2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
87
Okunma
İnsan eksik doğduğu yerden değil, eksik kaldığı yerden yürümeyi öğreniyormuş.
On sekiz yaşıma bastığım gün, yıllardır "evim" dediğim yerin kapısında, küçücük bir valizle öylece kaldım.
Yanıma verilen birkaç parça kıyafet, biraz harçlık ve ardımda bırakılan tek bir cümle vardı:
"Artık kendi hayatını kuracaksın."
O kadar...
Ne bir sarılma vardı.
Ne "Kendine dikkat et." diyen biri.
Ne de dönüp arkamdan bakan.
Sadece o cümle...
İçimden tek bir soru geçti.
Nasıl yani?
On sekiz yıllık hayat sadece bu cümlelere mi sığacaktı?
Yine mi her şey yarım kalacaktı?
İnsan, aslında hiç ait olamadığı bir yerden ayrılırken bile canının bu kadar yanacağını bilmiyor.
Arkamı dönüp son kez baktım.
Yıllarca evim sandığım o duvarlara ilk kez yabancı gibi baktım.
Kapıda duran güvenlik görevlisi, daha düne kadar kapının önünde fazla oyalanmama bile izin vermezdi. Şimdi ise sessizce yüzüme bakıyordu. Yüzündeki ifade ne acımaya benziyordu ne de umursamazlığa.
İçimdeki o küçük çocuk hâlâ ondan korkuyordu. Bir an, "Ne işin var burada?" diyecek sandım.
Demir kapı ağır bir sesle arkamdan kapandı.
O ses, sanki çocukluğumun üzerine vurulan son mühürdü.
O kapı kapanırken çocukluğum içeride kaldı.
Olduğum yerde birkaç saniye öylece kaldım.
Belki de ilk kez gerçekten yalnızdım.
Hayır...
Ben aslında hep yalnızdım.
Ama ilk defa bunu iliklerime kadar hissediyordum.
Ne yapacaktım şimdi?
Nereye gidecektim?
Kime sığınacaktım?
Sokaklar insan doluydu ama benim gidecek tek bir yerim bile yoktu.
Kimse bana "Eve geç kalma." demedi.
Çünkü beni bekleyen bir ev yoktu.
Kimse "Bugün nasılsın?" diye sormadı.
Belki de artık hiç sormayacaktı.
Özgürdüm...
En azından öyle söylüyorlardı.
Oysa ben özgürlüğü değil, sahipsizliği hissediyordum.
Meğer özgürlüğün de insanı boğan bir sessizliği varmış.
Hayat bana anne sıcaklığını göstermemişti.
Baba sevgisini de tattırmamıştı.
Ama güçlü olmayı da, çaresizliği de ezbere biliyordum.
Çünkü başka seçeneğim hiç olmamıştı.
Kimse düştüğümde elimden tutup kaldırmamıştı.
Kimse bana "Kara gözlüm." diye seslenmemişti.
Kimse gözlerimden akan yaşları silmemişti.
Çalıştım.
Okudum.
Yoruldum.
Düştüm.
Kalktım.
Ağladım.
Gözyaşlarımı kimse görmedi.
Yine kalktım.
Bazen aç kaldım.
Bazen cebimde bir otobüs bileti alacak kadar param bile olmadı.
Ama ne zaman vazgeçmeyi düşünsem, yurdun penceresinde oturup bahçe kapısını bekleyen o küçük kızı hatırladım.
Her araba sesinde umutlanan...
Her akşam biraz daha hayal kırıklığına uğrayan...
Ama yine de beklemekten vazgeçmeyen o küçük kızı...
Onu bir kez daha yalnız bırakamazdım.
Belki ailem beni hiç aramadı.
Belki ismimi bile hatırlamıyorlardı.
Belki de öldüğümü sanıyorlardı.
Bir gün karşıma çıksalar bile beni tanıyacaklarından emin değildim.
Ama ben...
Kendimi aramaktan hiç vazgeçmeyecektim.
Çünkü insan bazen anne babasını değil, önce kendini bulmalıymış.
Ben de o gün anladım...
Beni hayatta tutacak olan şey, birilerinin beni seçmesi değildi.
Kendimi seçmemdi.
Ve ilk kez...
Arkamda kalan kapıya değil, önümde uzanan yola baktım.
Çünkü artık yürümem gereken hayat...
Benim hayatımdı.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.