aramızdaki her şey, hiç bir şeyin nabızında atıyor gibi geliyor sana, anlam veremiyorsun.kapıları tırmalayan bir uğultu gibi çekip gidenin ardında bırakmış olduğu esrar ki rüzgarın hışımına uğramış saçlar gibi savruk şiirlerin.mevsimler yüreğinin üstüne düşen bir çığ gibi, bayram sabahlarında sonrayı düşleyen çocuk masumluğunu gölgeliyor.şimdi..çocukları sokağından kovan adamların çıkardıkları seslerin ardına saklanıyor çığlıkların. yüreğimizdeki ritme vurup durdukça hasretin,hararetin..senin şehrinde yıldızlar kayarken bende bir Ay iki parça yarısı senindir giderken. aynaların şekilsizliğinde kırılırken gölgem,taşınmaz ırmaklarında yıkanırken yüzüm, havaların; rüzgara ve bulutların maviden siyaha dolaştığı zamanlarda düşlerin siliniyorsa bağ bozumlarında, bir vurgun gibi tenimde, ışığın tenine dokunma arzusu ve sadakatinde rüzgarın mum alevi ile kucaklaşma coşkusunu boşluğunun dehlizlerinde el yordamıyla arama telaşlarındayken, sobelenirsin.alabildiğine uzun gecelerde geçip giden mavi bir bulut olurken -sözlerin- mazgallarıyla bu kentin içinden neyi sökebiliyorsa denizine atan, kazanılan ve kaybedilen arabulucu keşkeler getir bana. bıçağın havaya saplanması gibi acemi bir gösterişte.dilinde/ elinde/teninde ve hiç önemlide değildir bilmece değilse şayet. yarı açık unuttuğun kapılardan sızarken günleri zamAnın biz, bir biri ardına söylenmemiş sözler bırakıyorduk bir merhabanın eşiğine. alışıyorduk yani birbirimize bile.eksik sayfalarda, korsan basım kitaplar gibi dizilmeden raflara, saklanıyorduk,bir kaç parmak ağırlığınca dokunuşlarımıza.biçimsiz, eksik haritalar çizerken omuzlarımıza. söylenmemiş sözleri öldürüp,kavim kavim serpiştiriyorduk, uyumadan hemen önce, akacağımız ırmağın yatağını daha şık yapsın diye duygularımızın üzerine ki kendimizi kandırıyorduk, kendimizin uydurduğu yalanlarda...ben, sağanak oluyordum. sen, bir göçü taşıyordun sırtında.bütün inandıklarımız bu yüzden sırılsıklam oluyordu sadece.anımsa,bir çocuk uykusu buluyordun erken kalktığın sabahlarda. bazen karanlıktan korkan, belki de uslanmış artık şimdilerde.tabiri yapılmayan uykularda,rüyalarına uyurken sen, ben sayıklamadığın bir düş/düm.ne vakit senli bir düşe çarpsa kanıyordu yüreğiM.tekrarlanırken sözleriN.sen gidiyordun evet, yüreğine işaretlenmiş bir ben ve saçlarının arasına saklanmış bir kaç masal kahramanıyla, korkutulmuş bir çocuğun suskun çığlığıyla kaçıyordun. seni izliyordum ve hiç unutmadım.söylenmemiş sözlerini,merdivenleri, saçlarını ve savurmanı şiddetini sonra ki bir yankı gibi dağılmıştın tüm boşluklarıma.kabuk bağlayan yaralardan akan, kan kadar sıcak ve kırmızı.çarpıyor mu sana da sol göğüsünün altındaki et. peki.
...
Devamını oku »
Biri verilirken nimetin ömür eksildi bak hele
Eller duada, yürek garip, gözlerse bulutlu
Baharı gidiyorken hem de son hız tutulmaz
Güze değmişiz demek ki aynadaki bugünküyüz
Ufuklar neden pek soluk, zamana gem vurulmaz.
...
Devamını oku »