Albatros Piyal
7 şiiri ve 51 yazısı kayıtlı Takip Et

Milenyum haramisi



Milenyum Haramisi

Ayaklarıma değen binlerce küçük tanenin verdiği ilginç hazzı anlamaya çalışıyordum. Başım dönüyor, bu değişik şeyi içime çektikçe, göğsümde bir karıncalanma hissediyordum. Genel geçer tabirle hava, insanların deyimiyle oksijen.
Beşinci kat semadan gizlice kaçarken, insan suretine bürünmede ufak tefek sorunlar yaşadım. Bir telaşla gelmekten mütevelli, uçsuz bucaksız bu çöle inmişim. O kadar koca şehir, iklimi güzel diyar varken, ben sarı bir okyanusun tam ortasındayım. Kanatlarımı bırakmak zorunda olduğum için, kemik ve etten zuhur edilmiş bu iki ayağa itimat etmeliydim. Günlerce, haftalarca yürüdüm. Her yer, her yer gibiydi. Kayboldum. Yönümü tayin etmek için, geceyi bekleyip, yıldızlara yol sordum. Gündüz olup uzaklara bakınca, kızgın güneş, tepelerin üzerinde sıcak buhardan dansözler oynatıyordu. Yılmadım.
Kaçtığım fark edilip, geri çağrılana kadar, niçin geldiğimi unutmamam lazımdı. İnsanoğlu için aylar, benim için saniyeler sonra Kızıldeniz’e ulaştım. Bu diyarlar içime bir gariplik salıyordu. Sanki, ruhlar burda sürgünde gibiydi.
Derken, bir bedestene düştü yolum. Yüzlerce tezgah, binlerce insan ve çeşit çeşit baharat kokusu, bir Hindu çorbası gibi birbirine karışmış haldeydi. Sağımdan ve solumdan, bazen iyi bazende kötü ruhlar geçiyordu. Hissediyordum. Yakınlarda bir yerlerde, arafta kalmış ruhlar çığlık çığlığa ağlıyordu.
Zencefilli bal şerbeti içmek için bir sedirin altına oturup, henüz ikinci yudumdan sonra, üç hafta geçtiğini anlayana kadar başım dönmüş. Eskisi kadar olmasa da, etkisi halen devam ediyordu kötülüklerden gelen kara enerjinin.

Üzerime sinen ölümlü nefeslerini silkeleyip, ayağa kalktım. Birkaç adım attıktan ve dört defa göz kırptıktan sonra Diyar-ı Bekr taraflarında, Makam-ı Mahmut’a, Eyüb Aleyhiselamın yanına vardım. O ki, sabırlıların en sabırlısı idi. Feyz almaya gitmiş olmam kadar ironik başka ne olabilirdi? Rüyamda duyduğum çığlığa dayanamayıp, kaçıp gelmiştim bir ölümlünün yardımına.
Zaman aleyhime işliyor, her dakika takatim azalıyordu. Ayaklarımı sürüyerek de olsa, balıklara adres sormak üzere Urfa’ya vardım. Lakin o da ne! Konuşmak hak getire, hiçbiri yüzüme dahi bakmıyordu. Kahrımdan, nurum sönecekti oracıkta. Sustum.

Gözleri parlayan, siması pek de yabancı olmayan yaşlı bir balık, ağır ağır yüzerek yanıma geldi. ’Bizden sır almak istiyorsan önce İbrahim aleyhiselamın sırrına vakıf olmalısın. Bendini ateşlere atmaya mecalin yoksa hiç boşuna yorma kendini. Var git geldiğin yere’ dedi. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, imtihanımın ne denli zor olduğunu anlamıştım. Ve bir şey daha anlamıştım. Kaçtığımdan O’nun haberi varmış meğerse, en başından.

Tam bakışlarımı göğe dikip, gidecekken buradan, yine o çığlığı işitti kulaklarım. Feryad figan yardım istiyordu. Ama elimden ne gelirdi ki? Ben kim, ateşlere atlamak kim? Yeise düşüp, acizliğimi iliklerime kadar hissettiğim o anda, koca çınarın arkasından bana bakıp, iğrenç simasıyla sırıtan iblisi gördüm. Dehşete düşüren çirkinliği ve ağzına sığmayan çatallı diliyle ürkütmeye devam ediyordu. Ne mi oldu? ’O’ öyle güzel, öyle övülesi, öyle muhafaza eden ki, iblis dahi farkında değildi, fıtratına uygun davranarak aslında bana yardım ettiğinin. Nasıl mı? Kötülük ve fenalık, niyeti halis olanı, ihlasa sevk ediyordu. Dehşete düştüğüm kadar kuvvetli hissediyordum. Kalktım ve eskisinden daha dirayetli bir şekilde, arşınladım Mezopotamya’yı.

Artık zaman mefunu, bendeki karşılığını yitirmişti. Ol’abilmenin ve var’olmanın hazzı, şükretmeye yetiyordu tek başına. Gel zaman git zaman... Aksaray vilayetinde bir köye yerleştim. Aramanın verdiği yorgunluktan bitap düşmüş, inzivaya çekilmiştim. Rüya cinleri, gece gece beni alıp, bulutların arasından bir oraya bir buraya sürükleyip oyun oynuyordu. Kızmaya dahi halim yoktu ki. Elden ne gelir? İlk kez uyumuştum. Aradan üç yüz sene geçmiş. Oysa, ne yanımda altı uyur daha vardı ne de kapıda bekleyen ’kıtmir’. Öyleyse, şimdi bu ne uykusuydu? Unuttuğum bir şey mi vardı?

Şafak sökmeden az evvel, ahırdan sesler işittim. At, bir şeyden ürkmüş kişniyordu. Gaz lambasını yakıp, dışarı çıktım ve ahırın kapısına doğru yürüdüm. Esen keskin ayaz, nerdeyse lambanın camını kıracaktı. Alev üşüyor, ben yanıyordum. Zira atın acı çektiğini hissedebiliyordum. Birkaç adım kala, sesler kesildi. Ah o sessizlik! Ne korkunç şey. Tahta kapının gıcırdayan sesi, yardı karanlığı ışıkla birlikte. Başı gövdesinden ayrılmış Ahıl Teke’min. Ve kanlarıyla duvarda yazılı şu iki kelime: ’git burdan’. Nasıl bir caniliktir Ya Rab! Kim? Demeye kalmadan, ahırın küçük penceresinde, dış taraftan bana öfkeyle bakan iblisin, sadece boynundan yukarısı göründü. Şimşekler çaktı, yıldırımlar vurdu da yılmayan ben, nasıl oldu da unuttum niçin geldiğimi? Fit Fünye, alçaltılmış olan yer demekmiş. Geç anladım. Kendine misafir olanı, uyuşturup derine gömüyor.

Samyeli’nin kokusunu takip ederek indim Akdeniz’e. Rüzgarlardan kanat yapıp, uçup da kondum çığlığı en son işittiğim diyara. Canımın canı, gözümün nuru, bu dünyada tek ahbabım Ahıl Teke’min acısı geçmek bilmiyordu. İtikat zamanıydı. Acımdan beslenip, hiç olmadığım kadar güçlüydüm. İsim isim, adım adım, sokak sokak dolaştım. Çiçeklere sordum seni. Kedilere danıştım. Ve işte burdayım. Yanı başında. Geldim. Neden ağlarsın? Nedir canını sıkan? Söyle ey yar, ben değil miydim seni seven? Bak işte burdayım!

Nemli gözleriyle, eteğine baktı. Ucu, mezarına diktiğim güle takılmış. Bir türlü uçup gelememiş yanıma. Tam dikenden kurtarıp, birlikte gidecekken gök semaya, elimden tutup: ’Sök kökünden. Artık ayrılık vakti. Bir fani var buralara yakın bir yerde. Onun çığlıklarını işitmez misin? Seni ona yazdım. Git var haydi. Ben buraya ait değilim. Ve sen, kalmalısın. Çünkü: sevmek en çokta senin hakkın. Hoşçakal’.

Beğen

Albatros Piyal
Kayıt Tarihi:3 Ocak 2020 Cuma 08:38:29

MILENYUM HARAMISI YAZISI'NA YORUM YAP
"Milenyum Haramisi" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Bir Dünyevî
3 Ocak 2020 Cuma 23:40:09
serisi gelmeli.. ahal teke acısını içimde hisettim..
nice güzel anlatılarda.. lakin kurtulamadı çoğumuz şu peygamber anlatılarından benim itirazım veya burukluğum biraz buna..
saygıyla efendim..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Albatros Piyal 4 Ocak 2020 Cumartesi 00:08:48
Haklısınız. Beşer şaşar. Emekliyoruz. Eleştirilerinizle kalkıp yürüyeceğiz İnşallah. Saygılar size çokca.
Bir Eflatun Ölüm
3 Ocak 2020 Cuma 14:57:11
Mistik bir geziye çıkardınız, inanılmaz keyifliydi! Çok eskiden okuduğum bir kitabı hatırlattı yazınız; "Esrarname"...

Herkesin bir tarzı, bir çizgisi var... Genellikle o düzlemden pek ayrılamaz. Ancak görüyorum ki; "on parmağında on marifet" deyimi, sizin gibi yetenekler için söylenmiş.

Sevgilerimle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Albatros Piyal 3 Ocak 2020 Cuma 15:05:43
Benim için mistik denecek bir yorum öyleyse yazdıklarınız. Canı gönülden teşekkürler bin kez.
Mavii KeLeBeK
3 Ocak 2020 Cuma 08:48:21
Tüylerim ürperdi
harika bir yazı idi

evet katılıyorum SEVMEK SENİN DE HAKKIN
bırak kendini sevginin kanatlarına
bir kere düşücem diye bir ömür o korkuyla yaşanmaz yoldaş
ya oda senle düşmeye razı ise

yüreğine sağlık

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Albatros Piyal 3 Ocak 2020 Cuma 10:18:40
Son çekirdek meselesi Yoldaş. Kurak topraklarda filizlensin diye çölde su aramak yordu, pamuklara sarıp ilkokul çocuğu gibi deney yapmak masiva, kestane renkli topraklar lazım. O zaman gör beni. Çocuklar gibi şen :)
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.