1
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
970
Okunma
hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamı hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki
Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!
"aklımı kaybetmekten korkuyorum
çıldıracağım ya Rabbi
öldüren babası olmasaydı olmasaydı
böyle bir kader ile ölmeseydi
tiksiniyorum senden adaletsiz dünya
nefret ediyorum sizden zalim insanlar"
unutun bütün dertlerinizi
mert canın gözlerine bir an bakın
ve bu gün
zamanın sarkacında düşlerken bir şeyleri
öylesine bir rüzgar eserken kirpiğimin bağında
affına sığınmış bir nehir gibi heybetli
ve elleri oyuna küsmüş bir çocuğun
hıçkırığına bağladığım kalbimi
bağışladım bir son gülüşü yaşasın için
olmadı mert can
olmadı babası hz Adem olan
yine koruyamadı benî âdem bir çocuğu celladından
nereye koşuyorsun böyle ey dünya
ey yeryüzü kadınları
alemi var eden o aziz kudret adına
bakamadığınız bu çocukları doğurup doğurup
kurban etmeyin kavgalarınıza
aleme
oy gözlerine bakmaya dayanamadı kalbim
cennet kokulu ey güzel can
yeminler ediyorum ah mert adam
içim yana yana ağladım sana durmadan
nasılda hoşkalın der gibi bakmışsın bütün dünyaya
son veda
son umut
son bir acıyla
altı yıllık bir ömür nasıl dar geldi bu koca rüyaya
büyüdün
yüceldin
en aziz şehitler gibi yükselip yükselip
tahtına kurulup cennetinin
Allah ile yüzleştin
işte cehennem şükür ki var dediğimiz
küllen bunun için
insanlığa
öldürme diyen bir Allahın
mütemadiyen kin kusan kavmine dönüştük
isyan gökte
nisyan yerde
cinnet içimizde
nasılda alçakça aldandık bu hayata
toprağa gömülen kız çocuğuna hesap açılmışken ervahta
dünyaya kurban edilen oy mert can
hangi ayeti sürsem ki senin yaralarına
geri dönüp yaşasan zamanın en üstün makamında
ey güzel çocuk
ey içimde hüzün ırmakları doğuran
ey beni kendime çaresiz bırakan
babası Allahı unutmuş kör cehennem
annesi çöle dönüşmüş bir vefasız olan
bıraktıklarını göğsüme bastırıp bastırıp
gözlerine gözyaşlarımı bağışlasam
affeder misin hakkını bana
ey sütü burnundan gelen yavru can
kendime
hangi yarama el sürsem
derinliğince bir uzun yola dönüşüyor sesim
azman tüm ağrılarım
zamanın örseledikçe çıldırttığı rüzgar gibi
gezinip duruyor parmak ucumdaki kış yanımda
göğsümde hapsedilmiş güvercin yuvaları
kalbimden bir çocuk bahçesi göçüğü
ıssızlaşmış ömrümden geçen günahkar günler
ve o çocuğun babasızlığına bürünmüş yalnızlık
gibi yaralanmış ağaç dallarımda kuşlar
gözleri toprağa dağılmış yığınla sarı yaprak
çaresizliğime hesapsızca tutunarak
kirpiğimin ucunda konaklamış uzunca yıllar
gibi bütünleşiyor avucumda "can!"lı anılar
boşluğa
sorma ne için yaşar insan
bir şiir ömrüne kıvrılıp yaşamak niçin
mim gibi sever
nun gibi ağlar
vav gibi ölmek üzre gün sayar insan
kitabesi yok mezar taşlarındaki hiç bir romanın
müslüman
hristiyan
ateist
ama illa önce insan olan
çürümüş bir kalbin sonsuz ömründeki son ifade
gibi sürüncemedir işte yaşamak
sonsuzluk bunun için
zamana
affet
yanmış kirpiğine kurban olduğum yavru yanım
tek bir sabah olsun
gözlerine doğan güneşle uyandın mı acaba
bir sabah olsun
taze ekmek kokusuna sokulup yalın ayak
parmağını bandın mı nutella kavanozuna
bir sabah yine
canım annem diye atıldın mı seni doğuranın kollarına
ve bir sabah
şımara şımara sarıldın mı cani babanın boynuna
ah pencereleri doğarken kapanmış o mihrabı makam alnına
çeşmeleri kurumuş o masum gözlerine
sır gibi mühürlenmiş yasaklı gülüşüne
dondurmaya banmamış minicik ellerine
seni rüzgarla yarıştırmamış salıncağına
yıldızlara küsmüş bakışlarına
takati dizlerinde kesilmiş okul yoluna
avucundan kaçıp giden renksiz balonlarına
ah kurban olayım gökleri kurutan yirmi dokuz alfabene
affet bizleri nolursun
affet kuranın elif be si hürmetine
sonsuza
ey uçurtması mavilerde solanım
Allah öptü mü gözlerini en yara almış yanından
sardı mı o dermansız sızılarını
ya ısıttı mı buz tutan yüreciğini
sarıp sarmaladı mı o altı yıllık ömrünü
ah dünyaya çelme takan koca çocuk
senin kaderin belli belli
ya biz terk edilmiş bu kavimlerin hali
hangi cehenneme sürüleceğiz bu alçak dünyadan
bilmiyorum ki
...
my
not: Mert canı doğuran ve feryat figan ağlayan o kadını da kınıyorum!şartlar her ne olursa olsun,bir anne doğurduğu çocuğunu ağzında taşımalı,koynunda saklamalı,bağrında yuva açmalıydı.!kendini kurtarıp o çocuğu o caninin yanında bırakmamalıydı!en basiti sosyal hizmetlere bırakabilirdi!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.