0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
46
Okunma
Sevgili Eylül,
Hoş geldin... Hoş git, olur mu?
Hüzünlerin başı da sonu da sen misin? Ne çok suçladık seni, ne çok sevdik gelişini ve bizden akıp gidişini... Melankoli kokan havan, ürperten derinliğinle soğumaya başlayan o sonbaharın başlangıcısın; güneşin ne tatlı, ılıman zamandasın. Ne tam üşütürsün ne de yakarsın. Nar sende olgunlaşır, ayva sende sararır...
Günlerin kısaldığı, gecelerin uzadığı o amansız eşiksin. Bağbozumu sende olur, mahzene taşınır üzümler. Olgunluğun o doyumsuz tatlarını taşırsın. Ayrılığın da vuslatın da kapısı sensin. Seni sever şairler, âşıklar, maşuklar. Ağırsın, Ağrılısın. Ruhun tadı tuzu estirdiğin hüzün. Narin kollarını açıp kucaklarsın bizi; yarsın, sevgiliye çağrısın...
Nar çatlar da gül olur açar dallarda, ayva sararıp mis kokusunu yayar etrafına. Bağlar bahçeler son olgunlukta meyvelerini verir. Yapraklar dökülmeye hazırlanır; doğa, muhteşem renklerini bir ressamın fırçasıyla serpercesine dağıtır usulca...
Sevgili Eylül, hüznün içimize yağıyor. Üşüyoruz. İçimizdeki o büyük göçle eşlik ediyoruz sana. Kıyamet insan selinden, o kalabalıklardan koşar adım sana kaçıyoruz. Yaman hallerdeyiz, artık aman da dilemiyoruz. Yana yana yanmaya alıştık; nardan çatlıyor kalbimiz, yangınımızı kimseden saklamadan, kimseye sıçratmadan tek başımıza yanıyoruz.
Düşsek de kalksak da bir başınayız. Kuşlar uçup gidiyor göğsümüzden, bütün yollar yine kendi içime çıkıyor. Ömrümüz geçip gidiyor; dökülen yapraklarımız sırra karışıyor...
Kabuğa minnetsiz, yaramıza yoldaş bir olgunluğa eriyoruz. Bıçağını arayan o acemi yara değiliz artık. Ucu bucağı olmayan o yorucu sorguları çoktan bıraktık. Sen bizim olgunluğa geçiş eksiğimizsin, sızlanmadan Kemale eriyoruz eşiğinden geçince, kaçınılmaz sona teslim olıyoruz seninle birlikte…
Vaha Sahra
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.