Ba BayBuhar
0 şiiri ve 32 yazısı kayıtlı Takip Et

Kalemim ve ben



Kalemim ve Ben

Elime kalemi her alışımda kalemim beynimle çatışıyordu. Elimle kalem birleşip beynime kalkışma birlikteliği oluşturuyorlardı. Bir türlü istediğim öyküyü yazamıyordum. Ben istiyordum ki bir konuyu enine boyuna araştırıp, elime de felsefe sözlüğünü alarak ya da sözlükten rastgele bir kaç sözcük bulup anlaşmalı bir buluşturuculukla “insanlık” üzerine kurgular yapmak istiyordum. Oysa kalemim “kendi insanı” üzerine farklı öyküler üretiyordu.

Anlaşılan kararlılığın ötesine geçip iyice inatlaşmanın zamanı gelmişti. Sözlüğü açtım rastgele seçtiğim bir kaç sözcüğü sıraladım. “soğuk, ritm, yalvarmak, ıslak, cahil, fısıldamak, kar” sözcüklerini seçmiştim. Bunlarla temaya uygun olarak cümleler kurmam gerekiyordu. Oysa kalemim çoktan öyküsüne başlamıştı bile...

Benlik ve sahiplenme insanlığı çürüten olgular, alt benimizden üst benimize geçerken her düşüncenin eylemine karar verilen iki bilinç arasındaki yer; “rofulman” işte insanlığın arazı burada. Bilinçaltına müdahale edebilirsek, istediğimiz şekle getirebilirsek, bilince giden koridordaki tüm kapıları denetleyebilirsek, sanırım bilince, aykırılıkları sokmamış oluruz. Bunu çözdüğümüz nesilden sonraki kuşakların zaten bilinçaltları sorunsuz gelişecektir.

Bu da iki bilinç arasındaki koridora sorunsuz bilgilerin geçmesini sıfıra indirecek ve bilinçteki eyleme dönüşen düşüncelerimizde olumsuzluklara yol açmayacaktır. Şimdiye kadar bu çabayı göstermeyen insanlık, kendi ilkelliklerinde boğulup gitmemişler miydi acaba? “Aydınlanma” çabaları gösterdiklerini ifade edenler bile sorunun bu kadar basit olduğunu farketmemiş olduklarından bahsetmek güç gibi gözüküyor.

Oysa çözüm çok basit; “Bilinçaltında insanlığın savaşını başlatmak.” Bunun kazancı ise “sıradanlık içeren üstün insan” kazanımıyla kurtuluşa ermek.
Burada insanlığın soğuk savaşını başlatır ve eğitebilirsek, insanlığın tüm sorunlarını çözebiliriz. İşte o zaman sınırsızlığın ve sorunsuzluğun geleceğine ritm tutar ellerimiz alkışlarımızla.

Başkasından ummanın, fikir deşiricisi olmanın cahil yakarışlarına son verebiliriz o zaman. Sevgi alır sarar bizi, inancı olur tüm insanlığımızın. Islak karın üzerinde bekleşen çocukların iniltisi duyulmaz bir daha. Sorunsuzluk kendi içinde çözüverir her şeyi insanca. Bir daha savaşa tutuşmaz insanlar sınırları çizmek için.

Evrensellik dururken kalıplaşmak, kapatılmak niye? Gökkuşağının rengi gibi güzel değil mi insanların renkleri de? Evrendeki armoni, dünyadaki doğal yaşamdaki uyum pek ala başarılabilir. Ütopya çok uzak değil o zaman. İlk önce şu sınırları bir kaldıralım, kimliklerimizi ortak bir potada buluşturalım ve ortak yeni bir dil oluşturalım. Ne var canım sanki ha Alman, ha Amerikan, ha Afgan, ya da Keldani hepsi de değilmi insan. İnsana yeten, bir lokmayla bir yudum su, paylaşalım kardeşçe, insanca. Gezsin bir Arap Newyork’ta rahatça ya da bir Kızılderili kahvesini yudumlasın Eyfel’in gölgesinde Şanzelize’de, ya da Moskova’da kartopu oynayan bir Siyahi. Zamanla ortak bir kültür oluşmasına bile gerek yok, böyle şeylerle sınırlanmasın insan.

Bir aileye bile gerek yok insanın, “aile” de ne demek, ait olmak sınırlanmak demek, kaldıralım bu ilkelliği de ortadan. Varsın isteyen istediğiyle birlikte olsun hoşlanması bitene dek, Fransızın çatısı altında bir Japon ya da İngilizin yanı başında bir Meksikalı. Hem artık kimlikleri de yırtıp atınca hepsine birden diyeceğiz zaten “Dünyalı”. Hatta daha ötesi varsa eğer işin içine girerse bir de Uzaylı olacağız hep birlikte yeni kimliğimizde “Evrenli”. Hele birde şu savaşların kökenindeki inançları yok edebilirsek, kurabiliriz işte o zaman komüniter hümanizmayı, yok komüniter kozmonizmayı”. Ölmek için gelmedik mi bu dünyaya, neyi paylaşamıyoruz canım… Büyük amcalar buna razı olurlar mıydı?...

Rahatlamıştım, onun kadar akıcı olmasa bile içimdeki dökebilmiştim nihayet. O hala yazmakla meşguldu, ne vardı canım bu kadar yazacak, işte bir kaç satırla insanlığın kurtuluşunu serivermiştim.
Kollarımı iki yana açtım, sarıldık birbirimize doyasıya, sırılsıklam tüm hümanist duygularımla. Gülümsemenin uğultusunda evrensellikte mutlulukla kaybolduk. Dudağımın üzerine düşen su zerreciğinin tadı çocukluğuma götürdü. Hayda… Nerden çıktı bu?...

Oysa benim yaşam öyküm hayallerden sıyrılmış daha gerçekçi idi. Kuzine sobada pişen ekmeklerin kokusuna yağan karın bizi içeriye hapsetmenin vermiş olduğu kapatılma duygusunu yüzümü pencerenin soğuk camına yapıştırarak sıyrılmaya çalışır, yağan lapa kara bakarak sığırcıkların çabalarını seyrederek yaşamı hissetmeye çalışırdım.

Mutfakta hamur yoğuran annemin teşt dediğimiz leğendeki hamurla mücadelesine bakar yaşamı anlamaya çalışırdım. Temizlenmekten yorulmuş yer tahtasının üzerindeki, bakır leğenin içinde karşı koymaya inat etmiş hamur yığınına bakar “her şey” “bu mu” sorusunu kendime sormaktan alamazdım. Ya da hamura her abanışında, altımızdaki şiltelerin, eskimiş tahta döşemeleriyle mücadelesinden çıkan sesi duymazlıktan gelir, annemin çaresizlik içindeki sevgi dolu seslerine kulak kabartırdım. Yine de “Bu kadar mı?” sorusunu sorularımın üzerine eklerdim...
Çokca kardeşe ve bir babaya sahip olmanın duygusu her yanımı kaplar, ailemize üzüntü ve sevinç veren ilişkiler yumağından manevi olarak pay çıkartmaya çalışırdım.

Ah! Yaşam senin anlamını anlamak keşke bu kadar basit olsaydı, diye düşünmekten kendimi alamazdım. Yaşama dokunmanın da ne olduğunu çok iyi biliyordum. Bu da yetmiyordu... Masalları kıskandıracak türdeki efsane yaşam öykülerini dinlediğim kulaklarım, korkularımı bilinçaltıma atıyordu; mahallemizin eski bir mezarlık üstüne kurulduğunu nostaljik bir gezi yaptığım gençliğimin hemen üzerindeki yaşlarda öğrenmiştim.
Evimizin altında ahır olarak kullandığımız izbe yerde bir “yatır” olduğunu anlatırlardı. Koskoca bir kapak taşının konulduğu mezara yaklaşmak şöyle dursun göz ucuyla bakma cesaretini bile gösteremezdik. Annem, hemen her gün hiç aksatmadan koyduğu su dolu bakır ibriği mezarın baş ucuna bırakırken, iyilik yapmanın gurur verici cesaretine güvenerek göz gezdirebilme fırsatını bulurduk.
Söylentilere göre yatır her gece kalkar abdestini alırmış. Bunun karşılığında iki buçuk liralık madeni parayı ibriğin dibine bıraktığı anda yoksulluktan kurtulmanın müjdesini verecekmiş. Ne şanslıydık böyle bir yatırımlık “yatır”ımız vardı, umutluyduk... En azından akşamın alaca karanlığı rengindeki fakirlik rengine bürünmüş bu mahallede bir umut da olsa bir şansımız var idi. Tüm mahalleliyi kıskandıracak bir “umut”.
Bazen bütün bir gece ahırdan gelecek bir tıkırtıyı duymaya çalışır, bu tıkırtının kurtuluşumuzun ayak sesleri olmanın ummasıyla bir birimize hayallerimizi fısıldardık. Sabah ilk işimiz kutsallığın kuşattığı ruhumuzla ahıra iner doğruca ibriğin içine bakardık. Su dolu ibriği alır dini bir ritüelle bu kutsal suyu evimizin dört bir yanına dökerken gada ve belaların bizden uzak durması dileyen dualarımızı her gün tekrarlardık. Yine bir gün garip sesler duyduğumuz sanrılarımıza sarılarak büyük bir umutla ahıra indiğimizde korku ve heyecanın tüm vücudumuzu kapladığını annemin dizlerinin titrediğini anlamıştım.
Gerçektende bu sefer ibriğin içinde hiç su kalmamıştı. O anlatılmaz yarı dulalı yarı korkulu bağırış tüm mahalleliyi bahçemize davet ettiğinde, dualar yakarışlar arasında sersemlediğimi hatırlıyorum. Herkes ibriğe bakıyordu ama kimse dokunma cesaretini gösteremiyordu. Hakları olmayan bir şeye dokunurlarsa mazallah çarpılmaktan çekiniyorlardı. İbriğin başına geldiğimde büyük bir merakla ibriğin içine bakarken annemin beni çekiştiren ellerini bile hissetmiyordum.
Herkes yerdeki ıslaklığı defalarca birbirlerine gösterirken bu muhterem zatın nerede abdest almış olduğu tahmininde bulunuyorlardı. İbriğe uzanan ellerim, benim “çarpılma”ma yol açacağı kaygılarının dillendirilmelerine yol açmıştı.
Korku ve umudun şekillendirdiği ruhum ne zaman özgür olacaktı…Kocaman amcalar buna müsaade edecek miydi?...

Eşimin beni küçük bir dirsek dürtmesiyle irkildim.
“ Yine uyuya dalmışsın üstün açık kalmış.”

***azkaldımuhittinamca***

Beğen

BayBuhar
Kayıt Tarihi:11 Temmuz 2019 Perşembe 19:16:55

KALEMIM VE BEN YAZISI'NA YORUM YAP
"Kalemim ve Ben" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Gülüm Çamlısoy
11 Temmuz 2019 Perşembe 19:40:31


Üstü örtülü olmayan duyguların ve başımıza kadar çeksek bile açıkta kalan duygular...

İyi ki de.

Üşümek ayrı bir güzel.

Saygılarımla.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


BayBuhar 11 Temmuz 2019 Perşembe 20:18:08
Mutluluk verici ziyaretinizle onurlandirdiniz hem sayfamı hem beni.
Çok haklısınız üşümek güzeldir, duygu ve düşüncelerimizi diri tutar. Aynı zamanda insana nesne olmadığını hatırlatır ya da en azından ben öyle hissediyorum.

Dost yazarım Gülüm hanım,
Bazen duygularımız yoruldugunda dusuncelerimize sığınıp mantığimiza danışsakta ruhumuz hep özünü özlüyor.

Sufice içe dönüp kabuktan öze doğru ilerlemenin zorluğunu yaşıyoruz.

İnanın sizin gibi yazı dostları sayesinde ruhumuza manevi bir aralıktan soluklanarak rahatlama şansı buluyoruz.

Yine çenem düştü değil mi efendim.

Sağolun var olun.

Gülüm Çamlısoy 11 Temmuz 2019 Perşembe 20:22:39
Evrenin bahşettiği güzellikler değil mi ki sıkıntılarımızı yok sayıyoruz en azından yazıp paylaşırken dostluğu ve umudu da pay ettiğimiz yad ettiğimiz...

Rica ederim.

Siz de.
BayBuhar Yazının sahibi
11 Temmuz 2019 Perşembe 19:28:16
İbrik hala bende. Her baktığımda bu cok garip anımı hatırlıyorum.
Dibi delik mi diye defalarca kontrol ettim.
Hayır değil.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.