Ne yazik ki, vücudun çökmesi, zekanın olgunluk zamanına rastlar. ahmet haşim
Müzeyyen Saye
Müzeyyen Saye

EŞİK

Yorum

EŞİK

( 2 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

120

Okunma

EŞİK

Gökyüzü, kurşuni bir hırka gibi giyinmişti adanın üzerine. Deniz, hırçın bir çocuk gibi kıyıları dövüyor; rüzgâr, çam dallarında ıslık çalıyordu. Kalpazanlık’a doğru yürüyordum. Cebimde ellerim, kafamda hiçbir yere varmayan düşünceler… Yolun kenarında, yağmurun altında sırılsıklam bir ihtiyar sokak köpeği. Adı Kömür’dü. Dünya umurunda değildi; çenesini patilerinin üzerine koymuş, öylece batan günü izliyordu. Yanına çöktüm, tüylerini okşadım. "Dünya böyle Ali," der gibi baktı bana. "Islanıyoruz ama geçecek."
Tam o sırada, rüzgârın şiddetiyle yol kenarındaki ahşap köşkün kapısı gürültüyle açıldı. Bahçeden dışarıya kâğıtlar saçıldı. Beyaz çizgili defter sayfaları… Çamurlu su birikintilerine doğru savruluyorlardı.
Koştum. Kömür de arkamdan havlayarak fırladı. Sayfalardan birini tam suya gömülecekken havada yakaladım. Üzerinde aceleyle yazılmış dizeler… Mürekkebi yağmur damlalarıyla yer yer dağılmıştı ama okunuşundaki o sitemkâr eda yerli yerindeydi.
"Affedersiniz! Çok özür dilerim!"
Sesin geldiği yöne döndüm. Köşkün bahçe kapısında, eski bir yün hırkanın içinde, gözlüklerinin arkasından telaşla bakan bir kadın. Ayaklarındaki takunyalardan birini aceleden yolda düşürmüştü bile. Saçları tel tel yüzüne yapışmıştı.
Yerdeki diğer iki sayfayı da toplayıp ona yürüdüm. Avucumdaki ıslak sayfaları uzatırken gözüm parmaklarındaki mürekkep lekelerine takıldı. Yazıyla dertleşen elleri tanırdım; o eller telaşlı olurdu, o eller yalnız.
"Şiirleriniz," dedim, sesim rüzgârda boğularak. "Suya kavuşmadan yakaladık Kömür’le."
Sayfaları aldı, göğsüne bastırdı. Kaçıp gidecek bir kuşu tutar gibi sıkı sıkı… O an yüzüme baktı. Gözlerinde, yazdıklarının bir yabancı tarafından okunmuş olmasının verdiği o mahcup, o tatlı korku. Ama bir yandan da bir fener balığı gibi parıldıyordu içi.
"Teşekkür ederim," dedi, sesi yağmura karıştı. "Bunlar… Bunlar benim içimin döküntüleri. Rüzgâr hoyrattır, anlamaz insanın halinden."
"Rüzgâr anlamaz ama deniz anlar," dedim. "Onlar deniz kokuyor."
Hafifçe gülümsedi. O gülümsemede adanın bütün baharları, tomurcuklanan mor salkımları vardı. "İçeri buyurmaz mısınız? Bir sıcak çayımı içersiniz, hem kurunursunuz."
İçeri girmedim. Sait Faik’in hikâyelerindeki o adamlar gibi, o eşikte durmayı, anın büyüsünü bozmamayı seçtim. Bilirdim ki bazı güzellikler, yarım kaldığı için tamdır.
"Başka bir gün," dedim. "Söz, o çayı içmeye geleceğim. Ama defterinize iyi bakın, adanın rüzgârı kıskançtır; güzel olan ne varsa kendine fırlatmak ister."
Arkamı dönüp yürürken içimde öyle bir hafiflik, öyle bir yaşama arzusu… Kömür yanımda koşturuyor, deniz bana her zamankinden daha dost görünüyordu. Kim olduğunu, adını, nereden geldiğini bilmiyordum. Ama o günden sonra, ne zaman köşkten aşağı sokağa doğru yürüsem, cebimde hep rüzgârdan koruyacağım küçük bir boşluk bıraktım.
Bir insanı uzaktan, hiç konuşmadan, sadece göğsüne bastırdığı ıslak defter sayfalarıyla sevmek de mümkündü bu dünyada.

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Eşik Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Eşik yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
EŞİK yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
12.6.2026 06:43:59
5 puan verdi


Ne kadar güzel bir hikâye... Gerçekten içine çekiyor insanı. Ada’nın o nemli, rüzgârlı, gri havasını o kadar başarılı resmetmişsin ki, okurken kendimi yol kenarındaki ıslak taşların üstünde hissediyorum. Kömür’le başlayan o samimi an, savrulan defter sayfaları, mürekkep lekeli eller ve o mahcup bakış... Her şey çok doğal, çok akıcı akıyor.

En çok hoşuma giden, o anın büyüsünü bozmama tercihiydi. Sait Faik tadında bir duruş var orada; bazı karşılaşmaların yarım kalınca daha anlamlı olduğunu hissettiriyorsun. “Rüzgâr anlamaz ama deniz anlar” repliği de çok çarpıcı olmuş. Hikâye boyunca ince bir hüzün, yalnızlık ve aynı anda tatlı bir umut var. Hiç zorlamadan, doğal bir şekilde insanın kalbine oturuyor.

Kısacası, hem şiirsel hem çok sinematografik bir anlatım. Okurken sayfaları rüzgârdan korumak ister gibi bir his verdi bana. Ellerine sağlık, böyle metinler az bulunuyor. Devamını da merak ettim doğrusu.
☕🙏
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL