8
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
74
Okunma

Yine zamansız gidişin sızısı sindi odama,
Eşiğe çökmüş akşamüstü gibi sessiz ve ürkek.
Sen, en parlak yıldızı söküp aldın göğümden,
Bana sadece ucu bucağı olmayan karanlık kaldı,
Ve avuçlarımda biriken kırık dökük cümleler.
Ne zaman adını ansam içimde teller kopuyor,
Yüreğimde sitem yankılanır eski plaklar gibi.
Oysa ben seni,
Susuz toprağın yağmura duyduğu çaresiz hayranlıkla sevmiştim.
Şimdi her mevsim biraz daha noksan,
Her şarkı biraz daha fazla "biz" diye kanıyor.
Gittin...
Ardında darmadağın ilkbahar enkazı bıraktın.
Şimdi hangi rüzgar getirir aşina sesini,
Hangi gölge saklar içimdeki bitmek bilmeyen sancıyı?
Sen gökyüzüydün, ben ise toprağa düşen tek damla;
Kavuştuk sanmıştım, meğer yok olmuşuz veda uğruna.
Vestiyerde giderken unuttuğun gömleğin,
Hala senin kokunu saklayan, terk edilmiş bir ten gibi.
Düğmeleri sökük, duruşu boynu bükük,
Sanki askıda asılı kalan sadece bir kumaş değil,
Varlığından kopup buralarda rehin kalan son nefesin.
Eski fotoğrafların köşeleri çoktan sararmış,
Tıpkı zamanın büküldüğü meşum akşam gibi.
Gülüşün hatıra değil artık, derin bir iç sızısı;
Dokunsam parmaklarım yanacak biliyorum,
Bu yüzden sadece uzaktan seyrediyorum kendi yangınımı.
Şehir, seninle yürüdüğümüz sokakları sildi hafızasından,
Sokak lambaları artık sadece yalnızlığımı teşhir ediyor.
Her köşe başında seni arayan yorgun gözlerim,
Boş vitrin camlarına çarpıp kırgın dönüyor;
Kendi yansımam bile yabancı geliyor artık bana.
Zaman, akmayan nehir gibi durdu başucumda,
Günler, birbirinin kopyası gri birer gölge şimdi.
Takvim yapraklarını koparmaya gücüm yetmiyor,
Sanki her kopan parça benden bir şeyler çalıp götürüyor,
Sanki yarın, dünden daha uzak bir masal artık.
Hangi duaya sığınsam sonu hep isminle mühürlü,
Hangi kapıyı çalsam karşımda yine devasa boşluk.
İçimdeki uçurum her geçen gün biraz daha derinleşiyor,
Düşmekten korkmuyorum artık,
Sadece dibe vurmanın sağır edici sessizliğini bekliyorum.
Belki de sevmek, bir başkasında yok olmayı göze almaktı,
Ben kumarı en başından kaybetmiştim zaten.
Sen giderken sadece kendini değil, beni de söküp aldın;
Şimdi burada kalan, ne tam bir ölü ne de tam bir sağ;
Arafta unutulmuş bir hatıra kırıntısıyım sadece.
Sesin kulaklarımda bitmek bilmeyen veda şarkısı,
Her notası göğüs kafesimi zorlayan ince sızı.
Gözlerini kapatınca gördüğün siyah boşluk benim,
Yalnız kaldığında duyduğun garip sessizlik;
Unutmaya çalıştığın her şeyin toplamıyım.
Güneş doğuyor ama odam hala zifiri karanlık,
Kuşlar cıvıldıyor ama kulağımda sadece fırtına uğultusu.
Doğa kendi döngüsünde akıp giderken,
Ben bıraktığın "son" noktada asılı kaldım;
İlerleyemiyorum, geriye dönmek ise artık imkansız.
Yarım kalan bir gökyüzü bıraktın bana, kanatları kırılmış,
Mavisi çalınmış, bulutları gözyaşına boğulmuş.
Şimdi kalemimi bırakıyorum, mürekkebim tükendi;
Tıpkı hikayemizin o son cümlesi gibi:
"Bitti" demek kolay da, bitememek en zor olanmış...
Cemre yaman
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.