8
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
162
Okunma
Eylül mü getirdi bu sükûtu, yoksa ömrün kendi yaprak dökümü mü?
"Her mevsim geçer," dediler.
Ben içimdeki durulmaya inandım.
Araya kırgınlıkları değil, akşamüstünün o dingin ve sarı örtüsünü serdim.
Kuşların sustuğu, rüzgârın toprağa yaklaştığı o vakitleri bekledim.
Kendi gölgeme çekildim.
Ve yürüdüm zamanın o en sakin sokağına...
Adımlarımın sesini dinleyerek, acele etmeden, menzili unutarak yürüdüm.
Rüzgârın dallarda eski şarkıları fısıldadığını bilerek adımlıyordum.
...
Çehreler geçti yanımdan.
Telaşlı adımlar, bir yerlere yetişmeye çalışan solgun yüzler.
Kimse dönüp bakmadı kimsenin içindeki o uzak iklime.
Sadece yağmur çiseledi.
Ben de sokak lambalarının erken yanışını,
Kaldırımlarda biriken o bulanık suların gökyüzünü yansıtışını izledim.
Renkler başkalaştı.
Güneşin o mağrur ışığı yerini mahzun bir kurşuniliğe bıraktı.
Bir serinlik, birkaç turna göçü, çokça hüzün tınısı...
Vitrinler duruldu, sesler yabancılaştı, gürültüye koşanlar evlerine çekildi.
Dost bildiğimiz sokaklar bile kendi içine kapandı bu akşamüstü.
Ama içimde bir eylül sabahı vardı ki hâlâ o ilk günkü berraklıktaydı.
Ne fırtınalar koptu da o tenhalıkta tek bir yaprağı bile sarsamadı.
O vaktin en dingin anında...
Sakin bir seyirde...
Eğilmeyen bir hevesle...
...
İşte o an anladım:
İnsan bazen yıllarca gürültüde yaşar, kalabalık meydanlarda kimlik arar,
Ama ömrün asıl lezzeti, o güz sessizliğinin ortasında kendi saf gerçeğini bulabilmesidir.
Kaybettiklerimizin çetelesini tutmayı bıraktığımız an başlar zenginliğimiz.
Ve vermediğimiz o asil tavizlerin büyüklüğü kadar kalırız ayakta.
Ne garip bir tecellidir ki mevsimler devrilip giderken,
Dünya kendi ekseninde binbir curcunaya ev sahipliği yaparken,
İnsanın içindeki o saf çocukluk bozulmaz, yerinde kalır.
Tamer KARAKAŞ
19.09.2026
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.