Mustafa Göktekin
388 şiiri ve 78 yazısı kayıtlı Takip Et

Atatürk ve şah rıza pehlevi veya…



ATATÜRK VE ŞAH RIZA PEHLEVİ VEYA…



Sanırım yıl 1934 İran Şahı Rıza Pehlevi Ankara’ya gelir. İran ile çok sıkı ilişkiler kurulur. Şah Rıza Pehlevi çok sıcak ve kardeşçe karşılanır. Resmi görüşmelerin yapıldığı sırada Şah Genelkurmay Başkanlığı’nı da Atatürk’le beraber ziyaret eder.
Genelkurmay Başkanlığının alt katında sanırım şimdilerin ifadesi ile kozmik(!) odanın bulunduğu yerde ziyaret sırasında birçok kapının bulunduğu görülür. Enteresan olan ise bu kapıların üzerlerinde çevrimizde bulunan ve bulunmayan pek çok ülkenin isimleri vardır.
Şah Rıza Pehlevi Atatürk’e sorar: Bu ülke isimleri nedir?
Atatürk:”Çevremizdeki ülkelerden ülkemize karşı yapılabilecek saldırıları bertaraf etmek için hazırlanmış savaş planlarının bulunduğu odalardır.”
Şah Rıza Pehlevi:”Bu kapıların içinde İran ismini göremiyorum!
Atatürk: Evet göremezsiniz çünkü biz kardeş ve dost İran devletini ve halkını ülkemiz için tehdit unsuru olarak görmüyoruz.
Şah Rıza Pehlevi, esas duruşa geçerek ve asker selamına durarak;” İran devleti emirlerinize amadedir Paşam.”der.
Sonrasında kendi ülkesine talimat verir; Türkiye ile ortak ordu kurmak için,Mareşal’e ise kendisini iki ülkenin Genelkurmay Başkanı olarak görmekten mutlu olacağını bildirir.
Tabii olarak aradan yıllar geçti, Atatürk’ten sonra gelen iktidarlar döneminde İran ve Türkiye ilişkileri bozuldu. Bir kısım insanlar İran’ı ülkemiz için tehdit ve tehlike görmeye başladılar. Kardeşlik ilişkilerini bozdular. Yıllar yılı ülkemizin İran’a benzemesi endişeleri bazılarının yüreklerini endişelendirdi; sanki Türkiye’nin İran’dan alacak bir şeyi varmış gibi!
Son zamanlarda batının dayatmalarına dayanamayan hükümetimiz “Füze kalkanı” projesi kapsamında Malatya’nın Akçadağ İlçesinde Kürecik beldesine radar sistemlerini büyük bir hızla kurmaya başladı.
İran’ın, Rusya’nın rahatsızlığına rağmen yetkililer Füze kalkanının İran’a karşı kurulmadığından defalarca bahsettiler. İran ise her hangi bir tehlike anında Türkiye’de bulunan bu radar sistemini vuracağını yetkili ağızlardan defalarca ikaz etti.
Bütün siyasi yorumcular kurulan füze kalkanı sistemlerinin İran’a karşı kurulduğu bildirildiği halde gerek ABD ve gerekse bizim yetkililerimiz inkar ettiler.Bölgenin istikrarı için ve NATO konsepti muvacehesinde kurulduğunu söylediler.Buda ne demekse?!
Bölgede ABD ve AB’nin ve öncelikle de İsrail’in güvenlik ve menfaatlerinin önündeki en büyük engellerden birisi ve tehdit unsuru kim? İran! Bölgede güçlenen ve ABD, İsrail politikalarına karşı politikalar ortaya koyan kim? İran! Bölgede ki, Şii güçleri organize eden ve İsrail karşıtı politikalar üreten kim? İran! Batı yanlısı taşeron politikalar üreten ülke hangisi? Türkiye! Hem de bölgenin en önemli ve güçlü ülkesi olmasına rağmen!?
Füze kalkanına bilgi derleyen, istihbarat toplayan ve bölgedeki uçun kuşu kontrol eden radar sistemleri nerede? Türkiye’de yani Malatya’da! Nato’ya ait olan radarlara her hangi bir saldırı olduğunda füze kalkanının savunması nasıl yapılacak? NATO çerçevesinde yani ilk müdahale Türk ordusu tarafından yapılacak.
Bütün bunlara karşın peki Radarın kontrolü kimin elinde, yani kim kontrol edecek ve alınan istihbaratı değerlendirecek? Cevap:DÜĞME SADECE TÜRKİYE’NİN DEĞİL HERKESİN ELİNDE “’imiş!’
Korunacak olan İsrail, savaşa girecek olan Türkiye! Yani savaş İran ve Türkiye toprakları üzerinde ve iki kardeş ve dost ülke arasında olacak! Yani Biz savaşırken birileri olayı seyredecek ve bizim üzerimizde yeni hesaplar yapacak, güçlenecek;biz yıpranır ve zayıflarken!
Günümüz Atatürkçülerinin kulakları çınlasın! Atatürk’ün izinden giden devrimcilerin ve bir kısım gömleklerini çıkardığını iddia edenlerin kulakları çınlasın! Afganistan,Irak ve İran’la kurulan paktlarda bu gün unutulup gitti tabii olarak.Bu gün dün kardeş dediğimiz dostlarımıza karşı başkaları ile ittifaklar kurup,politikalar üretiyoruz(!?)
Dün yakın müttefikleri Saddam’ı, Rıza Şah’ı, Kaddafi’yi satanlar yarın kimi ve kimleri terk edip satacaklar işleri bittiği zaman…?
Bu gün bizlere kendi dostlarımızı birer birer tasfiye ettirenler yarın bizleri kim veya kimler vasıtası ile tasfiye edip üzerimize sünger çekecekler?
Çok geç olmadan, ama çok geç olmadan tarihten ve geçmişimizden ibret alarak ve bilgilenerek yeni ve milli bölgesel politikalar üreterek; birilerinin küresel politikalarını kendilerine iade etmemiz gerekiyor. Yoksa bölgemizde yalnız ve güçsüz bir halde kaldığımızda hakkımızda takdir edilenlere razı olacağımız günler yakındır.
Bizden söylemesi…

Mustafa Göktekin


Beğen

Mustafa Göktekin
Kayıt Tarihi:7 Aralık 2011 Çarşamba 13:40:19

ATATÜRK VE ŞAH RIZA PEHLEVİ VEYA… YAZISI'NA YORUM YAP
"ATATÜRK VE ŞAH RIZA PEHLEVİ VEYA…" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Emrullah Bedir
26 Mayıs 2012 Cumartesi 12:15:38
Çok güzel ve isabetli tesbitlerdi. Fakat Türkiye'nin ABD ve AB baskısına rest çekecek gücü maalesef yok. Eminim Türkiye bunların farkında. Türkiye'nin bütün bunlara "Hayır" diyebilmesi için hem Rusya'dan hem de ABD+AB+İsrail'den gelecek saldırılara karşı durabilecek güce sahip olması lazım ki; halihazırda bu pek mümkün görünmüyor. Yapılacak şey bellidir. Herkesin mesai saatini iki katına gönüllü olarak çıkarması ve ülkenin gelişmesi için proje üretmesidir. Türkiye güçlendiği zaman zayıf dostlarının da güçlenmesine katkı sağlayarak emperyalist Rus-ABD-AB-İsrail dörtlüsüne karşı durabilecekti. Başka bir çıkar yol da yoktur.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mustafa Göktekin 26 Mayıs 2012 Cumartesi 19:12:29
Elbette Türkiye gücünün üstünde ve altından kalkamayacağı bir politikanın altına girmemelidir,ancak;ticarette bir kural vardır;bir malın satış maliyetini hesap ederken malzeme maliyetini üçle çarparsınız bu size malınızın gerçek satış değirini verir.Politikalarda tıpkı böyledir,üzrelik kar ve zarar birlikte gezen yeterki siz karın ve zararın birlikte gezdiğini bilin yeter.İşte o zaman büyük devlet politikası uygulamış olursunuz.Yapmamız gereken de bu diye düşünüyorum Muhterem Hocam,Siyaset risk alma sanatıdır aynı zamanda risk alamazsanız başarılı olamazsınız.Bizim millet olarak buyurduğunuz gibi çok çalışmamız ve güçlenmemiz gerekiyor başka nasıl iradesini icraya kadir bir ülke olabiliriz/ Selam hürmet ve dualarımı sunuyorum Muhterem Hocam.
Turgut Yıldızan
7 Nisan 2012 Cumartesi 00:13:09
Tarihi unutanların her zaman içine düştükleri bu toplumsal kaostan muharrirlerin uyarılarıyla hatalarrını farkedip dönebilenler asırlara mühürlerini vurabilmişlerdir.Yarım kalmış olan kurtuluş savaşımızın dış politikalarının uygulanacağı zamanlara ulaşabilmek umuduyla ...Selam ve dualarımı yolluyorum.

Cevap Yaz
Bir anlatıcı
10 Aralık 2011 Cumartesi 00:03:20
Mustafa Bey,
Yazınızın zamanlaması gayet güzel. Önemli bir konuyu özetlemişsiniz.
Elbette ki "dostluk" kavramı insan ilişkileri düşünülerek anlam bulmuştur.
Ülkeler karşılklı çıkarları üzerine ilişki kurarlar. Ancak bu ilişkiler ülke dışı değişkenlerle kurulduğunda her zman sorunlar oluşur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün onurlu dış politikası her zaman uzun vadede çok hem bizim için hem de komşularımız için kazandırmıştır.

Çevre ülkelerde ortya çıkarılan sözde halk isyanlarını doğru okumak gerekiyor. ancak bu okuma için dönem değişkenlerinin bilinmesi ve öğrenilmesi gerekir.
Yazınız öğreticiydi. teşekkürler.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mustafa Göktekin 10 Aralık 2011 Cumartesi 00:18:47
İlginize ve iltifatınıza ve katkılarınıza teşekkür ederim efendim.Evet, olayları iyi görmek ve hak ve adalet ölçüleri içinde ve milli menfaatlerden taviz vermeden iç ve dış palitikalar üretilmelidir.Teşöron palitikalar her zaman bize ve dostlarımıza zarar vere gelmiştir.Onun için Milli politikaların en güzel uygulandığı 1923-1938 avrasını akademisyenler bir iyice incelemelidir diye düşünüyorum. selam ve hürmetlerimi sunuyorum.
Gökhan Çoban
8 Aralık 2011 Perşembe 01:42:07
Diplomaside daimi dost veya düşman yoktur. İlk kural budur. Kaddafi, ve diğerleri halkına zulmettiler ve çoktan hak ettikleri sonuçlara vardılar. Şimdi sıra suriyede. Müslümanlığı şaibeli olan Esad öldürdüğü her müslüman için hesap verecek. İran ve Türkiye her ne kadar dost görünsede bölgede bir güç çekişmesi olacaktır aralarında bu tabiidir. En başta anlattığınız hikaye ne kadar doğrudur bilmem ama yapılan uygulama bir komediden ibarettir tıpkı o dönemki diğer uygulamalar gibi.

Yavuz Mısır seferine çıktığında Anadoluda isyan çıkartmaya teşebbüs edenler yine İranlı kardeşlerimizdi.. İki ülke kardeş olmaz ancak iki millet olur.. Devletler her daim gizli bir mücadele içersinde olacaklardır bu kaçınılmazdır bana göre.

Saygılar....

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mustafa Göktekin 8 Aralık 2011 Perşembe 13:08:42
Muhterem kardeşim;sizin söylediğiniz daimi dost ve daimi düşman politikası İngiliz milletinin politikasıdır bizim değil;elbeoyunca ve hatta tte Osmanlı ve İran yüzyıllar boyunca ve hatta geçtiğimiz yüz yılın başına kadar!Anlattığım hikaye doğrudur veya yanlıştır veya kaynağı zayıf veya güçlüdür bunu tartışmaktan öte aldığı neticelerdir ki1934 den 1938 yılına kadar Türkiye ve İran ilişkilerini incelediğimizde gerçekten çok farklı olduğunu görürüz.Elbette ülkelerin görünen politikaları haricinde birde recek varın siz içindeki ukteleri ve hazırlıkları vardır ve olmalıdırda ama biz duygusal bir milletiz ve çok zaman politikamıza duygularımıza da katarız.Kimse ne Kaddafiye ne Beşar Esat'a ve nede Saddam'a zalim değildir demedik dersek yalan söylemiş oluruz ama Allah için Irak halkı Saddam dönemini mi isterdi yoksa 1,5 milyon insanın öldüğü bu dönemi mi ne dersiniz?Kaldıki ne Libya bir ve tek ve güçlü bu gün nede Irak yarın Suriye de olmayacak bu da kimlerin ekmeğine yağ sürecek varın siz karar verin.Sayfama gösterdiğiniz iltifattan dolayı ve düşündüklerinizi benimle paylaştığınız için size sonsuz şükranlarımı arz ediyorum.Her zaman konuşabilmek ve görüşebilmez dileği ile Hakkın sizden razı olmasını diliyorum.Selam hürmet ve dualarımı sunuyorum efendim.
Gökhan Çoban 8 Aralık 2011 Perşembe 17:03:16
Dediğinize katılıyorum abi elbette ABD dense Saddamı tercih ederiz.. Fakat bu yüzden tekrar toparlanmalı ve eskisi gibi adaleti dağıtmalıyız bu coğrafyada. Ordaki kardeşlerimize hür olma hakkını tanımalıyız çakalların eline bırakmadan tabiki ama çok zor bir iş elbette..
Mustafa Göktekin 10 Aralık 2011 Cumartesi 00:23:16
Elbette kardeşim,bizim olanları birilerinin eline bıraktığımızda her seferinde pişman oluyoruz ama türkiye teşeron politikaları bırakıp milli politikarelar ürettiğinde ve uyguladığında pek çok sorunun kendiliğinden çözüldüğünü ve gücümüzün na kadar arttığını müşahade edeceğiz.Yeterki biz biz olalım, biz gibi davranalım yoksa Bu ülkenin ve milletin kimseden politik ve medeniyet namına alacağı bir şey yoktur. Selam ve hürmetlerimi sunuyorum.İnanın sizden cevap bekliyordum çok sevindim Allah sizden razı olsun .
hayalperest mitralyöz
7 Aralık 2011 Çarşamba 20:01:48
kaleminiz daim olsun,çok doğru bir noktaya değindiniz..Allah başımızdakilere akıl fikir verir inşallah..saygılarımla..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mustafa Göktekin 8 Aralık 2011 Perşembe 00:55:11
İlginize ve iltifatınıza şükranlarımı sunuyorum.selam ve hürmetlerimle.

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Hüdaverdi ER (Hüdai)
7 Aralık 2011 Çarşamba 13:43:50
Bu gün bizlere kendi dostlarımızı birer birer tasfiye ettirenler yarın bizleri kim veya kimler vasıtası ile tasfiye edip üzerimize sünger çekecekler?


Usta kalemden nefis bir yazı okudum. İranla Osmanlılar arasında yaklaşık ikiyüz yıl boyunca çeşitli fasılalarla savaş yapıldığını biliyordum ancak belirttiğiniz hususları sayenizde yeni öğrendim hocam. Gayet hoş bir çalışma olmuş, istifade ettim. selam ve dua ile efendim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mustafa Göktekin 7 Aralık 2011 Çarşamba 13:46:50
Canım kardeşim insan bir yerlere takılıp kalmazsa ve doğruya neren gelirse doğru diyebilirse o kadar güzellikler çıkıyorki önümüze istifade etmemek mümkün değil.Bu aciz kardeşiniz var olan bir olayı anlattı sadece selam dua ve hürmetlerimi sunuyorum.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.