Şamil Gökcen Gri
1 şiiri ve 27 yazısı kayıtlı Takip Et

Pembe panjursuz ev



Bir parça uykusuz gözlerle irkildim sabahın ilk ışıklarıyla. Kapı çalıyordu bilmem kaçıncı kez, zar zor uyanmışım. Mercekten baktığımda eli fırçalı, otuzlu yaşlarda, temiz yüzlü orta boylu bir adam ve yanında aynı yaşlarda bir kadın. Dünden haberim vardı geleceklerinden. Annem yarın boyacı gelecek eşiyle birlikte, demişti. Dayımın arkadaşıymış. Müftülükte aşçılık yapıyormuş, haftasonları boya işi olursa gidiyormuş, evin kirası, çocukların okul masrafları için vesaire. Şaşırdım haliyle eşi de yanında olunca. Neden geldi acaba demeye kalmadı, ben mutfakta çay koyarken, ikisi birlikte elleri fırçalı koridordan geçtiler salona doğru. Gördüğüm manzara karşısında tepkisiz dondum kaldım. Meğer kadın, kocasına yardım etmek için onunla işe gidiyormuş. İçimden bir tel koptu inceden. Kendi kendime geçmişimde yaşadığım, samimiyetsiz kısa süreli flörtlerimi düşündüm tiksintiyle. En başta kendime kızdım durduk yere. Hep hayalini kurduğum o içten ve gerçek sevgiyle kurulan ilişkinin ender bir örneği vardı karşımda. Dupduru olduğu gibi ders veriyorlardı günümüzün yüzeysel insan hallerine. Kendimden bi haber gözlerim dolmuş. Çay kaynamaya başlayıp ocağı söndürdüğünde fark ettim dalıp gittiğimi. Düşünün Allah aşkına, o an, salona geçmişler, ellerinde rulolar, bir yandan sohbet ediyorlar bir yandan da gayretli gayretli duvarlara yeni rengini nakşediyorlar. Tıpkı gönlüme halen bir umudun var olduğunu fısıldadıkları gibi. Beni yerden yere çarpmıştı bu vaziyet. O değişmez kalıplarım paramparça oldu bir anda. Demek ki sevgi sadece masallarda geçen içi boş bir kavram değilmiş. Vefa ve fedakarlık, onların ellerinden her fırça darbesiyle duvara bir sanat eseri gibi yansıyordu. Bu rengin ismi yok sanırım. Tek bildiğim, kalbimdeki siyah yeis lekelerini örttü, baharlara boyadı.

İyi de doğru insanı nasıl bulacağız? Değil mi?

Değil işte. İlk önce şunu sormalıyız:
’biz ne kadar doğruyuz?’ Bu soruya vicdan rahatlığı ile cevap verebiliyorsak, işte o zaman pembe panjurlu evimiz olmadan da huzurlu bir evlilik icra edebiliriz sanırım.

Öğleden sonra, sürekli telefondan arayıp, ’sizi çok özledik’ diyen çocuklarının evde yalnız başlarına kalmalarına dayanamayan babaları sordu: ’çocukları getirsek sizin için sorun olur mu acaba?’
Dedim ki, ’elbette sorun olmaz, keşke sabahtan getirseydiniz.’ Koskoca adam, öyle bir tebessümle çıktı ki evden, sanırsın uçarak gidiyor. Yarım saat sonra zil tekrardan çaldı. Kapıyı açtığımda iki çift kocaman parlak göz bana bakıyor al yanaklarla. Küçük olan Abdülhamid birinci sınıfa başlamış. Ona haftasonu evde ablalık yapan Sudenaz ise henüz üçüncü sınıf. Yarabbim, nasıl tatlılar bi görseniz. O an gönlüme düşen kıvılcım henüz sönmedi yorgun ve uykusuz olmama rağmen. Evin içinde oradan oraya koşuşturmaca ile baba ve annelerine ’sözde’ yardım ediyorlardı. Abdülhamid o kadar yaşam doluydu ki, çocukluğum aklıma geldi. Yılların benden neler götürdüğünü anımsadım tekrardan. Sorular arkasına sorular sorup duruyordu babasına. ’Sen boya yapmayı nerden öğrendin? Bu hangi renk? Bende yardım edeyim mi?’ vesaire. Ve hiç bıkmadan usanmadan cevap veren, onun kahramanı babası.

Bir anda kocaman bir sessizlik çöktü zihnime. Her ne kadar yetişkin olsam da, kalbim acıdı. Ne oluyordu? Neyin nesi şimdi bu burukluk?. Çok geçmeden derin bir iç çektim. Malum, babasızlık. Boğazım düğüm düğüm. Utanmasam, Abdülhamid’e sarılıp ağlayacağım hıçkıra hıçkıra. Zor tuttum kendimi. ’Zoruma giden ne oldu biliyor musun, ey pencerenin önünde bana bakan Begonya çiçeği, benim babam hayatta olmasına rağmen, yetimim ben.’ Uzun hikaye...

Rabbime binlerce kez şükürler olsun ki, her şeye rağmen tebessüm ediyorum hayata. İçimde ayrı bir huzur, tarifsiz. Taşı sıksam suyunu çıkarırım ama taşın ne kabahati var? Rızkımı verecek olan, kırmadan dökmeden de verir elbet. Rızk derken, maddiyattan bahsetmiyorum dostlar. Anladınız siz.

Bizim evin de bir haylazı var. Adı Paşa. İki aylık bir kedi olur kendileri. Tam bir şefkat bağımlısı. Kucakta olmadıktan sonra uyumaz akşamları. Sokulur kollarımın arasına, o kuyruk sallana sallana gözleri kısılır. İkindiye kadar uyumuş yine. İşin yoğunluğuyla varlığını unutmuşum o an. Çıktı geldi salınaraktan. Paşa’yı gören çocuklar, evin içinde böyle bir oyun arkadaşlarının olduğundan geç haberdar olmanın verdiği biraz hüzün biraz da şaşkınlıkla koşturup geldiler yanıma. Yanıma diyorum çünkü, Paşa beyefendi yabancıları görünce kucağıma oturmuştu çoktan. Yavaş yavaş birbirlerine alıştılar misafir çocukları gibi. Aradan on beş dakika geçmedi ki, baktım üçü birlikte oynuyorlar. Çocuklara küçük yaştan hayvan sevgisi aşılamak mühim mesele bence. Neyse.

Balkonda ince sarım tütünümü içerken, yan taraftaki mutfak balkonundan bir ses geldi. Hoş mu hoş tınılar. Neşet Ertaş’tan Gönül Dağı çalıyordu kadının telefonundan. Uzaklara daldım güneş batmaya yakın. Kafamı çevirdim hafiften, işte o an, döküldü yüklendiğim ne kadar ümitsizlik melakesi varsa zihnimden.. Boyacı ve eşi balkonda yan yana oturuyorlar. Üzerlerinde o haklı yorgunluk ve yılların her geçen gün daha da güzelleştirdiği birbirine yakışma hali. Siz hep hoşçakalın emi! Sizi hiç unutmayacağım.


Beğen

Şamil Gökcen Gri
Kayıt Tarihi:30 Eylül 2019 Pazartesi 00:10:42

PEMBE PANJURSUZ EV YAZISI'NA YORUM YAP
"PEMBE PANJURSUZ EV" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Asi Yörük
30 Eylül 2019 Pazartesi 01:06:56
Kaleminize sağlık

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Şamil Gökcen Gri 30 Eylül 2019 Pazartesi 01:16:23
Teşekkür ederim
Şamil Gökcen Gri 30 Eylül 2019 Pazartesi 01:16:35
Teşekkür ederim
Şamil Gökcen Gri 30 Eylül 2019 Pazartesi 01:16:43
Teşekkür ederim
Bedri Tokul
30 Eylül 2019 Pazartesi 00:30:41
Aşk en zor tarif edilen bir kavramdır.
Eğer benim yazıma yorum yapmasaydınız
bu güzel duygulu yazıyı okumaktan mahrum kalacaktım.
Çok güzeldi...Çok güzel...
Selamlarımla...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Şamil Gökcen Gri 30 Eylül 2019 Pazartesi 01:19:21
Çok teşekkür ediyorum. Saygılarımla
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.