Bir Dünyevî
483 şiiri ve 275 yazısı kayıtlı Takip Et

Klavye düzlüğü



Klavye Düzlüğü


Y Kuşağından bildiriyorum. Bir şey değilim. Hiçim belki. Lakin devamlı kuşak farklılıklarından bahsetmemim sebebi, kibir değil, bir gerçek.

Teknolojinin sayesinde haberleşme, basın yayın hiç olmadığı kadar bireylere ulaştı. Toplumu ilgilendiren, milleti, ülkeyi ve dahi bölge ve dünyayı ilgilendiren hemen hemen her haber bireye ulaşıyor. İşte Y kuşağı bu haberlere diğer kuşak dönemlerindeki haberleşme alım ve veriminden daha fazla hedef oldu. Hedef oldu diyorum, çünkü; insan düşüncesi; 1- görme 2- duyma 3 okuma üzerine kuruludur kısaca.

Görürsünüz; taklit etmeye başlarsınız. İnsanlık serüveni de bu şekilde geliştirmedi mi kendisini? En çok hayvanlar izlendi. Kuşlara baktık uçak yaptık, balinalara baktık denizaltı yaptık, kurtları izledik savaş planları yaptık vb vb..Bunun gibi gördüğümüzü insana refah olarak çevirmeye çalıştık dünya tarihinde.

Duyarsınız, ekseri dedikodudur. Gerçekliği araştırmak ekstra bir zaman gerektirir, çoğunun bu zamana ayıracak boşluğu yoktur. Duyduğunuz aktarırısınız, kulaktan kulağa olduğu gibi, siz belki sıranın başında Gitti dersiniz, sıranın sonunda bitti, itti, titi, vb vb duyarsınız ve bunu aktarırsınız. Bu öğrenğin sosyal deneyleri de var. Yani bir gerçek.

Okursunuz, lakin okuduğunuz konuda tecrübeniz yoktur, doğru kabul edersiniz yanlış çıktığını belki de ömrünüzün ihtiyarlık döneminde anlarsınız, iş işten geçtikten sonra.

Bu basamakları hızlı bir şekilde yaşayamayan insanın, insani tarafı hep eksik kalacaktır. Hızlı yaşamaktan kastım, tecrübenin daha erken yaşlarda insanı, insanlaştırmasından bahsediyorum. Pek mümkünatı yok, ancak Y kuşağı kendinden önceki kuşaklardan bu konuda ileridedir. Çok fazla görmüştür. Televizyon ve internet sayesinde. Çok fazla duymuştur televizyon, telefon ve internet sayesinde, ve yine çok fazla okumuştur televizyon, telefon ve internet sayesinde.

Çok görmüş, çok duymuş, çok okumuş... Çok bilmiş.. Geriye bunların yapılandırılması kaldı. Mesela ben aşhsen dine önem veren biriyken son yıllarda din benim için sıfır noktasına geldi. Bir aldatmaca gibi..

Lakin insan çok fazla değer kazandı?? Bilemiyorum nedendir??

Gerçek böyle olunca, birbirini yalnızca bu basamakları çıkanlar anlayabilir. Yani gerçek ve özde bir Y kuşağı mensubunu, en çok anlayacak kendinden öncekilerin prangalarından kurtulan aynı kuşak insanlardır.

Bu dönemdeki 10-15 yıllık bir zaman farkı bile anlayış farklılıklarımıza bire bin artırma kapasitesindedir. Bu nedenle açık açık beyan ederim ki; gelecekte umut yok.

Umut olmayınca yaşam da olmaz. Yaşamdan kastım insani bir medeniyet. Çünkü medeniyetlerimiz daha hayvan medeniyetlerinden ayrılamamış ki.. Kısaca değinirsem; ümmetçilik, devletçilik, milliyetçilik, zümrecilik gibi kavramlar ile bu yüzyıla kadar geldi insanlar. Bu yüzyıldan sonra hayvanların bakış açısı gibi, olaylara bakarsak insanlığa nasıl ulaşabileceğiz??

Neden savaştı insanlık? Dertleri neydi?

Kıskançlık mı,

kibir mi,

hükmetme arzusu,

daha fazla mal mülk iktidar için mi??

Her bölgede, kıtada ölüm genelde aynı olmak üzere yine de bir başla şekilde kutsallaştırıldı.

İşte Y Kuşağı bu ölümü çok fazla gördü, duydu ve okudu. Hangi konunun derinine inerseniz inin, hayvanlar gibi bahaneleri insanlık için üreterek öldürmek ve ölmek sevdirildi.

Şimdi ise karşımızda; robot ve doğru bilgiye göre yeni kuşakları yapılandırma kaldı. Bu kuşaklar hayvanlık medeniyetinden kalan mirasları ellerinin tersiyle itecek elbette.

1. Ve 2. Dünya savaşları ve bölgesel çatışmalardan sonra teknolojik kolaylıklarla ya insan gibi insanlar kazanacak ya da hayvanlıktan duygu ve düşüncelerini kurtaramayan kuşakların mirası devralınacak.

Önümüzdeki kuşakta; ümmetçilik, milliyetçilik, zümrecilik, devletçilik kalmayacak ve sadece marjinal göbekler bunları savunacak.

Çünkü dünya bir ucundan bir ucuna birbirinden haberdar artık. Hal böyle olunca, dünya bir köye dönüşecek veya dönüştü dersek; tüm kavramların yeniden oluşturulması ve yapılandırılarak sonraki kuşaklara aktarımı kalıyor. Yeni okuduğum bazı yazılarda da bunları özümsüyorum. Yani artık gruplaşmalardan ziyade bireysellerin insanlık ve insanlık medeniyet tasavvurunda ne dine, ne devlete ne de herhangi bir hiyerarşiye ve kutsal hatta tanrıya ihtiyaç kalmayacak..

Hangi sistemin ürünüsün veya hangi sistemin insanısın? soruları daha çok araştırılacak. Hangi sitemde daha çok yaşamak istersiniz??

Bu gidişte bireyler tamamen robotlaşır mı, yani hastanelerde takılacak veya fişlenmelerine yarayan çiplerle kontrol altına alınabilecekler mi??

Üretim, ticaret, eğitim ve öğretim, sağlık,ordu vb için artık sadece çok nadir durumlarda diğerlerine bağlı bir nesil geliyor.

Lakin sadece ben mi veya bengiller mi bunu görüyor? Çok fazla ölüm haberleri içinde çok fazla acımasızlık ve empatisizlik durumlarını gördükçe; özlü sözlerde belirtilmeye çalışılan, bireyden dünyanın düzelmesi konusu da saftirik bir çıkarım gibi duruyor.. Yani umut yok. Doğumsal faşizm sistemlerine girerek başlar mı yeni yüzyıl...

Bir önceki nesillerin devlet, ümmet ve doğru veya ters orantılı etkileşimleri çağ fikirlerinin çok çok gerisinde değil mi??

Yeni kuşaklar kendilerinin Allah’ı olma yoluna çoktan girdi. Kendilerinin özgürlük anlayışları önceki anlayışlara benzemiyor.

Gerçek ve bağımsız bir üst insan düşüncesinde nerede duruyorsunuz?

Dikkat ediniz, 10 -30 yıl içinde artık seks yaşantısı tamamen değişecek dünyanın. İnsansı robotlar şimdiden haz sektörüne girdi. Yani erkeğin kadına, kadının erkeğe ihtiyacı hiç olmadığı kadar azaldı. Ki dünya tarihindeki gelişimde üreme sonrası değil mi? Kurallara bağlanmış, aile kültürleri vb.. İnsan ve insansıdan aile oluşturulabilir mi? Çekirdek anlayış değişiyor. Buna dayanması imkansız eski anlayışın.. Nasıl bir kültür çıkar ki karşımıza..Bilim kurgu gibi..

Çocuk: Önceki nesiller için bir dayanaktı, avcı ilazım, tarlaya işçi ilazım, ticarette getir götür ilazım, devlete insan sermayesi ilazım…ilazım ilazım dı…

Şimdiyse çocuk, apartman şehir kültüründe çok fazla masraflı bir hale geldi. Ve bu masrafları sonraki kuşaklar niye taşımak istesin ki, çünkü faydasından çok zararı olacak çocukların. Mutluluğundan çok ızdırabı.. Bu nedenle de dünyadaki ekonomik sistem mutlaka değişecek.

Adem ve Havva anlatıları değerini yitirdi, Cennetten erkek ve kadın ilişkiye girdikleri için mi kovulmuşlardı, tasavvufta en çok buraya dikkat çekerler. Lakin bunları umursamayan bir nesil geliyor.

Tanrı efsaneleri veya anlatıları da yeni gelen nesli doyuramaz, doyuramayacak da fikri planda. Çünkü; ölümü öldürmeye en çok bu saatten sonra yaklaşmaya başladı insanlık.

Hayvanlar zaten birer ikişer son yüzyılda nesil tükenmesine yol aldı. İnsan üst tür olarak beslenme zincirinin, kontrol zincirinin, güç zincirinin en tepesinde ve hayvanları tüketti epey. Doğanın dengesi de hızlı bir şekilde bozuluyor ve bunları yapan insanlardı. Lakin gelecek insanlar, bir üst versiyon nesil olacağı için nasıl bir dünya anlayışı geliştirecekler şimdiden öngörmek de zor..

Hayvanlardan en çok öldürmeyi öğrendik, gerçek bu. Savaşmayı, sınır işaretlemeyi…Aile yapılarımız dahi hayvanlardan bize miras kaldı. Detaylı bir sorgulamaya girerseniz, çoğunuz bir çok hayvan belgeseli izlemişsinizdir. Geleceği anlayabiliyor veya öngörüyor musunuz??

Öngörüden kasıt, küçük planlar ve etkileşimler değil. Resmin bütününde bambaşka bir kuşak var karşımızda. Üremeden kastı yukarıda anlattım, yani fayda maliyet analizine göre çoğaldı insanlık geçmiş yüzyıllarda. Aileler, zümreler, ülkeler birbiriyle savaşırken bile insan sayısı önemli bir faktördü artık sayı faktörü de önemsizleşti. Ve çokluk, taşınamayacak bir yüke gebe bıraktı yeni nesilleri.

Soyut duyular veya duygular; aşk, sevgi, hüzün, ızdırap, neşe, heyecan vb bunlar da değişiyor artık. Devamlı aynı şeyi görüp, duyup, okudukça soyut kavramları önemsemeyen ve önemsemeyecek bir nesil var karşımızda. Ne için yaşayacak, ne için nefes alıp verecek?

Gelen zamanın, yüzyılın gelişimi konusunda çok geri bir insanlık görüşü hakim dünyada daha. Manevi veya maddi olarak bile anlatılması zor, dile getirilmesi zor bir gelecek geldi, geliyor, gelecek..

Hani denir ya;

tekerleğin icadı,

ateşin icadı,

barut icadı,

makinelerin icadı…. Ne kaldı geriye?? Bu icatların hiç biri insan ömrünü uzatmadı.. Çünkü beden zayıf, belli bir süreden sonra araba parçaları gibi değişmediği için arıza veriyor.. Sonraki çağ atlattıracak icat da; düşüncenin, ruhun robot veya insanımsılara aktarımı olacak herhalde. İnsan bir metal yığınında yaşayabilir mi?

Elbette.. Lakin, hormonel, et parçası gibi üreyemez. Ancak kendini çoğaltabilir. Kendine benzeyen, tıpatıp olan robotlara aynı insanın düşüncesi veya soyut dediğim şeyleri aktarılabilir. Bir çok enerjiye ihtiyacı kalmaz veya enerji ihtiyaçları komple değişir.

Peki, dünyanın fikri mücadelesi, fikriyatı bunları ne kadar algılayabiliyor ?? Görünen o ki, en eski ve etobur hayvan olan dinozorlar gibi kaldık yeni çağın başlangıcında..

Robotumsuların; dine, milliyete, devlete, ticarete, sağlığa, eğitim ve öğretime vb ne kadar ihtiyaçları olabilir ki?

Kısaca değinmek istediğim bir çok başlığı da atlamış veya unutmuş olabilirim. Unuttuğumu biliyorum çünkü..

Saygılarımla
Esen kalınız

Unutmadan, facebook veya internet videolarından para kazanılıyor değil mi? Takipçi sayısı oranında.. Peki en çok izlenen dinlenen videoların "NİNNİ"ler olduğunu gerçeğinden karşımıza ne çıkabilir? Anneler değişti, Anne sesi değişti ve bebek büyütme değişti.. Bir insan annesini neden severdi???? İki kuşak kaldı belki de büyük değişime..


Beğen

Bir Dünyevî
Kayıt Tarihi:30 Kasım 2019 Cumartesi 03:52:30

KLAVYE DÜZLÜĞÜ YAZISI'NA YORUM YAP
"Klavye Düzlüğü" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ethem_Namık
3 Ocak 2020 Cuma 10:43:54
NESLİ TÜKENEN DİNAZORLAR MİSALİ ÖZEL BİR NESİL..!
Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…
KİM BUNLAR?
1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…
Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, canik lastikten ayakkabı giymiş…
Evde inek beslemiş, kendine okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…
Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış…
Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…
Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
Harp görmüş, darp görmüş…
Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…
Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evini de isyanla tanışmış…
İHANET VE KALLEŞLİKLE işkence de insanın hayvan yüzünü görmeyeni kalmamış…
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…
En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…
Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş…
Vurmuş, vurulmuş…
Dövmüş, dövülmüş…
Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış…
Düşmanında merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…
Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…
Birbirini yok etme pahasına ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketememiş…
İntihar sayılmasın diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitlerde, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmış…
68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…
Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…

1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış…

Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…
Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…

Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…

Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye mudara etmemiş…
Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş…
Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içiyorum demiş…
Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…

Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinazorlar…

İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının…
Bu soyu tükenen son kalanlarına aşağıdaki resimlerde iyi bakın…

Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilk okul arkadaşım…
Kimisi öğretmen okulunda aşımı paylaştığım kader arkadaşım…
Kimisi üniversitede silahındaki son kalan mermiyi çatışmada kendimi korumam için benimle paylaşan dava, silah can arkadaşım…
Kimi de DÖRT duvar arasında çıkan isyanda sırtımı dayadığım cezaevi Yusufiye ,Taş medreseli arkadaşım…
Kimisi de Anadolu yollarında ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…
Bunlara iyi bakın, Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa bunları korumaya alın…
Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların üretimi sonlandı…
Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…

Neden bu nesil özel biliyor musunuz..?
Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti…
Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti…
Hayat bu nesli sınadı, demedi, çarkının dişlilerin den öğüttü ama tüketemedi…
Bu çarktan kurtula bilen kurtuldu…
İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yasamayı hayatta kalmayı bildi…

Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…
Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir…
Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…

Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik antika nesildir…

Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız…
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…
Benden söylemesi…
Vesselam…

( alıntı)

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 3 Ocak 2020 Cuma 19:11:46
hocam neydi bu...

"Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!"

hayatım boyunca bunu yaptım.. bunu yapmayı bırakınca ??? onlardan biri olma zamanına yakınsak denk geldim..zaman çok hızlı.. acımasız..

af buyurun,

yokluğun sütünü emen nesilsiz ve bunu ve yakınsak tecrübe ettim..
cızlavatları yamalı, yemenilerinin topuk kısmı yırtılımışve iple bağlanmış, horoz sesiyle uyanıp, kapıdaki köpeğin havlamasının şiddetinden hangi komşunun geldiğini anlayan bir nesli ayak tırnaklarından saç tellerine kadar eğitimden siyasete, selamlaşmadan ziyarete, sabandan döverbiçere hukuktan savaşlara kadar değerlendirdim..

şimdi ben gidiyorum değerlendirilme nesline doğru.. ve bizleri de değerlendirecekler... daha gelmediler.. lakin haberleri geldi.. yol çıkmışlar.. bahsettiğiniz nesle amade olmuş bir y yimi örnek alacaklar, yoksa prangalarından kurtulmuş bir y yimi ben de bilmiyorum..
yaşarsak göreceğiz..

saygılarımla
değerli hocam
beynimin kalbime uyguladığı basınç miktarınca sevdalar gönderiyorum rüzgardan..

sizler dinazor nesil değil dedem korkut misali gökleri delen gözlerin sahiplerisiniz.. benim göz kapaklarım kapanmadan, kapanmasın gökkapaklarınız.. yoksa karanlık korkutur beni..

Ethem_Namık 3 Ocak 2020 Cuma 19:29:17
Ekrem bey,bazı şeyleri gerçekten anlayamıyorum. Tamam her nesil devrin gerisinde kalır biraz ama toplumsal çürüme ve ruhsal yozlaşma o kadar hızlı ki, yetisemiyorum algı merkezim tıkanıyor ve toplumdan uzaklaşma ihtiyacı hissediyorum.

İçime kapanıyorum sinirleniyor, öfke nöbetleri geçiyorum...keşke yokluk olsa yine ama bizi nicelige mahkum etmese, nitelik istediği kadar ezebilir "gık"ım çıkmaz.

Bazen de korkuyorum neden mi yaşamaktan, böyle devam edebilmeyi anlayamamaktan korkuyorum. Yeni kavramlara mahkum olmuş insanlardan korkuyorum.

Siteye girip bir kaç dostumun yazısını okuyup rahatliyorum biraz, senin deyiminle ufak tefek giydirmeyle de biraz nefes alıp dinleniyorum.

Sevgimle...
Bir Dünyevî 3 Ocak 2020 Cuma 23:14:14
hiç olmazsa doğadasın hocam..

soğuğun sıcağın toprağın rüzgarın ağacın tadını çıkar..:))

börü bey gibi 40 kişiye 400 gün süren 40 üstadın eşliğinde ilklerin eğitimini vereceğim hikayemde:)))

yani umarım.. ilk 40 sayfayı gerid ebıraktım mı yol alırım yoksa kalır o da..

saygılarımla..

bu arada ben 24 aydır evdeyim:)) bildiğin apartman dairesi.. sorunlu olmadıkça sevmiyorum dışarıyı artık..o yüzden herşey yolunda, psiko, rüyalar, sosyal hayat, yakın uzak herşey tebessüm ediyor bana!
Ethem_Namık
30 Kasım 2019 Cumartesi 11:54:55
Her devir kendi gerçekliğini yaşar.

Masonlarin siclus yasası vardır, helezonik bir yükselmeden bahseder. Yükseliş devam ederken kendi içinde düşüşler yaşanır. Bir tür fraktaldır yaşamın kendisi, tüm varlığın kendisi ve gerçek.

Dostum, bilime de o kadar biat etme bence, bir gün insanlar şunu anlayacaklar kendi kiyametlerini "o"Tanrı gibi sarikdiklari bilim getirecek.

Bilim yeni bir şey icat eder ama bu yeni icat onlarca yeni sorunu da birlikte getirir. Bilim bu sorunlarla uğraşmaz,yeni kullanılabilir bir şey icat etmenin peşine düşer.

Bilimin de tarihin de efendileri sahiplerdir,soylulardir,ksatriyalardir, ruhbanlardir.

Tüm bunlar emperyalizmi oluşturur sömürüyü oluşturur.

Inan hayali de olsa Tanrı bunların yanında çok masumdur. Çünkü Onun isteği "insan" içindir.

Ben altmış doğumluyum kuşağım ne bilmem söyledin ama yine unuttum çünkü kuşak üzerinden zihin devsirmesi yapmak bana göre değil.

Ben doğacı ve İhlas suresinde tanımını bulan Tanrıcıyım. Böyle yaşarım...

Sevgimle kutsuyorum seni, tesadüfe bak bugün Bahailerin kutsal günü değilmi onlar gibi dilekte bulundum.

Ha...ne Melamiyim ne de Bahai.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 30 Kasım 2019 Cumartesi 21:04:49
Tanrının masumluğu yok üstad.. Kendisine sorudm sen ne ayaksın diye? Hüküm benim, utanmaza bak, bacak kadar boyuyla bana hesap soruyor diye yakındı verdimeleklerin eline, ne hali varsa görsün, Günaha sokmasın beni dedi..:))

kutsallar birbirinin taklidi sadece.. çevremizdeki kültürden tevrat zebur incil veya kuran.. geride bırakılmadan tebessüme ulaşılmıyor bence..

düşüş veya çıkış her nefesimizde zaten içindeyiz.. bir öyle bir böyle..

varsayalım insan kendini sorgulasın.. üçleme yapacak dahası yok..

ne kadar iyisin fedakarsın empatiksin
ne kadar kötüsün zararlısın bencilsin..
ve ne kadar gerçekçisin..gerçekli aleminde iyi ile kötüyü kavga ettirip duruyoruz. bir çok anlatıda farklı versiyonlara tanımlama çalışmışız..

ve hala aynı yerdeyiz.. lakin gerçek üstüne doğru koşan bir devir var önümüzde.. biz görmeyiz üstad. ben de 82 doğumluyum..

zihin devşirmesi değil, tecrübelerin aktarımı. geçmişin olmasa ne yi aktarabilir insan

sahi siz dağın zirvesine doğru yürümüş ve o tecrübeyi, birikimi aktarıyorsunuz.. lakin bir sonraki nesil dağın zirvesinde doğmuş.. senin geldiğin yolu görüyor, senden dinliyor, yazdı isen de okuyor..

ve sen diyorsun ki; ne dağlar biter ne yol yokuşlar.. dağın ardı dağdır yoluna bak hesabındasın..

ve ben ya hu diyorum bundan sonra dağ yok baksana..

sen vardır görmüyorsundur, kendini gizlemiştir, görünmez olmuştur diyorsun..sarhoşolma ilüzyonlara kapılma diyorsun..

ben sana bir şey diyemiyorum.. ne diyebilirim ki, yargı kesin. hüküm senin:)

...gibi..

önemli olan burada bir tebessüm.. bir bardak içer misin üstad???:))
nice güzelliklere..

saygı ve hürmetlerimle..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.