De Demircioğlu
54 şiiri ve 37 yazısı kayıtlı Takip Et

Kendini ispatlama ve fark ettirme çabası



İnsan, hep kendini ispatlama ve fark ettirme gayretinde gibi. Bunu, olduğumuz ve olmak istediğimiz arasındaki farkı kapatmaya çalışmak, olarak görüyorum. Ama bu çaba genelde farkın kapanmasına değil, açılmasına neden olmakta. Sahip olmak istediğimiz bir düşünce ve inanç sistemi, bir kişilik yapısı, bir yaşam tarzı var. Doğruyu bulduğumuzu zannederek çabalamaya başlıyoruz. Düşünüyoruz, inanıyoruz, eyleme geçiyoruz fakat her ne hikmetse samimiyet kazanamıyoruz. Dini reddediyor; deistleşmek, ateistleşmek istiyoruz. Kişiliğimizi ve kendimizi kabullenemiyor, beğendiğimiz kişilere özenmeye başlıyoruz. Yaşam tarzımızı ve şartları beğenmiyor; ünlüler ve zenginler gibi yaşamaya çalışıyoruz. Bunları bir elbise gibi giymek istiyoruz üzerimize ama bu elbise genellikle ya bol geliyor, ya dar. Bol da gelse, dar da olsa üzerimize uymayan her elbise canımızı acıtabiliyor. Beş yaşındayken babamızın ayakkabılarını giymek, kırk yaşındayken bebeğimizin patiklerini ayağımıza geçirmeye çalışmak gibi birşey bu.

Geri planda hep kendini kanıtlama ve farklı gösterme, alışılmışın dışına çıkma, içinde yaşanılan toplumun normlarına ve kendi içsel kurallarına bir tür başkaldırı var aslında. Olumlu tarafları olmakla birlikte, bu başkaldırının dozu kaçırıldığı zaman hem bireysel, hem toplumsal acılara neden olabiliyor.

Kendimizi fark ettirme ve ispatlama çabamız; kendimiz gibi olmamızı ve öyle davranmamızı engelliyor genellikle. Zira orada kendimiz gibi değil, olmak istediğimiz gibi düşünüyor, konuşuyor, inanıyor ve hareket ediyoruz. Bu durumu hem biz seziyoruz, hem de insanlar... Dolayısı ile samimiyet eksik kalıyor hep.

Bir özel öğretim kursuna gittim bugün. Sohbet esnasında geçmiş dönemde bir öğrencinin, sınıfta ısrarla deist olduğunu vurguladığını, bu yönde konuşmalar yaptığını söyledi bir öğretmen. Bu örnek, beni lise çağlarıma götürdü. Ben de kendimi ülkücü olarak tanımlardım. Ama ülkücülüğü ideolojik mânâda bir içime sindirmişliğim falan da yoktu. Bu tanımlamanın sanırım yirmi beş yaşıma kadar etkisi altında kaldım ve bunu kendimi ispatlamak ve farklı göstermek için, bir argüman halinde kullandım. Sanırım bu öğrenci de benim yaşadığımı yaşıyor olmalıydı. Deist olduğu falan yok aslında, deist olup kendini farklı göstererek, ispat etmeye çalışıyor gibi geldi bana. İçinde bulunduğu ailenin ve toplumun normlarına aykırı hareket etmekten haz alıyor olmalı.

Farklı görünmeye çalışma ve kendini ispatlama gayretimizin bir nedeni de düşündüğümüz ve inandığımız gibi yaşamıyor oluşumuzdur diye değerlendiriyorum. Yaparak yaşayamadıklarımızı; konuşarak ve karşıt görüşlere saldırarak telafi etme gayretinde oluyoruz genelde. Yapmış gibi, yaşamış gibi, başarmış gibi bir tatmin duygusu yaşıyoruz. Aynı hayallerimizi ve hedeflerimizi rastgele herkese anlatarak, başarmadan yaşadığımız başarı hissi gibi.

Çok fazla konuşmaya ihtiyacımız yok gibi geliyor bana. Zira konuştukça aslında bizim de tam olarak birşeylere inanamadığımız izlenimini veriyoruz. Karşıt inanç ve düşüncelere çattıkça, olduğumuzun değil olmak istediğimizin, hatta muhalefet ettiklerimizin etkisinde olduğumuzun mesajını veriyoruz. Bu nedenle çoğu insanın iddia ettiği gibi olmadığı kanısındayım. Öyle değiliz aslında, sadece öyle olmak istiyoruz. Bunu başarabilenlerin ancak nefsi ile mücadele etmeyi öğrenmiş, kendini bir yandan olduğu gibi kabul ederken, bir yandan da kendi eksikliklerini görecek kadar psikolojik ve sosyolojik farkındalık kazanmış, düşünmek ve inanmak gibi iki mühim hasleti eyleme dönüştürebilen insanlar arasından çıkabileceğini düşünüyorum.

Beğen

Demircioğlu
Kayıt Tarihi:3 Ağustos 2019 Cumartesi 14:40:26

KENDİNİ İSPATLAMA VE FARK ETTİRME ÇABASI YAZISI'NA YORUM YAP
"KENDİNİ İSPATLAMA VE FARK ETTİRME ÇABASI" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Bir Dünyevî
4 Ağustos 2019 Pazar 05:30:07
idealler, gerçeklere yenildiği zaman aslında bu tür durumlar çıkıyor karşımıza.
düşünce sistemimizde meydana gelen değişiklikleri başta yakın çevremizden, uzak çevremize anlatmadığımız zamanlar ekseri orta yaş ve üzerine denk geliyor bu devir, toplumsal baskı, mahalle baskısına maruz kaldıkça boşvermişlik daha çok hissettiriyor kendini. boşvermişlik isyanı yavaş yavaş bedenimizi, fikrimizi ve vicdanımızı esir aldığında artık birey çıkıyor karşımıza.. birey kendisi kuvvetliyse toplumsal baskıya dayanabiliyor, değilse sükuta gömülüyor. Bu da doğal olarak ailevi yaşamdan, iş hayatına, iş hayatından kültürel isyana kadar gidiyor. ailede başlayan parçalanma yavaş yavaş topluma yansıyor.

karşımızdaki insan bizim fikrimizi, ki en doğru her zaman için kendi fikrimizdir, inançsal ve ben merkezli değil midir, kabul etmiyorsa onu suçlamaya, cahil görmeye başlıyoruz.

ben mezkezcilik aslında tanrıdan veya allah dan miras tüm insanlara. ki biz de onun zerre bir parçasıyız sonuçta. ateistler içinse bu fikir, doğanın ve kainatın parçasını olarak karşımıza çıkıyor.


nefis mücadelesi kavramı da zaten dinsel bir baskı olmuştur yüzyıllardır üzerimizde. bir çok kültürde ve atalar sözünde içimizdeki iyi-kötü, beyazköpek-siyahköpek, aydınlık -karanlık ve bunların orjininde de vicdan-akıl olarak okunur bu konu.

bunları da kendi içinde gruplandırırsak;
iyi-beyazköpek-aydınlık
kötü-siyahköpek-karanlık

içinde birinci grubun tek bir din, kültür veya millet ile ikinci grubun da yine aynı şekilde düşünürünüz..

kötünün; müslüman olamayacağı düşünürüz veya hristiyan yahudi,

oysa dindarların kötüleri gittikçe çoğalmaktadır.

siyah köpeğe yenilen beyaz köpeğin; içimizdeki iman, umut olduğunu düşünürüz, şeytaniliği siyahköpek temsil eder çünkü..

asırlardır gelişerek günümüze gelen bilgisel ve felsefi düşüncelerin aydınlığında şunu beyan edebiliriz.

ne beyaz tam beyazdır, ne de siyah tam siyahdır.

ne tanrı başlı başına haklıdır her konuda, ne de şeytan..

ne iyi, tamamen ene'den kurtularak iyi olabilir ki...

sonuçta; nefes aldığımız havayı paylaşmak bir çıkardır her insan için.. hava kirliliğinin artığı yerlerde temiz hava poşet satışlarını başka nasıl izah edebiliriz.

kendi toplumumun dini öğretilerini reddederek deist oldum, hayatımın en büyük değişikliğiydi bu. geriye dönülmesi imkansıza yakın bir süreçtir aynı zamanda. ve lakin bu düşüncenin yakın çevremden uzak çevreme eleştirildiği görmek beni üzüyor. aslında kendi adıma değil, onların adına beni üzüyor iç dünyamda.

din baskısı dünyadaki en kuvetli baskı olmuştur. bu baskıya başkaldırmak ne bizim toplumumuzda ne de diğer doğulu ve batılı toplumlarda her yiğidin harcı değildir. yine d egünümüzde yiğitler gittikçe çoğalmaktadır.

saygılarımla
esen kalınız.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.