Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Azamet-i mahkeme



Olmuşlara, olanlara, olacaklara-

*

Bulunmaktan nefret ettiği, şehrinin büyük mahkeme binasının önündeydi. Hazırlamıştı tek cümlesini, ’’5 ay daha bekleyemezdim, Kübra!’’ gülümsemesinin provasını dahi aynaya bakarak defalarca kez yapmıştı, ta ki en merkür şirinliği taşıyan gülümsemesini bulana kadar.

***

Bir ayrıcalığın, kodlarına intrapsişik bir biçimle kodlanması sayesinde bazı anahtarlar verilmişti İzhak’a. Keçi sütünden yapılma, mayalı bir içeceğin üstüne, herkesin bilmediği 3-4 kelime ile mediyasyon yaptığı zaman; önce bu gerçeklik dediğimiz şey yuvarlaklaşıyor, bir yuvarlağa dönüşüyor, bir yuvarlağın içine hapsoluyor, yüksek tınılı bir kulak çınlaması akabinde İzhak’ın yükselmesi ile eş zamanlı olarak, yuvarlak git gide küçülüyor, küçülüyor, görünmez oluyor ve bambaşka bir aleme kapı açılıyordu. Yalnızca bu kelimeleri ve mayalanmış keçi sütünden yapılma şeyi bilenlerin doluştuğu, ayinsel, mistik, sınırların, kimliklerin, mülkiyetin olmadığı bir alemdi bu alem. Bedenler ve bedene ait olan bir çok şey aşağıda kalıyordu. Sadece yalnızken yapılabilen bir ritüeldi bu. Tek amaç da eğlenmek değildi elbette, bu ritüel her yapıldığında beynin arka tarafı da düzenleniyordu... Algılar ve bu dünyaya pek de ait olmayan üst tecrübelerle dönülüyordu.

İçindeki hayvanlarla ve şeytanlarla tanışmamış olanlar, ’’kaçık’’ olmayanların ve o hayvanlarıyla şeytanlarını dizginlemeyi öğrenemeyenlerin asla göremediği bir alem. Sevişmelerin sadece tantrik ve ruhsal olarak yapıldığı, auraların birbirine karışıp, rengarenk alaşımdan oluştuğu, fışkırmalarınsa Buddhist metinlerde geçen ’’kutsal fışkırma’’lardan olduğu, seçkin müziklerin çaldığı, egoların değil de zekaların, ruhların ve ruhların tekamülünün çarpıştığı bir alem...

Meslek ve statülerin söylenmesinin, aşağı alemin günlük işlerinin buraya taşınmasının yasak olduğu bu alemde her statüden insan bulunurdu. Aşağının zaman dilimi ile ilgili hiçbir şey de buraya asla ve asla taşınamazdı. Yılda bir kez ise o anahtarların verildiği herkesin buluştuğu bir event düzenlenirdi. Onun dışında ise isteyenin rutin ziyaretleri.

***

Böyle bir event’a tam 10 gün vardı. İzhak, evden çıkmak üzere, bulaşık makinesinin durmasını ve fişleri çekip öyle çıkmayı bekliyordu mutfakta. Bir an için, bulaşık makinesinin çıkarttığı sesleri, bir bakteri bedeninde algıladığını hayal etti; büyük gümbürtüler, arkasına gelen sular, boğulmalar bir sürü bakteri eş-dost-akraba, diğer tüm bakterilerle birlikte; ’’al sana Nuh Tufanı’’ dedi kendi kendine ve güldü...

Makine her takırt tukurt ettiğinde, orada ölen bakterileri düşünüyordu, ömürlerinin yarım kaldığını, kalmasa bile sadece saatler süreceğini, tufanı, insanlığı, mikroskobik ortamı, benzerliklerini, kıyameti, tekamülü, bakterilerin yükselip insana gelişlerinin ne kadar süreceğini, arada olacakları hayvanları, insanlığın tekamül edip nerelere yükseleceğini bir sürü karmaşık şeyi düşünürken kapı çaldı.

Gelen postacı idi. İdrar vermeye gitmediği için, yeni bir mahkeme açılmıştı kendisi için. Çok da umurunda değildi, çünkü klinik psikiyatri kendisini ’’kaçık’’ olarak tanımlamıştı zaten genç yaşlarında. Neden-sonuç prensibi her zaman işler, kimi insanlar fark eder, kimisi hiç fark edemeden ölür defalarca.

***

Yalnızca belli anahtarın verildiği kaçıkların alınacağı partinin günü gelip çattığında, İzhak Yalnızdı. Sevgilisi ile yine kavgalılardı. Yalnızdı kendi evinde. Şansına o gün kimse de gelmeyecekti eve.

Keçi sütünü dikip, salonun ortasına uzanıp anahtar kelimeleri içeren kutsal isimleri tekrar etmeye başladı. Nefesi sıfır noktasına indiğinde yine o kulak çınlaması, gerçeklik dediğimiz şey bir çembere hapsoldu, çember küçüldü küçüldü ve çınlama bittiğinde o illüstrasyon alemindeydi. Sadece çanlar ve çanlı aletlerle müzik yapan o keçiler sahnedeydi. Event çok ama çok kalabalıktı. Evli olanlar eşlerini, anne baba olanlar çocuklarını, kısacası aşağıda neye sahipse o iyeliklerini bedenleri ile birlikte orada bırakıp yukarı çıkmıştı ruhlar...

İzhak gezindi etrafta, her milletten insan vardı ve İngilizce konuşuluyordu bu alemde sadece. Eskiden Latince konuşulduğunu öğrenmişti, bu eventlar köklü idi, neredeyse neolitik çağlardan beri düzenlenirdi. Sodomvari, ancak hazların sadece ruhsal olduğu eventlar. Sahne, ışıklar, ses mükemmeldi. Dans edenler, müzik dinleyenler, sohbet edenler. Kendini kaybedenler, kendini bulanlar, bu eventların kaşarlanmışları, ilk kez gelenlerin şaşkınlık dolu bakışları. Burada herkesin, kendisinin anılmasını istediği bir adı olurdu. Bu alemde öyle bilinir ve event günleri ise o isimler yakada bir kartta yazılı olurdu. İnsanın kendi ismini seçebilmesi mantıklı olandı zaten; İzhak ise kendisine ’’Pedro’’ adını seçmişti. Yakasında, Pedro yazan kart ve en şık elbiseleriyle, sahneye yaklaşmak istedi. Her şeyden önce biraz müzik dinlemek, sahneyi izlemek istedi...

Yürüdü sahnenin yakınına doğru...

***

Sahne önünde biraz ışık, biraz müzik, biraz müzik, biraz ışık. Yanında hep birlikte dans eden 5 kişilik bir grubu ve şarkının her notasını bilişlerini gülümseme ile izledi. Salona göz gezdirdi. Ve gözü, o grubun yanında tek başına duran, esmer, kendi boylarında, ince yapılı bir kadına takıldı İzhak’ın. Aurası çok güçlü ve etkileyici idi kadının. Gülümsemesi ise bir kara deliğin kütle çekimi kadar çekici. O gülümsemede, o dudağın kenarında hiç olmak istedi bir an. Kadının biçimli gözlerinin etrafındaki mor halkalar belirgindi. ’’Müsamahasız katlanamıyordur ki aşağılara o da,’’ diye geçirdi içinden. Kadın resmen orta doğunun güzel kadınlarına benziyordu. İran, İsrail ya da Türkiye menşeili. Daha önce sadece bir kaç Türk ile karşılaştı ama hiçbirisi kadın değildi. Hepsi keçi soyundan kardeşleriydi...

Kadının yanına yaklaştığında ise yakasındaki isimden Türk olduğuna emin oldu. Kadının yakasında ’’Azamet’’ yazıyordu. Seçilen isime de gülümsedi ve yaklaşıp, ’’Yukarıda Pedro, aşağıda İzhak, merhaba,’’ dedi. Kadın İzhak’a bakıp, şuh bir kahkaha patlattı ve ’’Aşağıda Kübra, yukarıda Azamet,’’ dedi, tokalaştılar. İzhak için o ellerinin değdiği bir kaç saniye, bir kaç yüz yıl olmuştu, ışıklar da ağır çekimde, müzik de, bu boyutta olan her şey de ağır çekimde seyretmişti o bir kaç saniye; hem de baya bi’ ağır!

Adlarından başka hiçbir şeyi birbirine bildirmemeleri koşulu ile burada olduklarını bildikleri için başka şeylerden konuştular. Antwerpen’i, diğer Avrupa şehirlerini konuştular. Müzikten ve kitaplardan konuştular. Espriler, kahkahalar, kur yapmalar, ufak ruhsal dokunuşlar... Haz dolu idi olup bitenler. En çok da Kübra’yı güldürüp, o şuh kahkahasını duymak haz veriyordu İzhak’a.

’’Çıkmaz ki karşımıza aşağı alemde böyle varlıklar’’ diye geçirdi, ’’yalnızca 8-10 saat, izafiyeti uzun da olsa...’’

***

Sarıldılar müzik dinlerken, eterik bedenlerinin sürtünmesinden aldıkları hazzı hiçbir karşı cinsin, hiçbir hareketinden almamıştı daha önce bu çift. Ruhların sürtünmesi, ruhların entropisi... Bedenlerin sürtünmesi ve entropisi ile gram alakası yok. Ama yalnızca senede 8-10 saatti işte, ötesi yoktu. Ne kadar kirli, iğrenç, bir o kadar da hapisvari ve düşüktü o aşağı alem...

Localarına çekildiler, hiçbir bedenin sevişemeyeceği şekilde seviştiler, hiçbir bedenin fışkıramayacağı gibi fışkırdılar localarında. 8-10 saatti işte, yılda bir kez sadece... Aşağıda bir buluşma teklifi ise buraya bir daha girememe sebebi idi... Kutsal fışkırma! Nasıl karışılacaktı aşağıda olup bitenlere? Nasıl rollere devam edilecekti ki bunun üstüne. Etten kemikten hapishane işte. Uzun ve izafi, en gerekmediği anda uzun, tam tersi anlarda kısa izafiyetli; izafi hücre, çirkin bedenler, hayvani... Hiçbir hayvanın olamayacağı kadar da sevimsiz üstelik. Kötü de kokulu! Gerçekten de parfüm gerektiren...

Gece sona ermek üzereyken tekrar sarıldı çift. Koklaştılar, öpüştüler son kez. Son tantrik öpücüğün arkasına İzhak ’’seneye de benimle fışkırır mısın?’’ diye sordu Kübra’ya, ’’zevkle ve rengarenk!’’ diye cevapladı Kübra. Birer damla krizalit yaş ve gülümseme ile, belirdikleri gibi indiler aşağı, bedenlerine...

İzhak ikilemdeki tarafını seçmiş, buluşma teklif etmemişti aşağıda. Ağır basmıştı buraya gelme hazzı. Ama şimdi... Aşağısı da çekilmez ki böyle... Ah İzhak; buradan da mı vazgeçseydin? Yoksa en iyisi mi bu yaptığın...

***
O dolu dolu geçen gecenin üstünden tam iki ay geçmişti. İzhak işemeye de mahkemeye de gitmediği için zorla getirilme kararı çıkmıştı, adliyenin nezaretinde sırasını bekliyordu. Sakin ama sıkılmıştı. Üstelik bu ilk kez başına gelmediği için, akşama kadar, tüm mahkemelerin bitip, kendisine sıranın geleceğini biliyordu. Karakolun aksine, burada, kameralara görünmeden sigara içilebiliyordu gelen ziyaretçilerin çaktırmadan verdiği sigaralardan. Ortamdaki insanlarla tek ortak noktası, kendisinin idrarına kurumların talip olmasını gerektiren konuydu ve o konu çoktan tükenmişti.

Susuyordu. Sadece ara sıra, para bulamadığı için hapise gidecek adamı teselli ediyordu. ’’İçerideyken bulursan da çıkabilirsin ödeyip’’ diyordu. Adamsa, ’’küçük çocuğum olmasa vermem bunlara bu parayı, ama annesiyle de ayrıldık, mecburum’’ diyordu... İzhak Adamın sırtına vurdu, ’’geçer, her şey geçer, sen kendini yıpratma yeter, verirsin dilekçeni, o bir kaç günde de para bulunur, çıkarsın işte’’ dedi...

***

Herkes bir bir sırasını savmıştı. Genç bir çocukla, İzhak kalmıştı sadece. Genç çocuğa ’’bakalım hangimiz daha şanslıyız,’’ dediği anda adı okundu İzhak’ın, küçük pencereden. Bir sivil polis ile birlikte çıktılar merdivenleri. Polis, İzhak’ın davasının çok önemli olmadığını bildiği için pek sıkmıyordu, zaten aralarında da diyalog olmuştu. İzhak kafasına göre dolaşıyordu Ağır Ceza salonunun civarlarında, koridorda. O gün görülmüş davalara baktı duvardaki kağıtta yazılı olan, ’’tecavüz, gasp, cebir, cinayet’’ bir sürü bok, terör hariç bir sürü bok. ’’S**eyim böyle medeniyeti, ne işim var benim bu adamlarla,’’ diye söylendi kendi kendine.

İzhak’ın adı okunduğunda, avukatı, kendisinden sorumlu sivil polis ve İzhak peşpeşe girdiler mahkeme salonuna. Kendisinden bir önceki dava iki maktülün olduğu bir cinayet davası idi. Önce ortada oturan hakime baktı, babası yaşlarında, gözlüklü ve beyaz saçlı idi. Yazıcı memur ise kendi yaşlarında. Hakimin sağında oturan kadına baktığında ise, Kübra’nın, ikinci hakim olarak ona baktığını ve gülümseme ile kikirdeme arasında bir noktada olduğunu gördü. Gözleri kocaman açıldı, Kübra, İzhak’ı öyle görünce artık dayanamayıp, sessiz sessiz kikirdedi.

Hakimin, ’’neden çiş vermeye gitmedin Oğlum,’’ sorusuna, ’’kaçığım Efendim, bazen farkında olamayabiliyorum bir şeylerin. Karşınıza böyle gelmek istemezdim,’’ diye cevap verirken, Kübra gülerek süzüyordu İzhak’ı... Kübra eğilip, deneyimli hakimin kulağına bir şey dedi ve deneyimli hakimse kağıtları karıştırdı, bir şeyler okudu ve İzhak’a dönüp, ’’burada da yazıyor kaçık olduğun’’ dedi ve ’’benim yeğenim de kaçık, bizi çok uğraştırdı ama son zamanlarda yoluna girdi kerata,’’ diye devam etti. O anda Kübra, önce etrafı süzdü ve sonra dönüp, göz kırptı İzhak’a. İzhak ise ’’mahkeme-i Kübra,’’ dedi yalnızca Kübra’nın duyabileceği şekilde. Kübra bu kez sesli güldü, deneyimli hakim ise görüldüğünden daha deneyimli olacak ki, duymamazlıktan geldi Kübra’nın gülüşünü.

***

O üstel alemde yaptığı tantrik sevişme ve ruhun tüm hücrelerinin orgazmından sonra, en güzel kadınlar bile hayvani, viral, bakteriyel görünüyordu İzhak’ın gözüne. O ’’kaçık’’ geceden önceleri, tutku ile seviştiği sevgilisi ile olan sevişmeleri bile çok sıradan geliyordu kendisine. Bu hayvaniliğe ağlamak, buna lanet etmek hiçbir şey ifade etmiyordu. Sevgilisi de bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. O günden bir iki ay sonra ayırmışlardı yolları.

İzhak sevgilisi ile de böyle olmak için çok şeyi denemiş, kadını yükseltmek için her şeyi yapsa da kadın her anlıyor gibi olduğu seferde, başka bir hayvani refleks göstermişti. Kah başkalarına kurmuş, hayvaniliği göre göre, kah İzhak’a yaklaşırken duygusuz ve aceleci davranmıştı. İzhak açıkça söylese de düzeltememişlerdi ve yollarının ayrılması da en iyisiydi. Çünkü o tatmin, sadece kaçık ruh eşlerine özel bir tatmindi ve o tatmin ile buluşmak tekamül, alt alemde bir şeylerden vazgeçişi gerektirirdi. Hayvanlığından vazgeçmek, hayvanlarını yemlemekten vazgeçmek, şeytanlarını oyuncağın etmek, bayağı hazlardan vazgeçmek, yemek yemenin haz olmaktan çıkıp sadece hayatta kalmak için yapılan bir eyleme dönüşmesi, övgüden vazgeçilmesi gibi eterik kurbanların verildiği bir tekamül seviyesi. Zaten yaratılmış olan kimdi ki, gitsin tekamül etsin, olmuyorsa bir daha bir daha bir daha denesin...

Sevdiği kadından da vazgeçti İzhak, üstünden de biraz zaman geçmişti. Yine mutfakta oturuyor bulaşık makinesini dinliyordu; bulaşık makinesi içerisindeki bakteriyel kıyamet ve bakteriyel tekamülü düşünüyordu. Takır takır takır, şırıl şırıl şırıl sesler, bulaşık makinesinin bakterilerinin asli dünyasında gümbürtüler, kıyametler, seller, ölümler... Kimisinin bakteriyel tekamülünün sonu; hadi bir lavra olmaya bir hayvan olmaya ilk adım; bir üst bedene!

Makinenin susmasını, tufanın dinmesini bekleyemedi bu kez, çekti direkt fişi. En güzel kıyafetlerini giydi. Aynaya bakıp sakallarını ve bıyıklarını taradı. Parfümü sıkarken, ’’kıyamete kadar bekleyemeyeceğim,’’ dedi bu gerçeklikteki sureti, aynadaki suretine...

***

Girdi adliye binasından, çıktı daha önce geldiği o kata. Mahkeme tutanaklarından okuduğu adı sordu, Kübra Hanım ile görüşmek istediğini belirtti. Kendi adını verdi. Kübra 5 dakika sonra bir heyhula gibi belirdi, İzhak, heyecanlı bir şekilde, ’’5 ay daha bekleyemezdim,’’ dedi ve ekledi, ’’kutsal olmasa da burada da fışkırmak istiyorum birlikte Kübra, oksitosinleri de taşere ederiz...’’

Kübra, üst alemdeki o şuh kahkahasından attı, yanağına dokundu İzhak’ın, ’’müsamahaları hazır et ve bana mail at, o üstünde çıkanlardan olsun ama,’’ dedi ve siyah üstüne parlak kırmızı ile bastırılmış kartını uzattı İzhak’a, gözlerinin içine bakarak...

***

İzhak, ilk kez o hislerle çıktığı ağır ceza mahkemesinin bekleme koridoruna baktığında, arbede çıkmıştı yine bir cinayet davasında. Kübra ise bu kez oradaki kapıdan belirip, ’’aşağıdan destek ekip çağırın, bu ne rezalet,’’ diye oradaki herkesi azarladı, İzhak’a döndü, göz kırptı ve kimseye göstermeden öpücük attı, girdi kapıdan...


Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:10 Şubat 2020 Pazartesi 22:47:05

AZAMET-I MAHKEME YAZISI'NA YORUM YAP
"Azamet-i Mahkeme" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
black_sky
12 Şubat 2020 Çarşamba 11:43:14
Kalemine sağlık, yine kendi kendini okutan bir yazı olmuş. Sıkılmadan okumak ne güzel bir duygudur. Merak duymak.
Tercih ettiğin terimlerde çok iyi. " kaçık, fışkırmak..." gibi.
Ethem Abinin yorumundan sonra yazıya yorum yapmak bir hayli zor.
Tebrik ederim deyip, çekileyim;))
Güzel bir gün dilerim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 12 Şubat 2020 Çarşamba 21:29:18
Düşünüp düşünüp, tasarlayıp, düşüncenin dozunu azaltırken çan eğrisi şeklinde, eylemin dozunu artırdığımız zamanlar vardır.

Ethem Abi, gelir gelmez radarına girdim ve en yakınımdaki, hatta evimdeki insanlardan bile daha yakın bir şahittir gelişmeme. Eh, gözlem yeteneği ve de açıları hakkında da onca sayfasını okumuş birisi olarak şunu söyleyebilirim; gözüm kapalı teslim ederim yargılarımı. Bu sebeple, evet, çok değerli yorumları...

Ve bir de bu çan eğrisi zamanlarımda, üçünüzün de yorumlarından ayrı ayrı tatlar aldığımı hiç hileye kaçmadan söyleyebilirim. İyi ki varsınız.

Çok teşekkür ederim, güzel akşamlar!

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Ethem_Namık
11 Şubat 2020 Salı 14:47:46
Adaletle oynaşanlar....adaletle sevişenleri anlayamazlar.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 11 Şubat 2020 Salı 16:33:41
Yüksek saygılar denir bu cümlenin üstüne. Fazlası hadsizlik olur.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.