0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma

Bu şiir, yalnızca bir kişinin duygusundan değil; aynı ekmeği bölüşen, aynı acıyı yaşayan, aynı umudu büyüten insanların ortak sesinden doğdu.
Bir fabrikanın vardiya çıkışında, nasırlı ellerin sessizliğinde başladı. Çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakmak isteyen bir işçinin gözlerinde büyüdü. Sonra pazarda tezgâh açan bir annenin sabrına, okul yolunda düşlerini sırtında taşıyan bir çocuğun gülüşüne karıştı.
Şiirde geçen "yok" sözü, umutsuzluğun değil, haksızlığa teslim olmayı reddeden bir itirazdır. "Yok öyle bir gece ki sabahı zincire vursun" derken, her karanlığın sonunda yeniden doğan umuda işaret eder. "Yok öyle bir güç ki halkın yürüyüşünü sonsuza dek durdursun" dizesi ise, dayanışmanın ve birlikte yaşama iradesinin en büyük güç olduğunu anlatır.
Bu yüzden bu şiir, bir aşkın değil; emeğin, adalet arayışının, dayanışmanın ve insan onurunun şiiridir. İnancı şudur: Bir insanın sesi kısılabilir, ama milyonların umudu susturulamaz.
Söyle,
hangi meydan sığdırır
bir emekçinin suskunluğunu?
Hangi duvar örtebilir
çocukların açlığını?
Yok...
Yok öyle bir taş
ki alın terini unutsun.
Yok öyle bir gece
ki sabahı zincire vursun.
Bir ekmek bölünür,
çoğalır ellerde.
Bir türkü yükselir,
çoğalır dillerde.
Çünkü insan,
yalnız kendisi için yaşamaz;
bir annenin duasında,
bir işçinin nasırlı avcunda,
bir çocuğun gülüşünde
yeniden kurulur dünya.
Ey karanlık,
ne kadar büyürsen büyü,
bir kibrit kadar cesur
bir yürek çıkar karşına.
Ve bil;
umut,
raflarda satılan bir kelime değildir.
Umut,
omuz omuza yürüyenlerin
ayak sesidir.
Yok...
Yok öyle bir güç
ki halkın yürüyüşünü sonsuza dek durdursun.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.