uğurdemircan
46 şiiri ve 20 yazısı kayıtlı Takip Et

Son salıncak (öykü, kalemderhane dergisi/7.sayı 2017)



Çevreyi iyi göremiyordum. Çok sallantılıydı ve bir hışırtı duyuyordum sadece: Kâğıt kaplıydı etrafımda. Üstünde siyah işaretler vardı, resimler vardı. Neden sonra, bir evin bahçesinde açıldı kâğıt. Güneş gözümü aldı önce. Alıştım, bakındım etrafa. Sağlı sollu bitkiler, fideler, su emiyorlardı topraktan. Beni getiren adamı gördüm. Bıyıklı, uzun boyu biriydi. Gür kaşlarının altında çakır gözleri, yanaklarında boylu boyunca çizgileri vardı. Kalender birine benziyordu. Bahçeyle hemhal, tevekkül içinde uğraşıyordu.

Al bu senin, dedi yanındaki çocuğa. Beni uzatmıştı. Adamın üçte biri boyundaydı çocuk. Beni eline aldığında, sevinmiş gibiydi. Nazikçe tutuyordu. Kırmaktan korkuyordu, anlamıştım.

İğde ağacının yanında, briket duvarın dibinde bir yer açtılar toprakta. Benim sığabileceğim kadar. Usulca koydular beni. Altıma azıcık toprak... Fazla yer kaplamazdım zaten. Alt tarafı küçücük bir dut fidesiydim ben. Çocuk çok sevinmişti.

Can suyu gerek şimdi, demişti adam. Getir dök ki yerleşsin toprağa iyice. Koştu getirdi çocuk. Döktü. Ooh! Hakikaten iyi gelmişti. Bugün gibi hatırlıyorum. Minicik dallarımı açıp gerindim biraz. Bu arada onlar gitmişlerdi, görmediler. Köklerimi de uzattım biraz gevşek toprakta aşağı doğru. Rahattı doğrusu yerim. Şimdilik hiç yaprağım yoktu ama çıkardı nasılsa. Yanımdaki iğdeye baktım, çok yüksekti. Beni fark etmemişti bile.

Çocuk bana çok meraklıydı. Her gün, güneş tepeyi az geçince geliyordu koşa koşa. Kapkara bir giysisi oluyordu üstünde. Suyumu veriyordu, dallarımı okşuyordu. Ama büyümem için çok acele ediyordu bana kalırsa.

Bir sabah, bir dalımda kaşıntıyla uyandım. Evet, uyandım. Biz bitkiler uyumayız mı sandınız? Bütün gece ne yapacaktık ya uyumayıp. Neyse, dalımda bir ufak tomurcuklanma başladı. Akşam olmadan da ilk yaprağım çıktı. Ben bile sevindim, ne yalan söyleyeyim. Çocuksa havalara uçtu zaten. Baba, diye bağırarak eve koştu. Gelmedi ama babası. Adam anlıyordu bizim hallerimizden, belliydi. Geçen gün, karşı duvardaki asmaya bir şeyler yaptı epeyce. Gidince sordum, aşıymış. Üzüm versin diyeymiş. Elmayı da budadığını görmüştüm. İşi biliyordu adam.

Gel zaman git zaman, epeyce büyüdüm. Artık bütün dallarım yaprak doldu. Dallarım da uzamıştı zaten. Ben artık meyve veririm diye düşünüyordum. Ne de olsa, avarlıktaki domates ağaçlarının boyuna gelmiştim. Bir gün sulama yaparlarken -ki çocuk bu sulama işlemine bayılıyordu- babasına sordu: "Ne zaman dut verir baba?" Daha çok var, dedi babası. "İğdenin boyuna gelmesi lazım!"

Of dedim, bitmez benim bekleyişim. Domates de ağaç değilmiş zaten. Ağaç dediğin iğde gibi olurmuş. Öğrenmiştim. İğde de hâlâ yüzüme bakmıyordu. Çok canım sıkılıyordu bu duruma. Büyüyünce onun gibi kibirli olmamaya karar vermiştim.

Sese uyandım bir gece. Bahçe duvarından birinin atladığını gördüm. Evdekilerden biri değildi. Sessizce eve yöneldi. Balkona tırmanıp ufak pencerelerden birini açmaya çalıştı. Uğraştı epeyce. Sonra bir ses duydu galiba; korkup kaçtı geldiği yerden. Giderken karşımdaki domatesin üstüne bastı. Dallarını kırdı. Çok üzüldük hepimiz. Evdeki adam sonraki gün, domatesin kırılmış bedenine baktı. Duvara baktı. Düşünceli düşünceli dolandı biraz bahçede.

Bir gün evde hareketlilik oldu. Gürültü oldu çok. Akşam baktım ki pencerelerdeki örtüler gitmiş. Evde de ses seda kesilmişti. Terkedilmiştik galiba. Ertesi gün sulamaya gelen olmadı. Korktum ne yalan söyleyeyim.

Yanımdaki iğde ilk kez konuştu. Hah, dedi. "Bunlar da gitti işte. Şimdi eve yeni birileri oturuncaya kadar su filan bekleme!" Ağlamaya başladım. Yapma, dedi. "Suyunu boşa götürme!" Farkımdaymış demek benim, diye düşündüm. Teselli buldum biraz ama çocuğu şimdiden özlemiştim.

Ertesi gün babasıyla çıktı geldi. Bir elinde çapa, bir elinde kâğıtlar vardı. Beni götürmeye gelmişti. Sevinçten ölebilirdim! Toprağımdan dikkatle çıkardı. Kâğıda sararken, hoşça kal, dedim iğdeye gülümseyerek. İğde olgun ve endişeli bir şekilde güle güle, dedi. "Umarım tutarsın gittiğin yerde"

***

Epeydir yağmur yağmıyor. Sulayan da yok zaten. Bu seneki meyvemden kuşlar dışında yiyen olmadı. Biraz da arılar, o kadar. Yanı başımdaki inşaat bittiğinden beri bahçeye gelen olmadı. Bina da çok yüksek oldu hani. Güneşi zor görüyoruz artık. Günde bir saat ya var ya yok.

Çocuğu görmeyeli yıllar oldu. Taşındıkları her eve beni de taşımıştı. Ben de elimden geldiğince köklerimi derine salarak yerleşmeye, çocuğu üzmemeye çalıştım. En son, bu bahçede epeyce büyüdüğümden, söktürmedi babası. Babasının boyunu bile geçmiştim artık. Gittiler. Meyvelerimden yiyemedi hiç çocuk. Ona üzülürüm hâlâ.

Şimdi epeyce büyüdüm. Gövdem insanlardan geniş. Dallarım, bir evlik yer kaplıyor diyebilirim. Bazen, yıkık duvardan mahallenin çocukları atlayıp meyvelerimi silkelemeye çalışırlardı. İp atıp salıncak kurarlardı dallarıma. Bu yıl onlar da gelmedi. İnşaattan korktular galiba.

Dün birileri geldi bahçeye. Sağa sola atılmış tahta parçalarını, öteberiyi topladılar. Ellerinde uzun bir şeritle ölçüm yaptılar bahçede. Bana baktılar sonra. Aralarında biraz konuştular. Tam duyamadım yapraklarımın hışırtısından ama yarınla ilgili bir şey dediklerini duydum. Ne olacak ki bugün?!

Bakın işte geliyorlar. Dünkü adamlar bunlar. Bir iki kişi daha var fazladan. Ellerinde çeşitli aletler... Bidondan bir sıvı döktü alete, adamın biri. Aletin ipini asıldı bir kaç kez. Korkunç bir gürültü çıkarmaya başladı alet. Üzerime geliyor. Onunla ne yapacak ki! Ah be çocuk, neredesin.

***

Ah be çocuk. Bugün yine söyleyemedi.

Af edersiniz, size anlatmadım: Belediyenin önündeki parkta bir bank oldum ben! Kesildikten sonra bir atölyeye götürdüler, orada daha büyük aletlerle şekilli şekilli kestiler, vidalarla birleştirip boyadılar. Kuruyunca da getirip buraya koydular. Meyve veremiyorum ama yine de fena sayılmaz durumum.

İnsanlar oturup dinleniyor her gün üstümde. Yaşlılar oturuyor çoğunlukla. Şehrin eski güzel günlerini yad ediyorlar. Şimdi ne kadar büyüdüğünden, kalabalıklaştığından, böyle parkların, ağaçların ne kadar azaldığından söz ediyorlar. Beni kestikleri yeri düşünüyorum. Sanırım yine bir bina yapılmıştır oraya da. Çocuklar nereden bulup da dut yiyecekler şimdi diye düşünüyorum. Salıncak kurabiliyorlar mıdır o yeni binalara?

Geçenlerde, o benim çocuk geldi. Çok sevindim. Büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuş kerata. Bir kızla buluştu. Oturdular, iki ayrı ucumda. Havadan sudan konuştular. Sonra kız gitti. Bugün yine buluştular. Kıza bir şey söylemeye çalışıyor, belli ama yine söyleyemedi. Ben de yardım edemiyorum ki. Yapraklarım olsa meselâ eskisi gibi, düşürsem bir tanesini aralarına. Ah be çocuk!

SON
Uğur DEMİRCAN, Aralık 2016, İZMİR

Beğen

uğurdemircan
Kayıt Tarihi:2 Eylül 2019 Pazartesi 10:52:42

SON SALINCAK (ÖYKÜ, KALEMDERHANE DERGISI/7.SAYı 2017) YAZISI'NA YORUM YAP
"SON SALINCAK (Öykü, Kalemderhane Dergisi/7.Sayı 2017)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
n.kaygısız
2 Eylül 2019 Pazartesi 22:10:50
Ne hoş bir öykü...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


uğurdemircan 3 Eylül 2019 Salı 11:34:10
Teşekkürler
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.