0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
87
Okunma

Bir şehir gördüm...
Evlerin kapısı ardına kadar açıktı.
Pencereler de...
Fakat insanlar,
Bir adım dışarı çıkabilmek için
Göğe bakıp izin bekliyordu.
Önce şaşırdım.
Sonra yaşlı bir adam güldü.
"Kapılar bizim evlât," dedi,
"Ama anahtar çoktan başka ceplere taşındı."
Çarşıya indim.
Teraziler pırıl pırıldı.
Pirinçten...
Bakırdan...
Gümüşten...
Bir tek doğru tartmıyorlardı.
Satıcı,
Eksik tartıya
"Bereket"
adını vermişti.
Alan da başını sallıyordu.
Çünkü yıllardır
Eksik gelene
"Nasip"
demeyi öğrenmişti.
Bir okul vardı.
Duvarında iri harflerle:
"Düşünmek Serbesttir."
yazıyordu.
İçeri girdim.
Bütün çocuklar
Aynı cümleyi yazıyordu.
Öğretmen dolaşıyor,
Farklı düşünenlerin defterini
Kırmızı kalemle düzeltiyordu.
Demek ki
Serbest olan düşünmek değilmiş.
Aynı düşünmekmiş.
Bir bahçe gördüm.
Ağaçların hepsi dimdikti.
Kökleri ise
Başka tarladaydı.
Meyvesini yiyen başkası,
Sulayan başkası,
Gölgesinde oturan başkası...
Ağaç yalnızca
Ayakta durmakla görevliydi.
Sonra bahçıvan geldi.
Kuruyan dalları gösterip,
"Ne nankör ağaçlar..."
dedi.
Bir nehir akıyordu.
Suyu berraktı.
Fakat balıkların hepsi susamıştı.
Meğer su,
Kendi yatağında akmıyormuş.
Yolunu
Başkaları çizmiş.
...
Bir cami gördüm.
Kubbesi göğe değecek kadar yüksekti.
Kapısı ise
Yere bakıyordu.
İçeri girdim.
Herkes aynı safta.
Omuz omuza.
Fakat çıkınca
Omuzlar birbirinden kaçıyordu.
Anladım ki
Yan yana durmak,
Kardeş olmak etmiyormuş.
Bir pazar kurmuşlardı.
En çok satılan şey,
Kilitmiş.
En pahalı mal ise
Anahtar.
Merak edip sordum:
"Bu kadar kilidi ne yapıyorsunuz?"
Esnaf güldü.
"Kapılar için değil."
dedi.
"Zihinler için."
Sonra bir meydan gördüm.
Ortada kocaman bir kafes...
Kapısı açıktı.
İçindeki kuşlar
Uçmuyordu.
"Kanatları mı kırık?"
dedim.
Yaşlı bir kadın,
Yere düşmüş bir tüyü eline aldı.
"Hayır."
dedi.
"Onlara,
Gökyüzünün tehlikeli olduğu
Öğretildi."
Akşam oldu.
Şehrin bütün lambaları yandı.
Karanlık ise
Hiç olmadığı kadar büyüdü.
O vakit anladım.
Meğer ışık,
Elektrikle değil,
İnsanla yanarmış.
Tam şehri terk edecekken
Bir çocuk
Duvarın çatlağından çıkan
İncecik bir filizi gösterdi.
"Gördün mü?"
dedi.
"Onlar hep duvar yapıyor."
"Toprak ise
Israrla
Hayat çıkarıyor."
İşte o an,
Bütün şehrin
En güçlü cümlesini
Bir çocuk kurdu.
Ve ben,
O günden beri
Duvarlara değil,
Çatlaklara bakıyorum.
Çünkü...
Bir medeniyeti
Yıkan da
Kurtaran da
Taşlar değildir.
Taşların arasından
Başını kaldırmaya cesaret eden
O küçücük filizdir...
Erol Kekeç/15.07.2026/Sancaktepe/İST
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.