Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Yenilenen kontekstler



Şimdi, fena olmayan bir sürü hikaye anlattığıma göre, bırakın da zaman denen şu öğenin, sübtil manivelasını biraz da iç dünyama gidecek şekilde kırayım? Bu paragraflar da benim olsun. Bazen kurgu da karışır, bilim de karışır. Bilim kurgu yazarları açık biçimde taraf tutuyor, elbette seçebilen göze açık bir biçimde. Bu bedenime göre çelik gibi olan soğuğa rağmen, bazı pozitif ütopyalara tarafımca haber verildi. Lümpen komün kalıntısı bir kadınla, tükenmişlik ve piyasa kanunlarına karşı mum ışığında bir yemekte konuştuk daha geçenlerde. Siyah ayna, suretler, kışkırtıcı yapay zeka, sosyal insanlar, yeni mezunlar, tüccarlar, başı boş koçbaşları, umduğumuz ve korktuğumuz değişikliklerin olacağı bu dünya üzerine... Sonra, sadece mum ışığında çekici olan, eskimekte olan, aciz, lokasyonel kıllı, mukozalı, sıvılı, terli, kanlı, etli bedenlerimiz. Transhuman olamıyorsak da Berlin’de doğup büyümek vardı şimdi dedik sonra. Birer pislik olduğumuzu kabul ederdik, s**kerdik Amazonu, Aliexpress’i, açardık Deep Web’i diye besledik olasılıksız olasılıklarımızı. Soğuğun da bir anlamı, kayboluşlarımızın bir tadı olurdu. Oysa, şimdi, böyle... Berbat! İliklerine kadar polis devleti, ne dışarı çıkasımız kaldı ne de dışarıya çıksak gidecek bir yerimiz var. Sığamadık, bari siktir edin bizi, bizim gibileri buradan. Ne siz bizi istiyorsunuz ne de biz sizi... Övünün kokuşmuş tarihinizle, bedenleyin sonra tüm övgülerinizi, gidin durun önünde secdeye; ’’Tutankamon da sizleri çok severdi...’’

Biz öyle bir nesiliz ki, her yeni nesil bir öncekinden iyi yaşarken, bu geleneğin kırıldığı ilk nesiliz. Meslek sahibi ya da bir şeylerin sahibi olmak zor sizlerin nesline göre. Alın içimizden kendinize benzettiklerinizi. Verin içinizden, her şeye rağmen bize benzeyenleri. İshal ağızlarınızdan sıçtınız bu dünyaya. Bencilliğinizle, mülkiyetçiliğinizle, ipotek ettiğiniz bizim yaşamımızdı, seçimlerinizle, kutsadıklarınızla! Yiyin birbirinizi kolektif ataklarınızla, sahte sınırlarınızla bozun kafayı. Siz istiyorsunuz ki, bizler gidelim, 2000 TL’ye uşaklık yapalım ama yok artık öyle yağma! Kendini geliştirebilenlerimiz, ’’Do it yourself’’ felsefesini algıladı ve hiç evden çıkmadan da o paranın katlarını ekran başından kazanabiliyor, kah cambly ile, kah kod yazarak, kah drop shipping yaparak... Zamanımız o kadar ucuza satılık değil. Kendinize benzettiklerinizi alın, size hizmet etsinler hastanlerde, huzurevlerinde, devlet dairelerinde! Elbette robotlar yayılana kadar, bizim neslimiz bu andonik işlerini androidlere gördürmek üzere tasarlanıyor ve evet, dünyanın nüfusunun da azalması gerekiyor bunun için... Muhasebesinden mahkemesine kadar bir çok sektör ilerleyen yıllarda liyakat kazanarak, robotlara teslim olacaklar. Üzgünüm ’’boomer’’lar, yüzyıllarca kutsadığınız, devlet denen organizma robotikleşecek, önce o transhümanizme yem olacak...

Bizim büyük bir çoğunluğumuz, oduna tel bağlayıp da üstüne lirik sözler yazılan saçma şarkı-türkülerinizle ilişiği kesti. Bakmayın siz bu coğrafyaya. Buralara her şey geç hasıl oldu tarih boyunca. Önce makine seslerinden yapılma müzikler, şimdi de bilgisayar sesleri ve elektrik-elektronik devrelerinden çıkan seslerle yapılan melodiler hayatlarımızı kapladı. Geleceğin klasik müziği. Geçmişin klasik müziğinde altyapı piyanoydu, şimdi ise Apple uygulamalarına bağlanan midi klavye... Eski klasik müziklerin yapıldığı zamanlarda doğanın sesi duyuluyordu müziklerde, şimdi ise megahertz’lerin ve gerçek müzikler, ilhamını zamana hakim olan seslerden alır. ’’Ayrıldın, gittin, geldin, yıktın, öptün, sevdin, şimdi yoksun’’ ahmaklığından değil!

Ben bağımsız sinemayı daha çok severim ancak, geçmişte Hollywood vardı, şimdi Netflix. İçerikler ise transhümanist, yeni dünyacı, dinlerden bağımsız Tanrı’yı vurgular biçimde.

Evet, Tanrı algısı da değişiyor. Hollanda’da kiliselerin büyük çoğunluğu kapandı ve Avrupa’da da devam ediyor. Amerika’da da boşlar genellikle. Güneye bakmayın siz, dünyanın neresinde olursanız olun, güneye indikçe gelişmişlik azalır. Güneşin o tembelleştiren mekanizması ile alakalı. Ancak er ya da geç, gelişen şeyler her yeri domine eder. İnsanların Rablerini bulmak için, cami, kilise ya da sinagoga gitmesine gerek kalmayacak, çıldırsanız da, karşı çıksanız da...

Ahlaksızlık bizim için artık çok insanla düşüp kalkmak değil, mesela dolmuşta bir kadına küfürler yağdırmak, vurmaya çalışmak ya da özel bir fotoğrafı ifşa etmek. Eşçinsellik değil, bir kimseyi sadece eşcinsel olduğu için aşağılamaya çalışmak ayıp.

Zımparalanmış bir gezegen hayal ediyoruz sadece, sizi hiçbir şeyin blokları, sizi anlamsızlıklarını anlamsızlıklara yükleyenler sizi... Merkezinde saçaklar olan bir gezegen. Saçaklara sarılmış köyler, evlerin sadece birer damla su olduğu. Siz yoksunuz. Irklarınız yok, bayraklarınız yok, sahte Tanrılarınız yok, putlarınız yok, metalaşmış taşlarınız yok, size dümdüz anlatılan ama tersten ayinleriniz yok, bizlerin hiçbir bokuna yaramayan kolektif hastalıklı s**ik yasalarınız yok. Yasaklarınız yok, saçma ideolojileriniz ve gram umurumuzda olmayan çobanlarınızın hiçbir türü yok! Tanrı var, onun yasaları, hayvanlar, yaşamak için bilinç eti ve hayal eteri tüketilmeyen bir düzen var. Böyle gezegenlerin 65 tanesi 21500 yılda var oldu, hepsi sayenizde başarısız oldu, Tanrı ile 66. adına konuşuyorum ve muhtemelen nihai... Eşikteyiz, saçaklar pek yakın!

***

Gerçekten hatırı sayılır bir müzik sistemi ile dinlerim şarkılarımı. Öğlen, kardeşimle güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra, bir kaç saat çalıştık kendi eğilimlerimize göre ve salonda buluşup, biraz frekanslarımızı değiştirip, müzik dinlemek istedik, gri gökyüzü eşliğinde. O esnada havadan sudan, düzenden de sohbet ediyorduk. ’’Hangi ülkenin hegemonyası hakim olsun isterdin Abi,’’ diye sorduğunda, Berlin’den ’’import’’ edilmiş bir şarkı, müzik sisteminin kapasitesinin 1/4’ü kadar açıktı komşular rahatsız olmasın diye. Cevabım belliydi. ’’Çok katı değil mi,’’ diye sordu. Yaptım gerekli açıklamayı. Güzel arabalar, güzel müsamahaların kapıya gelmesi, herkesin eğilimlerine göre çalışabilmesini izah ettim. ’’Sen ve ben mesela, uzun saatler okuma ve araştırma yaparak geçinip, insani şartlarda yaşayabilirdik,’’ dedim, Müzik, sinema, mühendislik, teknoloji, bilim, gibi konulardaki yetkinliklerinden ve devletin insanları köreltmek yerinde desteklemesinden söz açtığım sırada, iğrenç bir kuş serisi arabanın egzozu sohbetin arasına girdi sustuk kısa bir süre ve müziğin duyulmasını güçleştirdi. Hemen camda bittim, aldım plakasını. Nefret ederim muhbirlikten ancak ben o müziği yarıya kadar dahi açmıyorsam o da o egzozu kısacak. Aldım kardeşimin telefonunu ve verdim plakayı. Girdim bir de cimer’e yazdım. Güzel ceza kesiyorlar artık böyle şeylere. Hem de paraya ihtiyacı artmışken devlet denen mekanizmanın. Kardeşim, ’’işte bu çok Alman bir hareketti ve sanırım haklısın bu konuda, Alman hegemonyasında daha güzel olurdu dünya,’’ dedi. Eh, kolay değil tabi, sanayi devrimi sırasında 10 yaşında çocukları ayağından iple bağlayarak, baca temizlettiler adamlar...

Evet. Babam ve nesli için füturizm, Nazım’ın mısralarında saklı olabilir. ’’Trum trum trum trak tiki tak’’ diyip kestirip atılacak kadar basit olabilir o zamanlar. Ancak bu günlerde bunlara çakılı kalmak, sığ bir lümpenlik. Hazırı tüketmek. Nazım bir Shakespeare değil ve hezeyanları da evrensel değil. Zamanın ruhu denen bir şey var. Açarım bir ’’Black Mirror’’ bölümü izlerim. Ya da Extrawelt melodilerinde, dedelerinin fabrikalardaki delirmişliğini, torunlarının tınılarında duyarım ve füturizm benim için bu olur. Zamanın ruhu. Bizim zamanımızın ruhunda 1500 tane ayrı kadın sevip de her birine 1500’er tane şiir yazmak diye bir şey yok. Öyle bir zamanımız da yok. Gidin İngilizceniz varsa biraz Reddit’te takılın, ne demek istediğimi anlarsınız. Orası, burası filan diye bir şey de yok, 10 ya da 20 yıl filan fark var, konusuna göre...

***

Neymiş, ’’tek tip insanlar yaratacaklar’’mış. ’’Hah’’ ve ’’hah...’’ Sizler coccus gibi bölünerek çoğaldınız da ne oldu pardon? Bir sonraki nesli geçtim, kendi neslinize yerlere çöp atmamayı öğretemediniz. Savaşlar, hidrojen bombaları, terör... Birbirinizi yemekten, asıl kaymağı kimlerin yediğini bile ıskaladınız. Para için savaştınız, sözde Tanrı için savaştınız, istila için savaştınız ve tüm savaşmışları kutsadınız, yetmedi kendi neslinizle savaştınız. Etimizi birilerine, kemiğimizi kendilerine ayıranlar, üzgünüm, etimiz de bizim, kemiğimiz de! Dövmelerle dolduracağım etimi.

Eski dünya dediğiniz şey bunlardan oluşuyorsa, ben sonuna kadar yeni dünya destekçisiyim. Eğer ki emisyondan vazgeçip, elektrikli arabaların gazına dokunup da tork eğrisinden haz almayı kurban edeceksem şahsi olarak, varım. Sessiz ve ’’g kuvvetinin’’ eğrisi olmadan gitsin arabalarımız, açarım son ses bir şarkı... Nostaljik hüzünlere yer kalmasın hiç ama hiç!

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:4 Şubat 2020 Salı 04:34:34

YENILENEN KONTEKSTLER YAZISI'NA YORUM YAP
"Yenilenen Kontekstler" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Adamın biri
6 Şubat 2020 Perşembe 17:08:38
Merhabalar abim , kendimde birkaç katkıda bulunmak isterim bu yazıya .

Aslında devlete karşı eleştiri hep varolmuştur ilk insanlıktan beri . Devletsiz de insan yaşayamaz , insanların bitmek bilmeyen ihtiyaçları var sonuçta . Eleştiri de bir şeyleri çözmüyor genelde biliyorsundur . Savaşlar , bir sürü tanrılar , hastalıklar , cinayetler dolu bir tarih hep oldu ilerde de olacak gibi duruyor . Mankafalılar sürüsü devleti yönetiyorlar , bazı yazarlardan kalma ayaktakımı düşünceleri de yaygınlaşıyor . Devlet ve onun varlığını sağlayan ayaktakımı diyorlar ama kendi cinsine ihanet etmek gibi bir durum bu . Ayaktakımına kendi anne ve babanı koyacak olurlarsa kendi ailelerini ve kendilerini katletmiş olurlar . Bu ergen gençlerin anne babalarından utanmaları gibi bir şey .

Benim şahsi fikrime göre , bir insanı bilime yönelmediği için suçlayamazsın , onda merak uyandırman gerekir bilime yönelmesi için. Bilim de herşeyin temelidir, aydınlanmadır . Bilim (hangi dal olsun farketmez) her insanın hedefinde olsaydı , her insan işini en iyi yapıp , böyle savaş ve saçmalıklar dolu bir tarih olmazdı . Bir insan diğerini katlettiyse , bu cahilliğin ne kadar yaygın olduğunu kanıtlar bana göre. Dünyayı ele geçirmek , toprak büyütmek isteyenlerin anlamsız bir şekilde öldüklerini gördük . Katkıları ne peki , koca bir hiç . Batı medeniyetini de bu yüzden ileride kaldı bizden .

Ben de bazen haberlerden uzaklaşmak için derslere ve kitaplara kafa yorarım . Devlet ne yaparsa yapsın , ben bilim ve sanat dolu güzel bir insanlık düşlüyorum . Ütopya değil , gerçek bir insanlık . Üretmek ve yaratmak zordur , tüketmek ve bozmak ise konuşmak kadar kolay olmuştur her zaman :)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 17:33:13
Merhabalar Brom.

Belirttiğim gibi, minimal devlet anlayışının olduğu o da olmadı gerçek artı değerler üreten insanların el üstünde tutulduğu bir devlet benim şahsi isteğim. Sanat yolu ile olur, bilim yolu ile olur, bilimin ışığıyla yapılan tarım ile olur ki topraklarımız çok elverişli. Ancak tam tersi olunca da bize eleştiriden başka bir şey düşmüyor. Yaşananlar da artık katlanılmaz bir hal alınca eleştirinin dozu artıyor. En başta kişinin kendisini eleştirmesiyle başlayarak, eleştirinin taraftarıyımdır ben. Sanat da bilim de eleştiri olmadan pek ilerleyemez. Gerçekten bilim üreten insan 1000 kişiden 1 ya da 2 yi geçmiyor, bu sayıyı tüm insanlık bazında 1000/15'e çıkarsak çok daha yaşanılır bir dünya olacak. Gezegenimizin kaynakları artan nüfusa rağmen herkese yetecek seviyededir. Yeter ki bir şeyler algılanabilsin, yeter ki 3.dünya ülkesi olmaktan çıksın ülkem. Bu aptallığın kutsanmasını yazarak eleştirmezsem, çıkıp sokaklara adam dövmeye başlayacağım. O da iyi ihtimalle. Güzel katkına teşekkür ederim. Bizler de burada kendimizce fikir üretiyoruz.

Aydınlığın göz kamaştırıcı olsun güzel kardeş.
Ethem_Namık
4 Şubat 2020 Salı 13:53:34
Öznel kader hükmetmedikçe yaşama, nesnel kaderin köleleri olmaktan kurtulamayız.
Küfredecek kadar öfkelendik yaşama ama o, kendi planını yine uyguladı.

Anarşist bir yazı okudum diyeceğim ama eski kuşağa ait bir "terim"... diyemedim.


Çok daha öteye gidersek "Herkes kendisinin Tanrı'sı olsun," der e geliriz.

Ethem_Namık tarafından 2/4/2020 2:07:34 PM zamanında düzenlenmiştir.

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 09:50:56
Abi, benden bu kadar diyip, çekip gitmeyi artık ciddi ciddi düşünüyorum. Bu sebeple zaten eŞŞekler gibi dil çalışıyorum bu sıralar. Yırtarsam bir taraflarımı, 2, maksimum 3 yılda gitmiş olurum.

Biz Dünyevi kardeşimle, bir yorumumuzda, senin kendi kuşağının ötesinde, berisinde olduğunu ama kendi kuşağının içinde ya da bizden sonraki kuşağın içinde olmadığın kanısına varmıştık. Duruyordur hala yorumlar. Terimler de biraz daha bizden sonrakilerin de anlayabileceği şekilde, özellikle seçildi.

Keşke şu egemen güçler, içinde Tanrı'dan bir şeyler olduğunun farkında olsa da, 1.tekil şahıstan gözlendiğini hiç unutmasalar. O zaman ne Tanrı olmaya gerek kalır ne de böyle yazılara gerek kalır.

Selamlar Abim'e.
Ethem_Namık 6 Şubat 2020 Perşembe 11:23:12
İçimizi dökmeden mi diyeceğiz hadi "eyvallah". Yok öyle yağma...karşılıklı görüşeceğiz, sövecegiz okka okka bizi istemediğimiz fraktele mahkum edenlere.
Sizi bilmem ama benim gözümde tütüyor sen ve bir dünyevi ile aynı masada oturmanın özlemi.
Az işlerim var bitmek üzere, sonra bir "angara" yapacağım.
Konsantre Karanlık Madde 9 Şubat 2020 Pazar 10:27:16
Abim cevaplar bildirimle iletilmiyor. Söyleyelim site yöneticisi arkadaşlara meramımızı. Ya da kontrol edeceğim paso. Son zamanlarda duyduğum en güzel haber bu. Gelmeden bir gün önce bir mesaj sadece. Özlemle bekliyorum, dünyevi de mi çıksa gelse ne? Triad küfürler ederiz birlikte. Ankara'ya da söyledim şimdi, bekliyoruz dört gözle. Yine ''ıslak ve soğuk'' ama biz ısıtırız. Sabırsızlıkla bekleniyorsun Abim...
Enûma Eliš
4 Şubat 2020 Salı 13:52:12

Dünya var oldu olalı iyi ile kötü; güzel ile çirkin olan her zaman savaşacak. İnsan olmak insan olabilmek ve insan kalabilmek bu savaşın ta kendisi. İyiliğe ve kötülüğe kayıtsız kaldığımızda utanç verici bir hale gelmişiz demektir.
Savaşımsız yitirmemek adına bir yola girilmeli.

Eleştir, evet güzel şey eleştirmek. Ama kendini de eleştirinin tam ortasına koyarak, getirmek gerekir o eleştiriyi. Sanatta, estetikte, mimaride, edebiyatta daha ileri gidilmediği de aşikâr.

Acaba ben “iyi olan” adına “ güzel olan” adına “ faydalı olan” adına ne yaptım, yapıyorum ve yapacağım, diyebilmeli insan.

Doğrudur her şey daha da kötüye gidiyor ve gidecekte… Neden mi, değerlerimizden inadına uzaklaştırılmaya çalışıldığımızdan, inadına köklerimizden sökmeye çalıştıklarından, atamıza büyüğümüze saygıyı yitirdiğimizden, sevgiyi üç kuruşluk hâle getirdiğimizden, bitmek bilmeyen bencilliğimizden, pek çok zenginliğe sahip olup hâlâ yetinmeyen açgözlülüğümüzden...den.den.den...

Şu görsel basının, medaysı haline bak; ahlakın dibe vurduğu, vurdulu kırdılı tabancalı tüfekli, mafya bozuntusu bir yığın dizinin dayatılarak izletildiği, kadının hep aldatıldığı, kadının aşağılandığı, kadının yalnızca para için bir erkeğin ağzının içine baktırıldığı, ucuz haysiyetsiz bir yığın pislik… Sonrasında elbet kadın cinayetlerin ayyuka çıkar, sonrasında elbet haksızlık, ahlaksızlık, adaletsizlik vuku bulur. Ne bekliyoruz ki..

Ve en önemlisi biz ne yapıyoruz bunu değiştirmek adına. Ne özgürlüğe ne medeniyete kendiliğinden ulaşılamayacağı bi gerçek. Bunun uğrunda çok kavgalar verilmesi gerektiğine inanan biriyim.

Hangi nesil olursa olsun, eski ya da yeni, her türlü amaçtan uzak, yazgısına boyun eğen, kendini/neslini köklerine sahip çıkarak daha ileriye götürmüyorsa bu kabul edilemez.

Bizler de bizden öncekiler gibi bu dünyadan geçip gideceğiz, bi iz bırakabiliyor muyuz mühim olan bu.



Sözlerim, yazınızdan hareketle kendimi de içine alarak getirdiğim bir eleştiriden ibarettir.


Saygı ve selamlar.



1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 10:01:05
İyi olan adına yaptığım şeyleri burada sıralamak doğru olur mu? Her aynaya baktığımda, musluğu açmadan önce ''sen kimsin'' diyen birisiyimdir. İnanın kendimi sorgulamaktan, 30 yaşımda saçlarımı döktüm, 35'imde de sakallarım ciddi ciddi beyazlamaya başladı. Beden nihayetinde, çok önemsemiyorum bunları ama değiştirmek için herkesin yapacağı ufak tefek şeyler vardır. Bir de cinayetin kadını erkeği yok maalesef ki, erkek şahısların cinayetten ölme sayısı, kadınların sayısını katlıyor, yıl yıl bulabiliriz google'da.

Çuvaldızı, hem kendimize hem de başkasına batırmalıyız, kesinlikle katılıyorum. Ancak, içeriklerime bakarsanız, içimdeki hayvanlardan, bedenimin aciziyetine kadar çokça kendimi eleştirdiğimi görebilirsiniz. Bu kez manivelayı kırdım sadece dediğim gibi.

Saygılar benden, selamlar, görmek sevindirdi yazımda. (:
Bir Dünyevî
4 Şubat 2020 Salı 13:36:59
eklemeden edemedim, zamanın konteksinde, predatör-avcı filmi serisini izleyin, senaryonun merkezine inin, son serisinde; uzaylı avcılar son neslin beyin veya omurilik sıvısı alacaklardı amaç odur. oysa filmde oynayan yetişkinler ise, uzaylı avcının; insanda, önceki nesli grup başı yaptığı sanmışlardır..

çoğu sanıyor ki, kafayı bozmuşlar teknoyla, bilim kurgu ile..
eğer devlet aklı dediğimiz akıl, zamanı okuyamazsa; arada bahsettiğimiz toplu intiharlar artacak. elbette çoğu yeni nesil artık devletten bıktı. bizim bir kavgamız da, devlet diyerek sınırları çizilmiş bir yaşam.. bekçiler ve polis devletine gidiş ise tamamen bir çılgınlık aslında..

değerli yazına teşekkür ederim.
anlatabilmenin hazzını yaşatıyorsun resmen bana..
saygı ve huzurla..

6 cevap yazılmış Cevap Yaz


Den(iz) 4 Şubat 2020 Salı 14:28:15
Eski çağlarda da devletsizlikten bıkmıştık oysa :))

Aslında Aldous Huxley yazdığı cesur dünya tasvirinde olmasını istediklerinizin de bir çeşit esaret olduğunu söylemişti sankim gibime geliyor.

Araya girdim affola :))

Sevgilerimle...
Bir Dünyevî 4 Şubat 2020 Salı 14:58:25
https://filmakinesi.net/seri-filmler-izle/uyumsuz-serisi

"uyumsuz"-"kuralsız" ve "yandaş" adlı filmlerde anlatılıyor bir bakıma Aldous Huxley.

belki o kitaptan çevrilmiştir sinemaya bilmiyorum..

işte bu düşünsel ve geleceksel işkencelerin nasıl azaltılabilirliğini çözmesi gerekecek eski veya yeni dediğimiz devlet aklının..veya tam kapitaliszme destek verecek..

korku şu ki; ikinci dnya savaşına giden yolda ilerliyor yeni dünya.. bu ürpertmeye yeter dünyayı bence..

bizler diyorum genelde; özetiyiz yeni çağa girerken, bu özeti bizler anladıkça ürperiyoruz aslında. eskinin kalıba sokmasıyla, yeninin kalıba sokması arasındaki fark göremiyoruz??

daha şehirlerde apartman hobby bahçeleri bile ülkemizde sunulmadı. şimdilik zorunlu garaj uygulaması getirildi yapılaşmaya vaya şehirleşmeye..

çok geriden gidiyoruz ve yaşıyoruz..

eleştirme anla, zulmetme empati yap, sen ne istiyorsan bil ki karşındaki de onu istiyor..
işte bunu sağla.. belki çözebiliriz lakin bu çözümde de coğrafya fakı çıkacak ortaya mecburen..

toprak su hava diğeri neydi:) tahta değil elbet..

tamkapitalist çağda devlet ne işe yarayacak?? yeniden tanımlanmalı..

offf uleynofff... diyorum sadece...

saygı ve huzurla..
esen kalınız deniz hanım.
katkılarınız için teşekkür ederim.
Den(iz) 4 Şubat 2020 Salı 15:25:47
İzledim bu filmleri. Aslında tam olarak böyle

:))

https://www.youtube.com/watch?v=kmlMgeQGOWs


Bir de 1998 yapımı var ama sanırım netfilix canavarı kapmış onu da :))

Eleştiririm,kurcalarım,uyumsuzum :))

İzmir'e yerleşip bir yazlık alın. Hobi bahçesi olmasa da hobbit gibi yaşıyor orada çocuklar

:))

Bu arada ben teşekkür ederim ilginiz ve cevabınız için.

Tahta değil, tahta değil :))

Konsantre Karanlık Madde 5 Şubat 2020 Çarşamba 10:52:09
Ateş, su, toprak, hava ve esir ilkesi diye gider.

Toprak elementinden olup da esaret altında olmamak gibi bir dünya yoktur. Ancak esaretin de katmanları vardır, dimi? Bir hücreye kadar götürebiliriz.

Şuradan batıya doğru çıktığımızda, batıya gittikçe, devlet denen mekanizma toplum için var olur, doğuya doğru gidersek tam tersi. Eskiden, evet, biz tam ortalarında bir yerde düşe kalka yaşıyorduk ancak son 20 yıldır iyice bir devlet için varız. Bu şartlarda milliyetçilik bana daha da ahmakça geliyor ve ırkçılığı da er ya da geç doğuruyor. ''Halk ağır vergiler altında eziliyordu,'' dememizin tek sorumlusu da mevcut hükümet değildir. Postal yalayıcılar da bu ülkeye bir o kadar zarar verdiler ve elemanlar o günlerin acısını çıkarıyorlar, çıkarıyorlar da biraz abarttılar sanki. Hani iyi bilirim, CHP'li belediye de kadrolaşır, liyakat denen şey buralarda pek olmadı maalesef ki. İş ahlakı hep sıfırdı.

Amerika'da mesela, vergiler çok önemlidir ve vatandaş çıkar bunun hesabını çatır çatır sorar, ''vergilerim nereye gitti,''şeklinde. Gelenek işte. Adamlar günde 2 saat çalışarak, bizim asgari ücretin, günlük ücretinin neredeyse iki katını kazanabiliyor. Bizim önce bunu sorgulamamız gerekir, o kapitalizmse bu ne diyebilmemiz gerekir.

Her düşünür bir şeyler söyler, Huxley de Marx gibi, Hitler gibi bir ütopyacıdır. Herkesin her dediğini kopyalayıp, günümüze paste edemeyiz ki. Çoğunlukla da sorunları tespit ederler ancak pek çözüm sunmazlar bu düşünürler. Çünkü genelde alanlarının dışına çıkarlar. Ben, kendisinin ölümünden 50-60 yıl sonra yaşayan birisi olarak, neslimizin bazı sorunlarından bahsettim ve çözüm olarak da devletin minimize edilmesi gerekliliğini savunuyorum. Örnekleri de mevcut, Canada, hadi abartı durduysa Uruguay bu sistemi yeni yeni uygulamaya başladı ve bir önceki başkanı 60 küsür model bir Vosvos ile geziyordu. Sakın bana burası Orta Doğu demeyin, Uruguay'ın etrafı buralardan daha pislik. Meksika'da benim diyen adamın yollarında yürüyemeyeceği mahalleler var, Brezilya'daki Favelalar'ın ülkemizin hiçbir yerinde bir örneği yok. İspanya da demografik olarak bize benzeyen bir ülke ve baya baya yol aldılar... Yarımızdan biraz daha fazla nüfusu var ve toprakları yarımızdan daha da az.

En acilinden, akılcı bir hükümet ile Milton Freidman'ın reçetelerini uygulamaktan başka şansımız yok. Bunu da mevcut partilerden ve çobanlardan hiçbirisinin yapacağına inancım olmadığı için, seçimlere filan gitmiyorum. Hiç ceza da ödemedim gitmediğim için. Y kuşağından, akılcı bir liderin çıkmasını bekliyorum, Z kuşağının taleplerini de kapsayacak olan. Bakmayın siz, baya bir şeyler değişiyor. Avrupa'da çalışma saatleri mısır patlağı gibi azalmaya başladı tek tek. Bunun sebebi otoriteye boyun eğmeyen bu iki kuşaktır. Z kuşağı ile çalışmak adlı makaleler üstünde çalışılıyor Mc Kisney gibi büyük şirketlerde. Elime geçti de okudum, ne yalan söyleyeyim umutlarım arttı.
Bir Dünyevî 5 Şubat 2020 Çarşamba 16:04:03
nesildaşım cevabını bir yazının hammadesi yapıp bu yazının ikincisi olarak devam etmeni isterim. thank you:))

belki kültürlerimiz uyuşmaz ama kafalarımız tam pişti ya hu..

kelamına kuvvet, ömrüne sağlık, geri kalanına da huzur ve saygı diliyorum.

Konsantre Karanlık Madde 5 Şubat 2020 Çarşamba 19:24:58
Nesildaşım, çok çeşitli kültürlerden arkadaşlarım mevcut. Hem de çok. (:
Mesele frekans meselesi. ((:
Bugünlerde çok yoğun dil geliştirmelerine verdim kendimi, zaman ayarlayıp yazacağım bir şeyler.
Şimdi de köpek gezdirmeye çıkayım. Sabahtan beri bir etimoloji kitabından kelime kasıyorum. Zevkli ama beyin de yoruluyor. Es yaptım, bir gireyim bakalım, neler olmuş burada dedim. Seviliyorsun.
'Tımarhanelik'in ilk paragrafını okudum sadece. O'nu yeni uyandığım ve net bir kafada olduğum bir saate ayırdım. (:
Den(iz)
4 Şubat 2020 Salı 13:11:18
Hayal etmenin nesi kötü? Ümit var içinde...!

Elimizdeki verilerle mutlu değilsem de yıkılacak hayallerim, kırılacak umutlarım yok. Füturizm şiddet kokar.... Zamana göre tasarlanabilen şiddetin sanatla bir ilgisi tüm izmlerde görülür. Sırf bu sebeple gerçekliğe yakın durmak, gerçekçiliğe de yakın durmak gibi sayılabilir. Kişiye göre değişen şeyler de hep kurallar olur. Gerçeklik, gerçekçilik,hayalcilik vs vs. Hep izmlerin uzantısıdır.

Yeni diye bir şey yok. Sanatta da yok ki zaten. Tüm izmler, üretilmişler aslında sadece türetilmişler, taklit edilmişlerden ibaret.

Bazen bir taklidi yaşadığımızı anlamayız bile. Kendi mucizemiz sandığımız her şey belleğin bir köşesinde öğrenilmişliklerin cesetlerinden doğan Frankenstein'lardır.

Güzel yazı...

Sevgilerimle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 10:09:40
'ism' Türkçe söylemek gerekirse 'izm' bir tanımlama biçimidir, bunun olmadığı hiçbir yer yoktur ki. İstersek herşeyin 'ism'i olur. Bunu fanatizmle bağdaştırmak da ne kadar doğru olur bilemem. Bak yine 'ism' girdi araya. Yukarıdaki Abim, çok güzel bir anahtar vermişti oysa yazdığı yazılarda. Rönesans.

''Ben her türlü …izm karşıyım. Hı… anladım “kolaycılık”.
Bilmediğin bir şeye nasıl karşı olursun?...
Alayı tek merkezden üretildi ya. Hı…anladım şimdi de “toptancılık”.

Rönesans’tan beri, bilgiyi bile “izm”lere endekslediler, sen nasıl dışında kalabilirsin ki?''

Baybuhar

Sanata gelince, sanat dediğimiz şey, Tanrı'yı taklit çabasından doğan estetik bir olgu. Ne kadar yakın olursa Tanrı tarafından yaratılan ses, görüntü, ya da bir yazıda Tanrısal bakışa, o eser o kadar başarılı olur.

Mucize yok, algı var, algının üstü var.

Teşekkür ederim. Güzel günlerin olsun.
yeğinadnan
4 Şubat 2020 Salı 09:50:51
Dünün çürümüşlüğüne isyan ederek çürüyen bu gün yarının tohumunu bünyesinde taşıdığını ümit edelim.Yoksa Biz filiz beklerken koku çıkacak çürüyen neslin devamından. Son 80 yılı çok güzel özetlemiş; Olunması gereken gençliği deşifre etmişsin de Kardeş ne kadar olabildiğinden bahsetmemiş kendi özelinde kalmışsın.
Yazı kendini okutuyor. ihtivası muhtevada yok maalesef.
Olsun diye hâyâl ettiklerimiz birer birer öldü gözümüzün önünde. Bu kadar cesetle yaşıyor olmanın zorudur sana da yazına da sirayet eden. Dişliler arasından sekip kurtulmuş biri olman güzel senden kaç tane vardır dersin ?
Hayırlı sabahlar O zaman.:)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 09:54:49
Abicim, daha ilk paragrafta, kendi iç dünyamdan, dünyanın ve güncel toplumun gözlemini yapacağımı belirtmiştim. Vallahi sizler dahil değilsiniz bu eleştirilerime. Hakkı bilen, bu hukukun pek de hukuk olmadığını bilir. Sizi içermez bu yüzden.

Bir de dişliler arasından benim gibi bi' 500 bin tanesi sıyrılsın değil dileğim. Çoğunluk yükselsin ki dişlilerin potansiyeli de yükselsin, isteğim budur.

Saygılar Adnan Abi.

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
black_sky
4 Şubat 2020 Salı 08:45:18
Sabahın dar-ında gördüm yazıyı ...hava daha aydınlanmamış şehir ufaktan aydinlanmaya başlamış...ve heyecanlandım konuyu kavrayınca...
Evet dedim çoğu yerde evet, aynen, himmm, keşke gibi iç seslerle yazıya eşlik ettim.
Metal bir tencere içine koymuşlar ve dedim biz her şeye rağmen ayaklarınızla, ellerimizle o tencereyi kalıbının dışına çıkmaya zorladık...şekli şemali bozduk gitti.
Bir hapishane yaratıp avluyu bir lütuf gibi sunanlara karşı.
Ama bir isyan var içerlerde, bir nefret uyuyor köşelerde, bunu yapmak zorundasın, böyle olmak zorundasın diyenlere karşı ....kontrolü zor bu nefreti bile kontrol etmeyi öğrendik çoğunlukla...
Ama o tencere artık yuvarlak ve düzgün hatlara sahip değil ve o bile yırtılabilir...
Daha yazacak çokça yorum var şimdi bir kahve icip birkez daha okuyacağım..
Güzel bir gün dilerim.

5 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 4 Şubat 2020 Salı 13:39:56
aslında aynı şeyleri söylüyoruz...
evet tencere artık dayanmamaya başladı.. tek korkum bizler biz şekilde düdüklü tencerenin düdüğüyüz, yetemezsek patlayacak...:))
nefreti kontrol edebilmek en büyük sermayemiz olsun..
saygı ve huzurla..
black_sky 4 Şubat 2020 Salı 19:57:52
Öğrendik mecburduk, kotrol etmeye çünkü zamanında hep kendi canımızı yaktık.
Güzel geceler dilerim an itibarıyla
Konsantre Karanlık Madde 5 Şubat 2020 Çarşamba 19:33:02
Nefretin en güzel kontrolü, bir şeylere adanmak sanırım. Bu şeyler de kendine bir şeyler katacak şeyler olursa, tadından yenir mi? ((:
Kaleme dökmek yeterli, aman hayatlarımızdan uzak dursun, zehrimizi atalım da.
Güzel akşamlar ikinize de.
black_sky 5 Şubat 2020 Çarşamba 20:10:51
Kesinlikle katılyorum.
Güzel akşamlar dilerim
Konsantre Karanlık Madde 6 Şubat 2020 Perşembe 09:52:02
Tencere düdüklü diyorlar, patladı patlayacakmış baskıdan? (:
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.