hacı ali
1074 şiiri ve 879 yazısı kayıtlı Takip Et

Uzun hikaye aşk




*Selam es selame hocam. Yine saldırı altındasınız. Size koruma dua ordusu göndermek isterim. Ve ben sizin korunmanız için dualarımı gönderdim.
-Selam es selame Ayşecan, hayırlı seherler. Bu sefer uykuda yaptılar. Teşekkür ederim, Allah razı olsun.
*Rica ederim, bilgisi geldiği an savunması yapıldı hocam.
-Yatakta o kadar yön değiştirttiler ki ne uyuduğumu ne uyanık olduğumu anlayabildim.
*Allah sizden razı olsun. Şimdi iyi misiniz?
-Evet, daha iyiyim.
*Çok şükür.
-Belki bu makineden çağıran vardır, dedim. Açtım. Daha önce çok oldu. Derin uykulardan kaldırıldım, yorgun bitkin olduğum halde. Sonunda baktım ki birileri dualarla bana yalvarmış; hadi gel hocam, yetiş cevap ver, demiş. Gerçekten sorun varmış. Allah cc. bizi onun için uyandırmış oluyor.
*Evet, benim gönlüm çağırdı.
-Öyle mi. Altı yedi kişi daha var yazmışlar, yalnız olmayabilirsin. Böyle birşey benim hayatım. Gerçekten muazzam bir maksat için olmasa, dayanılmaz bir hayat. Ama hakkım herkese her sevgilime helal olsun. Allah için, büsbütün cemal kemal için olunca, insan birden her şeyini, canını bile gönüllü verebiliyor. Rabbimize hamdolsun. Gecen hayırlı olsun. Sana o duaları ettirene de senin o gül gönlüne de şükranlarımı sunarım.
*Âmin. Âmin. Âmin. Bende çok teşekkür ederim.
-Gerçekten özledim artık, her birinizi dünya gözü ile görmeyi özledim. Bu özlemin de bir anlamı olmalı. Eskiden bu duyguyu yaşamıyordum, hepinizin sevgisi birleşti sanki birinizi görsem bile ahhh diyebileceğim artık. Seni fazla tutmayayım. Bunları bile yazdıran mevlam neyi planlıyor bilmiyorum. Kendimle yahut rabbimle konuşur gibi rahat yazıyorum. Çocuklarımla bile öğrencilerimle olduğu kadar rahat değilim. Bağışla beni seni çok tutmuş olmayayım.
*Beni istediğiniz kadar tutabilirsiniz hocam. Vaktimiz feda olsun size. Zaman ayırdığınız için sağolun var olun inşAllah. Ne isterseniz yaparız. Dunyâ gözüyle görücez hepimiz inşAllah. Sizin dizinizin dibinde yer bulacağım günü bekliyorum.
*Dün bugün üzerinizdeki verilen işi yapma gayreti, heyecanı o kadar mutlu etti ki beni anlatamam. Her birinizle oldum, o heyecanı yaşadım.
-Hepimiz çok heyecanlıydık. Nasıl güzeldi değil mi?
-Kalbim hep, bir gün hepsini sana, göz göze, diz dize görüştüreceğim diyor. Nasıl dayanırım bilmem o heyecana. Allah bir sakinlik verdi. Bunca büyük müjdeyi nasıl bu kadar sakin karşıladım, şaştım esasen.
*Hele biz, hele ben, gözünüze bakamam ki. Yüzünüze bakamam, layık olmadığımı düşünürüm.
-‘’Ne zaman celallensem Ali’m beni sakinleştirir,’’ dedi ya. Aslında gücüm yetse saatlerce ağlardım.
Bu Aşk’a, sevgiye, insanlık adına, ümmet millet adına.
ABD bir canavardı. İsrail’in hatırına bizi kökten yok etmeye kararlı geldi, Akdeniz’e. Şimdi bizim hemen her isteğimize adım adım evet diyor.
*Bu böyle bir sevgiyi şüphesiz ki ancak peygamberimize hissederdim hep. Şimdi onu size de hissediyorum. Size ilk yazdığım günden beri hissediyorum.
-Rabbimizin bizi nasıl bir ateşten koruduğunu her nefis hayal edemez.
*Elbet diyecek. Başımızda tüm hücreleriyle hizmet eden pirimiz, efendimiz, onun duaları var.
-Bir karınca bir mandayı yerden yere vurdu, ben de gördüm tozunu... Diye bir şiir var. Hiç duydun mu bilemem. Bir sivrisinek bir firavunu öldürdü. Hep bunları yaşadıkça efendimiz gelir aklıma, o ne zorluk ve o ne güzellik, öyle ikisini bir arada yaşamış. İki kızı Ebu cehil’in geliniyken araları açılmış. En büyük düşmanında iki kızı dururken Medine’ye göçmüş.
*Duymadım. Ben şiiri de sizinle sevdim hocam.
- Öyle mi, şiir eğer içi doluysa güzeldir.
*Şimdiye kadar sadece sizin paylaştığınız nasip olup gördüğüm şiirleri okudum. İlkokulda okuduklarım ve gecen yıl kızımın okuduğu bayrak şiiri dışında.
-Az dur… Sana kızım on üç yaşındayken gurbette okula gitmişti. Yatılı okuyacaktı. Dayanamadık hasrete, geri getirdim. Geri getirmeye sebep olan mektubumu sana göndereyim.
*Lütfen çok sevinirim
-GÜLCAN’IM
Telefon tellerince ince mi ince
Kilometrelerce uzak mı uzak
İzini sürdüm
Uzay gezmeni, sıcak gözyaşlarının
Geleceğe rahmet birileriyleydin
Senin kadar körpe her biri
Senin kadar güzel, ancak
Aralarında sen kraliçeydin
Anladık demen o ki
Özleminle yanıp tutuşurken Ilgın
Kadrini bilememiş senin, Akseki
Hâlbuki gecenin kara yüzüne inat
Yere göğe ışık saçıyordun
Apaçık gördüm
Yok, olası, eleminden fark etmedin sen
O an
Yanağını okşayan meltem bendim
Yorgun acıların koynunda
Sen
Derin uykularında inlerken
O gece, ben
Şafaklarca gönül tarağımla, tel, tel
İpeksi saçlarını taradım ördüm
O yüzden pırıl pırıldı, o sabah
Müzeyyen ve daha güzeldi aynalar
Yeniden
Gülümsedin diye,
Güneşle birlikte ben doğdum,
Bir kere daha
Fark etmedin sen,
Sevincinle baktığın her nesnede
Gördüğün bendim
Çocukça yaşama sevinci duydun
O gün, arzuyla girdin ya derslerine
Sıkı sarıldın ya hayata
Sevgilerine
Büsbütün
Buhar oldum ağdım da sevincimden
O gün
Yeri göğü gözyaşına boğdum
Sözlerimden hayrete varma
Ve lütfen yeniden ağlama
İnsan düşündüğü kadar yaşar
Gözümün nuru, gönlümün süruru
Aklın büyüdü, yaşın küçük olsa bile
Artık bilmelisin
Babalarda öğretmenlerde ağlar
Ancak gizli serin yaşımız
Sevgiye değer de her seferinde
Hayat iksiri olur
Gider, kardelen çiçekleri
Bahar muştusu çocukların ömrüne düşer
Sonlandığında zaferle
Cehle karşı savaşımız
Mezuniyet gününde yani
Omzunda olabilirse ak saçlı başım
Mutluluktan düşer de sinene
Görürsün,
Gülcan’ım
Kızım.
Aralık 1996 Ilgın. Hacı Ali bayram
*Çok içten, çok güzel, çok duygulandım. Üç kere okudum. Ne güzel bir babasınız.
-Teşekkür ederim. Şiir insanda derinlere düşmüş güzel şeyleri yüzeye çıkarır, yeniden yaşatırsa okumaya değer. Şiirde herkes kendinden birşey bulursa sevilir, ezberlenir. İlk aşkıma, ilk şiiri, 17 yaşımda yazmıştım. Kısacıktı. Aşkın acısını ve lezzetini tadar tatmaz Havva ile Âdem’in cennet macerası aklıma düşmüştü. Dünya çilemize bahaneydi, aşk;
Ne yılan
Ne şeytan
Bilerek çıkmış âdem
Cennetin bağından
Havayı sevdiği için yemiş
O
Buğday ağacından.
❤️💘❤️
*Hiç şiir veren olmadı, şiirde yazmadım. Hatta dedim ya ilk sizden duydum. Hocam bu şiiri ilk aşkınıza mı yazdınız.
-Evet. 17 yaşındaydık. Kızın haberi yoktu, platonik Aşk’tı. Onun hiç haberi yokken ben onun koruyucu meleği olmuştum, sürekli onu dualarla koruyordum.
*Yine cennet, yine âdem ile Havva, yine duygular, bildiğiniz Allah aşkı gibi bir anlatım.
-Öyle ki kendisine bakmaya bile kıyamıyordum. Kendi kendime rabbim, ben bu kulunu öpmeye bile kıyamam diyordum. Ya vakitsiz öpersem, incinirse. Sırası mıydı şimdi, derse. Keyfini kaçırırsam. Asla affetmen kendimi, diyordum. Bir sene uzaktan sevdim ve bir daha hiç göremeden üç yıl deliler gibi onun için dua ettim.
*Siz ne güzelsiniz, hocam. Sonra ne oldu.
-Allah aşkını yaşıyormuşum meğer, bilmeden.
*Peki
-Evet, hiç kavuşamadık. Seni seviyorum bile diyemedim
*Yaaa. Hiç görmediniz mi bir daha.
-O da beni seviyordu, biliyorduk sevdiğimizi sevildiğimizi, birbirimize diyemiyorduk. O bana kıyamıyordu, ben ona kıyamıyordum. İncitmekten korka korka bir yıl geçirdik, aynı sınıfta okuyorduk. Bir metreden daha yakın olamıyorduk, incinir diye hemen geri çekiliyordum. Gülümsemekten öte sevişemedik. Elini tutamadım, gözünün içine bakamadım.
*Ooo çok üzüldüm. Şimdi nerde ki.
-Yitik aşka dönüştü. Benim için acılarla, hazlarla sarmalandı kefenlendi, cennete gitti aşkımız. Üç yıl sonra görücü usulü, zorla beni evlendirdiler. Çok geçmedi bu sefer eşime âşık oldum. Onda buldum ötekini. YANGINLARA UĞRADIM
Kucak/kucak, denk/denk selâm
Ve gönül dolusu sevgi
Yegane sevdiğime
Dünyanın en iyisine
En güzeline
Nasılsın demişsin
Nasıl olurum sence
Sensiz deliler gibiyim, yararsız
Ne yaptığını bilmez bir halde
Her mekânda, her objede
Bütün zamanlarda seni arıyorum
Durmadan
Uzak yıldızlar gibi ışıyan
Sabahı olmayan gecelerin koynunda
Fersiz göz etti bende beni
Senin hasretin ve özlemin
Anladım, sonunda bütün/ bütün
Sana ait olmuş sade varlığım
Bende kalan bana dair
Yalnız ve bâkir acılarımla aşkım
Sen, düşündüğüm/söylediğim/yaşadığım
Masa başında, sokak ortasında
Yemek yerken, iş yaparken sevdiğim
İçten içe, çimit/ çimit yanan
Harsız köz etti bende beni
Senin hasretin ve özlemin
Bilmem ne zamandır duymadığım
Kişisel gurbetim
Ufuklar ötesine kaçmışken
Kendime dönük düşlerim
Beni ben yapan öğelerim
Tarumar şimdi, darmadağın
Gel de gör, görebilirsen
Aşkını
Yakan güneş, donduran kar sanan
Varsı güz etti bende beni
Senin hasretin ve özlemin
Bir baş ki başımda benim değil
Bir beden ki yangınlara uğramış
Kalmadı düşlerimde bile düzen
Artık ne sabah tatlı bir esneme
Ne akşamlarda huzur
Yaz ortasında vakitsiz donan
Karsız buz etti bende beni
Senin hasretin ve özlemin
İstanbul/1976
Hacı ali bayram
*Harika hocam, nereden geliyor bu kadar duygu. Bunu eşinize mi yazdınız.
-Evet.
*Yoksa onda bulduğunuz ilk aşkınıza yazılmış gibi.
-Görücü usulü ile zorla evlendirildiğim eşime üçüncü yılda yazmıştım, bir mektuptu. Kese kâğıdı üzerine yazmıştım. İst. Beşiktaş, dere boyu cd. üzerinde üzüm satıyordum. Üç tekerlekli işporta arabasında. Kâğıt yoktu, yakında kırtasiye de yoktu. Mektubunu tezgâhı hazırlamadan açıp okuyamamıştım. Saat sabahın saat onu veya biraz fazlasıydı. Yorulmuştum, hazırlık yaparken. Üzüm kasaları çok ağırdı. İndir bindir derken fana yoruldum. İş tamam olunca mektubunu okudum. Öyle duygulandım ki, hemen cevap yazıp göndereyim, o da hemen yazsın yeni bir mektup, dedim ve kesekâğıdına yazdım. Bir küçük dostum vardı, önünde durduğum dükkanın çırağı. Hemen onunla postaladım.
*Çok güzel hocam, ağlattınız beni duygudan.
-Yirmi yıl saklamış, o rahmetli.
*Eşiniz neredeydi.
-Eşim Konya’daydı. Yaz tatillerinde işporta yapıyordum. Dört bebeğimle onu babamlara emanet etmiştim. Yoksulluk tatil yapmamıza izin vermiyordu. Aynı zamanda zikir çekiyordum. Hocamla tanışalı üç yıldan biraz fazla olmuştu.
*Neyi saklamış, kese kâğıdına yazdığınızı mı?
-Evet, mektuplarımı hep saklamış yirmi yıl sonra onların hepsi de şiir oldu, kayda geçti…Şiir olsun diye yazmadım. Eşime mektuplardı, bir çoğu. Efendimize âşıktım. Hocamdan çabuk geçmiştim de efendimizde takılı kalmıştım. Bir gün evimde hüzünlü hüzünlü duvara bakarken bir nokta yeşil nur doğdu. Efendimizi hayal edip ağlıyordum, o sırada. O yeşil nokta nur, ağır ağır büyümeye başladı. Kırk cm kadar nurdan bir daire oluştu. Yeşilin tonu aynı efendimizin ravzasındaki gibiydi, gibi değil işte aynıydı.
*Heyecanla, kesmeden okuyorum, lütfen devam edin.
-Ve birden ne oldu biliyor musun?
*Bekliyorum, merakla.
-Efendimin sa. Başı portre olarak geldi, kondu, o mirat-ı mücella (nurdan ayna )içine. Aramızda üç metre var. Canlı, canlı, resim değil, gülümsüyor, kirpikleri kapanıp açılıyor… Yıl yetmişlerin başı. Kimseden böyle bir şey duymadım. Kütüphane dolusu kitap okumuştum, rastlamadım. Ahirete evimin içinden canlı canlı bakıyordum, üstelik görüntüde Resulullah vardı. Ben şokta olmalıyım değil mi. Ama çok rahatım, o kadar doğal bir şey ki yaşadığım, sanıyorum oturuşumu bile değiştirmedin. Kim bilir efendim toy çocuk(25 yaşımdaydım), ayaklarını bile toplamadı demiştir. Utanıyorum şimdi ve her aklıma düşende. Birbirimize baktık, baktık, baktık.
*Muhteşem.
-Belki beş dakika, onun gözünden benim gözüme, oradan da kalbime akanları kelimeler yüklenemez. O yüzden hiç yazmak için debelenmeye gerek yok. Susmak ve susmakla rabbimin dilsiz anlatımına terk etmek lazım. Sonunda o içimi cayır sürekli yakan ateş bir serinliğe dönüştü. Duygular baki kaldı ama ateş söndü. Aşkın yakan yüzü karardı, yokluğa gitti de ebedi muhabbet olan yanı şu anda yine ağlatıyor fakiri. Cennette kavuşunca geçer mi bilmem. Allah korusun, bu aşktan fakirini mahrum bırakmasın. O aşk işte, eşime yazdığım mektuplara sıçrıyormuş meğer.
*Geçmez hocam, Geçmez sizdeki bu aşk bulaşıcı. Her yeri sarıp sarmalıyor güzelliğiyle, gittikçe büyüyor, daha da evrene yayılacak.
SEVİNCE
Hüznün vazgeçilmez acılarında
Yangınlara uğradı kaç zamandır
Kurağı yaşıyor gönül iklimim
Boşuna mesafelere isyanlarım
Boşuna Eyyubi sabrım
Zikrinden geçmiyor dilim
Kaç kere tembih ettim
Şu divane gönülü
Kaç kere tehdit ettim
Olmuyor ahh olmuyor
Yüz kere etse de tövbe
Gönülden sevince insan
Bin kere bozuyor
Uzadıkça uzadı sensizliğim
Büyüdükçe büyüdü hasretim
Zor acılar mekân tuttu yüreğime
Çık git demekle gitmiyor
Sevgi rahmet olup yağmadıkça
Toprağın suya hasreti bitmiyor
Pembe üstüne mavi satırlara
Yazdıklarını tekrar tekrar okudum
Motif, motif desen/ desen işlediğin
Muhabbetini ilaç edindim acılarıma
Harlanan alevinde aşkın, yeniden
Kanayan yaralarımı dağladım
Rahmetinin Kevser’inden içtim içtim
Çok şükür bir nebze kandım
Ve.
Vuslatın o doyumsuz hazzıyla
Şafaklarca sevenler için ağladım
İstanbul-Temmuz 1976
Hacı Ali bayram
*Çok güzel. Ne harika, açık açık, net olarak, çok güzel. Ve bunların hepsi çok özel.
-Sonra, sonra gizli saklı yazmaktan vazgeçtim. Her şeyde rabbimin olduğunu bütün âleme pervasızca anlatmak istedim.
*Kitabınız var mı hocam. İşte ilk başlangıç bu olsa gerek.
-Rabbimi eşimin, çocuğumun, ardına saklayarak değil, açık açık sevdim ve yazdım.
HER ŞEYDE SEN VARSIN
Ağaçta, çiçekte, kuşta sen varsın.
İlkbaharda, yazda, kışta sen varsın.
Yediğim ekmekte, aşta sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.
Akşamda, sabahta, tanda sen varsın.
Sokakta, otelde, handa sen varsın.
Kemikte, ilikte, kanda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.
Varlıkta, yoklukta, zayda sen varsın.
Dünyada, güneşte, ayda sen varsın.
Cilvede, cümbüşte, cayda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.
Melekte, şeytanda, cinde sen varsın.
Bitkide, hayvanda, inde sen varsın.
Günahta, sevapta, dinde sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.
Sevdiğim her şeyde, nurda sen varsın.
Yerdiğim şeylerde, narda sen varsın.
Annede, babada, yarda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.
Cay; başkalarını kıskandırmaya yönelik, şakayla karışık övünme.
İnde: insanda.
*İyi ki de yazmışsınız ve iyi ki de başlamışsınız.
-Rabbime aşkımı açıkça ilan ettim. Etrafımda hiç şiirden anlayan yoktu, kendi şiirimi kendim denetliyordum. Ama günün 22 saatini çalışan biriydim.
*Ben sizin bu şiirinize bayılıyorum, zaten.
-Bu aşkı ekmek derdinin, yoksulluk korkusunun içine harman ediyordum. Birkaç dakikada yazıyor, cebime atıyordum. Çoğu gazetelerin reklam boşluklarına yazılıydı. Eve dönüp deftere aktarmak bile aklıma gelmiyordu.
*Siz lütfen yazmaya devam edin hocam. Ben namazımı kılıp geliyorum. Hepsini okumak istiyorum.
-Bazen üç bazen dört işi bir arada yapıyordum. Öğretmenlik baki olduğundan bunları mesai dışı ve geceleri yapmam gerekiyordu. Uykusuz geceler tam on dört yıl sürdür. Bu arada senenin 200 gününü oruçlu geçiriyordum. Üç ayları aralıksız tutuyor diğer zamanlarda üç günlük, beş günlük oruçlar tutardım. Aklım ne zaman nefsime yenilecek gibi olsa hemen oruca başlardım. Nefsi ancak oruç adam eder. Zikir namaz falan yetmez.
Derken şiirler birikmiş. Rahmetli bir gübre çuvalında on yıllar boyu ceplerimden aldığı kâğıtları biriktirmiş. Bir zaman oldu, yine bir ülke krizinde işim bir kere daha battı. Sıfırlanmadık, çukurlara, kuyulara düştük. Sekiz nüfus açlık sınırına, borç batağına saplandık. Ah bu celalullah bana neler eti neler… Şimdi bir hikâye çıkıyor, katkılarınla haberin var mı? Tetikledin beni, bir şeyleri ifşa ediyoruz, farkında olmadan.
Allah yolunun yolcusu olduğumdan beni engellemek için aralıklarla beni şahsi hiç bir kusurum olmadan beş altı kere iflas ettirdi. Dokuz dükkân açtım, kapattım. Yıkıntılarını bodrumuma taşıdım. Yüzlerce kere intiharın eşiğine getirdi. Şimdi de ölmeyeceksin de ne zaman öleceksin, dedirtti. Sen beni Allah’tan uzak tutmaya azimli celalsin, inadıma rabbime ağlamaya devam edeceğim derdim, her tepeme dikilip hadi şu ilaçlarla yap bu işi, acısızdır, uyur uyanmayıverirsin, kurtulursun beden derdi. Yahut bin bir türünü aklıma peşpeşe getirirdi intihar usullerinin. Ben yine aşk yaşamaya devam ederdim.
Eşimi üzerime kışkırtırdı sık sık.
Bir seferinde sen bana kaç zamandır seni seviyorum demedin dedi. Ben ölümlerden ölüm beğenirken tatlım iltifat beklermiş de ben farkına bile varmazmışım. Üzüldüm. Bir kere daha hadi şimdi intihar etme de göreyim derken tepemde şeytan, şu şiiri yazdım eşime. Şeytanlara inat sevgi ve sevgi. Seviyorum sevdiğim.
SEVİYORUM SEVDİĞİM
Ant ‘olsun,
Güven olsun.
Huzurda kal sevdiğim.
Sen benim vazgeçilmez gayemsin;
Yaşama sevincimsin.
Anlatamaz duygularımı asla;
O, sihirli sözcük ”sevgilim”.
Ben bende olmaktan öteyim.
Tanışalı beri;
Sen’im,
Seninim.
İlle o sözcüğü duyup doymaksa dileğin;
Bin kere, on bin kere diyeyim.
Sevgilim… Sevgilim… Sevgilim…
Birlikteliğimizde;
Az biraz kırmalarım var ya;
Hani…
Küçük küçük üzmelerim, ihmallerim…
Asla incitmek değil kastım.
Hepsi nazım.
Hepsi çalım.
Hükmedemeyince fırtınalarına aşkın,
Bir çeşit sığınması nefsimin;
O, sakin, cennet koyuna.
Demir atmadır, yanaşmadır.
Senin için seninle dolaşmadır, oynaşmadır.
Deli gönlümce güya kaynaşmadır.
Üzdümse eğer,
Bilmeden…
Lütfen gücenme küsme.
Seven böyle yapmaz,
Sevdiğim sevmiyor deme.
Seviyorum… Seviyorum… Seviyorum…
Seni ben çok…
Çoktan da çok seviyorum.
Nasıl anlatabilirim ki daha.
Görmüyor musun halimi…
Senin dışındaki her şeyden geçmişim.
Gönül sarayıma sevgini, Sultan seçmişim.
Nisan 1996 Ilgın/Konya
-Hikâyeyi tamamlamak lazım, kusura bakma. Senden gelen duygular yazdırıyor, az daha sabret.
*Hocam ben ve buradaki Zülfikar kardeşlerimizin hepsi intiharın eşiğindeyken bulduk sizi. Bize yanlış bildiğimiz Rabbimizi öğrettiniz. Velhasıl biz size sığındık ta siz kime anlatabildiniz derdinizi.
-İşte şu anda dertleşiyoruz ya… Binlerce mektuplaşma var, o dertli insanlarla paylaşılan. Onları rehabilite edeyim derken aslında kendimi de tamir ediyordum. Neredeyse bütün zülfikârlar bu dertliler arasından çıktı. Temizlenip yayınlanacak öyle çok, öyle çok dramlar var ki. Sonu Allah aşkına dönüştü. Sadece bir melek kardeşimizle on binlerce sayfa yazıştık. Hikayesi öyle ilginç ki. İmam hatipte okumuş, küçük yaşta namaza başlamış, bana geldiğinde küfre bir karış mesafede. Hatta küfre girmiş de geri ileri gelgitlerle arafta yaşıyor. Bana hadi göster o Allah’ı bana. Ona söyleyecek birkaç çift sözüm var. Onun derdi ne de sadece inananlarını acıtıyor, çıldırmış mı senin Allah’ın, hadi inandır gerçekten bir Allah olduğuna ve inananları sevdiğine, diyor, yazdıkça yazıyordu… Kızdıkça kızıyor, beni sıkıştırdıkça sıkıştırıyordu. Daha neler, neler.
*Şimdi rabbim seni seviyorum diye haykırıyor. Bütün meleklerin, hem de nasıl coşkulu haykırıyorlar.
-Evet. Gel desem bana, koşacak, bağrımı yarıp içine girecek bir çoğu Aşk böyle bir şey.
*O hepimizde var hocam. Rabbime hamdolsun. Kolay gelmedik hiç birimiz buralara. Ben hiç dertlerimi yazamamıştım size. Sadece verdiklerinizle sığındım ve ibadeti doğru yapmaya başladım. Çok isyan ederdim, ama beş dakika sonra içim acırdı, af dilerdim. Rabbim affet, kıyamam sana derdim. Ondan hiç vazgeçmedim. Hala böyle yazınca bile içim titriyor.
-İnşaallah bir zaman olur, sakin bir park oturuşunda, semaver dibimizde tüterken, hafif meltem serinliğinde çaylarımız yudumlarken, bütün acılar bal’a, şerbet’e dönüşmüşken, etrafta çocuklar ve gençler dolaşırken anlatırsın, hem güler hem geçmişi yâd ederiz. Cennete dönüşmüş bir dünyada ve dünya devleti olmuş Büyük büyük Türkiye’de.
*Nasıl güzel olur. Keşke yakın zamanda olsa. Elbette bekliyorum o günü zaten, o zaman anlatmam hocam öyle, sizi dinlerim.
-Yoruluncaya kadar dertleşir, sonra bir kahkaha ile noktalarız hatıraları. Çevremizdekilere dondurma ısmarlarız. Üzerine bir de soğuk su içmeyi ihmal etmeyiz, elbet.
*Bir kelimenizi bile kaçırmam, sindirmek isterim, ama ayrılamam ki. Cansınız, can hocam. İyilerin en iyisisiniz.
-Bak şimdi hikâyeyi nasıl sonlandıracağımızı aklıma getirdi mevlam. Yine bir iflasın sonunda derlendik toplandık, sılaya sığındık. Sekiz nüfusuz. İşimiz batmış. Elli yedi öğretmen maaşı içeri gitmişiz. Yoksulluk bizim eve bir kere daha taht kurmuş. Çocukların dördü beşi ergenlik yaşıyor, ortaokul lise çağları, isyanlar almış başını gitmiş. Bu sefer sana çıkış yok diyor, şeytan. Kesin intihar ettireceğim.
Bir gün eşim rahmetli bir sebep bulmuş yine, öfkesini benden çıkarıyor. Aslında onun canını yakan ne benim be yoksulluk. Alıştık zaten batıp çıkmaya ama çocukların afra tafralarına, ergenlik tavırlarına katlanamıyor, bana patlıyor her seferinde. Evlat yapımı bir bomba olarak. Yapma etme hatun, çocukların yanında tartışmayalım, büyüdüler, ayıp olur diyorum ama o patlamadan durmaya niyetli değil. Susmak kâr, konuşmak sermaye değil. Baktım iş kötüye gitmeye devam edecek, şeytan aşkımı baştan ayağa istila etmiş. Ceketi aldım, evden kaçtım. Ve merdivenleri inerken şiir geldi. Dörtlük / dörtlük geliyor, mısralar olarak değil.
İlk dörtlük merdiven bittiğinde bitti. İkinci dörtlük dış kapıda, henüz üstü örtülü mekânda. Derken meğer yağmur yağıyormuş, başıma rahmet değince anladım. Kör etmiş öfke, sağır etmiş bizi, ikimizi birden içimizden vuruyor. Devam ettim yağmurda yürümeye ve şiir/ şiir ıslanmaya. Öfke ve sitem yumağı şiirin vahiy misali gelişini pür dikkat izlemeye.
Her mısra diğerini peşine takmış sürükleyerek getiriyor. Diğer dörtlüğe dair flu sinyaller de veriyor. Yürüdüm, yürüdüm, ıslanarak. O zamanlar başımı henüz terk etmemiş saçlarım vardı, kırçıllı hafif kıvırcıktı. Omuzlarıma düşüyordu saçlarımdan sızan yağmur taneleri. İçime işlemeye başlamıştı çoktan. Nereye gittiğimi de bilmiyordum. O halimle hiç bir yere sağılmaz ki. Ancak dağlara kaçılır, avazın çıktığı kadar, daha ne, daha ne, daha ne kadar sürecek bu sessizliğin. Meydanı şeytana bıraktın, rahmetini merhametini alıp ta nerelere kayboldun, diye bağırmak temizlerdi, o hali. İki yüz metre gittim gitmedim şiir tamamlandı. Hemen koşar adım eve döndüm, bir yandan da gelen şiiri içimden tekrar ediyordum. Şeytan bakarsın onu da alırdı elimden.
Merdivenleri üçer basamak sıçrayarak üçüncü kata çıktım. Kapıyı açar açmaz, niye geri geldin, niye defolup gitmedin diye bağırıyordu. Elimi dudaklarıma sus işareti yaparak götürdüm. Bana bir kalem kâğıt ver, kavgaya da beş dakika ara, dedim. Anladı. Sustu. Birden evi, onu, beni, herkesi bir sükûnet kapladı. Ve alel acele kâğıt kalem geldi.
Kanepeye oturdum. Sandıklı kanepe. Hemen masa pozisyonu aldım, yazmaya başladım. Merakla kelemin üzerine eğildi. Ne yazdığımı merak ederken, göz göze geldik. Gözlerinden şimşek gibi aşk girdi gözüme, oradan da kalbe. O anda benimle çılgında sevişmek istediğini anladım. Hiç sırası değil, dedim içimden. Şimdi git yatak odasına, beni bekle dedim. Şiir bitsin, ben oraya, sen buraya. Şiir tam şuracıkta senin okumanı bekleyecek.
İtiraz etmedi. Yatak odasının kapısını kapatırken erosun okundan birkaç tane daha attı, tam isabetle vurdu. İkimizin dudakları da hafif gerildi. Koyu versek kendimizi zamanın ruhuna kahkaha patlayacak ikimizde birden. Çocuklar o ha diyecekler. Az önce kıyamet, şimdi inayet. Gülümsemek bazen ne kadar zor oluyor, bir kere daha yaşayarak tecrübe ettim. Az önce cehennem köpük/ köpüktü, şimdi en ala cennet. Ahhh Aşk’ım benim mekanı cennet hatunum.
Şiiri yazdım. Okudum, tek kelime değiştirmeye, bir harf eklemeye derman bulamadım. Hazır gelmişti. sanki benim değildi. Gök gürlemesiydi, meleklerin sesiydi. Her nasıl olduysa etrafta çocuklar yok. Gerçekten bir odaya mı toplandılar, yoksa ben mi aşktan başka şeylere kör oldum, bilmiyorum.
Şiir divanın sandığında. Bende bir heyecan, çünkü şiir harika, ortam harika. Gelin yatak odasında, sağdıçlar evi terk etmiş, işte cennet, işte zifaf, işte Aşk. İçeride hayatımın aşkı, hayatımı vakfettiğim kadın. Rabbimin rahiymi, dokuz doğum yaparak beni çocuk zengini, mal fakiri yapanım.
*Kavgaya ne oldu hocam, bu arada.
-Kavgadan eser yok, bir varmış iki yokmuş misali gitti cehennemin en karanlık yerine ki görünmüyor, duyulmuyor, koklanamıyor. Yerini an içinde cennet aldı, şiir aldı, aşk ve barış aldı. Sükûnet, haz, heyecan, sevgi, yaşama sevinci, umut, vuslat heyecanı, şükür aldı. Kucak kucak sevgi, kucak kucak sevgilim. Ben seni çok, çok, çok, çoktan da çok sevenim. Görmüyor musun halimi, senin dışında her şeyden geçenim, sevgini gönlüme sultan seçenim. Duygular bütün o kör aklı yedi bitirdi. Artık ne ihtiyacımız var ki ona. Yarın ne yiyeceğiz, bu borçlar nasıl ödenecek, bize hangi dost el verir, bir aylık daha borç verir, kimin umurunda. İşte bir bakışlık aşk herşeyi halletti. Gönül doydu, sanki karınlar da beraberinde doydu.
Ben yatak odasından içeri, o dışları. İlk tanıştığımız an kadar heyecan var, sanki zifafımız yenileniyor. Ama önce şiir. Merak hat safhada. Hemen kanepeye yöneldi. Eli ayağı önce sinirden titriyordu ya şimdi heyecandan bütün bedeni sarsılıyordu sanki. Adeta kendinden geçmiş, biraz hızlı gitse düşecek. Kapıyı kapadım, rahat okusun istedim. Şiiri şimdi sanki o okuyormuş gibi okuyalım mı?
Umarım pişmansındır
Ne zaman varmak istesem,
Ya küskünsün, ya dargınsın.
Ne zaman sarmak istesem,
Ya hastasın, ya yorgunsun.
Üzgün olsam, dem arasam.
Yalnız kalsam, cem arasam,
Susuz yansam, nem arasam,
Ya kurusun, ya solgunsun.
Daim hamsın, hiç ermedin,
Çok çok aldın, hiç vermedin,
Gönül bahçeme girmedin,
Cennet yolunda durgunsun.
Gözyaşını silen benim,
Suyun aşın veren benim.
Mahremine giren benim,
Hak öderken hep vurgunsun.
Ne menemsin anlamadım,
Bir dostsun bir düşmansındır,
Bir kez daha kırıp döktün,
Umarım çok pişmansındır.
Ilgın -1994
Az sonra şiir elinde geldi. Yanaklarımdan öptü kalben. Onun özür dileme şekliydi bu. Sözle özür diletmezdi nefsi. Davranışları ile yapardı, bakışıyla yapar, anla işte demeye getirirdi. Anlardım ki yaptığından o da mutlu olmamış, inşaallah bir daha aynı hatayı yapmaz.
*Şiir çok güzelmiş bu arada, gerçekten.
-Şiir çok güzel olmuş. Gerçekten güzel olmuş ama lütfen bu şiiri yayınlama, dedi. Olmaz, dedim. Bu şiir senin benim şiirimiz değil. Bu şiir Havva ile Âdemin şiiri. Bu şiir aşkın ta kendisi. Her evde yaşanan aşkın bir türevi. Aşk ateştir yakar/ yakar kül eder. Küllerini de okyanusa savurur. O okyanus âlemlerin rabbidir. Ucu bucağı yoktur, üzerinden zaman geçmez, sırf sevgidir.
Bütün acıların nedeni, gerçek nedeni, okyanusa çıktıkları yere nefisleri geri getirmek içindir. Cennet içindir, rahmet içindir. Allah zahmet yaratmadı. Zahmeti nefisler kendi kendine yaptılar. Olmadık cahillikleri tekrar/ tekrar yaptıklarından acı çektiler, birbirlerine zulüm yaptılar.
Koysa kendini bir kayığa, çağlayan nehir misali zamana teslim etse kendini sükûn ile varacağı yer okyanustu. Allah’tan gelmişti: Allah’la yaşıyordu, Allah’a ulaşacaktı. Ama kör aklıyla kendine çok, çok, çok zulmetti. Sonuç yine rabbimizin rahmetidir. Cehennemden sonra bile olsa cennettir, inşaallah.
*Evet hocam.
-Teşekkür ederim, sabrettin bana. Şimdi bu temizlenmeli ve saklanmalı. Belki yayınlanmalı, ne dersin. Temizleyince sana gönderirim, inşaallah. Belki ufak tefek çıkarımlar eklemelerle yeniden okumana amade olur.
*Ben teşekkür ederim. Çok güzel, bilgi dolu, sır dolu ve aynı zamanda çok keyifliydi. Yayınlansa ne harika olur. Son kısımlar bile yayınlansa çok şey anlatıyor, nefisti.
-Bak şimdi Ayşecan… Yan pencere açık. Bir Zülfikar veya Zülfikar namzedi, yazmış;
* Ne yazmış hocam.
-Ne olur yardımcı olun. Ben eski ben değilim. Dayanamıyorum… Okunan kısım. Az yukarıdan sana göndereyim de bu son nokta olsun.
*TM hocam.
<-Selamun aleykum hocam. 21 gün oldu e la inne evliyaallahu la havfün aleyhüm vela hüm yehzenün. Duasını okudum. Genel olarak iyiyim herhalde. Ama hocam mutlu olamıyorum. Sanki artık ruh halim bir çöküntü. Her şey yolunda olduğu halde. Sabahları özellikle anlamsız bir tedirginlik. Hayatı hissedemiyorum, sanki hocam. Bu ruh hali için dua tavsiyeniz olursa çok mutlu olurum, hocam. Aynı duaya devam et derseniz ederim, yine. Okunmuş suyu da içiyorum hala. Namazdan sonra eşim yattı ben unutamıyorum. Dışarı çıkıp koşasım var. Anlamıyorum ne oluyor. Kulaklarımdan ateş fışkırıyor. Sanki kafam, kalbim sıkışıyor gibi. Aynı duaya devam mı hocam... Uyuyamıyorum diyecektim. Psikiyatristlere gidip ilaç kullanmak istemiyorum. Git doktora derseniz giderim hocam. Eski ben değil bu kesinlikle. Ne oluyor anlamıyorum da. Ne olur yardımcı olun. Dayanamıyorum.>
-Selam es selame. Sevgilerle. Dualarla hayırlı sabahlar. Hemen ruh halimi tazelemem gerekiyor. Uğurlar ola.
*Hocam bu kişi yataktan çıkarken sabahları, sağından çıkmaya özen gösteriyor. Lütfen solundan çıksın. Ayrıca bir hafta sabahları euzubesmele çeksin, istediği kadar. Sağ tarafından yataktan kalkmasın, ilerde kalkar. Eûzû besmeleyi kesinlikle çeksin. Gün içinde de çeksin. Üç güne bir şeyi kalmaz, Allah’ın izniyle. Ve tabii ki, sizin başka fikriniz yoksa. Daha okurken soru niteliği algılayıp böyle cevap aldım.
-Yani her sabah sol devri yapıyor, farkına varmadan.
*Aynen öyle. Ve bunu yapan çok Zülfikar var hâlihazırda. Hele Hatice kıymet. Özellikle yanlışlıkla bile soldan çıksa geri yatıp dönüp duruyor.
-Rabbim sana nasıl teşekkür edilir. Bana özel bir şükür şekli lütfet. Selam sana bunları yazdıran kardeşime ve on sekiz bin âlem üzerine olsun. Sorar mısın kardeşime, hikâyemizde hayır umar mı? Bu yazıklarımızla birlikte.
*Ve aleykum selam, âlemlerden de size selam olsun.
-Sevgili, ey sevgili, en sevgili, nasıl anlatırım seni çok, çok, çok, çoktan da çok sevdiğimi.
*Elbette hem çok hayırlar içermekte, okyanus bölümü muhteşem, zaten onu da yazdıran bizdik. Şimdi de biziz, yarında da, yayında da biz olacağız. Yoksa kalem üşenir, dil de yazmazdı. Herşey bugünler ve ilerisi için.
-İmdad et... Kalbimi oku da rahat edeyim. Daha nicelerini yazdırın, lütfen. Sevgisiz kalp kalmasın. Aşkı yaşamayana nasıl imdad edilir.
*Yorgun kalbinin kırıklıkları her şeyden çok, ve biz oradayız.
-Aşka aşktan başka derman mı, çare mi var. Her mekânı her zerreyi istila etmemişse eksik kalır bu aşk. Lütfen eksik bırakmayın, artık doysun yerler, gökler aşka. Mest olunsun da söylensin SuphanAllah, Elhamdülillah, Allah’u Ekber.
*İnsanlar zalim, merhametsiz ve asi. Önce yumuşak olmaları gerek. Bunun için yapacaklarımız bildirilecek. Haber sizlere gelecek. Allah’ın, zamanın en sevgilisi.
-Yaşanmadan nasıl denir, subhanAllah, nasıl çığırır, duyurur en uzağa, en yakın, Allah’u Ekber diye. Nasıl gönüllü gider, aşk olmazsa, başlar secdeye. Nasıl akar gözyaşları da bedenden atar kırılmışlıkların acısını, aşk yaşanmasa. Aşk, ey aşk, istila et bütün bedenleri, ve evreni.
*Sizler dışında çoğu kimseler zaten secdeye mi varıyor, ne bilsinler, hiçbir şey bilmiyorlar.
*Ey içi dışı denmekten münezzeh olan, doy aşkımıza ve doyur on sekizbin âlemi. Eğ onlarında başını, ey sevgili.
*Âmin*Âmin*Âmin
---Âmin. İster sevgiyle, ister akıl ile iste dert ile ama eğ muhakkak ki vuslatı yaşasınlar. Kendinde sükûnu ersinler. Merhamet et ya Rabb. Cemal kemanlınla on sekiz bin âlemi tatmin et, huzura kavuştur, senin herşeye gücün yeter. Sonu rahmet olan hiç zahmetten sayılır mı?
*Seninle beraber bütün melekler âmin demekte efendimiz. Âmin. Âmin. Âmin.
-Selam Allah’tan Allah’adır. Selamün aleyküm ey on sekizbin âlemin tek ve bir ilahı Allah’ımız, bak cümleten âminlerdeyiz. Dinsin öfkelerin, coşsun rahmetin.
*Âmin.
-İnananlarına merhametinle, işte ben böyle bir ilahım, severek yarattım hepinizi, sevmeye de davam ediyorum. Buyurun divanıma söyleşelim, sevişelim, birleşelim, bir olalım diye buyur.
*Âmin. Âmin. Âmin.
-Ey dualarımıza katılanlar, Allah hepinizden, hepimizden razı olsun. Dertlerimizi tedavi edecek doktor melekler yetişin,
*Âmin önderimiz.
-Yoksulluğumuzu ortadan kaldıracak olanlar, sizler de koşun, uçun ümmete yetişin.
*Bu kısımları ben okuyorum, cevap direkt geldiği için, benim dilim değil, hocam. Anlıyorsunuz sanırım ama bende âmin diyorum.
-Şeytanın yıprattığı her yerimizi yenileyin, ey hay ve Muhyî rabbimin nurları.
-Önümüze bir nur verin, ardımız bir nur verin, sağımıza bir nur verin, solumuza bir nur verin, her bir organımıza ve hücremize yepyeni bir nur verin. Bütün bunları kuşatacak bir nur daha verin ki şeytan artık bizden umudunu kessin. Sağımızda solumuzda dolaşmaya vesveselerle bizi yardan ayırmaya dermanı kalmasın. Nurun ziyası yaksın her yaklaşanı. Yüzümüze bakan Allah’ı hatırlasın, sesimizi duyan Allah’ı duymuş olsun.
*Şeytan umudunu sizden keseli çok oldu da dışarda ona uyan çok. Sizlerin sayesinde dualarınız, hatimleriniz, sayesinde hapsolduğu yerde eriyecek.
-Sözlerimize himmet yükleyin, rahmet yükleyin, sevgi, muhabbet, aşk yükleyin de ışığa koşan kelebekler gibi rabbimize koşmalarına sebepler yaratılsın.
*Âmin. Âmin. Cümle ruhaniyata beraber âmin.
-Âmin. Âmin. Âmin. Âmin cümle ruhaniyat. Selam efendime, ailesine, arkadaşlarına, bunca zamandır yetiştirdiği evliyalarına, şehitlere, gazilere, müminlerin dişisine erkeğine. Müslüman ölenlere ve yaşayanlara, velhasıl rabbimin rahmetinin ulaştığı her yere ve arşın, kürsinin meleklerine, hiyerarşinin cümlesine olsun. Selam Allah’ıma olsun. On sekiz bin âleme olsun. Âmin allah’ım, âmin Allah’ım, âmin Allah’ım. Hamd ve şükür sanadır. Bu gece için ayrıca teşekkür ederim ey Hazırun.
*Âmin elhamdülillahirrahmanırrahim. Âmin.
-Şükran. Şükran. Şükran.
*Bu gece için ben ayrıca teşekkür ederim hocam çok teşekkür ederim.💝💘💝
-💓💓💓💓💓💓💓
Konuşma Sonu

Beğen

hacı ali
Kayıt Tarihi:15 Eylül 2020 Salı 00:54:32

UZUN HİKAYE AŞK YAZISI'NA YORUM YAP
"UZUN HİKAYE AŞK" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.