Erlik Aldacı
3 şiiri ve 30 yazısı kayıtlı Takip Et

Çingene "kara nevzat"



Çingene



Ön öyküsü “Karma” adlı forumda…

Şehrin garında kara Nevzat’la buluşacaktık, oradan birlikte “mavi tren”le İzmir’e geçecektik. Gerçi Çingene mahallesine gelişim de kara Nevzat’la olmuştu… Onunla İzmir’de tanışmıştık.

Yaşamda olmaz olsun” dediğim ender olaylardan biriydi bu tanışma. Pekte güçlü olmayan bünyesinin eksiğini “colormatik” gözlük camının arkasında gizlemeye çalıştığı ruhunu sezmek için, görmek için Onu tanımak gerektiğini sonradan anlamıştım. Yüzünü her yan dönüşünde kan çanağına dönmüş gözlerine bakmaya çalışırdım, teninin rengine yakın kızıllık alan göz beyazları, Onu tam bir Çingene yapıyordu.

Paşaların ya da kralların yönettiği orduyu yönetecek yeteneğe sahip olduğu kesindi çünkü bunu birlikte olduğumun üç yıl boyunca defalarca kanıtladığı işlere imza atmıştı.

Zeka ya da akıl gökten yağdığında kendisini harekete geçirecek ortam bulmadığında illegaliteye doğru kayar, akıl ya da zeka kendi yasalarını üretir. Onun savaş alanında bunu görürsünüz… Ve siz bu yağmanın altında ıslanırsanız size de etki eder. Bu tek tük dokunuşlar sağanağa dönüştüğünde, yapacak pek bir şeyiniz kalmaz...

Garda küçük adımlarla zaman doldururken annemi düşünüyordum ki yanında mahalleden tanıdığım, ben de çok da hoş izlenim bırakmayan iki kişi daha vardı. Biri defalarca hırsızlık ve dolandırıcılıktan diğeri ise darp, yaralama ve cinayetten içeride yatmışlardı.

O küçücük bakkalda karşı karşıya gelen, defalarca çatışan bakışlarımızda birbirimize olan sessiz nefretimiz vardı. “İstemiyorsun” bakışları altında gittikçe sivrilen düşünceler şehrin garında ortak bir kaderde mi birleşecekti.
Bir defasında dolandırıcılıktan içeride yatanın “sahte Çingene” lafına kafayla karşılık vermem, yüzünü darmadağın etmişti. Bu unutulacak bir olay değildi, hele ki böyle şebekenin yetiştiği yerde gönül kaymasının da bir parçası olduğu bütünde kendime yer bulmak imkansızın ötesi gibi bir şeydi.

“ O senin falında yok Meeemet” deyişinin korumacılık anlamını zamanla acı ve sızlayan yüreğimde gittikçe yoğun hissediyordum. Kendimden kaçışta koparmam gereken büyük bir parçaydı bu…kendimi kaybetmek pahasına.

Strateji tamamdı, taktiksel hatalar kolayca düzeltilebilir anlayışıyla bizi bir araya getirmişti kara Nevzat. Beni kendilerinden daha iyi hissetmem için “en az sende bizim kadar kara”sın esprisiyle taktıkları “kara Vedat” ünvanına alışmaya başlamıştım.

Ve bunlara eklenen Çingene’nin yetiştirdiği “kumarbaz...” Aklı sıra eğitimimiz bitmiş, kareyi tamamlamıştı. Her seferinde “senin suskunluğunun altında yatan bir sırrın var” şüphe dolu deyişine yine suskunlukla karşılık verirdim. Huzurluğumu daha uzaktan fark etmiş olmalı ki konuşmama fırsat vermeden seslendi. Çıkacağımız yola beni getiren, zaman kaybettiren kara Nevzat’ın bizzat kendisiydi. Suskunluğumda yatan gizemin bu getirişin intikam beklemesi olduğunu ön görüyordu.

Ama yanılıyordu…

Sadakat dolu yol üzerinde giderken başlanılan yolculuk, şüphe, kuvvetli şüphelere. Kuvvetli şüpheler tam şüpheye dönüştüğünde yolun hiçbir önemi kalmaz.

İnanç olarak kafanızda kurguladığınız kurtuluşunuz, huzurunuz ve geleceğiniz olan ya da Tanrı’nın bir lütfu olarak gördüğünüz cennet bile anlamını yitirir. Ezilerek, yok olarak, idealitenize uygun olmayan vasıflar yüklenerek onursuzlaştırıldığınız yaşam ya da bunu size sağlayanlar…en büyük ödülle bile unutulacak şey değildir. Şunu sözlersiniz ben ne cennetim olan ödülü istiyorum ne de onursuzlaştırılan geçiciliği olsa dahi bunu yaşamak istiyorum.

Her şeyi toptan reddetmek istersiniz bundan kurtulmak için. Ödül; yaşanmış olan kötülüklerin karşılığı olmayı çoktan geçmiştir, anlamını yitirmiştir. Varlık kendini kendinde yok etmiştir ve bunu yaratan ortaya koyan eliyle yapmıştır. Biz; büyük düşüncelerin ve eylemlerin sonucu olan “kötü objeler” haline dönüşmüşüz… Bu dönüşüm bilenler tarafından reddedilir hale gelir.

Kim ne derse desin bu eksikliktir…

“Meraklanma, dedi. Bunların görevi ayrı.” Tuttuğu mavi yolculuğun kompartımanına yerleşirken birbirimizi sevmemezliğimizi anlatan bakışlarımızı hiçte birbirimizden kaçırma gereği hissetmiyorduk.

Çantamı yerleştirmek için kaldırdığımda biraz daha açılan bozuk fermuarın aralığından pijamalarıma sinen akşam sohbetlerinin huzurunu hissettim. Ellerim anıları sıvazlamak isterken, çantanın alt kısmında bir bez çıkın içerisindeki bir yılları ana birikimi kaç altın parçasına dokunmanın hissini yaşarken yaşamım boyunca gözlerimdeki son damlalarda bu tren vagonuna akmış oluyordu.

“Annem hala buradaydı…”

Kara Nevzat, yol boyunca dağıttığı mavi boncukların semeresini çok yükseklerde görüyordu. Umudu yükseltmek, insanlara ulaşmanın ve insanları bir yerlere ulaştırmanın en kolay yoluydu. Kafamı camdan ayırıp yandan kendisine yönelttiğim, kan çanağına dönmüş gözlerine bakışlarımda her seferinde bu dağıtılan umutları ve kendi zaferine inanmanın bakışını görüyordum. Alt yapısını çoktan kurmuş olduğu kaleleri biraz daha sağlamlaştırma peşinde olan komutan edasıyla zaferi işaret ediyordu, orada diyordu zafer orada. Böylelikle kalelerine, umutları yükseltilmiş yeni takviyeler yapıyordu…

“ Şehir bizim olacak!” Oysa insanlar, kendi ürettiklerinde çok çabuk kayboluyorlardı. “Akıl” kullanılmaya başlanıldığı anda yeni yeni inanmalar oluşturur her ne kadar kendi sorununu üretse de. Aklın ortaya koydukları, insanı diğer canlılardan farklı bir yere doğru çeker. Bu çekişler en büyük zararı yine insan kendisinde açar.

Eliyle bir çırpıda aldığı “cemis bond” çantasını yan çevirerek üstüne yaptırdığı börekleri ( kıymalı pide) yaymış, yağlı pidenin buram buram kokusu Çingenelerin dostluk sofrasına çağırır gibiydi.

İlk defa nefeslerimiz nefis sofrasında bu kadar yakınlaşmıştı. Kara Nevzat’ta aramızdaki kara bulutların dağılmasını istiyordu…Tren son durağa yaklaşırken hızını bir hayli düşürmüştü. Bağlantı boşluklarının vuruntularını daha ekili hissederken çantamı çoktan sol elimle kulplarından tutacak şekilde sırtıma atmıştım. Basmahane garının yıpranmış mermer taş zeminine ikinci basışımdı. İlkinde büyük umutlar, büyük sevinçlere kavuşmanın heyecanını daha ilk adımda elimden alan ve beni Çingene mahallesinde aç, susuz, bitap ve ıslak halde karanlık sokağına bırakan Kara Nevzat’la, “geldiğim ve kaybolduğum” aynı yerde bu kez ilk duygulardan çok uzakta idim.

En azından katilime bu kez teslim olmayacaktım…

Hadi gel diye arkasını döndü Kara Nevzat seslenirken “Çıkış bu tarafta…”

Gerçekten o tarafta mıydı… Orası doğru çıkış mıydı… Tüm benliğimi kaplayan garip bir duyguyla nedensiz ve anlamsız bir şekilde bekleyen soluk, yorgun ve ölgün benizli insanların yüzlerine bakıyordum.
Bunlarla mı savaşacaktım. Uzun uzun çalan tren düdüğünü kara lokomotifden yayılan mazot kokulu egzoz dumanının içinden sıradan insanlara hükmeden “itaat” emreden, üniformalı insanları seçebiliyordum.

Yoksa onlarla mı savaşacaktım…

Savaşım kiminleydi? Yoksa Tanrıyla mı…

Bir kez daha Nevzat’a baktım savaşacağım cephede omuz omuza olacağım insan… Bu onun savaşıydı, benim değil.
Yavaş adımlarım rayların boşluğuna kadar olan yere geldiğinde, bir kez daha baktım düşüncelerime…

Aniden raylara sıçrayışımı gören Kara Nevzat’ın yüzündeki umut dağıtan mutluluk tebessümü, yerini anlamsız bir öfke ve tehdit haline terk ediyordu.

Önümde uzanan rayların sonsuzluğa doğru uzanışındaki anlamı çözmeye çalışırken onun manevi bir parçası olmanın huzurunu müjdeleyen annemin dualarını duyuyordum. Arkama döndüm… bir kez daha el salladım.

“ Hoşça kalın!..” Kara Nevzatın bana olanca köpürmüşlüğüyle;
“Hey Çingene” diyen öfke ve küçümseme yüklü seslenişinden hemen sonra savurduğu küfürle karışık tehdidini geldiğimiz mavi trenin acı acı çalan düdüğü bastırıyordu.

Anneme bile söyleyemediğim o "sır"ra yeniden kavuşma, yeniden canlandırma fırsatını yakalamış mı olacaktım. Bilemiyordum...

Kim bilir…

Beğen

Erlik Aldacı
Kayıt Tarihi:12 Kasım 2020 Perşembe 13:41:19

ÇINGENE "KARA NEVZAT" YAZISI'NA YORUM YAP
"Çingene "Kara Nevzat"" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ümmühan Yıldız
14 Kasım 2020 Cumartesi 21:02:31
Avuçladım sanki yazıyı…
açtım ellerimi bir adam ve anılarına yolculuğunu okumak buralarda silinmeyen ne çok ayak izleri var….

Kim bilir…. Geçmişe doğru yürümek hatırlamak sevdiklerinle buluşmak gibidir…

Hayat hikâyenizin başlangıcını ‘‘Karma’’ forumunda kaleme almanız heyecanla beklediğim okuma isteğime ayrı ve güzellikte değer katıyor…

Saygımla selamlar


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 15 Kasım 2020 Pazar 09:52:05
Savaşmadan yaşamı sorgulamak; isteksiz ruhların tembel, atıl beklentilerinde zaman geçirmek, zaman öldürmek için var olmak demektir. Bize anlam katanlar karşı duruşlar mıdır.... bizim dışımızda olanların.

Düşünce ya da özellik olarak yaşamı kendimize üstün kılanlar yenilgilerinde bizi yaşatmak istemezler. Biz var oldukça onlar kaybolurlar...

Hürmetle sevgiyle selamlıyorum.
deniz-ce
13 Kasım 2020 Cuma 12:23:56
İlgi çekici ve içine çeken bir yanı var hikâyenin.
Takipteyim.
Tebrikler.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 13 Kasım 2020 Cuma 12:28:35
Bu gün biraz asık suratlıydım yaşama. Gelişler moral verdi mutlu etti, başka ne ister ki insan, bir kaç güzel sözden başka...

Teşekkürler.
Den(iz)
13 Kasım 2020 Cuma 09:58:25
İzmir, Basmane... :)) Bunlar ayrı bir çekici idi benim açımdan.

İnsan için en zorudur kendine yaptığı umut arayışlı yolculukları. Eşlik eden karakterler veya objeler arasından sıyrılıp karşımızda dimdik duran bir an, bir anı... Olup biteni tuzla buz edecek kadar güçlüdür o şeyler. Biz ise ''ne kadar zayıfmışım'' dediğimiz an'da sereriz tren raylarına olamayacaklarımızı.


Sevgilerimle...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 13 Kasım 2020 Cuma 10:45:36
Bir dönemim İzmir'de geçti, turist gezdirmelerim dahi oldu üni. okurken. Anıları acı, yordu beni güzel İzmir. Öyle bilinç altıma yerleşmiş ki...Özel isimleri dahi kural dışı yazıyorum, bilerek.

Yine de çok sevdiğim bir şehir, güzel dostlarım var belki bir gün kim bilir ziyaretlerine gider yine İzmir'in gevrek, çay ve peynirli kahvaltısını yaparım. Zor ama mümkün.

Gelişiniz anlamlı idi...
Den(iz) 13 Kasım 2020 Cuma 10:55:33
Boyozlarda benden o zaman. Bekleriz her zaman.

:))

Anlam yazıda esasen.

Görüşürüz...
black_sky
12 Kasım 2020 Perşembe 14:22:44
Nasıl sevindim görünce.....
Yine geleceğim ki kesin defalarca...
Üstat teşekkür ederim kendi adıma hikayeyi yeniden ve bir bütün olarak okuma fırsatı verdiğin için..
Ben şimdiden günümün yazısı diyorum...oncesini bildiğim için tabii ki..
Saygı ve selamlarimla

5 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 12 Kasım 2020 Perşembe 14:39:51
Deneyimler oldukça pahalı elde ediliyor...ve en çok üzüldüğüm bedel bedenin akılsızca yorulması. Sonra farkediyor insan. Akıl yanıltıcı...duygusal zeka daha önemli yaşamı karşılayabilmek için.
Keşke bizi bize bıraksalar özgürlüğün, mutluluğun ne olduğunu daha kolay anlasak.

İsteğiniz bende baskı üretti...inan onun eseri.

Sevgiyle...güzel ve yoğun duygularla selamlıyorum seni.
black_sky 12 Kasım 2020 Perşembe 18:30:25
Üstat iyi ki istemişiz daha fazlasını..iyi ki bizi kırmamış yazmışsın...
Hep daha fazlası yok mu dediğim bir sayfa burası ve yine diyorum benim için günün yazısıdır...
Hep yazın dilerim.
Saygı ve hürmetle..
black_sky 12 Kasım 2020 Perşembe 18:33:14
Akıl, akilsizlaşabilme özelliğine de sahip sanırım.. lakin insan nedense akilsizligini bile çok sonradan anliyor...ya da artı eksi hesabına oturunca kefesindeki hangisi ise ona göre gelişen duruma son şeklini veriyor..
Erlik Aldacı Yazının sahibi 12 Kasım 2020 Perşembe 19:44:07
Bir zamanlar duygusal zekaya takmıştım, sanırım onun kalıntıları depreşti bu yazıda. Soyutla savaşmak zor geliyor insana...ama ruh istiyor bu savaşı, akıl engel olsa da.
black_sky 14 Kasım 2020 Cumartesi 23:30:45
Iyi ki depreşmiş üstat...her yazın başka bir dünyaya taşıyor insanı.. duygusal zeka...daha çok bilgi almak sizden en güzel olurdu...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.