4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
77
Okunma
Bir zannın ukdesinde
sabahleyin
erguvan bakışların
geldi aklıma
Sen bilemedin.
Mest oldu benliğim,
turkuaza döndü denizim.
İçimde fosforlu ışıltılar,
mercan bakışlarında sundu
hayatın bütün renklerini.
Sen bilemedin
Hazz-ı harikuladenin
bestesindeydi o an;
ben sustum,
gözlerin konuştu.
Ve her şeyi koşulsuz
aksettiriyordu
ışığın savkındaydı gülbedelerin.
Sen bilmedin…
Efuli bir aşk mı sandın,
ey boylu poslu,
endamı güzel?
Sen bilemedin
Güneş yine çalım attı,
güzelliğinden utanarak
kıskandı hallerini.
Rüzgâr tenine dokunmak isterken
meltemle poyraz
birbiriyle yarış hâlinde.
Begonviller
sana hasretini sunmak için
sabahın ilk ışıklarıyla
balkonlarımda nöbette.
Sen bunları bilmedin.
“Hülyalara yat,” demiştim,
anımsar mısın?
Anın içindeki canı,
can çekişmeleri,
uykusuz sabahları…
Rıhtımda beklerken
denizin dili çözülürdü.
Bir sandal geçerdi
gecenin içinden,
küreklerinde suskun bir masal.
Sen bilemedin
Ben yine konuşmazdım.
Çünkü bazı aşklar
söylenince eksilir,
bazı bakışlar
bir ömür boyunca
tek bir cümleye sığmaz.
Rıhtım taşlarına sinmişti
ayak izlerinin hayali;
tuz kokusu
ve saçlarında dolaşan meltem
birbirine karışırdı.
Ben seni
gelirken değil,
gelmeyeceğini bildiğim yerde sevdim.
Belki de aşk
tam burada başladı:
bir insanın yokluğunda
varlığını çoğaltmasıydı.
Deniz çekildi,
gece derinleşti,
begonviller sustu.
Ben hâlâ rıhtımdaydım.
Bir ihtimalin kıyısında,
bir bakışın eşiğinde,
adı konmamış bir sevdanın
son ışığını beklerken…
Ve sabah olduğunda
güneş yine doğdu.
Ama bilmediğin bir şey vardı:
Benim için o sabah
güneş doğmamıştı;
senin gözlerinden
bir parça gece
dünyaya düşmüştü.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.