0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Gül-i Zar aslında bir güldür; ona âşık olan ise bir bülbüldür. Bülbül, henüz yumurtadayken annesinin sesinden duyduğu bir güle âşık olur. Sonrasında uzun yıllar onu arar. Tam bulup aşkını doya doya öterken, bir adam Gül-i Zar’ı koparıp kız arkadaşına verir. Gül-i Zar ölür, bülbül susar. Gül-i Zar serisinin kısa özeti budur.
Henüz kabuğu bile çatlamamışken
Karanlık ve dar bir yumurtanın içinde
Anne sesinin titreyen sıcaklığında başladı her şey.
Bir ninni gibi değildi o ses
Daha çok sabaha değen bir dua,
Rüzgârın bile incinerek taşıdığı bir sırdı.
Anne bülbül, yavrusuna
tek bir kelimeyi tekrar edip dururdu
Gül-i Zar…
O kelime yumurtanın duvarlarına çarpıp
Yumuşak bir ışık gibi geri döndü
Henüz görmeyen gözlere renk,
Henüz çarpmayan kanatlara yön olurdu.
Yavru bülbül daha doğmadan sevdi.
Ne kokusunu bildi gülün,
Ne rengini,
Ne de dikeninin acısını…
Sadece annesinin sesindeki titremeden tanıdı aşkı.
Ve bir gün,
Kader denilen o ince çatlak düştü kabuğa.
Küçük bir gagayla yarıldı dünya.
Işık içeri doldu,
Gökyüzü gözlerine ilk defa değdi.
Ama o, gökyüzünü değil,
adıyla büyüdüğü gülü aradı.
Kanatları henüz acemi,
yüreği haddinden fazla cesurdu.
Uçsuz bucaksız maviliğe karıştı.
Bulutlara sordu:
Gül-i Zar nerede?
Dağlara seslendi.
Vadiler yankı verdi ama cevap vermedi.
Rüzgâr omzuna kondu:
Nice bülbül aradı onu,
Nice kalp yandı onun yolunda.
Ama bülbül vazgeçmedi.
Çünkü o, gülü görmeden sevmişti.
Görmek artık kader değil,
zorunluluktu.
Günler geçti,
Mevsimler yoruldu.
Kanatları güçlendi,
Sesine hasret karıştı.
Ve bir sabah,
Güneş henüz dünyaya tam uyanmamışken
onu gördü.
Bir bahçenin en sessiz köşesinde
Gül-i Zar
Utangaç bir mucize gibi duruyordu.
Yapraklarında sabahın gözyaşı,
Renginde yanmış bir kalbin kızıllığı vardı.
Ne kibirliydi,
Ne de farkındaydı güzelliğinin.
Bülbülün kalbi ilk defa
kendi göğsüne sığmadı.
Yaklaştı.
Dikenlere aldırmadan,
korkuyu unutarak.
Seni adınla sevdim, dedi.
Seni anne sesiyle tanıdım.
Seni görmeden yandım.
Gül-i Zar
Ve ötmeye başladı.
Öyle bir öttü ki
Bahçe sustu,
Rüzgâr dinledi,
Güneş bile yükselmeyi unuttu.
O ses,
Aşkın dile geldiği en saf hâliydi.
Gül-i Zar titredi.
Belki ilk defa bir bülbül
Ona böyle bakıyordu.
Ama dünya dediğin,
Aşka uzun süre tahammül edemezdi.
Bir insan girdi bahçeye.
Aceleci adımlarla,
Güzelliği sahiplenmeye alışmış ellerle.
Bülbül fark etmedi önce.
O hâlâ öterken
Sevdiğinin yapraklarına.
Bir el uzandı.
Bir sap eğildi.
Bir kader koptu.
Gül-i Zar,
Bir bıçak sessizliğinde dalından ayrıldı.
Bülbül sustu.
Gökyüzü bir anlığına karardı.
Rüzgâr yönünü şaşırdı.
İnsan, gülü aldı.
Bir tebessümle,
Bir başkasına sunmak üzere.
Ve gül-i zarı sevdiği kadına verdi.
Başka birinin ellerine,
Başka bir sevdanın süsü olsun diye
Gül-i Zar.
Bülbül,
Hayatında ilk defa
Şarkısının boğazında düğümlendiğini hissetti.
Ne gökyüzü çağırdı onu,
Ne rüzgâr teselli etti.
Çünkü bazı acılar
Uçularak kanat çırparak geçmezdi.
Bir dalda kaldı öylece.
Gözleri boşlukta,
Yüreği koparılmış bir sap gibi.
Ve o gün,
Dünyanın en hüzünlü gerçeğini öğrendi:
Bazı aşklar,
Başka birinin romantik jestine kurban gider.
Bazı bülbüller,
En güzel şarkılarını
Tam başlamışken kaybeder.
Ve bazı güller…
Sevildiklerini
En çok
Koparıldıkları anda anlar.
Koparttılar gül-i zar’ı
Kıydılar ona aşık bülbüle....
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.