İDRİS ÇETİN
457 şiiri ve 296 yazısı kayıtlı Takip Et

Evladım köyünüzün ekmeğini çok yedim



EVLADIM KÖYÜNÜZÜN EKMEĞİNİ ÇOK YEDİM

Sıcak bir ağustos ayıydı. Sıcaklıktan insanlar bunalıyor, buram buram terliyordu. Alnımdan yanaklarıma akan ter damlaları ağzıma kadar ulaşıyor, vücudumun tuz oranını artırıyordu. Yumurtayı yere bıraksanız, sıcaktan hemen pişiyordu..
Yeğenimin kolu, okulda futbol maçı yaparken kırılmıştı. Kırık yüzenden birkaç ortopedi doktoruna görünmüş ayrıca, bölgesel sınıkçılara da gitmişti. Resmi işlemlerin yapımında sağlık güvencesinin olması gerekiyordu. Yeğenimin sağlık sigortası yoktu, bu yüzden yeşil kart çıkarması gerekiyordu. Sağlık güvencesinden böylece faydalanabilecekti.
Sıcak yaz yününde, Çekerek ilçesinde yeşil kart işlemleri yaptırmak için yola koyulduk. Yapılması gereken işlemleri yapıp akşama köyümüze dönmek istiyorduk. Yanımızda kolu kırılan yeğenimin annesi de vardı.
İlçede yapılması gereken bütün işlemleri yaptık sadece jandarma karakoluna gidip bir evrakı oraya teslim edecektik. Arabamızı Jandarma karakolun iki yüz metre yakınına yaklaştırıp durdurdum. Arabanın park edildiği güzergâhtaki yollar olabildiğince bozuktu. Yeğenim arabadan inerek evrakları alıp Jandarma karakoluna doğru yürümeye başladı. Ben ve yengem arabanın yanında yeğenimi beklemeye başladık.
Arabanın camlarını açıyordum lakin arabadaki sıcaklığı bir türlü düşüremiyordum. Arabanın içindeki sıcaklık kırk beş, elli civarındaydı. Dışarının sıcaklığının da ondan kalır tarafı yoktu. Bu sıcaklık, insanın ateşinin yükselmesi gibi arabanın da ateşini yükseltiyordu. Gözlerimizin önü sıcaktan karınca karınca oluyordu. Bütün canlılar sıcaktan kaçıp gölge ve su arıyordu. Canlılar; “Su su su” diye ağızlarını açıp duruyordu. Bu arada saat, öğle sonu on dört ile on beş arasında seyrediyordu. Hava sıcaklığı bizi o kadar bunaltıyordu ki…
Arabamıza yirmi metre yakınlığında iki delikanlının itiş kakış yaptıklarını gördüm. Sonra kavga yapmaya tutuştular. Kavga yapanlardan biri uzun boylu, zayıf ve esmerdi. Bu genç, kolsuz bir tişört giyiyordu. Diğeri genç; ondan daha kısa boylu ama omuzları genişçeydi. Siyah saçları, tombul yüzleri onu çok tatlı ve sevimli gösteriyordu. Bu genç delikanlıda da bir tişört vardı ancak bunun kolları ve omuzları daha açıktı.
Kavgaya tutuşan genler; birden bire birbirlerine tekme tokat vurmaya başladılar. Bağrışmalar ve küfürler havada uçuşuyordu. Yengem ve ben sanki sinemada dövüş filmi izler gibi onları izliyorduk. Sahne aynen böyleydi. Biz de bir acıma ve merhamet hissi vardı. Onların bu acımasız kavgalarına seyirci kalamazdık…
Uzun boylu, zayıf delikanlı kendisinden küçük tombul çocuğu öyle bir dövüyordu ki… Küçük ise kendisini döven gencin üzerine ısrarla atlamak istiyordu. Uzun boylu genç, merhametinden diğerine vurmak istemiyordu. Küçük tombul gencin küfürleri ve ısrarlı saldırıları, uzun boylu genci tahrik ediyor ve çileden çıkarıyordu. O da ona vurdukça vuruyordu. Diğeri de direndikçe direniyordu. Bu durum bitmek tükenmek bilmeyen bir kavga haline dönüşmüştü. Küçük tombul olan genç, ‘kavgayı bırakıp da evime gideyim’ demiyordu…
Bu duruma dayanamadım. Arabamızın kapısını açıp yengeme: “Sen arabada otur. Ben gideyim şu delikanlıların kavgasını ayırayım” dedim. O da: “Tamam abi” dedi. Ben arabadan çıktım ve kavga eden gençlerin yanlarına vardım. Sopa yiyen çocuğa o kadar acımıştım ki onun daha fazla dövülmesine tahammül edemezdim. Onu diğer çocuğun elinden kurtaracaktım. Gençlere: “Bakın gençler! Kava size hiç yakışıyor mu?” dedim. Kavgadan onları ayırmak için dil döktüm, nasihat ettim ama nafile. Benim sözlerim kulaklarına hiç ulaşmıyordu. Hava da kuş gibi uçup gidiyor, duman gibi dağılıyordu…
Gençlere fiili müdahale ederek ayırmaya karar verdim. Onları ayırmak için mücadele veriyordum ama bunda bayağı zorlanıyordum. Onları ayırarak birbirlerinden uzaklaştırmaya çalışırken; sopa yiyen, ağzı ve burnu kan revan içinde olan tombul çocuk benim sırtımı öyle bir ısırdı ki… Ömrümde böyle acı veren bir ısırıkla karşılaşmamıştım. Sanki sırtımdan bir parça kopmuştu. Canım o kara yanıp acıdı ki… Ben canımın acısıyla o ısıran gence: “Terbiyesiz! Ben, sen sopa yiyorsun diye, risk alıp sizi ayırmaya çalışıyorum, sen ise utanmadan beni ısırıyorsun” dedim ve ona kızarak iteledim.
Uzun boylu, ceylan gözlü kavga yapan genç benim nasihatimi dinleyip kavgayı sona erdirip bir kenara çekildi ve olduğu yere oturdu. Dövüşmekten bitap düşmüş ayakta duracak dermanı kalmamıştı. Bu gencin gömlek ve atleti yırtılmıştı. Omuzları, boynu ve kolları kan revan içindeydi. Bu ısırılan yerlerden ise kanlar akıyordu. Sopa yiyen, ufak boylu, şişman ve tombul genç, diğerini öyle ısırıklara boğmuştu ki diğer gencin her tarafı yara bere içinde kalmıştı.
Sopa yiyen genç, birden hızla kavga yerinden uzaklaşmaya başladı. Bu arada tehditler savurmaya devam ediyordu. Bizden uzaklaşınca başladı bizi taşlamaya. Eline ne geçerse, bize doğru fırlatıyordu. Karşıdakiler yaralanır, ölür diye hiç korkmuyordu. Attıkları taşlar, yağmur gibi üzerimize sağanak sağanak yağıyordu…
Karşımızda jandarma kulübesi önünde nöbet tutan jandarma, bütün bu olayları görüyor ama müdahale etmiyordu. Bizi taşlayan çocuk bizlere tehditler savurarak evine doğru koştukça koşuyordu. Bir yandan da bizi ve arabayı taşlamaya devam ediyordu. Ben bu arabayı dişimden tırnağımdan artırarak almıştım. Ben tek maaşla çalışan bir memurdum. O günün şartlarında bir ev, bir araba almanın ne kadar zor olduğunu siz düşünün. Elimde mal varlığı olarak tek bir arabam vardı ve ona zarar gelsin istemiyordum…
Ben bizi taşlayan delikanlıya: “Delikanlı bizi niçin taşlıyorsun? Ben insanlık yaptım kavganızı ayırdım ve seni dövülmekten kurtardım. Oysa sen beni taşlamaya devam ediyorsun. Taş atma, bizleri yaralayacaksın arabayı kıracaksın” diye bağırıyordum. Çocuk ise yapılan iyiliğe karşı kötülüğüne devam ediyordu. Ayrıca o: “Ben de sizleri yaralamak ve arabana vurmak için taş atıyorum” diyordu. Taşlar bize doğru hâlâ vızır vızır geliyordu. Adeta kendimi ve arabamı gelen taşlara karşı siper ediyordum.
Yanımda oturan o çocuğu döven delikanlı: “Amca bu çocuk iyi değildir. Ne kadar bağırırsan bağır, ne kadar nasihat edersen et, seni dinlemez. Bu çocuğa bulaşma” dedi. Diğer çocuk hâlâ tehditlerine devam ediyordu. O tehditlerini şöyle sürdürdü: “Siz hele bekleyin. Evden babamın tüfeğini getirip, ikinizi de vuracağım” diyerek hızla evine doğru tüfeği almak için koşmaya başladı. Benim bu esnada buna engel olmam imkânsızdı. Nöbetçi jandarma bizi izlemeye devam ediyordu. Olay yaşanmıyordu da sanki biz tiyatro oynuyorduk. Yanımdaki delikanlı: “Amca bu çocuk bali çekiyor, uyuşturucu kullanıyor ve kendine hâkim olamıyor” dedi.
Bu esnada, saçları kırarmış, kısa boylu, hafif kilolu, gözleri mavi, iri yağınnılı ve kırk beş yaşlarında biri yanımıza geldi. Olayı uzaktan izlemiş olmalıydı. Bu mahallede oturan, bu gençleri yakinen tanıyan adam sessiz ve sakin adamlarla yanımıza kadar sokuldu. Bana: “Bak kardeşim! Sen bunlara uyma. Sen nerelisin?” dedi. Ben de: “Karahacılı köyündenim” dedim. O: “Sen akıllı ve iyi birine beziyorsun. Bu gençlere uyma. Ben, sizin köyün ekmeğini çok yedim. Sana, buradakilere ve arabana bir zarar gelmesini istemiyorum. Buradan uzaklaş. Bunların ne yapacağı belli olmaz. Ailesi zaten bu çocuklarla ilgilenmiyor. Babası evde yok, tüfeği getirip sizlere zarar verebilir, buradan çabucak uzaklaşın” dedi.
Abi doğru söylüyordu. Doğru söyleyen insanın da sözü tutulmalıydı. Bela geliyorum demezdi. Arabamı çalıştırdım. Karakolda işini bitirip dönen yeğenimi ve yengemi alarak olay yerinden uzaklaştım.
Yeğenim bana: “Amca bana haber verseydin, onu yere sererdik. İstiyorsan gidelim, ağzını burnunu kıralım” dedi. Ben de: “Bunlar bize yakışmaz, sakin ol” diyerek yeğenimi sakinleştirdim. Ayrıca: “Beladan uzaklaşmak gerekir. Hem aklı yetse kendisine iyilik yapan birine böyle davranır mıydı? O, henüz kendisine ve öfkesine hâkim olamayan biridir” dedim. Her şeye rağmen, ben yine de insanlara iyilik yapılmasına taraftar biriydim. İyilik yap denize at, balık bilmez ise halik bilir…
Temmuz 2006
Çekerek


Beğen

İDRİS ÇETİN
Kayıt Tarihi:12 Ocak 2020 Pazar 11:27:26

EVLADIM KÖYÜNÜZÜN EKMEĞİNİ ÇOK YEDİM YAZISI'NA YORUM YAP
"EVLADIM KÖYÜNÜZÜN EKMEĞİNİ ÇOK YEDİM" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
ŞULAN KAYA
13 Ocak 2020 Pazartesi 12:48:50
Yazınızı okudum derken yaşadım adeta demeliyim.Ne yazıkki bu çocuklar hep kendileri ve çevre için tehlike.Rehabilite imkanı yok.Tek çare uzak durmak olabilse keşke zararlarına.Saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


İDRİS ÇETİN 13 Ocak 2020 Pazartesi 21:33:25
evet malesef toplum böyle
ilginiz ve güzel yorumunuz için teşekkürler...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.