1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
78
Okunma

Dağ sustu da taş dile geldi bugün,
Rüzgâr bile yorgun geçti ovadan.
Bir çınarın gölgesi eğildi yere,
"İnsan ne vakit döndü bu davadan?"
Irmak dedi: "Ben hep aynı suyum da,
İçenlerin niyeti değişti oğul.
Eskiden avuçlarda dua taşırdım,
Şimdi gölgelerden korkuyor gönül."
Bir serçe kondu kurumuş dala,
Ne sitem etti ne de dövündü.
Bir tek buğday tanesini görünce,
Koskoca bahara umutla döndü.
Toprak dedi: "Beni sürüp durmayın,
Beni önce kalbinizde işleyin.
Ben tohumu elbet başağa çeviririm,
Yeter ki siz birbirinizi ezmeyin."
Bir ihtiyar çöktü akşam önüne,
Söz söylemedi, göğe baktı uzun.
Yılların yükü omzunu bükmemiş,
İnsanı yoran, omuz değil, hüzün.
Dağ dedi ki: "Yüksek olmak marifet
Olsaydı kartallar bilge doğardı.
Yükseklik, aşağıyı hor görmeden
Gölgende bir yetim uyutabilmektir."
Çınar dedi: "Baltayı da tanırım,
Gölge arayanı da tanırım ben.
Dalımı kırana da gölge verdim,
İnsan olmayı ağaçtan öğren."
Bir çocuk geçti elinde fidanla,
Gülmedim ona, dua ettim yalnız.
Bir tek fide bazen koca bir çağı
Yeşertecek kadar cesur olurmuş.
Ey yolcu...
Dünyaya iz bırakmak istiyorsan,
Taşa adını değil, gönle sevdanı yaz.
Çünkü taşı yağmur siler,
Demiri pas alır,
Sarayı zaman yıkar.
Ama bir gönülde açan iyilik,
Ömrünü senden uzun yaşar.
Ne kadar çoğalırsa çoğalsın karanlık,
Bir kandil, geceye boyun eğmez.
Ve insan...
Bir gün yeniden
İnsana dönerse,
İşte o vakit,
Toprak da rahat nefes alır,
Gökyüzü de...
Erol Kekeç/24.07.2026/Sancaktepe/İST
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.