n.asım
78 şiiri ve 15 yazısı kayıtlı Takip Et

Çıt (ölümsemek)



Dağlardan bir dağ… Günlerden bir gün, diye başlamalıydım… Gülümsüyorum…
Ama dağ işte , hangi dağ mı?, Ne fark eder Abi, dağ işte, dağlar da insanlara benzer…
Başı karlısı var, dumanlısı, yükseği, alçağı, topraklısı, taşlısı, dik yamaçlısı, dağ işte…

Çıt çıkmıyor… Diye düşünüp, gülüyorum…
Hep gülerim nedense, bu çıt çıkmama sesine, bastığın yere dikkat etmek mi, konuşmamak mı, en kısa zamanda, öğreneceğim diyorum, Hamza’yla göz göze gelirken… Gülümsüyorum…

Hamza, Kilis’li, ne bakıyorsun der gibi, gözünü kırpıyor, başını hafif sağa sola sallayarak… Dilimi çıkarıyorum gülümsüyoruz, ama çıt çıkarmıyoruz, zaten çıt da çıkmıyor… Kuşları merak ediyorum, neden ötmüyorlar diye, tehlikeyi ilk hayvanlar sezermiş, belki de öyle ya…
Sesten değil sessizlikten korkulur, ateş edilmeyen mevzi muamma değil midir? Der gibi bakıyor yüzüme Halil Abi, ona da gülümsüyorum, kaşlarından bir martı havalanıyor sımsıcak… Gülümsüyorum…

Kaç kez saydım yol boyunca, hep yedi kişiyiz, ama en az yetmiş kez saydım… Yediden yetmişe deyip gülümsüyorum… Korku değil hayır bu başka bir şey… Ölüme yakın yürümek ya da ne bileyim kendinden önce birinin ölmemesini daha çok istemek… Birinin yerine ölmeyi istemek, evet bu…
Çıt çıkmıyor… Ama önce ses gelecek… Ses hep önce gelir sonrası tufan… Gülümsüyorum…

Biz birbirimiz için ölürüz deyip tebessüm ediyorum… Çok fazla gördüm bunu, birinin yaşaması için ölmek, ne garip şey diye düşünürken Ahmet’le göz göze geliyoruz… Çok göz göze gelmişizdir Ahmet’le dünyanın kan ağlayan yerlerinde… Gülümsüyorum…

Ahmet adaşım Lazoğlu… Burnun kocaman senin dediğimde, burnu ayakları büyük olanın oolumm, diye kocaman bir sesle kahkaha atan, yüreği şu dağ kadar Ahmet… Gıcık oluruz birbirimize aslında… Biri diğerinin, öldüğünü görmek istemediğindendir bu birazda… Birbirimize gıcık olarak, birbirimizin yerine gözümüzü kırpmadan, çıtımızı çıkarmadan ölürüz. ..
Ne garip şey… Gıcıklığımız öyle sanaldan, yalandan uzaktan da değildir, hani dağ dağa çarpar gibi, sonra Ahmet, kız gibi çocuksun sen ooğlumm, senin kıyıp yüzüne hiç vurmuyoruz ondan sen kazanıyorsun her kavgada der… Gülümsüyorum…

Kız gibi çocuk olmak… Hem iltifat hem hakaret barındıran ya da hayranlık… Ne çok kelime…

Bir dağ kertenkelesi ayaklarımın dibinde, postalıma sürtünüyor… Bir yuvası, yavruları olmalı, endişeli bir hali var diye düşünüyorum… Gülümsüyorum… Emine geliyor aklıma, nedensiz öylece aklıma… Eskişehirli, çok güzel şehri gibi, az özenti, adını ilk sorduğumda Eymineo, Aymine gibi bir şey demişti, anlamamıştım, dudaklarını can simidi gibi yuvarlayarak… Sadece onun yüzünden, Amelie’i kaç kez izledim… Amelie aklıma geliyor… Gülümsüyorum…
Dudaklar simit midir sahi… Can simidi, susamlı ya da Ankara simidi, olsaydı şimdi… Gülümsüyorum…

Anam derdi, hele oğul gurban olmuşam… Kurban olmak, ne güzel teslimiyet, fedakârlık mı, verilmiş söz ya da… Davut’a bakıyorum özlemiş gibi, o gün onu son kez gördüğüm içime doğmuş gibi… Diyorum ben kurban olsam, Davut’a olurum çocukları çok küçük… Sonra benim hiç çocuğum olmadığı aklıma geliyor… Gülümsüyorum…

Sağ omuzumda yırtılmış bir acı…

Sonra ses… Düşman içeriden olunca sesten önce acı gelirmiş… Davut dağ gibi düşüyor, kuşlar havalanıyor, çığlık çığlığa… Kendime doğru çekiyorum… Gülümsüyor… O an ilk kez gülümsemiyorum… İlk kez cılız bir ses, evet çıtım çıkıyor…
Ölme lan, ne olur sakın ölme, bari bugün gitme lan, sen ölürsen kuşların yavruları düşer yuvasından…
Çıtım bile çıkmıyor, Gülümsemiyorum… Davut susuyor...Dünyanın çıkmıyor çıtı…
Az ötemize bir kuş düşüyor, yırtmışlar kanatlarını…
…
Bu bulutlar bizim değil, bu çelik yağmuru, birazdan ayağa kalkıp, gökyüzünü kurşunlayacağım…
…
Bir çay ocağı görüyorum tahta masalı, küçük tabureler… Koyu demli bir çay içmeliyim, sigaramın yanında… Kaç gündür uyumuyorum, hatırlamıyorum bile…

Bir insanın vücudunda taşıdığı izler, her an yanında taşıdığı not defteri gibidirler, hatırladıkça kimi duygulandırır, kimi çok acıtır, benim izlerim daha çok acısın istiyorum, çünkü unutmak istemediğim kişiler var… Davut’u hatırlayıp gülümsüyorum…

Sokağı seyrediyorum… Bir köpek oradan oraya koşuyor, tasmasız bir sokak köpeği… Bir adam delirmiş gibi kornaya basıyor… Bir kadın sıkı sıkıya kavramış Gucci çantasını… Şu sokak, şu insanlar, hep aynı yerde, aynı şekilde, dünya yansa umursamaz bir telaş içindeler… Bu güzel diye düşünüyorum, en azından kimsesizliğimizi, terk edildiğimizi bilmeyecekler… Sağ omuzumda bir yara, boylu boyunca, daha çok sızlıyor hatırlayınca… Gülümsüyorum…

Evet bugün de Hakanı görmeye gittim, yeni okuluna, geçen ay yine kavga etmiş, lisede okuyor, bana yakın boyu var, ömrü uzun olsun… Davut’un büyük oğlu, emaneti…
İki metre olursun lan sen, diyorum okul çıkışı dürüm yemeye giderken…
Sen de hiç yaşlanmıyorsun ki Ahmet Abi diyor…
Biz babanla birlikte, o gün orada yan yana vurulup öldük…Diyemiyorum…Gülümsüyorum…

Sağ omuzumda bir ağrı. Ağrıdan nefesim kesiliyor… Çıtım çıkmıyor… Gülümsüyorum…
Ölür gibi gülümsemek mi acaba, şu ölümsemek diye yazdıkları kelime…
Çıt çıkarmamak ne demek hâlâ bilmek istemiyorum…

…
n. asım-öyle bir zaman… biz kalamadık, siz hoş kalın…
yeniden, doğru yerde olması adına,

Beğen

n.asım
Kayıt Tarihi:13 Eylül 2020 Pazar 14:30:37

ÇıT (ÖLÜMSEMEK) YAZISI'NA YORUM YAP
"çıt (ölümsemek)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ahmet Örnek
14 Eylül 2020 Pazartesi 11:02:25
Ahmetler Davutlar Hakanlar varsa biz varız
kirpiklerimizden bin yaş dökülse de haklarını
ödeyemeyiz onların...
bu sabah kahvaltıma katık oldu hüzün
gözyaşlarımla birlikte....

o sessiz dağlara ses olan nice isimsiz kahramanlara selam olsun...

Cevap Yaz
Bir Dünyevî
14 Eylül 2020 Pazartesi 01:42:03
ne çok acı.. döndü döndü vurdu gün içinde.. selam bile bırakamadım..
dedim; güzel adam, ne kadar çok acımız var. en onulmaz yerde, en ummadığın güç versin her bir şeyine..

acı kıskanılır mı güzel adam?
işin açığı çok yoruldu, mutluluk oyunu yazalım diyorum bir kaç üstada, dosta, komedi yazalım.. sıra gelmeyecek mi hiç; acıdan, düşünmekten, kahırdan...

eksik olmasın güzel insanlar ne çevrenden ne de gönlünden..
öyle diyoruz ya; eksik olma aksi olma hep ol dediklerimizden..
saygıyla..

Cevap Yaz

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Serap IRKÖRÜCÜ
13 Eylül 2020 Pazar 23:30:19

Başlıktaki parantez içi, yazının içinde anlatılan duyguları o kadar etkili anlatmış ki... bunu anlamak için yazıyı 'hissederek' okumak yeter... Bu seçkiyi çokça kutlarım.

Bazı meslekler, ölüm - kalım savaşıyla sürer. O sırada yaşanan görev paylaşımları ve beraberlikleri de sanırım birçok meslek grubundan daha sıcak duygular içerir. o 'köprüyü' hep el ele geçmeye çabalarken yaşanan bir kayıp, karşıya geçeni sevindiremiyor bile.

Bir yeğenimiz İkizce'de yaşamıştı anlatılanların benzerini, hem de birkaç kez!... Üzerinden uzun yıllar geçtiği halde kendisini hâlâ toparlayamadı açıkçası.

Yaşadıklarınız ve 'son ana' şahitliğiniz kadar emanete vefalı yaklaşımı da çok etkiledi beni.

Yazı dilinizin doğal ve okuyucuya birebir geçen sıcak duygu aktarımını çok beğeniyorum. Temanın hüznünü ajite etmeden aktaran bu güçlü kaleminizi ve güzel yazınızı içtenlikle kutlarım Ahmet Bey.

Saygılarımla.

Cevap Yaz
Kimbilir
13 Eylül 2020 Pazar 20:07:55
Ah sarı kız...ne çok severdin beni...koyun koyuna.

Islık kokusu merminin ve yanık sesi... dağların bitmeyen türküsü.
Güzel abim ne güzel yazmış.

Sene diyirim.

Cevap Yaz
himmet aygüt
13 Eylül 2020 Pazar 17:19:55

dağ dağ olup
ve üstündeki ister asker, ister eşkıya
ve vurulup düşerken bir gül olup " çıt" diye dalından
ve ben en çok ince mehmeti sevmişsem bir güvercin uçuşuna şiir olup
Yaşar Kemal'in gözlerinde, ve sonra birlikte susmak işte Türkü, Kürdü, Lazı
ve diğerleriyle ve galiba en çok da gerçek eşkıyalar önünde...

eyvallah güzel kardeşim.


Cevap Yaz
neneh.
13 Eylül 2020 Pazar 15:31:08
Çıt aslında bir uyarı mesajı olsa gerek...çıktıktan sonra farkındalık gündeme geliyor.Bu bir ses olur yada bir yansıma veya bir yadsıma..Amacım tanı koymak değil aslında.Yazı öylesine kurgulanmış ki bir çok mekanı tahayyül ettirdi hatırlanır cinsinden..Saygıyla...

Cevap Yaz
Bir Eflatun Ölüm
13 Eylül 2020 Pazar 14:55:15
Gülümsemelerin de çit çıkmayan sessizliklerin de tadı hala dimağımda idi... Davut ve Hakan da çoktandır aşina...

Bazen aynı “an”dan onlarca anı, onlarca öykü, onlarca başka kahraman çıkıyor. Ve yine bazı anlar, kah uyanıklığımızda kah rüyamızda, biteviye tekrarlanıyor, tekrarlanıyor, tekrarlanıyor... Davut hep, bir dağ gibi devriliyor!

Bir kısmını, gözlerimin buğusundan zor okudum desem... Allah hep korusun; “başkaları için ölmeyi göze alan” Davut’ları, Ahmet’leri, Halil’leri!

Sevgilerimle...

Cevap Yaz
black_sky
13 Eylül 2020 Pazar 14:50:37
Okurken düşündüm gözyaşı kayarken yanaktan ses çıkarır mı...çıt diye ses cıktı ama sanırım kirpikten...
Hep diyorum kalemin öyle hayatın içinde, öyle sağlam köklerle bağlı ki evrene okurken etrafında olan her şeyi en üst perdeden görüyor insan..
Güzel ADAM...bir sızı düştü göğsüme...ama bir hatıra gibi taşınilası...
Keşke dağlar devrilmese...
Sağlıcakla kal güzel ADAM...
sevgi ve selâmlarımla

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.