Mahmut Cantekin
2455 şiiri ve 173 yazısı kayıtlı Takip Et

ÇOCUKLUĞUMUN KÂHTA’SI GÜZELDİ



ÇOCUKLUĞUMUN KÂHTA’SI GÜZELDİ

MAZİYE YOLCULUKLAR–261

Ben Kâhta Sevdalısıyım. Çocukluğumda etrafı bağlarla, bahçelerle çevrili yemyeşil bir Kâhta vardı. İşte ben o Kâhta’ya Sevdalıyım.
Dillerinde Allah’ı düşürmeyenler, kalplerinde parayı ilah etmiş. Riyakârları sevmiyorum. Dini siyasi ve maddi çıkarları için kullananlardan uzak duruyorum. Gölgeme bile yanaşmalarını istemiyorum.
Hacı Üzeyir Efendiyi, babamı arıyorum.
Eski dostluk, akrabalık mazide kalmış.
Paraya kul olanlar dostluğa, akrabalığa da ihanet etmişler. Çıkar yeline kapılıp yeni bir düzen kurmuşlar. Çıkar dünyasında yalan rüzgârına kapılmışlar… Mala mülke yelken açmışlar. Boş bey olmuşlar…
İşleri düşmeyince bir “alo” bile demiyorlar.
Ben de artık boş verdim. Kendini taşıyamayanları taşımaktan omuzlarım çöktü. Gözlerim boşuna yaşlar döktü. Vefasızlık ciğerimi söktü…
5 Haziran 2016 yılında vefat eden sevgili Nusret Cantekin’in taziyesine gittim.
Taziyeye gelmişken değer verdiğim birkaç kişiyi ziyaret ettim. O gün cahilliğe, aptallığa, çıkarcılığa ve vefasızlığa isyan ettim. Dilimde şu sözler döküldü: Ölseniz de evlenseniz de bana haber göndermeyin. Bir daha sizlere gelmeyeceğim.
Sözümde durdum. Gitmedim. Görmedim. Aramadım. Sormadım.

Geçen yıl ecelle elim sende oynadım. Öbür dünyaya git gel yaptım. Günlerce hastanelerde yattım. Ameliyat oldum. Tedaviye devam ediyorum. Biraz iyiyim.
Hastanede yatarken Kâhta için yazdığım yüzlerce şiiri ve yazıyı okuyan, Kâhta sevdamı bilen oğlum:
— Baba iyileş. Arabamla seni Kâhta’ya götüreceğim. Kâhta Mezarlığını, çocukluğunun geçtiği her yeri gezdireceğim.
Ben:
— Annem, babam öldü. Vefasızları da görmek istemiyorum. Kâhta’ya gitmem.
Oğlum ısrar etti:
— Seni sevdiğin topraklara götüreceğim. Seni götürmesem ve sana bir şey olursa vicdan azabından ölürüm.
Aylardır bu muhabbet devam ediyordu.
Eşim de oğlumu desteklemeye başladı:
— Kırk yıldır evliyiz. Nemrut Dağını televizyonda bize izletiyorsun. O güzelliği canlı görmek istiyorum. Söz vermiştin. Ölmeden şu Nemrut’u görelim.
Israra dayanamadım. Doğduğum topraklara gitmeye razı oldum.

17–18 Eylül 2022 tarihini (Cumartesi-Pazar) düşünüyorduk. Sevdiğim bir iki arkadaşı arayıp bu tarihi verdim.
08 Eylül Perşembe günü oğlum eve geldi:
— Cuma günü (yarın) izinliyim. Yarın Kâhta’ya gidelim.
Konuştuk. Saat beşte yola çıkmaya karar verdik.
Sevgili Şinasi Evci öğretmenle daha önce konuşmuştuk. Aradım. Yarın misafiri olacağımızı söyledim. Sevgili Emin Cantekin, halası oğlu Mehmet Recai Yetkin’i rehberimiz olarak görevlendirmişti. Onunla da daha önce konuşmuştuk. Mehmet Recai Yetkin’i aradım. Sabah beşte yola çıkacağımızı söyledim.
Hazırlığımızı yapmaya başladık. Eksik ilaçlarımı eczaneden aldım. Bir araç soğutucusu aldım. İnsülinleri koyduk. Valizler hazırlandı.
Saat 3.30’da uyandık. Son hazırlıkları yaptık. Saat beşte Erdemli’den yola çıktık.
Pazarcık’ta bir tesiste mola verdik. Dinlendik.
Öğlen olmadan Adıyaman’a girdik.
Dün tarla olan yolun sağına soluna beton binalar yağmıştı. Şaşkınlıkla işyerlerine, apartmanlara bakıyordum. Ezberlediğim bu yolun sağı solu değişmişti. Nerede olduğumu çıkarmaya çalışıyordum. Bir ara Eskisaray’ı gösteren bir levha gördüm. Asfalt yol kazınmıştı. Zar zor ilerledik. Bildiğim Adıyaman çıkışına, Kâhta yolunun sağı soluna koca binalar yapılmış. Yol değişmiş.
Şinasi öğretmen aradı. Bu ikinci arayışıydı. Nerede olduğumuzu sordu. Önünden geçtiğimiz binanın adını söyledim. Aynı yoldan devam etmemizi söyledi.
Binaları geride bırakınca ezbere bildiğim Kâhta yolu başladı.
Bir ömür gidip geldiğim bu yol da, yolun sağı solu da değişmiş.
Şunu gördüm. Yaşadım. Öğrendim: Adıyaman’da her şey ileriye doğru değişir. Kafalar hep geriye doğru değişir. Onun için Adıyaman’ın kaderi değişmez.
Adıyaman’da insanlar doğar doğmaz örgütlenmiş örümcek ağı ordusu beyinlere saldırır. Betonlaştırır. Mermerleştirir… Afyon, esrar çekmiş bireye döndürürler. Çok az insan bu saldırılardan kurtulur…
Yetmiş yaşına geldim, örümcek ağı saldırısı devam ediyor.

Kâhta’nın göründüğü Süsyan Köyü’ne gelince şaşırdım. Kâhta, Süsyan Köyü ile birleşmiş.
Şaşkınlığım devam ediyordu. Kâhta’da apartmanlar yükselmiş, siteler yapılmış.
Renk renk, model model araçlar yolun sağına soluna tespih tanesi gibi dizilmişlerdi.
Nihayet yol bitti. Sokağın girişinde bizi bekleyen Sevgili Şinasi Evci öğretmen, aracımızı bırakacağımız yeri gösterdi. Şinasi öğretmen candı. Sevgi dolu yürekti. Dünyanın en iyi insanı Hamit Dayımın oğlu babasını örnek almıştı.
Eve geçince Sevgili Birgül yengemin büyük emekle hazırladığı müthiş kahvaltı sofrasıyla karşılaştık. Sıcak Kâhta pidesi de alınmıştı. Kokusunu ciğerime çektim.
Sevgili Birgül Hanım, güzel yürekli yengem teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler…
Elimizi, yüzümüzü yıkayıp sofraya oturduk. Rehberimiz Mehmet Recai Yetkin de geldi.
Çok güzel bir kahvaltı, güler yüz, tatlı dil yorgunluğumuzu unutturdu.
Bu ortamı özlemiştim. Akrabalık, dostluk ve insanlık çok güzel bir şey.

Öğleden sonra Karşıyaka mezarlığına birlikte gittik. Ağabeyimin, babamın, annemin, akrabalarımın, komşularımın, dostlarımın ruhlarına fatihalar okuduk.
Mazi ruhumda fırtınalar koparttı. Gözyaşlarımı içime akıttım. Acımı kalbime gömdüm. Boynu bükük mezarlıktan ayrıldık.
Eski Çarşıda yıkılan babamın dükkânına gittik. Anılar harmanında kulaç attım.
Babamın anahtar teslimi yaptırdığı, kendi isminin verildiği Mustafa Cami’ye gittik. Beton duvarlarını inşaatken suladığım bu caminin yapılış tarihi olarak doğum tarihimi yazmışlar: 1952. Cami yapılırken ben en az 6–7 yaşında olmalıyım.
Bu cami için satılan iki ineğimizi alıp götüren adamı taşladım:
— İneğimizi götürme.
Taşladığım adam bana bağırmıştı:
— İneklerin parasını babana verdim. Babanı taşla.
Çocuktum. İneklerin götürülmesini kabul edememiştim.
Bu cami için bin beş yüz asması olan bağımız satıldı. Koca demirci dükkânının yarısı satıldı. Annemin el emeği, göz nuru hiç kullanılmamış yedi yün yorgan ve döşeği satıldı. Annemin altınları satıldı.
Onları alanları taşlamadım. Onlar babamla, annemindi.
Sarı inek benim, siyah inek Ağabeyim Mehmet CANTEKİN’indi. Her sabah çobanın önüne biz götürüp katıyorduk. Bizim diye sahiplenmiştik.
Sayın Kâhta Müftüsü, babamın camiyi bağış tarihi evraklarda vardır. Camiyi bağışlarken imam atanana kadar babam dört ay imamlık yaptı. Maaş vereceklerdi. Vermediler. O maaşları alan kişinin adı ve imzası vardır. Hırsız belli olsun.
Cami Allah’ın evidir. Duvarında yalan olmaz. 1952 tarihi yanlıştır. Lütfen düzeltin.

Doğduğum evin iki sokağını gezdik. Evimizin avlusuna, elektrik direğine çıkarak baktım. Kapıyı çalmak, içeri girmek benim için çok zordu. Kapıyı çalmadım. Girmedim. Yaram içimdedir. Kanasın, dursun.
Dargir’e doğru gittik. Yatılıyı geçtik. Yatılı yapılırken Sayın Osman Eken Ustanın yanında beton işinde çalışmıştım. 12,5 TL yevmiye almıştım. Yurdakulların un fabrikası önünde dönüş yaptık.
Dördüncü ve beşinci sınıfı okuduğum Sarı Mektep denen Atatürk ilkokulunu görmek için üst yoldan döndük. Okuduğum okulu, koştuğum, oynadığım sokakları gördüm. Kubilay İlkokulu ilk göz ağrımdı. Önünden geçtim. Gençken volta attığımız Karayollarına çıktık. Adıyaman’a doğru döndük.
Yeni Devlet Hastanesinin üst tarafı şehir olmuş. Güzel bir cadde, iki tarafında apartmanlar, apartmanların altı işyeri yapılmış. Şaşırdım.
Horik köyüne döndük. Eski Tekel Deposunun yerine okul yapılmış. Toki evlerinin alt tarafında arabalardan indik. Kâhta çayını, ötesindeki Şorgelek ve Keftire’ye baktım. Çocukken Keftire’ye gittiğim yaya yolunu izledim. Çaydan karşıya geçtiğim yerlere baktım.
Yamacın alt tarafında üniversite binasını gösterdiler.
Oradan baraj yoluna doğru geldik.
Yatılıdan H0rik’e kadar etrafı iyice gözlemledim. Ne gördün diye sorarsanız, söyleyeyim: Bir yandan lüks göz kamaştırırken, bir yandan da yoksulluk akıyordu. Çocukluğumun Kâhta’sında böyle gözle görülen çelişki yoktu…

Baraja doğru gittik. Kavurma Dünyası isimli restoranda götürüldük. Masalar birleştirildi.
Masamız donatıldı. Hepimize kavurma geldi. Gerçekten işi bilen bir ustanın elinden çıkmıştı. “Lokum gibi kavurma” sözü ispatlanmıştı.
Yan tarafta düğün salonu varmış. Çalgı sesinden o tarafa döndüm. Oyun oynuyorlardı. Eğleniyorlardı. Gelin ve damada oturduğum yerden ömür boyu mutluluklar diledim. Allah utandırmasın, dedim.
Düğün kimindi, bilmiyorum. Evlenen iki gençti. Bana da mutluluk dilemek düşerdi.
Ortalık iyice karardı. Ay muhteşem güzelliğiyle bize selam verdi.
Arabalara bindik. Şinasi öğretmenin evine döndük…
Yeğenlerim Kader ve Sevcan eşleri ile birlikte ziyaretimize geldiler. Mutlu olduk. Teşekkürler Yakup Sürücü Bey ve Nevzat Akel Bey. Sağ olun.

Beğen

Mahmut Cantekin
Kayıt Tarihi:25 Eylül 2022 Pazar 19:59:51

ÇOCUKLUĞUMUN KÂHTA’SI GÜZELDİ YAZISI'NA YORUM YAP
"ÇOCUKLUĞUMUN KÂHTA’SI GÜZELDİ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.