sakine gençyılmaz
0 şiiri ve 4 yazısı kayıtlı Takip Et

Gülüzar



GÜLÜZAR

Kaşkar’ın eteklerinde, coşkun nehrin oluşturduğu vadinin yamaçlarında, yeşilin diğer renklere olan uyumuyla şirin küçük bir köy, İhtiyarlar köyü. Temmuz ve ağustos aylarında Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmir’den gelen oğullar, kızlar, gelinler, damatlar ve torunlar. Köy onlarla coşuyordu. Nehirde yüzen çocukların cıvıltısı, akşamları akordeon çalarak eğlenenlerin coşkusu, üzüm şarabı içerek sarhoş olan gençlerin narası şenlendirirdi. Kadınlar imece usulü bir araya gelir, hamurlar yoğrulur, yufkalar ekmekler hazırlanır, fırınlar yakılırdı.
Gülüzar Nine de sabırsızlıkla beklediği oğlu ve gelini için hazırlık yapıyordu. Oğlu Ozan için Tonya, İpek, Halime ve Zeliha hep beraber silor yapmışlardı. İçlerinden en çok Zeliha’yı sever, birbirlerine ahiretliğim derlerdi. Gülüzar Nine fırını yakmış taze ekmeğin pişmesini bekliyordu. Seksen yaşında olan Tonya Nine iri yarı hükümet gibi bir kadındı. Konuşmaya başladığında yamaç köy duyardı. Elindeki beş şişle çorap örüyor bir taraftan da bağıra bağıra seksen üç yaşındaki İpek Nine’ye köyün akıbetini anlatıyordu. İpek Nine çok zayıf, narin, minyon, bir kadındı. İnsanlar duymasın diye sessizce konuşan ama sürekli konuşan İpek Nine tam kırk yıldır kocasıyla konuşmuyordu. Küsmüşlerdi. O da hatırlamıyordu niçin küstüklerini. Peşkirin içine koyduğu sarımsakları ayıklarken Tonya Nine’ye köyle ilgili kaygılarını mıy mıy anlatıyordu. Birbirlerini dinlemiyorlardı. Gülüzar Nine gülmemek için zor tutuyordu kendini. Zeliha Nine ile beraber şakalaşır kızdırırlardı. Zeliha Nine 71 yaşında olmasına rağmen genç kızlara taş çıkarırdı. 30 yaşında kocasını kanserden kaybetmiş, iki çocuğunu tek başına büyütmüştü. Gülüzar Nine derin bir iç çekip “Keşke Zeliha da burada olsaydı.“ diyerek fırının kapağını açtı. Ekmekleri ters düz ettiği sırada Halime Nine salına salına yanlarına geldi; “Köyün ahvali ne olacak kadınlar?“ diyerek yoluna devam etti. Halime Nine altmış sekiz yaşındaki Gülüzar Nine ile akrandı. Köyün en güzel kadınıydı. Seçimlerde yeterli reyi alamamış, muhtarlığı Gülüzar Nine’ye kaptırmıştı.

Günün yorgunluğu ile karşılıklı çekyatta uzanmış TRT 4’teki Türk Sanat müziğini dinliyorlardı. Ağır hareketlerle uzandığı yerden doğruldu. Terliğinin birini ayağına geçirip küçük adımlarla karısının yanına gidip başında dikildi. Birkaç dakika durup antreye doğru yürümeye başladı. Kapının yanındaki kızılcık ağacından yapılma bastonunu alıp kapıyı açmaya çalıştı. Kilitli olduğunu fark edince öylece durdu! Salona doğru yürümeye başladı, yürürken ayaklarına bakıyordu, içeri girdi ve terliğinin diğer tekini de ayağına geçirip tekrar karısına doğru yürüdü. Eğilip yüzüne baktı! Uyuyordu horultusu televizyondaki müziğin sesini bastırıyordu. Hızlı adımlarla antreye yürüdü. Bastonuyla kilimin ucunu kaldırıp anahtarı almak için eğildi. Alıp kapıyı açtı. Balkondaki sedire oturup çınar altında oynayan çocukları seyre daldı. Avdan dönen gençler yokuş aşağı indikleri sırada: "Pisike vurdum taş, inan gözleri doldu yaş, inan. Ayvinin gözleri humar humar, birini açar birini yumar.” İbrahim Dede’ye laf atarak “İbrahim Dede nasılsın? Hocam iyi görünüyorsunuz. “ diyerek yollarına devam ettiler.“ Ayvinin gözleri humar humar, birini açar birini yumar.” İbrahim Dede boş gözlerle bakıyor cevap vermiyordu.

Köyünde okul olmadığından 6 km uzaklıktaki Maden köyünde okumuştu. Zeki ve çalışkandı. İdealist öğretmeni, İbrahım Dede’deki azmi görüp karşısına alarak: “ Kars Cılavuz’da Köy Enstitüsü açıldı. Zeki, çalışkan köy çocuklarını sınava alıyorlar. Sen de bu sınava girmelisin.”demişti. İbrahim Dede bu çocuklardan biriydi. Cılavuz Köy Enstitüsü sınavında başarılı olup okula alınmıştı. Yurttaşlık Bilgisinden matematiğe, fizikten kooperatifçiliğe, askerlikten resme, beden eğitiminden ekonomiye, tarımdan demirciliğe, Fransızcadan öğretmenliğe, müzikten arıcılığa, hemen hemen bütün alanlarda eğitim görmüştü. Okulu bitirip köyüne döndüğünde İhtiyar Heyetini toplayıp gönüllü ya da zorunlu olarak köylerine okul yapılmasını, bunun için de her evden maddi olanakları doğrultusunda katkı yapılması gerektiğine ikna etmişti. İbrahim Dede sevilen sayılan ve hak yemeyen biriydi. Köyün yarısını okutmuştu. Kendinden on beş yaş küçük olan Gülüzar Nine de bunlardan biriydi.

Dışarıdaki sesi duyan Gülüzar Nine olanca gücüyle kalkıp telaşla balkona çıktı. Kızarak: “İbrahim niçin böyle yapıyorsun? Beni öldürmek mi istiyorsun? Seni kaybedersem ben ne yaparım, çocuklara ne derim? “ diye söylendi. İbrahim Dede’nin korkulu gözlerle baktığını görünce, sakinleşip sedire oturdu. Yanına yanaşıp konuşmaya devam etti: “Bilirim, bir üzgü bin avaz yapar. Anlamıyorsun farkındayım. Beni çok üzüyorsun.” Elini kocasının bacağına koyarak: “Ben seninle ne yapacağım? “ diye sordu. Sevgililer gibi el ele tutuştular. İbrahim Dede, başını Gülüzar Nine’nin göğsüne yasladı. Gülüzar Nine’nin kalbi hızla atıyordu. Hoşuna gitmişti. “ İbrahim ben kimim?” diye sordu. Konuşmaya çalışan İbrahim Dede’nin ağzından zar zor çıkan kelime ”Annem.” olmuştu. Gülüzar Nine gözyaşlarıyla “Aç mısın? Yemek hazırlayım mı?” diye sordu. İbrahim Dede mutlu bir şekilde kafasını salladı. Gülüzar Nine ayağa kalkıp azarlayarak “Kalk düş önüme, ben mutfaktayken salonu karıştırmadan otur bekle.” dedi. Sonra derin bir iç çekti. Kocasını salona götürdü ve TRT 4’teki Türk Sanat müziğine eşlik ederek mutfağa gitti. Bir gece önce beklettiği ısırgan otlarını süzgeçten geçirip yıkadığı sırada şarkısını mırıldanıyordu. “Dünyada ne günler yaşadım gördüm. Bir bahar gibiyim kışlara döndüm…” Soğanı tereyağında kavurup, ısırgan otunu, bulguru, tencereye koydu. “Artık her arzumu kalbime gömdüm. Hayat sen ne çabuk harcadın beni…” Domatesleri tencereye doğrarken gözyaşlarını tutamıyordu. Ocağın altını kısıp sandalyeye oturdu. Söylenmeye başladı: “Genç değilim, yaşlandım. Bedenim yorgun, bana bir şey olursa kim bakar? Hiçbir yere sığmaz, huzurevine gönderirler.” Tabaklara yemekleri doldurup kocasına seslendi: “İbrahim sofra hazır.” Birkaç dakika sonra tekrar seslendi ve “ İbrahim” diyerek salona gitti.
İbrahim Dede televizyonu kapatmış karanlıkta camdaki suretini seyrediyordu. Gülüzar Nine usulca yanına gelip omzuna dokundu. Dokunmasıyla irkildi. Ağır hareket eden İbrahim Dede bir anda arkasına dönüp “Sen kimsin?” diye sordu. Bu duruma alışık olan Gülüzar Nine: “Karınım karın, kim olacaktım! Beni uğraştırma, senin için çinçar yaptım hadi gel yemek yiyelim.” dedi. Beraber mutfağa geçtiler. İbrahim Dede’yi divana oturtturdu. Yediklerini üzerine dökmemesi için elleriyle diktiği beyaz bir bezi yakasına taktı. Çinçarın üzerine yoğurdu döküp İbrahim Dede’ye anahtarı nasıl bulduğunu sordu ve çinçar dolu tabağı önüne koydu, cevabını öğrenemeyeceğini bilerek. Dünyadan bir haber yemeği döke saça ağzını şapırdata şapırdata yiyordu. Gülüzar Nine sofrayı toplayıp buzdolabının üstündeki ilaç torbasını alarak kocasına ilaçlarını içirdi. Kendisi de tansiyon hapını içti. İbrahim Dede oyalansın diye bir deste iskambil kağıdını masaya bırakıp bulaşıkları yıkamaya başladı. Yıkarken kocasına: “Fal açıyor musun? Falımızda ne çıkıyor? Mezraya kaç hane gelecek, yerleşebilecek miyiz? Of of ne çok işim var. Sen yanımda olsaydın beni terk etmeseydin ne güzel olurdu İbrahim değil mi? “ diyerek bulaşıkları yıkamaya devam etti. İbrahim Dede kağıtları karıştırıyor, masaya rastgele dizip bozuyor, tekrar karıştırıp diziyor, ağzında bir şeyler eveleyip geveleyip duruyor ne söylediği anlaşılmıyordu. Bazen çok seri konuşuyordu.
Bulaşıkları bitiren Gülüzar Nine çayı demleyip İbrahim Dede’ye “Bugün evden kaçmadığın için ödül olarak iki bardak çay ikram edeceğim. Üç de olabilir. ” dedi ve çayından bir yudum alıp gülerek konuşmaya devam etti: “Tonya ablayla İpek abla o kadar çok konuştular ki nerdeyse ikisinin de tansiyonu çıkacaktı. Eve zor gittiler. Vallahi alem kadınlar. ” İbrahim Dede tanımadığı sürekli konuşan güzel nineye sevgiyle bakıyordu.”Sen kimsin?” diye sordu. "Ya Halime’ye ne demeli! Geldi keyfimizi kaçırdı, yok efendim köy istimlak oldu sen muhtar değil misin? Mezraya kimler ev yapacak kimler gelecek başımın etini yedi. Zeliha’ya da darıldım hiç konuşmuyor sessizce oturuyordu.İbrahim Dede’nin çayı bitmiş doldurulması için bekliyordu. Gülüzar Nine çayını höpürdeterek: "Ne çok seversin çayı oturur tek başına bir demlik çayı bitirirdin bak şimdi ne oldu?" diye sordu. Sonra da sessizce karşılıklı çaylarını içtiler. Masayı topladı ve divanın en sevdiği köşesinde uyumaya başladı. İbrahim Dede kağıtlarla uğraşıp sövüp sayıyordu.Sunturlu küfredip öfkeleniyordu.Hafazanallah diyerek uyanan Gülüzar Nine, İbrahim Dede’ye dönüp: "Kalk yatmaya hazırlanalım." dedi. Tuvaletini yaptırdıktan sonra yatak odasına gittiler. Pijamasını giydirip yatağa yatırdı. Üzerini örtüp yanağını öperek " Benim canımı sıkma. Yatağa da işeme. Beni uyandır çişin geldiğinde ördeğe işersin tuvalete kalkmana gerek kalmaz. " diyerek söylendi. İbrahim Dede mahçup gözlerle baktıktan sonra öfkelenerek "Ben yatağa işemiyorum!" dedi. Gülüzar Nine üstünü değiştirip geceliğini giyinip günün yorgunluğu ile yatağa uzandı. Derin bir nefes aldı…

Kocası, can yoldaşı çocuğu olmuştu. Canı sıkılsa da onun bazı halleri hoşuna gidiyordu. Sevgiyle yaklaşıp eskisi gibi azarlamıyordu. Azarladığında kızıp bağırdığında dünyayla ilişkisinin koptuğunu, söyleneni anlamadığını, boş boş etrafına bakındığını biliyordu. Gülüzar Nine bu durumu kabullenmek için çok uğraşmıştı. Sonunda çözmüştü: sevgiydi, sabırdı, hoş görüydü; sevgi her şeyin ilacıydı.
Gözlerini açıp pijamasına dokundu. Islak olduğunu fark ettiğinde panikle yataktan kalktı. Gülüzar Nine’ye yaklaştı. Eğilip sessizce yüzüne baktı ve omzuna dokunup "Mircan Mircan kalk." dedi. Gülüzar Nine gözlerini açıp "İbrahim yat. Ben Gülüzar yorgunum uğraştırma beni." diye söylendi. Sonra tekrar horlamaya başladı. İbrahim Dede çişli pijamasıyla salona gidip çekyatta biraz oturdu. "Mircan" diyerek kendi kendine konuşuyordu. Ayağa kalktı. Vitrine doğru gidip çekmeceleri karıştırdı. Bir şeyler arıyor gibiydi. Çekmeceleri açık bırakıp hızlı adımlarla mutfağa giderken sürekli "Mircan" diyordu. Divana oturmasıyla kalkması bir oldu. Çaydanlığa su doldurup çakmağı aradı. Tereğe asılı olan çakmağı alıp ocağın altını yaktı. Çaydanlığı ocağın üstüne koyup kavanozun içindeki çayın yarısını demliğe boşaltıp tezgahın üzerine koydu. Etrafı süzüp banyoya doğru yürüdü. Banyo kapısının önünde durup pijamasını çıkardı. Sararmış donuyla lavabonun yanındaki dolaba doğru gidip tıraş makinesini alıp lavabonun içine bıraktı.
Banyodan gelen takır tukur sesleri Gülüzar Nineyi uyandırmıştı. Sehpanın üzerindeki gözlüğünü takıp saate baktı. Saat sabahın beşiydi. Bir of çekip yataktan kalktı. Yeleğini sırtına geçirip İbrahim Dede’nin yatağına gitti. 25 yıl olmuştu yataklarını ayıralı. 1980 yılında 12 Eylül Darbesiyle oğlunu ve gelinini devrimci diye tutuklamışlardı. Haberi aldığında dünyası başına yıkılmıştı. Ağlayarak kocasına yalvarmış bir şeyler yapmasını istemişti. İbrahim Dede darbenin ülkeye faydalı olacağına inanmış, oğluna ve gelinine kızdığı için tercihini darbeden yana yapmıştı. Gülüzar Nine’yle sürekli tartışıp bir daha çocuklarla ilgili bir şey istememesini sert bir üslupla dile getirmişti. O gün bir karar vermişti Gülüzar Nine saçlarını bir daha boyamayacak, kocasıyla ayrı yatacaktı.
İbrahim Dede yatakta yoktu. Yorganı kaldırıp çarşafı ıslak görünce öfkelenip İbrahim Dede’ye seslendi: "Allah’ın cezası, Allah seni bana ceza olarak mı gönderdi! Benim bu çilem nedir, adam nerdesin?" diyerek odadan çıktı. Banyo kapısının önünde yerdeki pijamayı görüp banyoya doğru yürüdü. İbrahim Dede’nin sararmış ıslak donuyla lavabonun yanında dikildiğini, korkulu gözlerle baktığını görünce içi acıdı. Ama öfkesini dindiremiyordu. Bıkmış, bezmiş, canı burnuna gelmişti. Dayanamıyordu. Çocuk gibi her gün banyosunu yaptırıp üstünü başını temiz tutmaya özen gösteriyordu. Biliyordu havanda su dövmek gibiydi bu. Bazen ölmesini istiyor, sonra pişman olup suçluluk duyarak kendisine kızıyordu. Şofbeni açıp kovaya sıcak su doldurdu. İbrahim Dede’yi soyup tahta tabureye oturtturdu. Sesinin tonunu ayarlayarak daha sevecen bir üslupla "İbrahim çocuk değilsin ki niçin uyandırmadın? Bana hiç mi acımıyorsun? Canımdan bezdirdin vallahi Allah canımı alsa da kurtulsam!" Gülüzar Nine sessizce ağlıyordu. İbrahim Dede’yi yıkarken burnuna pis bir koku geldi. Onu banyoda bırakıp koşar adımlarla mutfağa gitti. Çaydanlığın içindeki su bitmiş, sapı yanmış, kararmaya başlamıştı. Ocağı söndürüp havalandırmak için camı açtı. Tezgahın üstü, cecimin üstü, her tarafa kuru çay dökülmüştü. Divana oturup etrafı süzdü. Ya sabır çekip ayağa kalktı. Antreye giderek yeleğinin cebinden dış kapının anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.

Derin bir nefes alıp kuşların cıvıltısını dinledi. "Allah beterinden saklasın." diyerek tekrar banyoya gitti.
İbrahim Dede köpüklü bir halde ayakta bekliyordu. Tıpkı suçlu yaramaz bir çocuk gibiydi. Hiçbir şey söylemeden yıkayıp bornozunu giydirdi ve beline sarılıp salona götürdü. Temiz çekyata oturtup "Dağıtmadığın bura kalmıştı İbrahim ellerine sağlık. " diye mırıldandı. Vitrinin çekmecelerini kapatıp radyoyu açtı. Kanalları yoklayıp Türk sanat müziğini buldu. Banyoya gidip vasistası açtı. Yatak odasındaki camları da açtı, cereyan yapsın diye. Eşofmanlarını alıp salona geçti. İbrahim Dede’yi giydirdiği sırada "Biraz uyu kahvaltıyı hazırlayıp uyandırırım." dedi. İbrahim Dede hırçınlaşıp dudakları titreyerek "Uykum yok. " diye itiraz etti. Gülüzar Nine sehpayı önüne çekip tavlasını getirdi. "İbrahim tavla oyna. Neyle avutayım bilmiyorum ki." dedi.
Mutfağa gidip kendi elleriyle dokuduğu cecimi halının üstünden kaldırıp çırpmak için balkona götürdü. Çırptığı sırada Zeliha Nine fırının kapısından seslendi, çalıları taş fırına atarken: "Günaydın Gülüzar, İbrahim ağbi yine ne yaptı?" En samimi arkadaşıydı. Onunla dertleşir, onunla ağlar, kimseyle konuşmazdı onunla konuştuğu gibi. "Ah Zeliha ah yanına geliyorum şimdi anlatırım." diyerek merdivenlerden söylene söylene indi. Fırının kapısına gidip kesilen iri zeytin ağacının kütüğüne oturup anlatmaya başladı. Zeliha Nine kafasını sallayıp "Ne yapacaksın Gülüzar işin zor. Vah İbrahim ağabeyim vah, bu ne illet bir hastalıktır. Aklım almıyor. Çocuklara altına kaçırdığını söyledin mi?" Gülüzar Nine: "Yok be Zeliham ne olacak söylesem. Saat 10 gibi kahvaltıda olurlar inşallah. Sen de gel beraber yaparız." Ayağa kalkıp "Şimdi kim bilir neler yapıyordur!" diyerek merdivenlerden söylenerek çıktı.
İbrahim Dede salonda tavlayla cebelleşiyordu. Zarları sallarken sunturlu küfürler sıralıyordu. Gülüzar Nine çişli çekyatı silip ortalığı toparlarken İbrahim Dede’ye söyleniyordu: "Birazdan çocuklar gelecek. Şu evi ne hale getirdin! İşin gücün bana eziyet etmek. Vallahi dayanamıyorum. Ozan’a söyleyeceğim, yarın çarşıdan yetişkin bezi alsın. Böyle olmuyor! O da bilsin babasının yatağa işediğini." Ortalığı temizlediği sırada ayak seslerini duydu. Heyecandan" Ozanım geldi İbrahim Ozanım"
Gülüzar Nine kalbi buruk kahvaltı sofrasını hazırlıyordu. Sadece oğlu gelmişti. Gelini ve torunu gelmemişti. "Niye? " diye soramadı. Oğlu da kocası gibi otoriterdi. Getirmediyse vardır bir sebebi diye düşündü. Kahvaltı sofrasını balkona hazırlamıştı. Ozan babasının koluna girmiş bir şeyler anlatıyordu. Baba oğul sedire oturdular. İbrahim Dede Ozan’a bakıp "Sen kimsin?" diye sordu. Ozan babasına acıyarak bakıp annesine döndü. Sonra da kahvaltı sofrasına bakıp "Anacım ellerine sağlık. Özlemişim bu sofrayı." dedi. Masada: bal, kaymak, taze siyah ve yeşil zeytin, kavrulmuş zeytin, kuşburnu marmelatı ,hurma ve üzüm pekmezi,beyaz peynir, lor,çeçil,tereyağ,mısır ekmeği, haşlanmış yumurta, kuymak. Gülüzar Nine yıllardır sabah kahvaltısında kuşburnu çayı içerdi. İbrahim Dede bundan pek haz etmese de mecburen içiyordu. Kuşburnu çayını bardaklara doldururken Ozan babası ile şakalaşıyordu. "Baba yıllardır anam zorla kuşburnu içiriyor. Hak ettin ama sen de az anama çektirmedin." Gülümseyerek bardağından bir yudum alıp ekmeğini kuymağa bandırdı. Ağzındaki lokmasını bitirip konuşmaya devam etti: "İkna edebildin mi? Muhtar anam köyden kaç hane mezraya ev yapacak?" O sırada Gülüzar Nine ayağa kalkmış" Zeliha nerde kaldı" diye söyleniyordu. Ozan: "Ana hayırdır birini mi bekliyorsun?" Gülüzar Nine: "Oğul Zeliha teyzeni bekliyorum. Bizimle kahvaltı yapacaktı. Nerde kaldı bu kadın!" dediğinde Ozan lokmasını yutamadan "Ana ne diyorsun? Hangi Zeliha?" Gülüzar Nine göz yaşlarına hakim olamamış sandalyede oturmuş oğluna bakıyordu. İbrahim Dede hiçbir şeyden habersiz döke saça kahvaltısını yapıyordu. Ozan sinirlenerek ayağa kalkıp anasının dizi dibinde ellerini tutarak "Ana Zeliha teyze öleli beş sene oluyor. Aklım babamdayken sıra sana mı geldi? Şimdi de seni mi düşüneyim! Yapma güzel anam, kahvaltıyı zehir etme." Gülüzar Nine göz yaşlarını silerek Ozan’ı yanağından öpüp ayağa kaldırdı. Zar zor yutkunup sesi titreyerek" Ben iyiyim oğul. Arada Zeliha teyzen gelir aklıma. Üzme tatlı canını. Hadi kahvaltımızı yapalım." Ozan sakinleşerek " Sizi Ankara’ya götürüyorum. Olmuyor böyle! Babama bakmak zor! Doktor ne demişti? İlerleyen Safalarda sizi tanıyamayacak, kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak, ana yatağı ıslatacak,kendine yapacak. Zor be anam. Gel etme eğleme he de sizi götüreyim. Mezrada ev yapsak kim kalacak? İnat etme güzel anam. "

İhtiyarlar köyü şirin bir köydü, insanlar sırtlarında toprak taşıyarak, yamaç kayaların üzerine set set duvarlar örerek köyü oluşturmuşlardı. Baraja kurban etmişlerdi bağları, bahçeleri, evleri, hatıraları,umutları. Hepsi suya gömülmüştü. Gülüzar Nine yılmadan köydekileri ikna edip birbirlerine destek vererek mezraya 30 hane inşa etmişlerdi. İbrahim Dede, Tonya Nine, İpek Nine mezraya yapılan evleri görememişlerdi. Oğlu Ozan çatıyı onarırken gelini mutfakta yemek pişiriyordu. Gülüzar Nine yanında ahretliği Zeliha ile avluda oturmuş mezranın temiz havasını soluyup manzarayı seyrediyorlardı. Halime Nineyi görünce Zeliha’yı dürtükleyerek "İşgilli göt dıngılar. Bak nasıl da salına salına geliyor." Gülüştüler. Halime Nine sinirlenerek "Deli gibi ne kendi kendine gülüyorsun, ağlanacak halimize!" diyerek Gülüzar Ninenin yanında duran boş sandalyeye oturdu. Çatıyı onaran Ozan’a seslendi: "Ozan duydun mu? Altın, gümüş, bakır, başlarına yıkılsın! Maden ocağının yolunu köyün ortasından geçirecekler." Ozan gülerek " Halime teyze üzülme, endişelenme. Anamın aklında bir şeyler var halleder." dedi.

“Cerattepe mevkii ile Genya Dağında planlanan madencilik faaliyetlerin durdurulması ve doğa katliamına son verilmesi için imzanızı ekleyin, kampanyaya destek verin”.
sakine gençyılmaz 14.04.2014

Beğen

sakine gençyılmaz
Kayıt Tarihi:23 Ağustos 2019 Cuma 02:09:09

GÜLÜZAR YAZISI'NA YORUM YAP
"GÜLÜZAR" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
CananBul
25 Ağustos 2019 Pazar 21:11:08
Hem güldürdün hem ağlattın hem düşündürdün kalemine emeğine sağlık kişisel gelişim hocam Sayın Gencay Coşkun 5 harf tek kelime SEVGİ demişti bu hikayede sevginin gücünü bir kez daha gördüm. Başarılar canım Sakine Gençyılmaz kardeşim👏👏💐💕

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sakine gençyılmaz 25 Ağustos 2019 Pazar 21:34:55
Sevgili Canan çok teşekkür ederim.
gönül gençyılmaz
25 Ağustos 2019 Pazar 08:28:53
Román tadında.... Öykü içinde öykü olmuş.. Çok beğendim.. Sade akıcı bir dil.. Yazı uzun olmasına rağmen insan sıkılmadan okuyor ama sanki devamı varmış gibi duruyor.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sakine gençyılmaz 25 Ağustos 2019 Pazar 16:20:39
sevgili hocam teşekkür ederim.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.