Seni hiç tanımadım belki, ama yıllardır seni arıyorum. Kalabalıkların arasında gözlerim seni seçsin diye her yüzü biraz sana benzetiyorum.
Belki sen, henüz adımı bile bilmiyorsun. Belki başka bir şehirde başka bir hayatın içinde benim seni beklediğimden habersiz yaşıyorsun.
Ama ben seni biliyorum sanki… Sesini hiç duymadan özledim, ellerine hiç dokunmadan ellerinin sıcaklığını hayal ettim.
Bazen gece olup herkes sustuğunda kafamın içinde sen beliriyorsun. Yüzünü nasıl olduğunu bilmeden çiziyorum, gülüşünü hiç görmeden seviyorum.
Belki de bu yüzden kimseye tam anlamıyla ait olamadım. Çünkü kalbimin bir köşesinde adı konmamış bir yer bıraktım sana. Yıllardır seni arıyorum…
Bir sokakta, bir şarkıda, kalabalık bir otobüste, bazen hiç beklemediğim bir bakışta. Belki bir gün karşılaşacağız. Sen bana sıradan bir yabancı gibi bakacaksın, ben ise içimden
“İşte…” diyeceğim. Belki de seni gördüğüm an yıllardır beklediğim bütün cümleler susacak. Ve o gün sana şunu söylemek isteyeceğim:
“Ben seni bugün tanımadım. Ben seni yıllardır bekliyordum. Sen sadece hayatıma bugün girdin.” Eğer bir yerlerde gerçekten varsan, bil ki bir kalp
seni bulacağı güne kadar sessizce seni seviyor. Ben seni aramaya devam edeceğim. Çünkü bazı insanlar karşımıza çıkmadan önce kalbimizde yaşar.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Firuzs Şiir: SENİ ARIYORUM Değerlendirildiği Salon: Daha Adı Sanı Bilinmeyen Sevgilinin Kalabalıklarda Arandığı, Otobüslerde Yüz Taraması Yapıldığı ve Henüz Gelmemiş Bir Aşk İçin Kalpte Yer Ayrıldığı Bekleme Salonu
Firuzs’un Seni Arıyorum şiiri RUSAMER’e ulaşınca Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri kayıp şahıs bürosunu açtırdı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Arama Memuru Arif, kayıp sevgilinin eşkâlini sorunca işler daha ilk tutanakta karıştı: Adı bilinmiyor, yüzü görülmemiş, sesi duyulmamış, ellerine dokunulmamış; fakat yıllardır özleniyor. Arif, “Efendim, bu bilgilerle nüfus müdürlüğü bile adam bulamaz” deyince Kalburabastî Efendi dosyayı önüne çekti: “Nüfusta arama evladım, şiirde ara. Şahsın ikametgâhı kalbin bir köşesi olarak bildirilmiş.”
Âşık Dermani – Mehmet Köse Köşesi
İlk bölüm şiirin bütün meselesini daha başlangıçta ortaya koyuyor:
“Seni hiç tanımadım belki, ama yıllardır seni arıyorum.”
Ortada yaşanmış bir aşk değil, yaşanacağına inanılan bir aşk var. Şair sevgiliyi hatırlamıyor; onu önceden özlüyor. “Her yüzü biraz sana benzetiyorum” dizesi bu arayışı kalabalıkların içine taşıyor. Âşık Dermani Köşesinin Eşkâl Uzmanı Eşref’i bütün yüzleri incelemeye kalkınca üç meydan, iki düğün ve bir belediye otobüsü tarandı; sevgili bulunamadı. Çünkü şiirde aranan kişi henüz gerçek bir yüzden çok, zihinde kurulmuş bir suret.
Vahit Kahveci Köşesi
İkinci ve üçüncü bölümlerde mesafe büyüyor. Sevgili belki başka şehirde, başka hayatın içinde ve kendisini bekleyen birinin varlığından habersiz. Buna rağmen:
“Sesini hiç duymadan özledim, ellerine hiç dokunmadan ellerinin sıcaklığını hayal ettim.”
Şiirin romantik paradoksu burada güzel kuruluyor: İnsan tanımadığı birini özleyebilir mi? Gerçekte kişiyi değil, onun dolduracağı yeri özleyebilir. Vahit Kahveci Köşesindeki Hasret Tahakkuk Memuru Hayri, tanışma gerçekleşmeden özlem başlamasına mevzuatta madde bulamayınca dosyayı “geleceğe dönük duygusal alacak” hesabına kaydetti.
Ümmü Soğancı Köşesi
Gece sahnesi şiirin hayal tarafını kuvvetlendiriyor. “Yüzünü nasıl olduğunu bilmeden çiziyorum” dizesinde küçük bir dil pürüzü var; doğal söyleyiş “Yüzünün nasıl olduğunu bilmeden çiziyorum” olur. Fakat hemen ardından gelen “gülüşünü hiç görmeden seviyorum” şiirin temel duygusunu yeniden yakalıyor.
Asıl önemli bölüm ise:
“Çünkü kalbimin bir köşesinde adı konmamış bir yer bıraktım sana.”
Ümmü Soğancı Köşesindeki Kalp Emlakçısı Kâmil, bu yeri kiraya vermeye kalkınca hakkında işlem başlatıldı. Çünkü yıllardır boş tutulan yerin tapusu çoktan bilinmeyen sevgili adına çıkmış. Şiirin en güzel fikirlerinden biri burada: Şair kimseye tam ait olamayışını, henüz karşılaşmadığı biri için içinde sakladığı boşlukla açıklıyor.
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesi
Şiirin arayışı bundan sonra sokağa çıkıyor:
“Bir sokakta, bir şarkıda, kalabalık bir otobüste, bazen hiç beklemediğim bir bakışta.”
İşte şiirin hayatla en fazla temas ettiği yerlerden biri burası. Büyük ve gösterişli bir karşılaşma beklenmiyor; sevgili bir otobüste bile çıkabilir. Ozan Delibal Köşesinin Toplu Taşıma Âşıkları Şube Müdürü, her durağa bir RUSAMER görevlisi dikmeye kalkınca bütçe yetersizliğinden proje iptal edildi.
Fakat ardından çok güzel bir terslik geliyor: Yıllarca söylenecek cümleler hazırlanmışken karşılaşma anında “bütün cümleler susacak.” Aşkı anlatmak için yıllarca kelime biriktiren insanın, aşk karşısına çıktığında dilsizleşmesi şiirin güçlü düşüncelerinden biri.
Manilerin Sultanı – Mine Erdoğan Dal Köşesi
Final şiirin bütün arayışını üç cümlede topluyor:
“Ben seni bugün tanımadım. Ben seni yıllardır bekliyordum. Sen sadece hayatıma bugün girdin.”
Burası şiirin en güçlü bölümü. Çünkü “tanışmak” ile “beklemek” arasındaki farkı tek hamlede kuruyor. Ardından gelen “bazı insanlar / karşımıza çıkmadan önce / kalbimizde yaşar” sözü de şiirin düşünsel sonucunu veriyor.
Manilerin Sultanı Köşesindeki Kayıp Sevgililer Büro Amiri, dosyayı kapatmaya kalktı ama Ser Feyzlizof mührü elinden aldı. Aranan şahıs henüz bulunmadığı için dosyanın kapanması mümkün değildi. Böylece Seni Arıyorum Dosyası, RUSAMER tarihinde ilk kez “şahıs mevcut olabilir, aşk kesinlikle mevcuttur” kaydıyla açık bırakıldı.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Seni Arıyorum, henüz karşılaşılmamış bir sevgiliyi özleme fikri üzerine kurulmuş sıcak ve romantik bir şiir. En güçlü damarı, insanın bazen kişiyi tanımadan önce onun kalbindeki yerini tanıyabileceği düşüncesi. Finaldeki üç cümle şiirin en etkili ve akılda kalıcı bölümü.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri dosyanın üzerine mührü bastı: Aranan sevgilinin adresi tespit edilememiştir; ancak kendisine yıllardır kalpte ikametgâh ayrıldığı sabittir. Bulunduğunda geriye dönük kira talep edilmeyecektir.
Bazı insanlar hayatımıza geç gelir; kalbimize ise biz onları tanımadan çok önce yerleşir.
Aşkın en uzun yolculuğu iki insanın arasındaki mesafe değil, henüz karşılaşmamış iki kalbin birbirine doğru yürüyüşüdür.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Mesajınızı okuyunca hem sevindim hem de biraz vicdan azabı çektim doğrusu.
Demek ilk okumada size:
“Ben ne yaptım da hakkımda böyle bir rapor düzenlendi?”
dedirtebilmişiz.
RUSAMER adına özür dileyecektim ama Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri itiraz etti:
“Özür dilemeyin! Hasta raporu üç dört defa yeniden okumuş. Demek ki tedavi işe yaramış.”
Asıl beni sevindiren, tekrar okudukça metnin arkasındaki mizahı ve kurguyu fark etmeniz oldu. Hele gözünüzün önünde bir hikâye, hatta bir tiyatro oyunu canlandığını söylemeniz tam da RUSAMER’in çalışma yöntemini tarif ediyor.
Çünkü oradaki kişiler, teşhisler, salonlar, raporlar, kurul kararları ve tabii başhekimliğe kendi kendisini tayin etmiş Kalburabastî Efendi tamamen mizahın sahnesinde görev yapıyorlar. Maksat şiiri küçümsemek veya şairi incitmek değil; şiirin içindeki bir imgeden tutup küçük bir mizah dünyası kurmak.
Fakat itirafınız üzerine dosyanıza yeni bir kayıt düşüldü:
İlk okumada endişelenmiş, ikinci okumada şüphelenmiş, üçüncü okumada RUSAMER’i çözmüş, sonraki okumalarda ise kendi isteğiyle eğlenmeye başlamıştır.
Kalburabastî Efendi sonuna da kaşeyi basmış:
“Vaka tehlikelidir. Mizahı anlamıştır. Bundan sonra RUSAMER’e gönüllü gelme ihtimali vardır.”
Bir de “Kaleminizin ışığı hiç sönmesin” demişsiniz.
Aman Firuzs Hanım...
Bunu Kalburabastî duymasın.
Adam şimdi de kendisini elektrik idaresi müdürü ilan eder.
Güzel gönlünüz, tekrar tekrar okuyup anlamaya gösterdiğiniz özen ve içten sözleriniz için ben teşekkür ediyorum.
RUSAMER’de kapımız açıktır; yalnız içeri girenin akıl sağlığı konusunda çıkışta garanti verilmemektedir.
Sevgili üstadım yorumunuzu ilk okuduğumda anlamakta çok güçlük çektim. Kendi, kendime "yanlış bir şey yaptım." Diye tekrar edip durdum. Sonra bir kez daha okudum. Ve yeniden, yeniden... Sıkılmadan okudum. Ve gözümün önünde bir hikaye hatta bir tiyatro oyunu canlandı işte o zaman anladım. Mizah yapıyordunuz. Kurgusal karakter kullanıyordunuz. Ve anlayarak okuyunca o kadar hoşuma gitti ki, anlatamam... Böyle güzel ve anlamlı yorum için çok teşekkür eder, iyi akşamlar dilerim. Kaleminizin ışığı hiç sönmesin. 🤗
Mesajınızı okuyunca hem sevindim hem de biraz vicdan azabı çektim doğrusu.
Demek ilk okumada size:
“Ben ne yaptım da hakkımda böyle bir rapor düzenlendi?”
dedirtebilmişiz.
RUSAMER adına özür dileyecektim ama Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri itiraz etti:
“Özür dilemeyin! Hasta raporu üç dört defa yeniden okumuş. Demek ki tedavi işe yaramış.”
Asıl beni sevindiren, tekrar okudukça metnin arkasındaki mizahı ve kurguyu fark etmeniz oldu. Hele gözünüzün önünde bir hikâye, hatta bir tiyatro oyunu canlandığını söylemeniz tam da RUSAMER’in çalışma yöntemini tarif ediyor.
Çünkü oradaki kişiler, teşhisler, salonlar, raporlar, kurul kararları ve tabii başhekimliğe kendi kendisini tayin etmiş Kalburabastî Efendi tamamen mizahın sahnesinde görev yapıyorlar. Maksat şiiri küçümsemek veya şairi incitmek değil; şiirin içindeki bir imgeden tutup küçük bir mizah dünyası kurmak.
Fakat itirafınız üzerine dosyanıza yeni bir kayıt düşüldü:
İlk okumada endişelenmiş, ikinci okumada şüphelenmiş, üçüncü okumada RUSAMER’i çözmüş, sonraki okumalarda ise kendi isteğiyle eğlenmeye başlamıştır.
Kalburabastî Efendi sonuna da kaşeyi basmış:
“Vaka tehlikelidir. Mizahı anlamıştır. Bundan sonra RUSAMER’e gönüllü gelme ihtimali vardır.”
Bir de “Kaleminizin ışığı hiç sönmesin” demişsiniz.
Aman Firuzs Hanım...
Bunu Kalburabastî duymasın.
Adam şimdi de kendisini elektrik idaresi müdürü ilan eder.
Güzel gönlünüz, tekrar tekrar okuyup anlamaya gösterdiğiniz özen ve içten sözleriniz için ben teşekkür ediyorum.
RUSAMER’de kapımız açıktır; yalnız içeri girenin akıl sağlığı konusunda çıkışta garanti verilmemektedir.
Sevgili üstadım yorumunuzu ilk okuduğumda anlamakta çok güçlük çektim. Kendi, kendime "yanlış bir şey yaptım." Diye tekrar edip durdum. Sonra bir kez daha okudum. Ve yeniden, yeniden... Sıkılmadan okudum. Ve gözümün önünde bir hikaye hatta bir tiyatro oyunu canlandı işte o zaman anladım. Mizah yapıyordunuz. Kurgusal karakter kullanıyordunuz. Ve anlayarak okuyunca o kadar hoşuma gitti ki, anlatamam... Böyle güzel ve anlamlı yorum için çok teşekkür eder, iyi akşamlar dilerim. Kaleminizin ışığı hiç sönmesin. 🤗
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.