 Mayıs 2014 Pazartesi 16:09:39
Eğer hep susup yutkunduklarımızı yüksek sesle dillendirmeyi başaramaz isek, kadim ve tarihi gerçeklikler arasına kaydolacak kadının bu görüntüsü.

17. Yüzyıla kadar kadının cinsel yaşamının bulunduğu dahi yok sayılmış. Kadın, yalnızca doğurganlığa endeksli bir seks yaşamı sürdürmüş, buna sürdürmek denilir ise. Oysa bu yaşantı sürerken, erkek gayet tatmin olup haz doyumuna ulaşıyordu kesinlikle. Fakat kadın, içinde eksikliğini tahayyül edemediği bir boşluğun girdabında dönüp duruyordu. Günümüz kadını orgazm olmak, buna erişmek için yapması gerekenler ve partneri ile karşılıklı konuşmak dahil pek çok noktada daha iyi durumda. Ancak yeterli bir düzey midir bu? Asla değildir. Çünkü eğitim düzeyi yüksek ve toplum dahilinde kendisine sağlam yerler edinmiş erkeklerin çoğuyla bile bunları konuşmak halen fazlasıyla zor.

İşin cinsel yanı bir yana, kadının en aradığı bölüşüm sevi. Buna ya hiçbir zaman, ya da belirli bir zaman dilimi boyunca erişebilen kadın, aynen cinsel yaşamının tehlikeli dehlizlerinde yaptığı yolculuğun benzerini sevi yanında da yaptığı anda, taşlanarak yok ediliyor. Ataerkil yapı yerine anaerkil yapının hüküm sürdüğü toplumlarda durum neydi nasıldı bilinmez. Tarih öncesi dönemlerde kadının doğurgan ve üretken yapısı hep ön planda. Bereket sembolü, güzellik timsali kadın. İçinde yaşadığı toplumlarda söz sahibi olduğu dönemler çok gerilerde kalmış gibi. Gerçekten de öyle mi? Erkek egemen bir toplum yapısında kadınların annelik anahtarını doğru kilide yerleştirip doğru kıvamda çevirmeleri halinde erkek ve kadın nesilleri daha bir farkındalık düzeyi yüksek biçimde varlık gösterecektir buna da kuşkum yok. Değerli vaktinizi ayırmış, okuyup yordamışsınız yazımı. Teşekkürlerim ve saygımla.
İpekyildiz 26 Mayıs 2014 Pazartesi 19:54:37
Tarih milyonlarca insanın, çirkin maskelerin arkasına saklanarak, gizli saklı hissettiklerini kapı arkalarında yaşadığı hikayelerle dolu. Nedense hep çekici veya varlıklı kişilerin aşk dedikleri cinselliği elde bir saydığı mantıkla sınırlanmış "basit aşk" 'ı yücelterek yaşamak senfonisi ile de sürmüş. Veya sadece bunun hayalini kurmakla geçmiş . Ayrıcalıklı bir kuşak değiliz ki ve bizden sonra da ayrıcalıklı kuşaklar yerimizi almayacaklar; sonuçta tarih tekerrür edecek hep ama hep...çünkü kişi gençken daha az duygulu ve daha savruktur, elindeki gücü kullanmak ister ( özellikle erkekler); bu kapsamda kadın bilmediği kutudaki anahtarda rastgele çevirdiği açılma yönüyle , ne kadar kıvamda olursa olsun hep yanılan ve mutsuz olan olacaktır.Tabii ki erkekler orta yaşın üstüne gelip yoksunluk Çölü'nde kavrulmanın ne demek olduğunu anlayana dek...ki bence hiç farkında değiller hızlı bir maraton da yer alıp anlayana kadar final sandıkları yanılsamanın aynasında yaşlı ve sevilmeyen yüzlerini görmenin acısının...

(Kusura bakmayın çok uzun yazdım ama damarıma bastı konu, ben gerçekten sinir oluyorum herşeyin sebebi ve sonucunda ya da yeterliliğinde kadınların omzuna bu kadar yük verilmesine ... annelikte, anne olma kriterleri de doğasında yaşanmalı, erkekliğin ,cinselliğin ve sevi'nin abartılmaması gibi...)

Saygılarımla
Bir tutam hayat
26 Mayıs 2014 Pazartesi 13:50:10
Kafa karıştırıcı bir yazı olmuş.
Kadınlara, genellikle hiç hak etmedikleri halde reva görülen haksızlıklar,
ilginç cümleler, paragraflarla ele alınmış.
Ama,
epeyce de bir kafa karıştıran cümleler mevcut.
''Varsın kocasını aldatsın. Ne var ki bunda?
Onu yadırgayanlar, linçle kalkışanlar da aynı yolun yolcusu değil mi?''
gibi bir algı oluştu üzerimde.
Yanlış mı anladım, ne?

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Avcı Yazının sahibi 26 Mayıs 2014 Pazartesi 14:50:10
Aynı kabullerin her iki cinsiyet için de var olmasının gereğiydi aslında mevzu. Taşlayarak öldürdüklerimiz ile taçlandırdıklarımızın aslında ortak noktaları bulunduğuydu vurgulanması istenen. Demek beceriksizlik etmiş, yanlış yargılara kapı aralamışım. Çok üzgünüm. Daha net olmaya çalışırım diğer yazılarımda.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.