0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
118
Okunma
Ben başakların kana bulandığı, şafağın inim inim inlediği toprakların boz sarmaşıklı kızı... Ayaklarımı sarkıttığım damın üstü Tanrı’nın gözyaşlarıyla süslü. Sonsuzluk içinde süzülen rüzgarlar yapraklarımı döküyor, kerpiç duvarlarımı tozutuyor. Bir elim muşambaya serili buğdaylarda geziyor. Dünü ve bugünü düşünüyorum.
Dün kimdim, bugün neyin nesiyim, acaba ben kalpsiz miyim?
Dün fıstıklar biçildi, bugün kavruldu.
Cebel-i Bereket’in bereketi, hani nerede?
Sarkıtıyorum kendimi kerpiç damlardan, yine de tutup çekiyor beni göğe ata ağalar. Feodal saçmalıkları fısıldıyorlar kulağıma:
"Toprak, gök, pusat ve kan kutsal"
Kutsallıkların sıvandığı tezekleri dahi yüceltiyoruz yobazca. Bu kadar kolay dökülebilen kan nasıl oluyor da Tanrı’nın vergisi olabiliyor? Kuru bir çiçek, boş bir şişe ve tüfekler...
Çocukluk dediğin puslu katliamlar, gençlik dediğin manasız arayışlar. Beş karış toprak uğruna heba edilen canlar ya da peşimi bırakmayan üç kuruşluk tarlalar.
Kim daha şeytan?
İblis mi; gök yüzlü, dalga saçlı, nefret benizli ecinni mi? Kaybettiklerimi ararken kaybolduğum dağlar yalnızca deliliği armağan ediyor. Bir kuş sesi, gür ve pişman. Hangi kahpe öldü acaba yine?
Lanetli değil, lanetin ta kendisi. Lütuf mu, ceza mı? Muhtemelen hiçlik.
Dünü ve bugünü düşünüyorum. Ayaklarım sarkıyor damdan, ellerim gıdıklanıyor.
Ben kalpsiz miyim?
Dünü ve bugünü düşünüyorum.
Ama...
Yarınım yok, olmayacak.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.