0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
38
Okunma
Bir şehrin silüeti o şehir hakkında her şey anlatıyor sanırdım.Gittiğim her şehirde bu perspektifle bilgi sahibi olmaya ve buna dikkat ederek o şehri kuş bakışında gören bir yere çıkıp o şehir hakkında izlenim edinmeye çalıyordum. Doğru yöntem mi bilemiyorum, eminim çoğunuz benim gibi bu şekilde izlenimler elde ediyorsunuz. Çok sonra silüetin çok şey anlattığı ama çok şeyi de eksik bıraktığını farkına vardım.O yüzden bu şehrin sokaklarını tek tek gezmeye karar verdim ve dediğimi de yaptım. Sokakları tek tek gezerken merdivenleri ihmal etmedim, adım adım tüm merdivenleri çıktım. Merdivenleri çıkarken eksilen hayatları, dökülen göz yaşları, yaşanan sevinçleri ve güle oynanan çocuk oyunlarını ve kaç mevsim bu taş duvarların kokusuyla uyanan sürgünleri gördüm. Avlularda eski hatıraları okudum. Vitrinlerde asılı kalan hayat hikayelerini gözümle gördüm. Pencerelerde sızan günün ilk ışıkları gibi gülen yüzlere şahit oldum. Yorulmadan gezmeye davam ettim. Bir metruk yerlerde bir yepyeni oluşan yapılarda hayatları inceledim. Yepyeni binalarda insan vardı ben eski yapılarda hayatı buldum. Belki insan yok denecek kadar azdı ve çoğu sokaklarda hiç yoktu. Eskilerde burada hayatın ne kadar farklı olduğunu o avlularda, perdelerden arınmış pencere diplerinde toprak kokusunda gördüm. Sıcak bir ekmeğin, kuyuda çekilen bir tas suyun, komşudan komşuya giden yemek tabakların, selamsız geçmeyen komşuların, insanın içini ısıtan dedelerin ve ninelerin sohbetleri bana hayatın varlığını anlatmaya yetti.Hayat, insan olduğu her yerde var olan bir şey değildir. Hanı bir söz var"Kalabalıklar içinde yapayalnızım" o da öyle bir şey. İnsan toplulukları olabilir. Hayatı yaşayabilir hale getirecek olgular olmadıktan sonra hayat tam anlamıyla o anlamı yüklemiyor.
Bir sonbahar günü toprağa düşen ilk yağmur toprak kokusu ve kaldırım taşların bıraktığı sıcaklığa elveda hissiyatı ile bu şehrin en eski mahallesinde gezerken sokak başında bir nineye rast geldim. Şehrin hakkında bir kaç kelam etmek için sorular yöneltmeye yeltenirken birden:
"Oğlum gel bir soluklan burada "siyah taşlarla düzeltilmiş eski usule dizilen taşları göstererek.
Oturur oturmaz bu şehir hakkında soruları mı yönelttim. İlk defa görmeme rağmen burada yaşayan en eskilerden olduğunu anladım.
"Bana bu şehri anlat diyorsun değil mi evladım " dedi. Bende evet anlamında başımı salladım.
Önce derin bir nefes çekerek "Bu şehir anlatılmaz yaşanır" dedi. Sonra "Ama şimdi değil yetmiş yıl öncesinden bahsediyorum.Bu mahalleyi görüyor musun? Eskiden tüm şehir buradaydı ve bu küçük yer tüm dertlere defaydı. Şimdi ise başı sonu yok lakin kimse kimsenin derdine ilaç olmuyor. Herkes kendi derdine düşmüş,düşenin ellinden tutan yok. Bir nebze de olsa düşene yardım edenler bunu reklam haline getiriyor. Yani demem o ki eski insanlığımız raflara kaldırıldı. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Biz burada farklı ırklar farklı din mensupları olduğumuz halde muthiş bir dayanışma örneği gösteriyorduk. Çünkü hepimiz bu şehirde yaşıyorduk ve bu şehrin çocuklarıydık. Şimdi ise aynı aile içinde farklı düşünceler taşıdığı için birbirlerin kuyusunu kazımaya çalışıyorlar. Hele şu bu kenti yönetmeye çalışanlar varya sadece başkalarına yaralanmaktan başka bir şey yaptıkları yoktur.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.