Kapanmayan tek yara vicdan yarasıdır. PUBLiLiUS SYRUS [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

‘’ŞU YAZIYI SARIMSAKLASAK DA MI SAKLASAK,,

‘’ŞU YAZIYI SARIMSAKLASAK DA MI SAKLASAK,,

Kamil Oğuz ve Sami emeklisinin karşılıklı olarak kaleme aldıkları kendilerine ait ve tabi ki komedi unsurlarının da içinde olduğu yaşam hikayelerini anlatan yazıyı, uzunca bir süredir edebiyat defterinin değerli okuyucuları takip etmektedir. Biraz tebessüm ederek, biraz da gıcık alarak, ama ilgiyle ve merakla bu ilginç mizahi yazı dizisini okumayı sürdürmüşlerdir.

Sami emekli ile Kamil Oğuz arasında uzunca sayılacak bir süredir devam eden kadim dostlukları dikkat çekici olduğu kadar aslında biraz da ilginçtir. Şöyle ki; yukarıda ki resimde görüldüğü şekli ile fiziksel anlamda çok farklı insanlar oldukları gibi düşünce yapıları dünya görüşleri vs gibi karakteristik özelikleri, yani huyları da çok farklıdır. Ama buna rağmen her ikisinin de tıp otoritelerini hayrete düşüren bilim dünyasında şaşkınlık yaratan on milyarda bir olasılıkla rastlanan ve insanı şoke eden, ortak bir özelliğe sahipler.‘’Çapkınlık’’Evet evet çapkınlıkları, doğrusu okuyucu yukarıda ki fotoğrafa bakınca, yok artık! Yahu insan hiç mi aynaya bakmaz diye bir düşünceyi zihninden geçirse ve böyle bir şeye pek ihtimal vermiyor olsa da ama maalesef böyle bir gerçek vardır.

İşin asıl ilginç yanı bazı huylarının fiziksel görünümleriyle ters orantıda olmasıdır. Mesela Kamil oğuz daha cüsseli kilolu ve kıllı olmasına karşın, daha kırılgan ve alıngan müzikle ilgilenen gitar çalan şiir yazan duygusal birisidir. Edebiyat defteri ismiyle bilinen meşhur bir sosyal paylaşım sitesinde çalışmalarını okuyucuyla paylaşan duyarlı, hisli ve damarına basılmadığı sürece de mülayim birisidir. Kamil oğuz bu özelliğini genetik bağı olan samancı Mustafa dan ve kökleri Osmanlıya dayanan saray kültüründen almaktadır.

Sami emeklisi de gerçekte edebiyat hocası olmasına rağmen daha ufak tefek sayılan fiziksel görünüme karşın aksine çok farklı bir tarzı vardır. Genelde ceketini omzun da taşıyan ayakkabılarının arkasına basan sivri burun ayakkabı ve beyaz çorap giyen yan yan yürüyen ve yürürken de sürekli elinde de tespih sallayan birisidir. Sami emeklisi her ne kadar devlet memuru olsa da onun da karakteristik özeliği yüz yıllar öncesine Celali aşiretine dayanır. Yani huyunu genetik bağı olan büyük dedesi ve aşiret reisi Eli Eyüp’ten almıştır.

Farlı kültürlerden gelen bu iki insan ilerleyen yıllarda,

Yavruyla Katip- Noktayla Virgül -Lor el ile Hardi gibi bir ikili oluşturacak bu kadim dostların birliktelikleri ilerleyen yıllar da duygusal komedi tarzında keyifli mizah yazılarına dönüşecektir.

Bu ikilinin tanışmışlıkları ve dostlukları edebiyat defteriyle sınırlı değildir. Yani yıllar öncesine uzanır ve taaa ilkokul çağlarına kadar dayanır. Aslında buna tam olarak bir dostluk değil de daha çok çekişmeye dayanan sıkı bir rekabette denilebilir. Bu rekabetin başlangıç noktası yani ana unsuru ilkokulda her ikisinin de gördüklerinde cinsel libidolarının tavan yaptığı ortak aşkları olan Şükufe isminde ki kız öğrencidir.
Şükufe tüccar babanın kaşar bir kızıdır ve babasından aldığı özelliklerle de çok anasının gözü kurnaz birisidir. Öyle ki farklı sınıflarda okuyan bu iki saftrik arkadaşı farklı zamanlar da ayrı ayrı idare ettiği gibi, Onlara biraz cilve yapıp ilkokulun kantininden gazoz bisküvi lokum şekerleme vs gibi şeyleri kendine ısmarlattırmaktadır.

Küçük Sami o zamanlar da öğrencilerin giydiği siyah önlüğün, ön düğmeleri açık şekil de ve beyaz yakalığı kirden krem rengine dönüşmüş bir ucu yakasına ilikli diğer ucu da yandan aşağıya sarkan vaziyette pejmürde bir halde gezerdi. Yine bir teneffüs saati esnasında küçük Sami okulun bahçesinin sote bir yerinde buluştuğu Şükufe’nin belli belirsiz memelerini bir punduna getirip ellemeye çalışırdı.
Şükufe daha o yaşta işi iyi bildiği için, küçük Sami’nin memelerini elleyeceğini hissettiği esnada, hemen kendini naza çeker işaret parmağını arabanın sileceği gibi sağa sola sallar ve –Aa-aaa olmaz ki hani benim gazozum? Gazozumu almadan asla elletmem derdi. Bu sözün üzerine küçük Sami de koşarak okulun kantinine gider gazozu alır getirirdi. Fakat bu seferde ders zili çaldığı için yine hiçbir şeyi elle yemeden boynu bükük vaziyette sınıfına giderdi.

Bu cinsel içgüdüden kaynaklanan fiziksel taciz eylemini küçük Sami okul dışında da sürdürürdü. Şükufe ne zaman parka oynamaya gitse küçük Sami de hemen komşunun üç yaşında ki çocuğunu gezdirme bahanesiyle alır parka götürürdü. Şükufe’nin çocuğa olan ilgisinden istifade edip küçük Sami de Şükufe’nin memelerini ellemeye çalışırdı. Fakat çocukluk çağları boyunca bu eylem, teşebbüs den öteye geçememişti. Bu başarısız taktiksel eylem teşebbüsünü yaşlılık dönemlerine kadar farklı milletlerden başka kadınlara karşıda bu kez torunu Elifnur’un vasıtasıyla sürdürmüştür.

Bir sonra ki teneffüste yine okulun bahçesinin bir başka sote yerinde küçük Kamil oğuz’la buluşan Şükufe bu kez de onu kafalayıp okulun kantinin den bir şeyler ısmarlatma ya çalışıyordu.
Kamil Oğuz o çağlarda da oldukça iri bir çocuktu, fakat zeka seviyesi fiziğiyle aynı orantı da gelişmemişti. Ancak Kamil oğuz’un küçük Sami’nin aksine üstü başı çok düzgündü. Gür saçlarını dana yalamış gibi yana yatırmış şekilde tutmayı çok severdi. Önlüğünün sol cebinde taşıdığı mendiliyle boynundan hiç çıkarmadığı ortasından delinip iple bağlanmış silgisi ile çok temiz ve düzenliydi. Öyle ki, okul dışında da önlük giymediği zamanlar da bile ipe asılı silgiyi boynundan çıkarmaz öylece kolye gibi boynunda asılı gezerdi. Ortaokul ve lise çağlarına kadar bu alışkanlığından hiç vaz geçmemişti. Bunda Şükufe’nin dalga geçmek için önlüğün ve boynunda asılı silginin çok yakıştığına dönük övgü dolu sözlerinin de önemli etkisi olmuştu.

Aslında kamil oğuz da cinsel fantezilerinin peşindeydi ama o olaya daha farklı bir biçimde yaklaşıyordu. Örneğin kızı güldürmek için komiklik olsun diye dudaklarını öne doğru uzatıp büzerek kendi işaret parmağını bir biri ardına hızla dudağına sürtüp‘’bııırım bııııırm bırıııım diye sesler çıkartıyordu. Sevimli gözükerek Şükufe’yi güldürüp onun gönlünü kazanacağını bu sayede de zaafından faydalanıp onu öpebileceğini sanıyordu ya da en azından bu niyetle yoklama çekiyordu. Fakat onunda bu teşebbüsü bir sonuç vermiyor, kâmil oğuz da bir öpücük uğruna habire Şükufe’ye okulun kantininden yiyecek içecek taşıyordu. Bu durum ortaokulun ve lisenin sonlarına kadar sürmüştü.

Ergenlik çağlarına girdiklerinde zaten pek yakışıklı olmayan simaları bir de ergenlik sivilceleriyle dolmuş ‘’ALLAH’’ günah yazmasın hilkat garibelerine dönmüşlerdi. Bir gün Kamil oğuz Sami’nin ikamet ettiği tek katlı müstakil eve gidip kapıyı çalmış kapıyı açan Sami’ye önemli bir şey söyleyeceğini onun içinde dışarı gelmesini istemişti. Dışarı çıkan Sami ile birlikte çocuk parkına gitmiş ve bir banka oturup konuşmuşlardı. Söze ilk başlayan Kamil Oguz olmuştu
-Sami?
-Ne var kamil?
-Sana bir şey söyleyeceğim
-Ne söyleyeceksin haydi söyle?
-Şey çok korkuyorum?
-Neden korkuyorsun söylesene
-Benim şeyim
-Neyin?
-Anla işte şeyim
-Haa anladım ne olmuş şeyine?
-Neden olduğunu bilmiyorum ama bazen kendiliğinden boyut değiştiriyor.
-Haa o mesele ben sana söylemedim ama benim ki de öyle bende çok korkuyorum ne yapacağız!?

Bir süre bu doğal biyolojik durumla ilgili kendi aralarında konuştuktan sonra kendilerince bir çözüm bulmuşlardı. Yakında ki Koruluğa gidip taşla ezeceklerdi. Bu konuşmayı duyan yan bankta oturup gazete okuyan torunu Poyrazı parka oynatmaya getiren emekli mühendis Gökhan Bey okuduğu gazeteyi katlayıp ikisini de yanına çağırmıştı çok içinden gelmese de Kamil Oguz ve Sami’nin şefkatle başlarını okşayıp söze başlamıştı.

- Bakın çocuklar konuştuklarınızı duydum sakın öyle bir şey yapmayın şeyinizin boyut değiştirmesi gayet doğal korkacağınız bir şey yok siz büyüyüp evlendiğinizde o şey işemenizin dışında da size lazım olacak tamam mı çocuklar? Biraz daha büyüdüğünüzde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Diyerek onlara biraz bilimsel biraz da nasihat niteliğinde bilgiler vererek yardımcı olmaya çalışmıştı. Şeylerini taşla ezmekten vaz geçmişlerdi ama Gökhan beyin söylediklerini de tam olarak anlamamışlardı. Kafalarında oluşan yığınla soru işaretini hiçbir ortam da dışa vurmadan üniversite çağlarına kadar gelmişlerdi.

Bu iki kadim dostun yolları üniversite yıllarında bir süreliğine ayrılmıştı. Genç Sami sağ görüşlü öğrencilerin olduğu bir okulda okurken Kamil Oguz da Eskişehir de sol görüşlü öğrencilerin olduğu bir üniversiteyi okuyordu. İlgi duydukları Şükufe de iyice serpilmiş bir içim su olmuştu ünlü bir manken ajansıyla anlaşmış ve podyumlarda boy göstermeye başlamıştı. Mankenlik yaparken tanıştığı kendisinden otuz beş yaş büyük sosyetenin yakından tanıdığı çok zengin bir para babasıyla evlenmiş evlilikleri gazetelerin magazin sayfalarına kapak olmuştu. Bu haberi gazetelerden öğrenen Kamil Oguz ve genç Sami derin bir üzüntü yaşamışlardı.

O yıllar da ülkede sokak ortasında sevişen ve aşk yaşayan insanlar alıp yürümüştü ahlak sukut etmişti ve netekim bu duruma daha fazla sessiz kalmayan ordu darbe yapmıştı. o zaman ki Genelkurmay başkanı olan org sn; Tacettin Yıldırım. Hava kuvvetleri komutanı org sn;Bedri Toklu. Jandarma genel komutanı org sn Eyüp Yaşar Ovacık ve deniz kuvvetleri komutanı ora sn; Serhat Bingöl yönetime el koymuştu. Karıştır ama seviştirme adı altında yeni bir uygulama başlatmışlardı.
Ülkede sevişen lise ve üniversite talebeleri de dahil sokakta rastladıkları kim varsa içeri almışlardı amaç ülkede bozulan ahlak düzenini yeniden tesis etmekti.

O uygulamalar da Kamil Oguz ve genç Sami de içeri alınmış ve aynı koğuşa koyulmuştu. Yani kader bir kez daha bu ikiliyi yan yana getirmişti. İçeride geçen sürede bol bol konuşma vakitleri olmuş ve Şükufe’nin yıllar dan beri her ikisini de söğüşlediği gerçeğini sorguda ki, itiraflarından ikisi de öğrenmişti.Bu itirafla birlikte dostlukları gizli bir çekişmeye ve rekabete dönüşmüştü.içeride geçen zaman süresinde genç Sami boncuktan kuş yapmayı öğrenirken Kamil Oguz da gitar çalmayı öğreniyordu.Ancak genç Sami’nin boncuktan yaptığı kuş öyle arabaların dikiz aynasına asılan türden dekoratif amaçlı bir kuş değildi. Daha çok birlikteliklerde korunmak için erkeklerin kullanacağı esnek lastik ip kullanarak boncuktan yapılmış bir tür koruyucuydu.

Bir süre sonra her ikisi de tahliye olmuştu. Darbe yönetimi içeri girdiklerinden dolayı memur olma ve okuma haklarını ellerinden almadığı için üniversite öğrenimlerine devam etmişlerdi. Hem okuyup hem çalışıyorlardı Kamil oğuz içeride gitar çalmayı öğrendiği için akşamları bazı kulüplerin orkestralarında gitarist olarak çalışıyordu.
Genç Sami de içeride yaptığı yüzlerce boncuktan kuşları semt pazarlarında satmaya çalışıyordu.

Üniversite bitmiş Kamil Oğuz bir kamu kuruluşuna kapağı atmış genç Sami de öğretmen olarak devlet kadrosunda görev almıştı. Artık münasip hanım adaylarından biriyle yuva kurma zamanları gelmişti. Aday derken sözün gelişi ortada aday falan yok ta neyse yinede ümidi kesmemek lazım ancak aldıkları maaş evlenmeleri için yeterli değildi. Onun için gitar çalmaya ve boncuktan kuş yapmaya devam etmişlerdi.

Bir gün gazeteler de çıkan sosyeteyle ilgili önemli bir haber Kamil Oguz ve Sami hocanın çok dikkatini çekmişti.

Devamı ikinci ve son bölümde


Serhat BİNGÖL 04.09.2015









Etiketler:


tacettin yıldırım  | tacettin  yıldırım
16 Eylül 2015 Çarşamba 20:41:28


oğlumun hayırlı işi için antalyadaydım...sıcaklarla boğuşup güzel günümüzü noktaladık...istemiyerek defterden uzak kaldım şimdi tüm yazıları anti virüs proğramı gibi tarıyorum....kalemin kaviliği tescilli...yorum için geç kaldım affımı istiyorum....en derin sevgi ve saygılarımla


    [ Cevap yaz ]    

5 Eylül 2015 Cumartesi 13:57:57


Sevgili Serhat.

Öncelikle şunu belirteyim ki harikanın da ötesinde bir yazı olmuş. Daha önce biraz da s bu ertçe eleştirdiğim ve acemice bulduğum ''Kiralık Katil'' Yazına kıyaslayınca bu tam anlamıyla usta elinden çıkmış nefis bir yazı olmuş
Bu da gösteriyor ki senin asıl branşın mizah. Zaten zaman zaman benim yazılarıma yaptığın yorumlarda bunun izlerini görüyordum. Bu son yazında resmen döktürmüşsün.

Kemal'e yazmış olduğun ''Sami Abiyi kırdım mı acaba?'' sorusunu ne ben okumuş olayım ne de sen sormuş ol. Kemal'in de dediği gibi nete girme konusunda bazı engellerim var.)))))))))))))))

Bu arada bir şey daha belirteyim. Ben seni zehirli börekle rahmet-i rahmana yollamıştım ama görüyorum ki dirilmişsin. Lakin sen beni öylesine dâr-ı ukbâya göndermişsin ki o diyarlardan nasıl dönerim bilemiyorum.

Son bir şey daha:

Sevgili Serhat

Nurten Hanım'ın Kemal'e yaptığı oldukça haklı bir eleştiri var. '' Öznesi devamlı Sami Emekli olan yazılar okuyucuyu sıkar'' Bu iri benim için de geçerli. Çünkü çok doğru ve haklı bir eleştiri. Öznesi devamlı Kamil Oğuz Mangırcıkoğlu olan yazılar okuyucuda zamanla bıkkınlık yaratır. Ben bunu Kemal'e daha önce de söyledim.

Bıkkınlık verir çünkü artık espriyi zorlamaya başlarız. Ki kim ne derse desin, kim ne kadar beğenirse beğensin her ikimiz de espriyi zorlamaya başladık. Ayrıca özellikle sanatçı aleminde ''Yüzüm eskimesin '' diye bir kural vardır. Devamlı okuyucunun karşısında ama hep aynı konu ile olursak yüzümüz eskir diye düşünüyorum.

İşte bu sebeplerden dolayı ben en azından bir iki ay sahalardan ( Sahalardan derken Kamil Oğuz- Sami Emekli atışma sahasını kast ediyorum) çekiliyorum.

Yazının ikinci bölümünü sabırsızlıkla bekliyorum ve bir kez daha söylüyorum: Senin ana branşın mizah. Mizah yazmaya devam et çünkü çok çok başarılısın.

NOT: Kamil'e de dokundur yahu. Seni öldürmüş olsam bile her şeye rağmen sen ve ben daha eski dostuz)))))))))))))

Selam ve sınsuz sevgilerimle.


    [ Cevap yaz ]    

4 Eylül 2015 Cuma 14:44:33


Valla,
bu keyifli muhabbet,
her geçen gün genişliyor,
güzelleşiyor,
yeni kahramanları bünyesine alıyor,
coşkun bir nehir gibi gönülden gönle akıp duruyor.
Beğeniyle, kahkahalarla okudum hikayeyi.
Şu bizim çapkın yazarlara,
beklemedik bir salvo vurmuşsun dostum.
Gafil avladın her ikisini de.
Artık,
bir cephe de senin tarafa açmak zorunda kalacaklar.
olayın aktörleri çoğalıyor.
Çok da güzel oluyor.
Lezzeti her gün biraz daha artıyor bu olayın.
Hadi hayırlısı diyelim.

Eline sağlık diyorum.


    [ Cevap yaz ]    

4 Eylül 2015 Cuma 09:27:40


Aha, olay engellenemez bir hal aldı.
Mesele iki ozan atışmasından çıkmış, küresel bir vaka durumuna geçmiştir. Sarmısaklı Sarmısaklı olalı bu kadar kulağı çınlamamıştır.
Hayrola.
Kutluyorum Serhat Bey.

Saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

4 Eylül 2015 Cuma 09:27:24


ne zamandır bu ikiliye dışarıdan bakacak bir üçüncü şahıs anlatıcı lazımdı. Türk filmlerindeki anlatıcı gibi olayları bize başından itibaren anlatmalıydı ki taşlar yerine oturabilsin.

çok şükür ki Serhat hocam sen bu görevi üstlendin. Kemal ve Sami hocamın neler karışt..şey neler çektiklerini de böylelikle öğrenmiş olduk. kah güldük, kah ağladık(yalan), kah kendimize önemli dersler çıkardık(şükufe'den uzak dur), kah birşeyler öğrendik(boncuktan neler yapılır).

öte yandan sokak sevişgenliğine son veren kahraman askerlerimizi de tanımış olmaktan ayrı bir kıvanç duydum. tarihimize de ufacık bir göz gezdirdik.

velhasılı kelam her açıdan aydınlandığım bir yazı oldu Serhat hocam. devamını merakla bekliyorum. kalemin dert görmesin. saygılar, selamlar :)


    [ Cevap yaz ]    

4 Eylül 2015 Cuma 09:23:25


Sevgili Serhat !

Bunlar ne güzel tasvirler.
Bunlar ne güzel benzetmeler.
Ve ... Bu ne zengin hayal gücü...

Su mu içtim yazı mı okudum karıştırdım.

Çok güzeldi çookkk...

Öptüm gözlerinden...


    [ Cevap yaz ]    

4 Eylül 2015 Cuma 09:01:28


Serhat bey, gülümseyerek okuduğum bir yazıydı. Tebrik ederim.Saygılarımla


    [ Cevap yaz ]    

Kemnur  | kemal paracikoglu
4 Eylül 2015 Cuma 04:10:55


Ankara Öğretmen Okulunda okurken bir sınıf arkadaşımın ve aşık olduğum bir kızın gazıyla T.İ.P.Gençlik kollarına takılıp, meşhur 1969 Öğretmen Boykotu esnasında da polis tarafından kovalanınca korku pokuyla Eskişehir'e kaçmıştım. Peder bu davranışlarıma kızıp öğretmen okulundan kaydımı alıp normal liseye yazdırmıştı. Oturduğumuz mahalle ülkücülerin "Kurtarılmış Bölgesi" idi. Ve en samimi arkadaşlarım ülkücüydü. Bu defada onların yanında görünme mecburiyetiyle Ülkücü oldum ve üniversiteyi de ülkücülerin arasında okudum. Şimdi gelelim asıl görüşüme: Babam iliklerine kadar Atatürkçü dolu bir enteldi ve her zaman onun etkisinde olarak Atatürkçü görüşlere yakın durdum. Arkadaşlarıma da bunu çekinmeden ifade ederdim. Müzisyenlik hayatımda da müzisyenlerin içinde siyasi fraksiyonlara sempati duyanlar olsa da, kafalar daha çok müziğe, eğlenceye takılıydı... Velhasılı ne sağcıyız, ne solcu, Atatürkçüyüz, Atatürkçü... HAAA...Bİ DE SAMİ EMEKLİ' ye de sağcı demişsin ya, o da yanlış... Sami Emekli Ne sağcıdır ne solcu, futbolcudur futbolcu...Evet, evet, BEJEKE denilen zavallı bir takımın oyuncusudur kendileri. Evladı Dıngıl'ı da bejekeli yapmaya çalışmış, fakat zekasını annesinden almış olan bu çocuk doğru yolu seçerek cim bomlu olmuştur... SERHAT DOSTUM, YAZINI ÖYLE BÜYÜK BİR KEYİFLE OKUDUM Kİ, İNAN BANA İKİNCİ BÖLÜMÜNÜ ŞİMDİDEN MERAK VE SABIRLA BEKLEMEYE BAŞLADIM.SELAM VE SAYGILAR...


    [ Cevap yaz ]    




‘’ŞU YAZIYI SARIMSAKLASAK DA MI SAKLASAK,, başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
4.9.2015 01:11:21
Toplam 8 yorum yapıldı
1255 çoğul gösterim
859 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.