Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Yesod



Gönderinin altına dadanmıştı insanlar. Eşcinseller, ’’adamı kandırmışlar, bu adam ihtiyaçlarını karşılamak için girişimde bulunmuş’’ argümanlarıyla adamı savunmakta. Kimisi kahkaha emojileri ya da ’random’ gülüşler atarken, bir kısım ’’gülünecek bir şey yok arkadaşım, tamam mı?’’ kafasında. Küfür edenler, durumdan nemalanıp, erkeklerin böyle tacizkar olduğunu genelleyenler, ’’acaba benim kocam da böyle bir aşağılık olabilir mi?’’ diye içinden düşünen kadınlar, babasını içinden sorgulayan ergenler... Hemen herkes burada, ben bile...

Aynı eşcinseller, bu durumun benzerini, ucu kendine dokunmayacak dinbazlar yapmış olsa, ortalığı velveleye verirdi. Aynı dinbazlar, böyle bir durum dinbaz bir dernekten çıksa idi ’’bir kereden bir şey olmaz’’ bile diyebiliyorlardı. Gülünür mü bu mevzuya, ben de yer yer güldüm. Daha çok tiksindim. Ne çocukların reşit olmamasından ne de eşcinsel eğilimden; acizlikten tiksindim. Dayının acizliğinden. Bütün bunları yapan adamın, kendi kızını kucağına alabilme ihtimalinden tiksindim. İnsanların iki yüzlülüğünden, olayları geçirdikleri tüm filtrelerden tiksindim. 50 küsür yaşında adamın ’’Allahını seversen gel’’ diye, bıyıkları terlememiş bir çocuğu ’’blow job’’ ya da ’’hand job’’ yapmaya davet edişinden tiksindim.

***

Gelin, olayı biraz daha başından alalım. Başından beri oradaydım. İzledim, bir ’’Black mirror’’ bölümü izler gibi izledim. İki tane ’keçi soyu’ piç çocuk, reşit olmalarına birer, ikişer yıl var. Hani ’’anasının avutamadığı, babasının durutamadığı’’ derler ya, tam olarak onlardan. Kapalı bir facebook grubunda paylaşım yapıyorlar. Grup genelde genç insanlardan oluşmakta. Ben ise güldüklerini, tepki gösterdiklerini gözlemliyorum. Evet. Zekiler. Zekiler de pr’ı güzel yapılmış, sanal bir ortamın hakimiyetiyle de yaptıramayacağın bir şey yok bu çocuklara. Şimdilik, böyle olması normal, peki ya 5 yıl sonra? Tanrı değiliz ki tüm olasılıkları bilelim. İnteraktif toplumun içinde büyüyen ilk nesil nihayetinde. Bir çoğu ev telefonunu bile görmediler.

Birisinin adı Gencay, diğerinin Orkun. Canları sıkılıyordu. Kendilerini ispatlamak istediler. Biraz da annesinin babasının okşamadığı başlarını, alacakları layklara, emojilere okşatmak istediler. Bir kurban gerekti. Bu zamanda ise kurban bulmak çok da çaba gerektiren bir iş değildir. Bu sefer kurban olacak kişi gayet sıradan, her gün içimizde dolananlardan birisiydi. Motivasyonunu aldığı yeri tahmin etmek güç olmamalı; evet, haz! 50’li yaşlarının başında, bir kız babası, evliliği devam eden, maske olarak taktığı orta sınıf ahlakını Kemal Atatürk’e imzalatan bir Dayı. Eğilimlerine göre hashtag açmaya programlı bir yapay zekaya teslim etsek Atatürk doldurduğu profilini, hashtagleri; #rakı #meyve #neyzen #türksanatmüzigi #türkhalkmüzigi #oglan #göt filan olurdu herhalde. Eşi sakınıyor olacak ki, eşini almadan geldiği bu şehirde ilk iş, kendine taze bir kıç bulmak olmuştu, yerleştikten sonra kalacağı ’recidence’a.

Gencay ve Orkun ise dayıyı bir şekilde buluyorlar. Önce biraz kıvırıyor bir tanesi, eşcinsel eğilimleri olan bir çocuk taklidi yaparak. Dayıyı tav ediyor kendine. Her şeyi kayıda alıp, grupta paylaşarak yapıyorlar. Ekran görüntüleri, canlı yayınlar... Dayı yasal olarak çocuk olduklarını biliyor. Araba ile yanlarına geliyor. Para veriyor, biraz gezdiriyor. Olayın nasıl gelişeceğini konuşuyorlar. Dayı her şeyin gizlilik içerisinde olmasını salık verirken, canlı yayında en az 2000 kişi bu olayı izlemekte. Bir kısmı kayıt almakta. Çocuklardan birisi ise ’’biz götten olacağız burada, emeğe saygı’’ diye kaydedenleri paylamakta. Mizah mı? Evet, kapkara. Sorgulatıcı. Nasrettin Hocanın yoğurdundan daha ekşi...

Sonra ayrılıyorlar. Dayının evinde ilerleyen saatlerde buluşmak üzere. Sonra tekrar canlı yayınlar. Canlı yayında sonuç veren, dayıyı, eve kalabalıkça gitmeye ikna çabaları. Dayı kabul ediyor. Çocuklar 6-7 arkadaş, dayının evine gidiyorlar. Dayı pahalı viskisini açıyor çocuklara. Yazsam diyalogları, çok iş görür de mevzu zaten çarpıcı mevzu. Sadeleşmeye ihtiyacı var. Sözde yatacağı çocuğa yaptığı kurlar, çocukla daha önce yattığı yalanını söyleyen diğer çocuğun penisine bakma çabaları, yetinemeyip, bir yerinde kendi penisini eline alıp, çocukların arasında dolaşmalar. Alabildiğine malzeme var ama işlemeyeceğim bunları. Gerçekten. Metin Kaçan’ın hikayelerinde anlattığı mahallelerden çok da farklı olmayan mahallelerde büyüdüm. Malzeme için bilgisayarı açmama da gerek yok hani. Yazmak kolay, işlemenin de kuralları var. Da hangisini takayım kafama; balkonda 11 yaşında biber dolması yerken, manzaramda, arka bahçede bir arkadaşımın, diğerinin kıçına tornavida sapı sokuşunu mu? Yoksa 26 yaşımdayken mahallenin 2 berberi ve evli bir arkadaşımın, arkadaşımın sabahları öğrencileri taşıyan okul servisinde, bir travestiyi araya alışlarını mı? Ya da pide ikram etmeye çalışır gibi, ’gelsene’ diye çağırışlarını mı? ’’Gelsene,,,’’ ’’yok ben iyi müsamaha nerede diye sormaya gelmiştim, söyleseniz de söylemeseniz de gideceğim...’’ Bakkalın oğlunun, kapıcının oğluna tornavida sokuşunu izlerken, biber dolmasının kabuklarını çıkarmıştım. İkisini bir arada almazdı midem, bir de böyle bir manzara. Kuş üzümünün de o dolmada işi yok. Bakkalın oğlu mu? Adı lazım değil bir partide bir yerlere geldi, nemalanıyor, BMW aldı bir tane kendine, güncel değil, bir önceki kasadan. Hiç görmem, duyarım eskilerden. Kapıcının oğlu mu? KPSS’yi kıvırdı, memur oldu. Evli, 2 çocuğu var. Arada tesadüfen görürüm. Hala aynı pasiflikle yolda yürürken. Tornavidayı bilmiyorum... Çocuklar ve gözünü sperm bürümüş dayı muhtemelen kaldıkları yerden devam ediyorlardır. Biraz oldu ise yenge hanımla tatsızlık olmuştur ve muhakkak da birisi linklemiştir kadına, eminim. Umarım kızı görmez büyüdüğünde.

***

’Ben,’ dediğimizde, en ham haliyle, dünyayı, içindekileri algıladığın, tattığın, duyduğun, kokladığın, dokunduğun, gördüğün dünyanın içindeki algımızla paralel kapladığımız yerden bahsediyoruzdur. 3 harfe sığan ne çok şey... Tanışırken de ’ben’ deriz ve tam da o tanımını yaptığım ’ben’den bahsediyoruzdur. Şakti Budizminin kimi metinlerinde bu konu ile ilgili çok detaylı anlatımlar mevcut. .’’Nirvana’’yı çoğu kişi artık biliyor, bir de ’’Prajna’’ var, iç bilgi demek. Şakti Budistleri de ’’Tanrılar’’ dedikleri varlıkların, zekamızın ve tüm o ’ben’i oluşturan algının içinde ezelden beri var olduklarını, ebediyen de varolacaklarını anlatır.

***

’’Bu iyi’’ bak ’’bu da kötü’’ diye parmağıyla gösteren. Sen! Sen değil senin gibi 200 tanesi bugün ’’iyi’’ olmayı seçse, orta doğuda ölen kaç çocuğu alabilirsiniz ölümün pençesinden? Kaç tane küçük kızı kaldırabilirsin; birlikte çektiği pornoları dark web de pazarladığı babasının kucağından? Ağzında kalan kıyma parçalarını çalkaladın mı ki sen? Diğer türlü, o hadsizce kalkan parmakla vicdanını okşarsın da yıllarca sürse de gelemezsin. Hangi iyiyi baz alıyoruz, hangi kötüyü Mesihim? Zorla okuduğun kitapta yazmayan cezaları bypass mı edeceğiz? Seni her sabah ayağa diken ’hukuk’un yasa koyucuları ile orta doğuda çocuk öldürenler aynı kişiler; al sana gerçek. Ve sen değirmenlerine her gün su taşımak için, çalar saat kuran sen; sen ve tumturaklı kelimelerin. ’’Millete göstermeyin’’ de isterseniz kızınızı s*kin, pornosunu satın diyenlerin elemanısın sen; al sana gerçek! Gerçekten bilmek ister misin neden bebek kanı içtiklerini? Yoksa, ’’ben görmediysem olmamıştır’’ ahmaklığı mı? Sıkıcı olmalı aymazlık. Renk görmek de istediğine göre. Ama renklerin de ötesi var. Gözünü kapatmak o değil...

İlk yükseliş. İlk dokunuş. Uzaklardan gelen. Bir şeye benzetiyorum da yeri değil. Bazen an kayar. Bazen renk, rengarenk. Çok tanıdık, çok benziyor ama yeri değil. Malkuth(madde) alemininden Yesod küresine geçmek düzlem değiştirmek diyebilirim en saf haliyle. Ürperik, kulağında fısıltısı. Uyuyorsun, istikamet mecburi, sen teslim; zen teslim! Gerçek mi? Hangi gerçeği baz alıyoruz? Bırak rengi, yüksel! Gözünden bakan sen misin? Özün kimden, bırak genleri? Özünün kimden olduğunun bile bir önemi olmadığını anladığın an. Gerçek mi? Al sana gerçek. Ne diyordu ’’hiçbiriniz özel değilsiniz.’’ Al sana gerçek. Seçersin, ışığı ya da karanlığı, bu kadar basit. Milyar küsür tanesin. O da en az. Ya alınan nefes ya da verilen. Belki bir olasılıkta verilen, bir diğer olasılıkta alınan nefes. Güldürme şeytanları kendine!

Gece uyuyanlar, vampirliğini sabaha saklayanlar! Her şeyi çözmüş. Geç rengi ışığı, perdenin önüne gel. İyilik, kötülük insani terane. Plan var. Al sana gerçek! Kim ki o perdenin arkasındaki? Gözünden baktığın mı? Gözünden bakan, kulağından dinleyen mi, tantuni yediğin ağzından tadan mı! Göz? Öz? Düşünmen için süre veririm, yeter ki gevşe. Gece uyumanı sağlayacaksa yalan söylemeye devam etmelisin kendine. Ayın parlayan yüzüne ya da karanlık yüzüne, fark etmez; secde etmeden? Soluklan. Sen yok mu sen. Öğretmediler mi; had bilmeden had bildirilemeyeceğini sana? Hadimizi öğrenelim mi? O kadar mı başındasın yolun? Koş; ’’ars longa, hayat kısa’’ koş! Vererek koşmaya başlamalısın. Vermek için de almalısın. Aynadaki maskeyi eleştirdiğin noktadan başlayarak; sonra sıra kime istiyorsan ona gelir. Böylesi daha gerçek. Ölümü görenin düşünesi gelir. Düşünmeyi düşündün mü hiç bakalım? İnsanın kendini yargılamadan yargılarının yükselmesi imkansıza yakındır, hangi eli öptün? Her gördüğün beyaz sakallı dedeyi de, neyse neyse... Düşünmeyi yargılamayanın da düşünceleri yükselmez. Yargıların pişer mi bu olasılıkta, yoksa kafana sıksan daha mı iyi? Dönüşmekten ötesi yok biliyor musun? Güldürme bu yüzden şeytanları kendine. Altına ya da petrole ya da başka elementlere. Nasıl bir enerji saçtı isen, ona göre. Ne ile avutsun istersin seni, siyah kapişonlu, ince, uzun, kırmızı gözlüler? Sınıf mı atlamak istersin, ne kadar vazgeçebilirsin o yüce ’’ahlak’’ından? Boyut mu atlamak istersin, ne kadar geride bırakabilirsin o parlak, pasparlak ’’akllın’’ı? Tarif edeyim, hangi renk auradan sapacağını. Ahlakından başka para edecek hiçbir şeyin de yok. Objektif düşün. Geniş düşün. Toplumun ahlakı değil, dinlerin ahlakı değil, özünün ahlakı. Gerçekten de izlemeyi sever, hem de bizzat gözünden! Al sana plan! Sat biraz, ev mi alırsın, araba mı? Yoksa ezer misin amiyane tabirle? Orası sana kalmış. Öz ahlakını diyorum. Para edecek şey en değerlilerin. Gördüğün auradan başkası değil. Öz’ün aurası; göz’ün aurası. Maskenin önemi kalmazsa maskeyi süsleyebilirsin; al sana istediğin sır. Hayıflanarak değil, nezaketle; al sana yol; yoksa hiç yükselmezsin, malkuth’da da üstel üçgende de... Üstel üçgen gökten yere bakan üçgen; alma kabının ta kendisini dolduran yer. Almadan yargılayamazsın, aldığın hazzın bile oluşturduğu boşluk 2 katı ile dönüp sana geliyorken; almadan veremezsin, yargı da, bilgi de; belki salya.

***

Yesod, maddeyi aşmayı becerirseniz, karşılayan ilk küre olacaktır. Rengi, mor. Tarot destelerinin arkasındaki resimlerde genelde bulunan mor, evet. Elementlerin olasılığının bulunduğu küre; altın mı olacaklar, bakır mı, petrol mü, karbon mu? İşte o mor öyle karışır, rengarenk olur. Geçicidir. Yesod, temel demektir İbranice. Temel dediği ise dönüşüm. Ölüm, yaşam. Alaşığa dalarsan, kırmızı fraktalden gir, çarklara gelince aç gözlerini...

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:18 Ocak 2020 Cumartesi 00:45:47

YESOD YAZISI'NA YORUM YAP
"YESOD" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Leon
19 Ocak 2020 Pazar 09:29:49
Kitabeler arasına girmeli. Mânâ içinde mânâ...
Ethem abiye katılmamak ne mümkün. Fikrine, emeğine sağlık hocam.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 19 Ocak 2020 Pazar 12:30:00
Özgür çok teşekkür ederim.
Okuyan gözlerine, anlayan bilincine sağlık.
Ethem Abi sözü ve özü bir; özüne de güvenden fazlasını duyarım. Yoğurmayı hiç bırakmayanlardan.
Güzel günler.
black_sky
19 Ocak 2020 Pazar 01:24:35
Arada durup, soluklanıp ,nabız kontrolü gerektiren bir yazıydı.
Tebrikler
Saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 19 Ocak 2020 Pazar 05:10:39
Çok teşekkür ederim, siyah göğünüz birlik içinde olsun!
Saygılar benden. Güzel geceler.

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Ethem_Namık
18 Ocak 2020 Cumartesi 14:10:11
Ben bu yazıya yorum yapamam... okudukça eridim,eridikce buharlasti insanlık zihnimde yok oldu.

Manifesto...

Yok olmanın ya da en azından yok olmayı dilemenin manifestosu.

Bir seferde okurum sandım ekranı çatlak mini one 2 elimden defalarca kaydı. Zaman bile terledi, bunaldı, daraldı.

Ter bastı,bunaldım,defalarca kaykıldığım koltuktan yine kaydım.

Kopsun... kopsun Tanrım yoksa bak çok insan kaybedeceksin, saf değiştirecekler bilesin, diye yalvardım.

Kardeşim, ruhum, azizim...

İnsan olmaya çalıştıkça, inandığı her neyse inançları adına insan olacağız deyip kandıranlardan...bıktım.

Çok yoruldum...Çok ıslandım.

Kopsun artık kıyamet daha ne bekliyorsun Tanrım...

Bak ben avaz avaz bağırıyorum.

" Görev tamamlanamadı".

İptal!..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 19 Ocak 2020 Pazar 05:08:44
Gökteki her detay da tamam gibi görünüyor.
''Görev tamamlandı'' abim, gerçekten de tamamlandı.
Bu ıslağın nerede biteceğine dair en ufak bir umut olsa, hadi katlanalım, vardan yok olmak yasak nasılsa!
Huzur dolu uykuların olsun Abi.
'O' şehirde seni seven bir kardeşin var, senin için duacı.
Bir Dünyevî
18 Ocak 2020 Cumartesi 12:08:49
ve ülkemizin sosyal ve siyasi bilinçsizliğinde bir hutbe çekmişsin ki ... oturup ağlasınlar iki cuma arası günahlarımız bağışlanır kabilinden yaşayanlar..

eksilmesin kelimelerin.. bir taşla bir kuşun bile canını acıtmadan, bir sürüye uçun burdan, gidin bir daha da gelmeyin kabilinden mükemmel bir yazı..

saygılarımla nesildaşım..
huzurun baki, görüşlerin apaydın kalsın daim..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 19 Ocak 2020 Pazar 05:03:29
(:

Ah be güzel Kardeşim; ağlayacak yüz var mı ki onlarda?
Kalptesin, baş tacısın, huzur dolu gerçeklerin olsun!
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.