Büyük olma yolundaki ilk adım, dürüst olmaktır. (S. Johnson) [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Dolunay Vakti



" Paris’ in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım " diyordu şair .


Ne kadar uzak bir duyuş. Düşünüyorum da, göklere uzanmak hemde Paris’ in göklerine...Bir masal çınlar gibi sanki kulaklarımda. Eskiden çok eskiden eskitilmiş bir sözün öze düşünü, sözden eyleme, eylemden kaçınılmaz bir gerçeğe yürüyüşünü anımsatıyor bana. Masal ve gerçek ne kadar uzak ! Paris gibi...

Adımlarım hızlanıyor fark etmeden. Daha.Daha daha bir emin yürüyorum.Kanım Sakarya kaynıyor sınırlarını taşmaya..Durup dururken nereden çıktı bu Paris işi.Ah bir söz vardı bir söz and bildiğim bir söz .Vahiy gibi...

Yürüyorum karanlık katranı bir gecenin omuzlarında.Taşıdığına şikayetçi gibi geliyor ama ne yapayım .Gündüzler aciz, gündüzler yalan, gündüzler hep sakıncalı davranıyor bana.Yürüyemezsem ne yaparım ? Kanı durmaktan donmuş o buz kütlesi gibi mi olayım ? Erimek lazım elbette.Kanun bu.Erimek erimek sonra buharlaşmak belki.Uçucu bir şey olmak. Tekrar dönmek bir şekilde...

Suyun halleriyle özdeşlik kurdu bir an ruhum.Benliğimin enginlerinde tarifsiz bir his, sürekli belleğimin kıyılarına sert sert vurmakta.Kocaman kayaları un ufak edercesine hoyrat, asi davranmakta.Kumları kendine çekip çekip sonra savurup bir dudağı yerde bir dudağı gökte anlamların parçalanıp bölündüğü sonra tekrar anlamsız bir farklılaşmayla birleşerek yeni bambaşka bir kıyıda dağ olmaya çalışmakta.

Yürüyorum evet, yürüyorum.Hâlâ yürüyorum.Gecenin omuzlarında devam ediyorum.Nasıl da heybetli nasılda hep saklayan.Kollayan.Yanımda hem olup hem de beni karanlığında yoğunlaştıran.

Ay’ ın yansısından gölgeme düşen gölgeye takılıyor gözüm bir an.Hep orada mıydı şu ana kadar.Bilmiyorum.

İlk kez bu kadar korkuyorum.Bilincimin uyandırdığı gerçekliğin gölge olduğunu duyumsamak korkutuyor. Herkes korkar değil mi ? Utanılacak bir şey değil bu.Herkesin içinde duyduğu değişik tipte, değişik amaçla koşullanmış korkuları vardır.Ayıp değil bu.Başımı eğmem gerekmiyor.

Gölge! Ne zamandır oradasın bilmiyorum.Sağıma, soluma, arkama bakıyorum.Nesnel gerçekliği taşıyan bir canlı, bir nesne arıyorum yok.Ama gölge gölgemde. Gölgeme basıyor sürekli. Sürekli.Sürekli. Bu yüzden canımın acıdığını duydum ilk kez.Ruhumun acıdığını daha doğrusu.Işık olmasaydı, o dolunay ışığı olmasaydı hiç görmeyecek bu kadar duymayacak ve korkmayacaktım işgalci gölgeden.

Duruyorum aniden.O da duruyor.Uzun karanlık boyunca duruşuyoruz. Sessiz kıpırtısız hatta nefisimiz bile tutulmuş halde.Bir adım daha atabilmek için bacaklarımı denetliyorum.Korkunun ağırlığınca ezildiğimi hissediyorum .Tabanlarım toprağa çakılmış gibi.Oysa adım atmak, ama saymadan bilmeden ne kadar gittiğini olağan sürecinde olması gerektiği için inanarak yürümek ne güzeldir...Direncin, erdemin, onurun o soylu haykırışı gibidir. Direnmektir.Bir şeylere noktayı koymayı bilmektir.Hadi yeniden diyebilmektir.Bütün cesaretini bu soylu eyleme odaklamak.

Ah! ki Ah !

Ben neye başladım ki şimdiye kadar.Kendim olan içimde neye adım attım.Hep önceliklerim oldu.Önce sevdiklerim.Önce incinmesini istemediklerim.Benim koyduğum yerden onların bana bakışı nasıldı bilmedim.Bilmek de istemedim açıkçası. .Doğru olanı yapıyordum.Onların iyiliği içindi her şey. Varsın bilmesinlerdi ne önemi vardı ki.

Mutluydum hem böyle başlamaktan.Bencillik denir mi bunun adına.Yok hayır değil kısmen desek daha doğru olur.Sadece kendini düşünene bencil denir nihayetinde. Güne, aya, yıla yaşamaya hep böyle başladım işte.Hep.Kendime hiç başlayamadım ben.Onların gözlerinden ağır ağır geçişimden seziyorum ve anlıyorum bunu. Acımak gibi kendine biraz .Geçmemek nasıl olurdu onu da bilmiyorum.Geçip gitmek, tanıklıklarına tanık olmak..bir zamanlar başladıklarım olmarınını şahsıma verdiği kıvancı duymak...yetmiyor işte.Kendime başlamaya da korkuyorum.Hiç kendime yaşamadım ki ben.Hiç bilmedim ki .Kendine yaban gibi vay be..bu kadar da olmaz ki...

Korkuyorum.İstiyorum ama korkuyorum.İsteğin verdiği güçle attığım adımdan sonra adımı geri çekmekten.Başlayamamaktan korkuyorum.Bu hiç başlamamaktan daha ağır gelir bana biliyorum. Başladım diyelim kendime başlamayı istediğim şekilde sonuçlandıramamaktan başaramamaktan korkuyorum. Hiçbir şeyi değiştirememekten daha daha çok değiştiremeyecek gibi bir intibayı önceden kendilerine başladıklarımın yüzlerinde bana aşağılayıcı, belki de gülünç belkide aptalca bir intiba bırakmış olarak görmekten korkuyorum. Korkmayı gerektirecek bir suçun sebebi değilken üstelik.Sonucu en çok beni vuracakken.Acizlik gibi..." O arkadaş mı... boş ver , zavallı " diye birilerinin ardımdan demesini duyacak gibi korkuyorum.Çift uçlu duygu gerilim hattına çarpılmaktan korkuyorum.

Bir ömür susmanın duvarında asılı kalmış o pencenin önünde ya da izin verildiği kadar adımlayabildiğim, aralığından; tipi üfleyen, titreten o kapı ardında, gıcırtısından artık kimin söylediği bile belli olmayan şarkının bitmez mevsiminde kaldım.Adım atmayı unuttum gibi bir cümle de kurmak istemiyorum.Unutmadım .

Unuttum demek neye yarar ki hem.Kendini boşluğa yoran bir kelime bu.Kendi kendinin pimini telaffuz edildiği an da çeken.Unutmadım. kendine dalmış gözleri olan âmâlışır bunu biliyorum.Gitgide silikleşir, bulanıklaşır gördüğünü sandıkları bunu biliyorum.Ölünün gözlerini takmış gibi gözlerine sanki...bir acınası hal işte.Acımak yok hayır buda değil acımak kendime değil .Yoksa nasıl düşünürdüm adım atmamış olmayı.Adım atmayı gerektiği inancını hâlâ taşıyor olduğumu.

Anlaşılmaza bölündüğüm kadar anlıyorum artık farklılaştırırak gördüklerimi.Derinime damarlarıma kadar işleyen kaynar kaynak suları içinden ya da toprağı yalnızlıktan ve ziyaretsizlikten küflenmiş bir mezar içinden...Bin yıllık uykudan uyanır gibi en gerçeğe.Ne çok yanılsamadan geçmişim bilmeden meğer.

Hiç istemediğim kadar şu anı ve aynı yoğunlukta önceden istenmediğim kadar başka bir hayatı değiştirecek ve değişeceğim.Kimliğimin beni yanıltan disiplinlerini yok etme arzusunu hiç bu kadar duymadım içimde.

Kim bilir, yaşamak bu demek belkide.Bir yerden sonra zamanı geldiğinde bekletmemek kendini artık hiçbir şeye. Geri dönüşümün artık döneceği yeri ve zamanı bilebilmek...yetebilmek bir şekilde bütün getirilere -ve eksildiğince çoğalmaya yücelmeyi bilebilmek.An geldi artık diyebildiğin de kendine...

Uçuşun kalbine taktığım kanatlarımı çırpındırıp çırpındırıp, yitik üstüne yitikliğin üstüne düşmüş kıvılcımı harlandırıp ateşin o kutsal bitirme yetisine biat etmek. Ve arkana bakmadan gitmek...
Gölgeme gölgesi düşen Ey ! Ulaşacağım sana.Mavi şafaklarda salıncağımı kurmak için göğün katlarına... bekle..


" Paris’ in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım " diyebilmek adına yarına...




Şükran Ay
14/07/2014















Etiketler: sayfam ,




"Dolunay Vakti " başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)

Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.






Dolunay Vakti başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 24.11.2014 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
23.11.2014 15:16:55
Toplam 22 yorum yapıldı
1926 çoğul gösterim
1671 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.