0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
15
Okunma
Bazen insanın içine hiçbir açıklama sığmaz. Sadece adı olmayan bir ağırlık kalır.
Ne nedeni vardır, ne başlangıcı.
Ama varlığı, hep seninledir
Benim varoluşum da oradan başlardı sanki.
Sanki Tanrı, beni yaratırken kısa bir tereddütte kalmış gibi:
"Bunu nereye koyacağım?”
Sonra yine de bırakmış.
Dünyanın içine değil, biraz kenarına.
Bir fazlalık gibi.
Her şey en başından beri fazla gelirdi bana.
Işık bile acele ederdi.
Ses bile taşardı.
İnsanlar…
birbirine çarpıp anlam çıkarmaya çalışan,
ama her çarpışmada biraz daha dağılan varlıklar gibi.
Bakmak, öğrenmek olmazdı bende.
Bakmak, yorulmaktı.
Eşyalar bile yalnızca eşya kalmazdı.
Bir masa, sabra zorlanmış bir duruştu.
Bir kapı, açılıp kapanmaktan çok beklemek için vardı sanki.
Her şey, işlevinden değil, taşıdığı yorgunluktan, yoğunluktan ibaretti.
Dünya, tutmaya çalıştığı şeylerin toplamıydı. Uyku bile kurtuluş değildi.
Gözler kapandığında dünya bitmezdi.
Sadece benden bağımsız devam ederdi.
Ve bu fikir, içte sessiz bir ağırlık gibi yerleşirdi.
İnsanlar konuşurdu.
Ben pek dinlemezdim artık sözleri.
Sadece, söylenip hiçbir şeyin değişmediğini duyardım.
Bu bile fazlaydı.
Aşk…
Aşk, bir bağlanma değil,
iki insanın birbirine yaslanarak
düşüşü biraz daha geciktirmesiydi.
Ve herkes bunu
“devam etmek” sanırdı.
Gökyüzü bile artık büyütmezdi içimi.
Sadece uzaklığı, çıplak haliyle bırakırdı önüme.
Ve uzaklık, zamanla bir manzara olmaktan çıkıp
içte büyüyen sessiz bir yorgunluğa dönüşürdü.
Ben hiçbir yere gitmek istemezdim.
Gitmek, hâlâ bir karar demekti.
Ve karar…
bende çoktan eksilmiş bir şeydi.
İnsanlar hayatı yaşadığını sanırken,
ben sadece onun içimden geçişini izlerdim.
Sanki kimse gerçekten “orada” değildi.
Herkes sadece sürüyordu.
Bir yere değil,
bir devamlılığa.
Ve ben…
devam etmenin bile fazla geldiği bir yerde kalırdım.
Sonra anladığım şey şuydu:
Belki de mesele hayatın ağırlığı değildi.
Mesele, her şeyi görüp hiçbir şeyi değiştirememenin
içte bıraktığı o sessiz taşkınlıktı.
Ve eğer Tanrı gerçekten bir an durup beni bırakmışsa dünyaya,
belki de bu, bir yer değil bir hata gibi duruyordu.
Ama hata bile bazen devam eder.
Ben de öyle.
Sadece devam ederken,
hiçbir yere varmadığımı bilerek.
Ve en sonunda…
içimdeki bütün o kalabalık sessizleşsin istedim.
Kendi içime eğilip, kimse duymasa bile söyleyebileceğim bir şey vardı:
“Beni biraz olsun susturabilir miyiz?
Kafamın içinde dönüp duran bu sesler…
Bir anlığına bile olsa durabilir mi?”
Çünkü ben artık kaçmak istemiyordum.
Sadece biraz durmak istiyordum.
Hiçbir şey olmadan, hiçbir şey olmaya zorlanmadan.
Ve belki de ilk kez,
gerçek bir yokluk değil…
Sadece ilk kez, var olmak canımı acıtmasın istiyordum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.