Bayram KAYA 1
392 şiiri ve 1124 yazısı kayıtlı Takip Et

Nasıl yaşar nasıl ölürüz 49 - 50



Dengede sapan süreçler de ise iç yüzeyin gerilimi bu kes – yerine pozitif (+) polarma olur. Dışın zar yüzey gerilimi de + yerine eksi (-) negatif polarmalı gerilim içinde olur.

Difuzyon yolu ile madde taşıma süreci hücre için enerji harcamadan gerçekleşen bir transferdir. Ancak her durumda difüzyon gerçekleşmesi hücrenin imdadına yetişmez. Bu nedenle hücre aktif taşıma işinde ATP kullanır.

Örnegin glikoz hücre için çok gereklidir. Glikoz da hücre içine girmek yerine hücre dışına akma eğilimindedir. Yani hücreyi enerji harcamakla zorla hücre içinde tutarsınız. İşte bu durumda difüzyon işe yaramaz.

İç ve dış hücre zarının, yön değişen potansiyel etkisi nedenle – olan zarın dış yüzey potansiyeli, zarın dışında zara baskı ve basınç yapan + sodyum iyonunu bu kes hücre içine doğru çeker.

İlk durumu ile (-) olan Hücre içinin zar polaritesi, pozitif polarite olunca, hücre içindeki potasyumda pozitif polarmalı iyon olacağı nedenle iki pozitif polarma birbirini itecektir.

Zarın pozitif polarması potasyumun pozitif polarmasından daha büyük olduğundan zarın + olan iç potansiyeli, potasyum + iyonlarını iterek potasyumun + iyonlarını zarın dışına sızdırırlar.
Nasıl Yaşar Nasıl Ölürüz 49

En temel canlanma hücre düzlemli sentezle hayattır. Ozmos geçişi hücre entegrasyonlu prototip canlanmanın kendisidir. Yukarıda konusu edilen kalıtsal materyal bozukluğu, mitokondrinin çoğalamaması gibi nedenle, hücre ölümleri yüzünden hücrenin boğulması gerçekleşiyordu. Ve boyu kısalan telomerin tekrarlar yapan çevrimi bittiğin için entegre süreçler de aynı anda değil, entegre süreçler içinde kısasüreli aralıklı zamanlar içinde farklı farklı ölümler meydana gelir.

Bu durumda ölüm denen söyleyişten anladığımız bilinç düzeyinde olduğu kadar son hücrenin iflasını da içeren bir ölmeyi anlarız. Zaten bozulmaya başlayan denge nedenle artık enerji girişi sonlanmış olacaktır. Yani ölüm ile beslenme, metabolizma süreçleri ve oksijen edinme süreçleri biter.

Bu girdi ve “işlevler entegre aktifliği” canlanma olunca; bunların tersi olan süreçlerle girdi ve entegrasyonun aktif olamamasıyla yani girdi ve işlevler entegresinin pasif olmasıyla da ölüm gerçekleşir.

Bütünlükten kopan son hücre fizyolojisi içinde hücrenin biyokimyasal işleri yapamamasıyla ölünür. Görüldüğü gibi ölüm de birdenbire değil çok hücrelilik oluş gibi parça parça durumların parça parça sahneden çekilmesiyle gerçekleşir. Ama ilke olarak bütünlükten kopan aktivite bütüne bağlı olmamakla kendi özelinde işlev olsa bile hayat değildir.

Parça parça bileşmelerin entegresi içindeki entegre canlanma kalite olan bir hayattı. İşte bu entegrelerin kazanç olması yanında bir hücredeki gerçekleşecek tüm hayat sal olayların ifası içinde hücre kendisini çekmiş, organ ve dokular içinde özel görevle özelleşmişti.

Böylece eşey hücreleri dışında çoğalamayan mitokondri gibi organeller, organ ve doku içinde biyo kimyasal fizyolojik işlevleri yapamayan hücre parça parça yıkımla ölüme doğru gidiyordu. Hem de doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız.

Yine ölümün gerçekleşmesi için örneğin vücut sıcaklığımız 1derece veya 2 derece düşerse öleceğimiz gibi yine vücut ısımız birkaç derece artarsa da ölürüz.

Kalp ritmindeki bozulma ve kan basıncındaki bozulmalarla da ölüme sürükleniriz. Entegreyi veren parçalı yapılardaki bir her hangi bir aksama, ölümü verebilmektedir.

Hani entegre süreç içinde parçalı ölüme bir örnek verirsek, kalp durunca dahi bilinç 15-20 saniye daha açık kalır.

Yine kalbe bağlı organlar parçalı ölümler nedenle 30 dakika kadar hala yaşamaya devam ederler. Kopan bacak 6 saat yaşar. Kemik ve tendonlarınız 8- 12 saat yaşar.

Beyin en az üç fosil yapı entegresi olmakla ölümleri de ayrı ayrıdır. Kalp duruktan 3 dakika sonra beyin ölümü yavaş yavaş gerçekleşmeye başlar.

Bellek on dakika sonra oksijensizlikten ölmeye başlar. Beyin 10 saniye hiç oksijen almaz ise belleği siler.

Beyin ölümü organların ölümü değildir. Önce entegrasyonların ölümüdür. Sonrada entegrasyon nedenle dumura uğrayıp körelen hücre düzleminin ölümüdür. Yani organizmaya dek bütün oluşun entegrasyonun ve işlev durumların artık devam edemeyeceğinin ilanıdır.

Kendisini tekrarlayan telomeri uzunluğu bitti ise, mitokondri ve dokusal işlevler büyük ölçüde kendilerini bitirdilerse bu süreç hücreleri nekroza girmiş olanların ölümüdür.

Bu durumda parçalı ölümler nedenle hasara bağlı hastalık ölümleri acılı olabilir.

Hele birde beynin badem kadar olan bir amigdala uzantısı vardır. Ölüm nedenle kişiyi psikolojik savunma içine girdirir. Bu uzantı kişinin ölümünü kendisine yakıştırmaması nedenle amigdala o kişiye “sen ölümden sonra bile yaşayacaksın” der.
Nasıl Yaşar Nasıl Ölürüz 50
Yine DNA üzerinde bir harfin değişmesi sonrasında değişmenin duygu, düşünce, davranış, algı dünyamız ve sanı kanıcı inancımız üzerinde çok denli etkileri vardır.

Ruh içimizdeki bu DNA ya ilişkin moleküler diziliminin bir fonksiyonudur. DNA’daki bu moleküler dizilim dışımızdaki süreçlerle de bizi sosyo toplum sal birliğin entegresine doğru yönlendirdiği durumlarla sosyo toplumsa sürecin yasak, serbest türü paylaşım yapan fonksiyon eğilimine katılımımız olmaktadır

Hayat ve hayatın içindeki tekil organizmalar fizyolojik, biyo kimyasal ve öznel davranışların eş güdümü yanında dışta da sosyo toplumsa bilincin ruhu ile etkileşip girişen birçok sürecin olgu laması altındadır.

Yerel ölçekte ve evrensel ölçekte her şey, her şeyle; gel ya da git, boşluk ya da doluluk tavırlıdır. Bir alan durum, iniş aşağı ya da yokuş yukarıdır. Alanın yüzleri kabul ya da yadsıma bağlamlı olması nedenle ilişkindirler.

Her şey, her şeyle bağıntın bir girişme ile etki tepki koyan; bu girişmelerin seçme ayıklamasını yapan bir bütünlüktürler.

Alan için, alana aşağı yön ya da yukarı yön olmanın hiçbir zorluğu yoktur. Alanın yönü içinde olan hareket, daima iniş aşağı, düşüş yönünde düşey ve yatay yönlerledir.

Ama hayatın alan yönünde olması kadardan belki de daha çoğu alan yönüne zıt durumladır. Bu süreç üç bakımdan önemlidir. Bunun ilki bir var oluş belirmesi, belirenin zıddıyla var olması nedenle bu böyleydi.

Gel olanın git olma gerilimini üzerine sarması veya git olanın gel olanı gel olana karşı durana dak üzerine sarması gibi. İkincisi alan yönü sıkışması içinde siz bir türlü var olamıyorsanız öbür türlü zıt taraftan var olacaktınız. Bu şuna benzer. Kapıdan içeri girdiğinizde içine girilen odada birkme yaparken sıkışma türü bir sıkıntı yoktu. Ama tüm sorun kapıdan içeri girmeğe çalışırken ortaya konacaktı.

Dışarıda aynı anda kapıdan odaya girmek için yapılan hücüm nedenle kapıdan içeri giremeyeceğiniz kadar bir kalabalığın kapıya yönelimesi ile kapı girişinde sıkışma, hatta bu sıkışma nedenle içeri girememe ortaya çıkacaktır.

Kapıdan kolaylıkla içeri girmek aslında alan yönüdür. Ama birim sürede kapıdan içeri girmenin bir kapasite sınırı vardır. Ve kapıya bir birim süre içinde girilecek durumdan daha çok durumla kapıya doğru hücum edilirse birim sürede giriş yapması gerekenden fazlası, kapı girişinde sıkışıklık yapar.

Bu yığılma noktasında büyük direnç oluşur. İşte bu direnç durum içinde siz alan yönü ile kapıdan girmek yerine sıkışmaktan ötürü yine daha fazla enerji harcamakla; bacadan, pencereden, çatıdan içeri girmeyi yeğler olacaksınız. İçeri girmenin dayanılmaz afinesine karşı bu zorluk göze alınıyordu.

Hatta alan yönüne zıt durumla pecede bacada girmek gibi duvara da bir delik açıp içeri gireceksiniz. Göreceksiniz ki alan yönüne ters olmanıza rağmen kapıda sıkışıp, itişip kakış yapmakla birbirine omuz direyenlerin birçoğundan daha önce içeri gireceksiniz.

Üçüncüsü de bir var oluşun alan yönünü içindeki olası geçiş ve rekabetçi eylem daralması veren sıkışma karşısındaki kişilerin ortamdaki rekabetçi dirence karşı harcayamayacakları sıkışma enerjisi, adeta yokuş yukarı olmanın direncine karşı harcanan enerji türünde olmaktadır.

İşte hayat veya var oluş böylesi olamlar alanıdırlar. Hayat her durumla vardır. Ama hayat hiçbir şeyle belirlenmez. Siz hayatla, olgu ve olaylarla birini belirlediğiniz an diğerini de belirlemiş olursunuz. Hayat var oluşun ayrılmaz bir yüzüdür. Hayata mı var oluş diyoruz? Yoksa var oluş mu hayat? Eğer olup biten süreci anlamaz isek burası biraz bilinmez olur.

Var oluş bir enerji düzeni ve bir enerji örgütlenmeli var oluşla, çevrimdi. Düzen örgütle olur, örgütlenme de düzenle birbirinin kontrol çevrimidirler.

Canlılık cansızlığın zıddı değildir. Çiçeğin domurcua oranıdır. Canlılık bir durumdaki enerji akışının canlanma olacak deşarj durumuna en yakın oluştur. Evet aydınlığın içinde girişirken kesişen dalgaların kesim yerleri karanlık kümeler öbeğini oluşturur.

Beğen

Bayram KAYA 1
Kayıt Tarihi:24 Eylül 2019 Salı 17:33:45

NASıL YAŞAR NASıL ÖLÜRÜZ 49 - 50 YAZISI'NA YORUM YAP
"Nasıl Yaşar Nasıl Ölürüz 49 - 50" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.