0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
88
Okunma

Şöyle bir dur, kardeşim!
Şu parlayan yıldızı gör, dinle, anla...
Bu öyle rastgele bir parıltı değil,
Bu, koca bir tarihin, koca bir davanın imza taşıdır.
Bu, Selçuklu’nun sekiz köşeli,
Güneş gibi doğan, ay gibi yanan nişanıdır.
Bu yıldız, sadece bir şekil değil,
Bir milletin kalbine, ruhuna, beynine kazıdığı,
İnsan olmanın, adam gibi adam olmanın haritasıdır.
Bana anlatıyor bu yıldız, kardeşim...
Tarihin tozlu yapraklarından sıyrılıp,
"Ben geldim," diyor. "Benim adımı bilmezsen, kendini bilemezsin."
Şimdi gel, bu yıldızın her bir köşesine düşen,
O altından daha kıymetli mânâları,
Teker teker, mısra mısra hayata dökelim.
Bak hele...
İlk köşeye bak; adeta bir dağ gibi dik duran Doğruluk!
Bu kılıcın değil, kalbin doğruluğudur.
Verdiğin sözü tutmaktır, namustur.
Sultan Alp Arslan’ın Malazgirt’te söylediği,
"Ölürsem bu ak mintanım kefenim olsun" demesidir.
Yamulmamaktır rüzgara göre, hep dik durmaktır.
Sonra bak, diğer köşe; Merhamet!
Yenilen düşmana bile uzatılan o asil el.
Kılınçla fethedilen topraklarda,
Gönülleri fethedecek yumuşacık bir kalp taşı.
Ezilenin, darda kalanın yanına,
Bir baba gibi, bir kardeş gibi eğilip dokunmaktır.
Hemen yanında, bir annenin kucağı gibi sıcak; Şefkat!
Sadece insana değil, kurda-kuşa, taşa-toprağa,
Her cana aynı gözle bakmak, aynı sıcaklığı sunmak.
Düşeni kaldırmak, üşüyeni sarıp sarmalamaktır.
Ve sonra... Sabır!
Bu iş, sabırla pişen bir aştır, bir candır.
Zorluk karşısında yılgınlık göstermemek,
Çileyi, bir gömlek gibi üzerine giyip,
Vaktini beklemek, sabrın meyvesini devşirmek demektir.
Aşağıya kaydır gözünü...
O dev gibi Cömertlik köşesine!
Selçuklu’nun kurduğu o koca imaretler, o kervansaraylar...
Aç kalmayacak, susuz kalmayacak, yolda kalmayacak kimse!
Çünkü bu dava, paylaşma davasıdır.
Verdikçe artan, verdikçe bereketi coşan o mübarek el.
Ve Sadakat!
Sözünden dönmemek, dostuna ihanet etmemek,
Bayrağına, toprağına, dinine sımsıkı bağlılık.
Her ne pahasına olursa olsun, "Sen benimsin, ben de seninim" demek.
Hemen yanında, bir kilit gibi, bir sırdaş gibi; Sır Tutmak!
Bir devletin, bir milletin mahremiyetini korumak.
Güveni inşa etmektir, "Benim sözüm sözdür, bende sır kalır" diyebilmektir.
Ve nihayet, bu koca yolculuğun sonunda; Şükretmek!
Verene, verdiğine, vermediğine,
Çileye, zafere, her ana şükretmek.
"Ben yapmadım, O yaptırdı" diyebilecek tevazuyu göstermek.
Bak hele, bu yıldızın tam göbeğine bak!
Orada, bir taht gibi duran Selçuklu Çift Başlı Kartalı!
Gözü hem doğuya, hem batıya bakan o asil kartal.
İki baş, iki coğrafya, iki güç ama tek vücut...
Bu, hakimiyetin, bu, iki cihanın idrakinin,
Bu, bir milletin iki koldan coğrafyaya mührünü vurmasının resmidir.
Bu, bir yanıyla geçmişe, bir yanıyla geleceğe bakmaktır.
Sultan Melikşah’ın o geniş ufkunu,
Tuğrul,un cesaretini, Çağrı’nın bilgeliğini anlatır o kartal.
Şimdi bu yıldızın ortasındaki o kartal gibi,
Hem doğuya, hem batıya bakan gözlerini kapa.
Zihnindeki Selçuklu’yu bir hayal et...
O kervansarayları, o camileri, o medreseleri...
Her bir taşında, her bir tuğlasında,
Bu sekiz düsturun, bu sekiz mânânın izlerini gör.
İşte budur Selçuklu’nun tarih dolu,
Adeta can feda dedirten, iman yüklü koca hikayesi.
Bu yıldızı unutma kardeşim!
Senin köklerin bu yıldızda gizli.
Senin geleceğin bu yıldızda...
Unutursan, kendini kaybedersin.
Unutmazsan, işte o zaman Selçuklu’nun o koca kartalı,
Gönlünde yeniden canlanır, yeniden uçar.
Köklerime selam olsun...
Ruhları şâd olsun...
Mekanları cennet olsun...
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.