Ay ışığı ılgıt ılgıt süzülür tenine usulca,
Gizli bir nehir akar içinden, fısıltılarla.
Şeftalinin rengiyle yanar gece, saklı bahçede,
Dudaklarımda tatlı seher, arzunun sesinde.
...
Devamını oku »
Kırmızı meyve gibi kızar, gizli bahçenin gülüşü,
Tatlı rüzgâr eser teninde, sırrı saklar düşü.
Karpuzun kabuğunda saklı, su damlası inci gibi,
Her dokunuş bir fısıltı, gizli aşka daveti.
...
Devamını oku »
hep ayık bir düş kırıklığına yelken açan
rüzgarım
nikotinli ellerimle kaybettiğim bir ömür yoksunluğu işte bu
donmuş bir toprağın yatağındayım
...
Devamını oku »
Kapalı derin... O, fiziksel bir yer değil; o, ruhun erişilmez, mühürlenmiş katmanıdır. Dışarıdan bakıldığında pürüzsüz, sessiz ve anlaşılmazdır. Sanki binlerce yıllık bir gizem sandığı, kimsenin açmaya cesaret edemediği bir kilit. O derinlik, ne kadar zorlansa da asla tamamen çözülemeyecek olan o kişisel labirenttir.
Bu derinlik, aynı zamanda bir sığınaktır. Dış dünyanın gürültüsünden, yargısından kaçıp sığınılan, kendi içimizde yarattığımız son savunma hattıdır. Orada, en büyük korkularımız, en çılgın hayallerimiz, donmuş bir zaman kapsülü içinde, kimsenin görmeyeceği şekilde saklanır.
O, bir melankoli kuyusu gibi. Yüzeye vuran her söz, her gülümseme, o derinliğin sadece ince bir örtüsüdür. Gerçek hikaye, o kapalı kapının ardında, karanlık ve nemli bir sessizlikte bekler. Bazen, o derinlikten yükselen tek bir hüzünlü nota, bütün dışarıdaki neşeyi susturmaya yeter.
Ancak, o kapalılık bir davettir de. Oraya ulaşmaya çalışan, sabırla o sırrı çözmeye uğraşan kişiye karşı bir sınavdır. Kapalı Derin, bize her şeyin yüzeyde olmadığını, en büyük zenginliklerin ve en gerçek acıların hep görünmeyende saklı olduğunu fısıldayan, sessiz ve ihtişamlı bir varoluş metaforudur.
...
Devamını oku »
Avucumda tuttuğum bu kehribar, sadece bir tesbih değil. O, zamanın damıttığı, milyonlarca yılın tortusunu taşıyan bir parça. Her tanesi, eski bir ormanın nefesini, donmuş bir güneş ışığını fısıldıyor. Dokunduğumda, serinliği ve hemen ardından gelen o sıcak, kadife hissi... sanki tenime geçmiş bir yaşanmışlık.
Her çektiğimde, usulca parmaklarımın arasından kayıp giden her bir habbe, bir mola. Zihnimdeki fırtınaları yatıştıran, aceleyi, telaşı geri püskürten bir ritüel. Rengi, balın en derin tonundan, gün batımının kızıla çalan sarısına kadar değişiyor. Kullanıldıkça, elin yağıyla, terin iziyle daha da parlayacak, olgunlaşacak. Ateş kehribar dense de, o aslında bir sabır taşı.
Bazen, derin bir düşünceye daldığımda, sadece parmaklarımla onu yoklarım. Pürüzsüz yüzeyindeki minik çatlaklar, hava kabarcıkları; içine hapsolmuş küçük dünyalar gibi. Bu tesbih, sessizliğin sesi, huzurun somutlaşmış hali. Biriktirdiğim ne kadar dert, ne kadar sevinç varsa, her bir tanesi ona birer iz bırakıyor. O, benimle yaşayan, benimle yaşlanan sessiz bir dost.
...
Devamını oku »
Her şeyi kendinden ara, zerrede bul güneşi,
Arş'ın sırrı senin canında, sensin aşkın eşi.
Bu fâni dünyada görme, ne bir dostu ne leşi,
Kendi öz derdine derman ol yürü.
...
Devamını oku »
Uzakta sanırsın, O her dem hazır.
Ne bir taşta, ne de ıssız viranede,
Gönlündeki sonsuz o sırra nazır.
Zannetme ki ayrı, nefsinden ırak,
...
Devamını oku »
Eğer ki nefsinden sen kurtulmuşsan,
Bu varlık perdesi kalkmıştır gözden.
Tecellî-i Zât’a ermiş, bulmuşsan,
Bil ki, Kâmil insan isen, Hak sendedir.
...
Devamını oku »
Kur'an'ın hurufun aşk ile okudum.
Her bir noktasında bir mânâ gizlidir,
Ebced ile cifri gönülde dokudum.
Gizlenen esrârın kilidi bende,
...
Devamını oku »
Adı bir harf amma, manası derin,
Sanki gökte yıldız, yerde bir zemin.
Ne zaman ansam ben o nazlı yâri,
Gönlümde bir sevda, giz olur durur.
...
Devamını oku »