Ha Hakan Yozcu
113 şiiri ve 96 yazısı kayıtlı Takip Et

Acil servis mağusa (komedi)



“ A C İ L S E R V İ S M A Ğ U S A ”

Y a z a n : H a k a n Y O Z C U

K O M E D İ


3 P E R D E





Dr Şahnaz Şah’ın Anısına…

Oyunu oynamak isteyen yönetmen veya tiyatro ekiplerinin oyun yazarından yasal olarak izin alması gerekmektedir. izin almak için hakan.yozcu@

KİŞİLER: (Sahneye giriş sırasına göre)

Temizlikçi 1
Temizlikçi 2
Hastabakıcı
Hemşire 1
Hemşire 2
Refakatçi 1
Dr Şehnaz
Başhekim
Hasta 2
Bayan
Kadın
Koca
Dr Gül
Usta
İşçi
Deli
DR Nami
Anne
Çocuk
Kazalı Genç
Kazalı Bayan
Koca
Polis
Müfettiş1
Müfettiş2
Diş hastası
Hamile Kadın
Temel

Not: Oyuncu kadrosunda sıkıntıya düşülmemesi için, bazı oyunculara birkaç rol verilebilir. Bunların, oyun içinde, birbirleriyle karşılaştırılmamasına dikkat edilmelidir.


BİRİNCİ BÖLÜM

Oyun günümüzde herhangi bir devlet hastanesinde geçer.
Dekor bir hastahanenin acil servisini andıracak şekilde düzenlenmelidir. Sahnede ilk göze çarpan, gelen hastaların yatması için yan yana konulmuş iki kanepe Yanda bir küçük masa. Sandalyeler, iki koltuk, bir tane tekerlekli sandalye, sedye… vs Kanapeler yan yanadır. Sahne, ortadan paravanla ikiye ayrılmıştır. Perde ile bölmeler kapatılabilmektedir. (Yönetmen, tamamen kendi düşüncelerine göre hareket edebilir. Dekoru istediği gibi tasarlayabilir. Önemli olan bir hastanenin acil servis bölümünün kafalarda canlanmasıdır.)

Perde neşeli bir müzikle açılır. Sahnede temizlikçi iki bayan ile hastabakıcı bulunmaktadır. Bayanlar özel bir şirkette çalışan temizlikçidirler. Kıyafetleri temizlik şirketine ait önlüklerdir. İçeriyi temizlemektedirler. Hastane personeli beyaz önlükler içindedir. Masa başında bir hastabakıcı oturmaktadır. Elinde bir küçük kâğıt vardır. Masanın üstünde bulunan bir listeye bakarak futbol bahisi oynamaktadır.

Sahne 1

HASTABAKICI: İnter- Milan maçı. Tam dırovluk maç. Güçler eşit. İkisi da şampiyonluğa oynar. İnter galibiyete daha yakın görünür ama maç berabere biter. (Temizlikçilerden birine) Bir dırov çekelim ha be gardaş, ne den?
TEMİZLİKÇİ 1: Ma ne den be doktor? Annarık biz öyle şeylerden?
TEMİZLİKÇİ 2: Heee! Ben biliyom. Bahis oynuyor. Boyu devrilsin, benim adam da her gün oynar. O da böyle elinde liste, İlan milan, yok enter, yok golonya, yok çekovo, Cıleyde, Gak-Mak daha bilmem ney? Eline üç guruş geçtimidi soluğu hemen batofiste alıyor.
HASTABAKICI: Yannış den be annem. Bet ofis! Annadın? (Vurgulauara)Bet ofis.
TEMİZLİKÇİ: Vallahi dokdurum ben botofis motofis annamam. Şurdan aldığım üç beş lira, her gün, atın - itin gıçına gediyor. Maç yetmiyormuş gibi bir de at it yarışları çıkdı. Bir geddi-miiydi saatlerce ev yüzü görmüyor. Her iki üç daggada bir yarış varımış. Ordan bir türlü çıkmıyor. Ne beniynen, ne de çocuklarıynan ilgileniyor. Ev işleri yetmiyor, bir de çocukların dersiynen de ben ilgileniyom. Baba, babalık yapmıyor ki evlatlarına. Neredeyse onlara bilem at-it gözüyle bakacak. Hem ana, hem baba olunmaz ki. Bilmem sonumuz nereye varacak?
TEMİZLİKÇİ 1: Vuracan tekmeyi gıçına anam. Ne çeken gendini? Napacan öyle hayırsız gocayı? Benimkisi öyle yapsın anında gapı dışarı ederim gendini. Hemen boşarım Allahama. Ben çalışayım da yesin gendi? Olur hiiiiç?
HASTABAKICI : (Alaylı) Olma mı?
TEMİZLİKÇİ 1: Olmaz tabii. Avucunu yalar.
TEMİZLİKÇİ 2: İşte. Çoluk çocuk napak? Gader! Mecburen çekiyok. Boyu devrilsin. Bir gün usanır da evine sahap çıkar diye umutla bekliyok. Ne demişler Allah’tan umut kesilmez.
HASTABAKICI: Yok be bayanlar. Bu gadar basit bir şeyciği da böyütmeyin Allah için. Şurda ufak ufak eğlenirik değil? Nedir Allah için bu gapı dışarı etmeler, goca boşamalar? Böyle ufacık şeyler için yuvanı yıkasın olur hiç? Şimdi deyin bakayım Hearts – Kilmarnock?
TEMİZLİKÇİ 2: Ne ufak tefeği doktur? Kendi birer ikişer lira diyor amma her ay nereden baksan maaşımız gediyor, maaşımız... Daha bir gün aldığını görmedim. İstemem de. Yok babam yok. Vallah benim bunnara aklım ermez.
HASTABAKICI: Erer erer. Hade bakayım verin ikişer liracık da ortak olalım. Bakan şansınızdan dutar. Ne dersiniz?
TEMİZLİÇİ 2: Tövbeler olsun. Ben yokum.
TEMİZLİKÇİ 1: Al be doktorum sana feda olsun. Bakan gazanırık. (Cebinden para çıkarıp verir)
HASTABAKICI: Thank you! (Parayı alır)
TEMİZLİKÇİ 1: Ne gadar gazanacağik?
HASTABAKICI: Bir hesaplıyayım bakayım. (Çarpma işlemleri yapar) Ooo gevvolem dutarsa dört bin YTL gazanacağik. Eyi para.
TEMİZLİKÇİ 1: Ma be doktor iki liraya dört bin lira alacağık?
HASTABAKICI: Eee ne zanneddin. Tabii ya.
TEMİZLİKÇİ1: Nasıl paylaşacağık?
HASTABAKICI: Fifty fifty. Boş yere emek harcamayıg ya buraşda? Hem şu ağzıcığınızı da düzeltin. Elli defa derim size. Ben, hastabakıcıyım buraşda, doktor değilim.
TEMİZLİKÇİ 2: Eee nolmuş yani dokdorum. Sanki doktur olanlar senden daha mı eyiler?
HASTABAKICI: Yav başımı belaya sokacagsınız benim. Birileri gelip doktor sanacak beni. Sahtekarlık yapıyor deycekler. Bu defa başhekim duyacak, canıma okuyacak. Eyisi mi siz işinizi bitirin da goğuşlara çıkın. Oraları da bir temizleyin.
TEMİZLİKÇİ 1: Govan bizi be doktor?
HASTABAKICI: Estağfurullah! Birazdan başhekim gelecek. Her sabah bu saatlerde damlar. Etrafı bir golaçan eder. Eee bu günlerde Sağlık Bakanlığına alınacak ya! Terfi için gün sayar annadın?. Müsteşar olacak. Ondan titizdir. Bir ton fırça yemeylim sabah sabah.
TEMİZLİKÇİ 2 : Zaten işimizi bitirdik. Biz artık çıkak.
HASTABAKICI: Çıkın çıkın eyidir. Sen da gocanı fazla sıkmayasın. Erkek adamdır. Bırak oynasın. Stress atar. Yeter ki işi böyütmesin. Azacık stres atmaynan bir şeycik olmaz.
TEMİZLİKÇİ 2: Aman! Ne hali varsa görsün. Sanki beni dinliyor mu? Bin kere yemin etti, tövbe etti gene o pislik yerden çıkmaz
TEMİZLİKÇİ 1: Öyle deme anam. Niceleri var ki evini barkını satar, Televizyondu, buzdolabıydı, gap gacaktı, halıydı… evde ne bulursa satar, gumara basar. Sen gene tedbiri elden bırakma. Ne olur ne olmaz. Sonra sıra sana gelir valla.
TEMİZLİKÇİ 2: Aman Allah gorusun! O hallere düşmeyelim de…
HASTABAKICI: Yok daha neler…Hade çıkın hade… Ev satarmış, barg satarmış, garı satarmış, daha neler? (Çıkarlar. Hastabakıcı bahis oynamaya devam eder) Aston Villa – Portsmouth, Portsmouth’a iki seksen verir. Eyi be. Döndük köşeyi. Bir daha hesaplıyayım. (Hesaplar) Gevvole beş bin yediyüz elli yaptı. Bir da kesin bir maç yazayım da altı olsun. Celtic bir yirmi…Tam altı bin lira! Gevvolem köşeyi döndük. ( Bu arada içeri bir hemşire girer. Beyaz kıyafetlidir. Normal hemşire giysisi…)

Sahne 2

HEMŞİRE 1: Günaydın doktor.
HASTABAKICI: Ma sen da yav? Doktor bırakacağınız adımı Allah için!
HEMŞİRE 1: Her şeye goşarsan, her işe burnunu sokarsan, doktor gadar hükmedersen olacağı budur doktorum. Gelene da doktor havasıynan gendini tanıtırsan nolacak?
HASTABAKICI : Yok be gevvolem. Böyüdürsünüz çok.
HEMŞİRE 1: Eee napan bakayım?
HASTABAKICI: Aha görün. Köşeyi dönmeye çalışırık.
HEMŞİRE 1: Ma gene bahis! Vallahi bu gidişinan gafayı yeycen. Bırak be oğlum. Başga bir şey bilmen? Her gün aynı şey. Bir gün başhekim yakalaycak; da okuyacak canına. İstermin?
HASTABAKICI: Gorkma be gardaş! Ma bilmen o benden da hasdadır. Hem ben ufak oynarım. O böyük oynar. Bin – iki bin isderlin atar iki maça. (Taklit ederek) “Az maç çok para” der. Adam bu işin uzmanı olmuş. İki tiyo verdimim deyme keyfime.
HEMŞİRE 1: Neyse boş ver. Herhangi bir vaka yok ya?
HASTABAKICI: E sabahdır daha. Biraz sonra sıralanırlar.
HEMŞİRE 1: Şehnaz Doktor da nerdeyse gelmek üzeredir.
HASTABAKICI: Hiç sektirmez. Her sabah aynı saatte düşer. Mübarek hiç uyumaz bu gadın? Sen kalk her gün Güzelyurt’tan çık gel. Üç saatlik yol. Üstelik bir gün bile geç galma. İnsan işine bu gadar düşgün olur?
HEMŞİRE 1: Eh sorumluluk sahibi biriysan olur.
HASTABAKICI: Şu doktorluk, hemşirelik, hastabakıcılık zor meslekler vesselam. Onun bunun temizliğini yap, yaşlıların altını temizle, yemeklerini ver, bir de kaprislerini çek…
HEMŞİRE 1: Zor ama kutsal meslekler. Bir düşün, onca çaresize, onca düşküne, onca yaşlıya, hastaya, dertliye şifa dağıtın. Sağlıklarına gavuşturun. Onları hayata tekrar bağlan. Hayır dualarını alın. Bir de madalyonun öbür yüzünden bak. Bundan daha böyük mutluluk olur?
HASTABAKICI: Doğru. Ama Dr Şehnaz öyle demez. Şifa Allah’tan. Biz sadece aracı oluruk. Hastaya ümit veriyoruz, yol gösteriyoruz. Gerisi Allah’tan der.
HEMŞİRE 1: Eee doğru değil? ( Hemşire2 sahneye girer)

Sahne 3

HEMŞİRE 2: Günaydın arkadaşlar. Çok geç galmadım ya?
HASTABAKICI: (Saate bakar) Üç tayka on beş saniye iki salise. Eh dünden dört saniye yedi salise daha erken geldin. Böyük ilerleme.
HEMŞİRE 2: Sen da bana takılmadan edemen. Golaydır zanneden? Erken kalk. Kahvaltı hazırla. Çocukları okula götür. Sabah sabah trafiğe gir. Allah için işgence gelir bana. Her gün aynı şeyleri yap. Usandım valla.
HASTABAKICI: Çocuğu okula götürdün da öğretmen bulabildimin? Bulduysan ne mutlu sana.
HEMŞİRE 2: Noldu gene?
HASTABAKICI: Bunun dünyadan haberi yok. Bilmen öğretmenler gene greve gidiyorlar.
HEMŞİRE 2: Uu anaaam! Duymadım. Dertleri neymiş?
HASTABAKICI: Ne olacak para! Bir da barem isterlermiş. Bakanlık söz vermiş, protokole imza goymuşlar da bu protokole uyulmamış.
HEMŞİRE: Bunlar da ne kadar grev yapmaya başladılar. Her sene grev. Çocuklar perişan olur. Onları hiç düşünmezler. Allah eyiliklerini versin. Ne deylim?
HEMŞİRE 1: Ma neçin böyle gonuşursunuz be arkadaşlar? Hiç de haksız değiller. Öğretmenlerin dertlerini, sıkıntılarını bilirsiniiiz? Yoook. İnsanların sorunlarını, dertlerini, sıkıntılarını tam bilmeden söylenirsiniz. Bana göre haklıdırlar. Özlük hakları için mücadele verirler. Yoksam para için değil. Bilirsiniz, geçen yıl hükümetle bir protokol imzaladılardı. Buraşda bazı haklar elde eddiydiler. Sonra bu protokole uyulmadı. Hükümeddekiler protokolü iptal etti. Madem gabul edmeyeceğidin neçin protokole imza atan, değil?
HASTABAKICI: Eee senin gocan öğretmen diye gonuşun işte.
HEMŞİRE 1: Evet ama sorunlarını da tam bilirim. Söylermin bana, hanginiz iş bitinca, işinizi eve götürürsünüz? Hafta sonları kâğıt okursunuz? Her akşam hazırlık yapıp işe gidersiniz? Benim gocamın öğretmenliği okulda bitmez. Her akşam ders hazırlar. Sınav kâğıdı okur. Hal ve hareketleriyle, giyimiyle, kuşamıyla hep örnek olmaya çalışır. Annayacağınız, öğretmenliği hiç bitmez.
HASTABAKICI: Gevvolem sanki da bizimki biter. Söylermin onların hangisi haftada üç defa nöbet dutar? Hangisi, bir gaza olduğunda, bir ameliyat olduğunda gecenin bir saatinde aranır? Bir doğum olacağında garının goynunu bırakıp hastaneye goşar?
HEMŞİRE 1: Demek ki her mesleğin kendine göre bir zorluğu var. Şunu unutma ki doktorum, seni da bir öğretmen yetiştirdi. Bu günlere bir öğretmen getirdi. Bir hamur gibi yoğurdu seni. Bıkmadı, usanmadı, kendinden verdi. Şimdi de haklarını ararlar. O halde bırakalım da insanlar kendi mücadelelerini demokratik ortamda sürdürsünler. Saygı duymak gerekir.
HEMŞİRE 2: Saygı duymasına duyarıg da çocukların günahı ne be hemşire? Çocukların öğrenme hakkı, okuma hakkı ellerinden alınıyor. Her gün sokaktalar. Ya birinin başına bir iş gelirse nolacak? Bunun hesabını kim verecek?
HASTABAKICI: Suçlu kim? Öğretmen, yoksa hükümet ?
HEMŞİRE 1: Suçluyu biz bulacak değilik. Bilirsiniz hiçbir zaman bir taraf yüzde yüz suçlu olamaz. Mutlaka her iki tarafta da suç vardır. Önemli olan öğretmeni halkla karşı karşıya getirmemek. Öğretmenin saygınlığını korumak gerek. Halkımız, öğretmene hep saygı duymuştur. Onu hep yüceltmiştir. Bunlar gelip geçici olaylar. Hayat devam ediyor. Hayat mücadele demekdir. Onlar da yasal mücadele yapıyorlar. O halde oturacaklar anlaşacaklar. Başka yolu vaaar?
HASTABAKICI: Yok!
HEMŞİRE 2: Yav geçenlerde benim çocuğun defterlere şöyle bir baktım. Çocuk ortaokula gider. Bir dönemde matematikten en az on konu görmesi gerek eee bakarım defterde bir konucuk var. Bu çocuk, üç aydır okula gider. Üç ayda bir konu görün yav? Başga bir şey görmediniz?
HEMŞİRE 1: Olur başga bir şey görmesinler? Bakan da çocuk yazmamışdır.
HEMŞİRE 2: Ne bileyim anam. Önceden doktor olacam deyip dururdu. Şimdi Dicey olacam demeye başladı. Notları da düşdükçe düştü. Napacağım ben da bilemem.
HASTABAKICI: Şikayet etseydin.
HEMŞİRE 2. Kime şikayet edeyim be gardaş? Bakan, dostumuz. Genel müdürü tanırık, yakın ahbabımız, okulun müdürü gardaşım, Matematik öğretmeni da yeğenim. Şimdi kimi kime şikâyet edeyim? Deyin bana… (Gülerler.)
HEMŞİRE 1:Hade neyse bırakalım bunları. Memleketi biz gurtaracak değilik. Hastalar gelmeye başlar. Biz işimize bakalım. (İçeri iki kişi girer Biri diğerinin koluna girmiştir. Bir eliyle omuzuna tutunmuştur)

Sahne 4

HASTABAKICI: Geldiler bile. Noldu be gardaş?
REFAKATÇİ 1: Ufak bir kaza.
HASTABAKICI: Nasıl oldu?
REFAKATÇİ 1: Bak şu ilerde köşede bir ağaç var görüüün?
HASTABAKICI: Kördeğilik herhalde görürük.
REFAKATÇİ 1: İşte, bu arkadaş, senin gördüğün o ağacı görmedi. İşe giderkana güm!
HASTABAKICI. (Hastaya) Seni bu gadar kör yapan neyidi be gardaş? Aşıksın bir şey? Yoksam sarhoş?
HASTA 1: Sarhoşudum be doktor!
HASTABAKICI: Gevvolem gelen doktor der, giden doktor der. Bu gidişinan doktor olacağik galiba. Be arkadaş sabah sabah içilir?
HASTA 1: Şimdi içmedim be doktor. Akşamdan galmayım. Biraz fazla gaçırmışım gonyağı.
HASTABAKICI: Eyi halt ettin. Bu gafayınan da araba süren ha?
HASTA 1: Yok be doktor. Hiç sarhoş sarhoş araba gullanılıııır?
HASTABAKICI: Eee naptın?
HASTA 1: Arabayı gendi gendina bıraktım. Beytanbal da görmedi ağacı. Vardı vurdu? Benim ne gabahatim var?
HASTABAKICI: Doğru den. Gabahat sana ehliyet verende. Mübarek baggaldan satın alırsınız gendini? Can be bu, can! Hiç canınan pazarlık oluuur?

HASTA 1: Yaptık bir cahillik doktorum.
HASTABAKICI: Bu sana ders olur. (İçeri doktor girer)

Sahne 5

Dr ŞEHNAZ: Günaydın arkadaşlar. Hayırdır? (Hastaya) Geçmiş olsun. Önemli bir şey yok ya?
HASTABAKICI: Günaydın Şehnaz Hanım. Ciddi bir durum yok. Hasta, akşamdan galma sarhoş. Alkol etkisiyle geçici körlük, körlüğün verdiği etki ile şurada görülen sevgiliyinan üzücü kucaklaşma. Refikim, kenardaki gosgoca ağacı görmemiş. Hafiften dokunuvermiş.
Dr ŞEHNAZ: (Steteskopu alır. Kulaklarına takar. Ucunu hastanın sırtına koyar. Dinlemeye başlar.) Nefes alın. (Hasta alır) Verin. (Verir) Öksürün. (Öksürür) Daha güçlü. (Güçlü öksürür) Ciğerlerde bir şey yok. Solunum yolları açık. Kırık çıkık var mı?
HASTABAKICI: Herhangi bir şikâyette bulunmadı. Gırıg çıkık yok. Gafada biraz ağrı var o gadar.
Dr ŞEHNAZ: Önce bir iğne vuralım. Novaljin verelim. Bir da Buzkopan verin. Kaslar gevşesin. Sonra da Filme gönderelim. Kafada bir hasar var mı tespit edelim. İşi şansa bırakamayız.
HASTABAKICI: Kafatasında bir şey yoktur da gafada bir çatlak olduğu kesin. Öyle olmasa önündeki gosgoca ağacı görürdü. (Şırıngayı eline alır. Küçük şişedeki ilacı içine çeker. İğnenin havasını alarak ucundan sıvı akıtır. Hastaya) Yat bakayım şöyle da salalım iğneyi.
HASTA 1: (Korkar) Vurmasak olmaaaz? Ben, iğneden gorkarım çok.
HASTABAKICI: Olmaaaz! Hiç gorkma da garınca ısırığı gadar acıtmaycak. Dön bakayım. Aç arkanı.
HASTA 1: (Döner. Arkadan pantolonunu hafifçe açar. İğne vurulunca başını havaya kaldırarak alabildiğince bağırır) Anneeeeeeeeeeeee!
HASTABAKICI: Noldu be annem? Acıddımım?
HASTA 1: (Bağırarak) Acıdıııııı! Çok acıdı. Öldüm anam!
HASTABAKICI: Ma ne yüreksizmişsin be gardaş. Galıbından utan. Gören de seni adam zannedecek. Hade bitti. Doğrul. Şimdi bir şeyciğin galmaz.
DR ŞEHNAZ: (Bir kâğıda bir şeyler yazar. Hastabakıcıya uzatır) Alın bunu, röntgene gidin. Film çekip gelin.
HASTA 1: Ma ne yav artisig bir şey? Film çekeceğik?
HASTABAKICI: Meraklanma yakında onu da olun. Sende bu yakışıklılık oldukdan sonra artist da olun. Ne de olsa bu günlerde adada dizi çekmek moda oldu. Ezeller, Adanalılar… Geç şöyle otur bakayım. Artist! (Adamı tekerlekli sandalyeye oturtup, refakatçi ile birlikte çıkarlar İçeri Başhekim girer)

Sahne 6

BAŞHEKİM: (Titiz biridir. Etrafı sürekli kolaçan eder.) Günaydın arkadaşlar!
Dr ŞEHNAZ: Günaydın efendim. Hoş geldiniz.
HEMŞİRE 1 : Günaydın efendim
HEMŞİRE 2: Hoş geldiniz.
BAŞHEKİM: Naparsınız? Her şey yolundaa?
DR ŞEHNAZ: Şimdilik abes bir şey yok. Her şey normal.
BAŞHEKİM: Doktor bozuntusu nerde?
DR ŞEHNAZ: Hastabakıcıyı kasdediyorsanız röntgen için bir hasta götürdü. Biraz sonra gelir.
BAŞHEKİM. Eyi. Güzel. (Ciddi bir tavır takınır.) Arkadaşlar. Bilirsiniz. Halka hızmet Hakka hızmet demektir. Şu ana gadar çalışmalarınızdan çok memnunum. Bilhassa Şehnaz Hanım, siz geldikten sonra Acil Servisimiz daha da düzene girdi. Hastalarımız memnun. Vatandaş şikâyet etmiyor. İnşallah bundan sonra da bu hep böyle gider. Sizlerden recam, biraz daha fazla çalışmanızdır. Hastaya güler yüz, tatlı dil göstermenizdir. (Biraz gururlu) Zira, biliyorsunuz pek yakında Sağlık Bakanlığında terfi etmem söz konusu. Bakanlık müdürü veya müsteşarı olmam an meselesi. (Ciddileşir) Bu günlerde buraya Bakanlıktan teftişe gelecekler. Bu teftiş, benim için çok önemli. Her hangi bir aksama olsun istemiyorum. Terfi almam, şu andan itibaren size bağlı. Ne demek istediğimi herhalde anlamışsınızdır? Olay istemiyorum. Basına en ufak bir olumsuzluk yansımayacak. Hastanemiz örnek bir hastane olmalı.
DR ŞEHNAZ: Hiç merak etmeyiniz efendim. Arkadaşlarım ellerinden gelen her türlü titizliği gösteriyorlar. Size başarılar dileriz. Hayırlısı olsun.
BAŞHEKİM: Teşekkür ederim. Servisiniz gayet güzel. Temiz ve bakımlı. Herhangi bir isteğiniz ve şikâyetiniz olursa bana başvurun. En kısa zamanda çözümünü bulmaya çalışacağım.
DR ŞEHNAZ: Teşekkür ederiz. ( Hastabakıcı ve yanındakiler içeri girer)
BAŞHEKİM: Ooo Sayın doktorum hoş geldiniz. Tebrik ederim çok yoğun çalışırsınız.
HASTABAKICI: Teşekkür ederim başhekimim. Elimizden geldiğince halka hizmet veriyoruz.
BAŞHEKİM: Aferin Aferin. Ondan şüphem yok. Halka hızmet Hakka hızmettir. Eee nasıl gider bakayım? Bir tiyocuk vaar?
HASTABAKICI: İki tane kesin dırov. Şaşmaz!
BAŞHEKİM: Unutma doktor. Az maç çok para! Yalnız bu bahicciklerini da her yerde oynama. Hele de şu önemli günlerde serviste asla! Tamam?
HASTABAKICI: Asla.
BAŞHEKİM: Hade eyvallah (Çıkar)
DR ŞEHNAZ: Oh maşallah! Doktor olan bizik. İltifat gören başgası. (Kulaklığı uzatır) Al şu Steteskopu da bari gerçekten doktorluk yap.
HASTABAKICI: Napayım be abla. Hepsiniz da doktor deye deye doktor ettiniz beni. Başhekim dahi sarar bizi, görmen. (Filmleri uzatır) Buyur doktor hanım filmleri.
DR ŞEHNAZ: (Filmleri ışığa tutarak bakar) Herhangi bir şey yok. Eğer bir ağrı hissederseniz ağrıkesici alın. Geçmezse tekrar gelirsiniz. Şimdilik gidebilirsiniz.
HASTA 1: Teşekkürler Dr Hanım. (Çıkarlar)

Sahne 7

DR ŞEHNAZ: Yarın sabah önemli bir ameliyatım var. Artık nöbetçi doktorla idare edersiniz. Başhekim sıkıyı verdi. Kesinlikle bir olay, bir vukuat istemez. Hastalara eyi davranın. Güleryüzünüzü lütfen eksik etmeyin. Unutmayın onlar olmasa bizler de olmayık.
HASTABAKICI: Yapma be doktorum! Allah için ne zaman huysuzluk yaptık? Hep güler yüzlü değilik?
DR ŞEHNAZ: Ben demiyorum canım ustanız öyle istiyor.
HASTABAKICI: Boş ver sen ona. İki tiyocuk verdimim iş biter. (Yaşlı bir adamla kızı olan bir bayan girer. Bayan adamın koluna girmiştir)

Sahne 8

BAYAN: İyi günler. Bubam rahatsız oldu da bir bakabilirsiniz?
HASTABAKICI: (Doktora döner. Dudaklarını gerip dişlerini göstererek alay edercesine) Güler yüz. Güler yüzünüzü eksik etmeyin. (Yaşlıya döner) Gel bakalım buba. Hayırdır? Nerende arıza var.
HASTA 2: Guş!
HASTABAKICI: Guuuşşş! Ma ne guşu be amca? Guşundan şikayetin var? Napacan bu yaşdan sonra guşu? Vallahi bu yaşda pes doğrusu?
HASTA 2: Guş gribi oldum a oğlucum. Dokdormun sen?
HASTABAKICI: Şükürler olsun! En azından sordu. Öyle derler ama sen bakma amca. Hepimiz sağlıkcıyık. Demek guşunda sorun var!
HASTA 2: Grip a oğlum. Grip. Guş Gribi deller ya. İşde ondan!
DR ŞEHNAZ: Be amca yanlışın olmasın. Şimdi domuz gribi modadır. Guş gribinin modası geçti.
HASTA2: Ne bileyim be oğlucum? Bizim zamanımızda guş gribi modayıdı? Ma şimdi domuz gribi desek , bize “ domuzmun ?” derler. Adını sevmedim. Bırak da guş gribi daha eyidir. Annan ya! Guş deyinca… he he he…
HASTABAKICI: Sen teşhisi goydun bile. Madem bilin ne geldin bize ya? Olur hiiiç? Daha Kuş Gribi adada görünmedi. Göçmen guşlar semalarımızda görünmediler henüz. İnşallah da görünmezler. Annayacağın burası daha tehlikesiz. Ya domuz gribi olaydın napacayıdın? Şimdi o moda. Dünyayı kasıp savırır. Her yerde boy gösterir. Buracağa da geldi aha.
BAYAN: Çok fazla ateşi yok. Halsizlik yok. Kusma yok. İştahı yerinde maşallah. Dutturdu ben gribim diye.
HASTA 2: A ya gızım inanman bana. Aha bak terlerim.
DR ŞEHNAZ: Merak etme amca. Heyecanlanacak bir şey yok. Olayı büyütmemek gerek. Üşütmüşündür. Üşüten herkes terler.
HASTA 2: Sensin üşüdük. (Kızına döner) Şu utanmaza bak. Bir da küfreder bana. (Elindeki bastonla vurmaya çalışır) Buban yaşındaki adama utanman söz söyleyesin a gızım. (Hastabakıcıya) Be doktor ne gızman gendine. Bu hemşireler neçin de her şeye garışır?
HASTABAKICI: Yok bey amca. Şimdi yanıldın. Doktor olan kendisi.
HASTA 2: Doktooor? Ma ne biçim doktorsun be gızım? Hastalara böyle bakan? Hakaret, küfür eden.
DR ŞEHNAZ: Amca bir kusur eddiysem özür dilerim. Sen Yanlış annadın beni. Duyarmın?
HASTA 2: Tabii duyarım. Ne bağırın öyle. Sağır var buraşda. (Kızına döner) A gızım, hiç gözüm dutmadı bu doktoru. Bırakmayasın beni bunun eline. Vallahi ecelimden evvel öldürür beni. Bırakma Tamam?
BAYAN: Tamam buba tamam. (Doktora) Vallahi doktor hanım sizden özür dilerim. Siz babamın gusuruna bakmayın. Yaşlılık işte…
DR ŞEHNAZ: Aman efendim ne demek? Yaşlılarımıza saygımız sonsuz. Ne de olsa bizler de böyle olacağik. Neyse amcayı bir muayene edelim. (Dereceyi kolunun altına koyar) Amca kolunu açar mıın?
HASTA 2: (Kolunu kaldırır) Ganatlandırdın beni a gızım. Guş zanneddin beni?
DR ŞEHNAZ: Eee guş gribiyim demedin? (Dereceye bakar) Ateş çok az, derece biraz yüksek; ama normal sayılır. (Steteskopu kulağına takar, ciğerlerini dinler) Nefes al. (Adam duymaz. Doktor bağırır) Amca nefes al.
HASTA 2: Ne alayım?
BAYAN: Nefes al buba nefes!
HASTA: Ne gafesi be gızım? Gafes yaparlar da yeylim?
BAYAN: Nefes baba, nefes!
HASTA: Tamam be gızım ne bağırın ya? Duymayık zanneden?(Adam nefes alır)
DR ŞEHNAZ: Ciğerler sağlam. Gorkulacak bir şey yok. Hafif bir üşütme. Bol bol sıcak şeyler içsin. Biraz da terlerse iyi gelir. Elini sık sık yıkasın. Meyve yemeyi kesinlikle ihmal etmesin. Evde dinlensin. Dışarı fazla çıkmasın. Başkalarıyla tokalaşıp, öpüşmesin. Şimdi domuz gribi modadır. Tedbiri elden bırakmamak lazım.
HASTA2: Be gızım bilmemin bu gripleri neçin çıkarırlar?
DR ŞEHNAZ: Hastalık amca. Kendine bakmazsan yakalanırsın.
HASTA2: Değil a gızım. Gabahat Amerikadadır.
DR ŞEHNAZ: Nasıl yani?
HASTA2: Ah olan! Sizler, mektep fakülte bitirirsiniz da hayatı gene anlayamazsınız.
DR ŞAHNAZ: Annat bakayım madem.
HASTA2: Golay. Deyyusun birinin marifetleridir bu. Gitti, bir ilaç yaptı. Onu satsın da zengin olsun, bu hastalığı ortaya çıkardı.
DR ŞEHNAZ: Yok canım, daha neler?
HASTA2: Deme öyle. Görmeeen? Geçen yıllarda guş gribi aşısını yapan pezevek dünyanın en zengini oldu. Aha şimdi da bunun aşısını yapan deyyus zengin olacak. Bütün mesele bu.
DR ŞEHNAZ: Mmm. Mantıklı. Olmayacak gibi değil.
HASTA2: Öyledir. Bak geçmişe. Önce AİDS dediler. İnsanları gorguttular. Sonra deli dana dediler. Et yedirmediler. Tavuk yeyin dediler. Sonra guş gribi deyip tavuk yedirmediler. Domuz gribi de aynı amaçla ortaya atıldı. Bir ara da keneleri başımıza sardılardı. Berakat bizim buraşda hiç olmadı. Şimdi göresin domuz gribinin arkasına başka bir şey çıkaracaklar.
DR ŞEHNAZ: Çok ileri görüşlüsün be amca. Neysa sen şimdi gendine eyi bak. Evine git bir güzel dinlen. Tamaaam?
HASTA 2: Tamam da a gızım, Gurtulacağım bu hastalıktan? Şaka bir yana gelip de beni bulur musibetler.
DR ŞEHNAZ: Merak etme amca. Eyisin?
HASTA2: Yok be gızım aha ölürüm ben. Elim ayağım dutmaz. Başım döner.
DR ŞEHNAZ: Bir da tansiyonunu ölçelim bakayım. Hemşirehanım tansiyon alırmın? (Hemşire 2 tansiyonunu ölçer)
HEMŞİRE 2 : Golunu uzat amca!
HASTA 2: (Kızına) Ne ister?
BAYAN: (Bağırır) Golunu uzatasın buba. Tansiyonunu ölçecek.
HASTA 2: A gızım annaman? Tansiyonum eyidir benim. Sadece guş gribiyim derim. Bilmezler bunlar. Yoksam annamazlar. Aha bir da domuz gribi çıkardılar. Günahtır be domuz eti yemeyin. Domuz demeyin. Gıcık oluyorum.
HEMŞİRE 2: Uzat amca uzat. (Ölçer) Büyük onbeş. Küçük sekiz.
HASTA: Tuvalet ücretlidir buraşta?
DR ŞEHNAZ: Ne tuvaleti be amca?
HASTA: Büyük on beş küçük sekiz dedi ya.
HEMŞİRE2: Tansiyon! Tansiyon!
HASTA: Haaaaa! Ne bileyim Umumi helaların önünde yazard ı hep. “Böyük 1 lira küçük 50 kuruş” Eee nasıldır tnsiyon madem?
Dr ŞEHNAZ:: Eyidir eyi. Bu yaşda normaldir amca. Bir şeyciğin yok. Hade geçmiş olsun.
HASTA 2: (Kızarak) Bilmez be bunlar. Hastayım derim annamazlar. A doktor hanım gızım, de bana bakayım, eyileşme ihtimalim ne gadar?
DR ŞEHNAZ: ( Gülerek) Dörtte bir amca. Ama merak etme. Sen kesin eyileşecen. Sen benim bu gün muayene ettiğim dördüncü kişisin. İstatistikler yalan söylemez. Dördüncü de sen olduğuna göre demek ki kesin gurtulacan!
HASTA 2: İnşallah. Diğer üçü öldüysa biz yırtarık. (Kızına döner) Aya gızım beni buracağa getirirkana anan da geldiyidiii?
BAYAN: Geldi buba.
HASTA 2: Demek annen buraşda? Oğlum Hasan?
BAYAN: O da geldi buba.
HASTA 2: Öbür gızım da geldiii?
BAYAN: Geldi buba.
HASTA 2: Böyük oğlum Salih nereştedir?
BAYAN: Dışarda bekler buba.
HASTA 2: Yani o da buraşta?
BAYAN: Evet buba.
HASTA 2: Yani bütün aile buraşta?
BAYAN: Evet buba.
HASTA 2: Allah canınızı almasın hepsinizin da. Peki dükkana kim bakar be? Hepsiniz da geldiniz buraca. Kime bıraktınız dükkanı? Yoksam gapattınız?
BAYAN: Napalım buba? Senin sağlığın her şeyden önemli.
HASTA 2: Hus ol. Hus ol da düş önüme. Hemen gidip açasınız dükkanı. Ben o düggan sayesinde buralara gadar geldim. O dükkan olmayayıdı, aha bunlar bakacağıdı bana? Şimdiye çokdan nalları dikdiydim. Hade hade da düş önüme.
BAYAN: (Çıkarır) Tekrar özür dilerim doktor hanım. Yaşlılık işte.
DR ŞEHNAZ: Aman efendim. Her gün böyle kaç hasta ile karşılaşıyoruz. Sağlığı yerinde olsun da ötesine bakmayın. Hade geçmiş olsun. Amcanın büyütecek bir hastalığı yok. Biraz da evham var.
BAYAN: İyi günler.
DR ŞEHNAZ: Güle güle. (Diğerleri çıkarlar) (Hastabakıcıya) Sırada başka biri vaar?

Sahne 9

HASTABAKICI : Hemen alayım doktor hanım. (Kapıdan bir çift kadın ile kocasını alır. Kadın ağrılıdır. Eliyle karnını ve göğüslerini bastırır. Sürekli inler) Gelin bakayım. Sıra sizin. Şöyle geçin. Hasta hanginizse şöyle otursun? (Kadın oturur İnler)
DR ŞEHNAZ: Şikayetiniz nedir?
KADIN : (İnleyerek) Off! Göğsümde ağrılar duyarım. İnce ince batar galbime.
DR ŞEHNAZ: Nasıl bir ağrı bu?
KADIN: Ah! Nasıl deyim? İğne gibi batar. Nefes alamam sanki. İçim daralır.
DR ŞEHNAZ: Ne zamandan beri var?
KADIN: Ayyy! Birgaç gündür hissederim.
DR ŞEHNAZ: Bir EKO’sunu çekelim. Gerekirse kalp filmini alalım. Dr Gül’e haber verin. Gelip bir bakıversin.
KOCASI: Ciddi bir şey yok ya doktor hanım?
DR ŞEHNAZ: Önce bir EKO’sunu alalım. Bir de televizyona koyalım. Sonuçları görmeden bir şey diyemem. Göğsüme iğne gibi batıyor deyince bakmak lazım. Kalp, şakaya gelmez. Bu işin uzmanı arkadaşa haber göndereceğiz. Bir de o baksın.
KOCASI: Teşekkür ederim.
DR ŞEHNAZ: ( Kağıda yazıp hastabakıcıya uzatır) Önce EKO’ya sonra Filme gitsin. (Hastabakıcı kağıdı alır. Hastayı tekerlekli sandalyeye oturtup kocası ile çıkarlar. Hemşire 1’e) Gül Hanım’a haber verin. Bir zahmet geliversin. (Hemşire çıkar) (Doktorda yorgunluk belirtileri. Masaya oturur. Ellerini yüzüne götürür. Bir süre öyle dinlenir.
HEMŞİRE 2: Yoruldunuz Dr Hanım. Bir yorgunluk kahvesi alır mıydınız?
DR ŞEHNAZ: Teşekkür ederim. Görev başındayız. Şimdi doğru olmaz. Hastalar arka arkaya geliyor. Boş bir anımızda belki olabilir.

Sahne 10
HEMŞİRE 1: (Girer) Dr Hanım, Dr Gül banyo yapmış. Saçları ıslakmış. Kurutabilirse gelecekmiş.
DR ŞEHNAZ: Oh! Maşallah! Biz burada geberelim. Hanımefendi keyif çatlatsın. Olur be hiiiç? Bu gadar da sorumsuzluk, bu gadar da ciddiyetsizlik olur?
HEMŞİRE 1: Ne diyeyim Dr Hanım? Bilirsiniz işte?
DR ŞEHNAZ: Bari çok geç galmasa.
HEMŞİRE 1: Biraz uzaycak gibi.
DR ŞEHNAZ: Neyse biraz bekleyelim. Bakan film çekilene gadar gelir.
HEMŞİRE 1: İnşallah.
DR ŞEHNAZ: Bak bakayım dışarıya başka bekleyen vaaar? ( Hemşire kapıya yönelir)
HEMŞİRE 1: (Dışarı bakar) Şimdilik kimse yok. Gelen olursa gapıyı çalar herhalde. (Oturur) Bu akşam nöbetçi değilsiniz ya?
DR ŞEHNAZ: Yok değilim. Yalnız, bir hastam var. İki gün sonra ameliyata alacağım. Gendini yoklayım, biraz gonuşayım da sonra gideyim.
HEMŞİRE 1: Vallahi sizin gibi doktor da az bulunur yani. Bir da hastayı terapiye alırsınız.
DR ŞEHNAZ: Naparsın. Hasta ameliyattan gorkar. Basit bir şey ama. Psikolojik gorkusu var. Ya narkozdan çıkamazsam diye söylenir. Ben da lokal anastezi yapacağımı söyledim. “O da nedir” diye sordu. Sadece, ameliyat yapacağım yeri uyuşturacağımı söyleyince bastı yaygarayı. Gendini diri diri kesip biçecekmişim? Gel de anlat. Onun için kendiynan bir gonuşmak isterim. Gorkulacak bir şey olmadığına eyice inansın.
HEMŞİRE 1: Bir da böyleleriynan uğraş. Madem gorkan ne ameliyat olmak isten?
DR ŞEHNAZ: Öyle deme. Bizim görevimiz hastayı rahatlatmak. Ona güven vermek. Yol göstermek. Rahatlasın ki benim işim de golay olsun.
HEMŞİRE 1: Allah kolaylık versin doktor hanım. İşiniz hiç de kolay değil doğrusu.
DR ŞEHNAZ: Naparsın görev. (Hastabakıcı ile bayan ve eşi girerler)

Sahne 11

HASTABAKICI: (Filmi uzatır) Buyur doktorum. Bir de siz bakın.
DR ŞEHNAZ: Eee doktorum siz varken bize düşmez ama gene de bakalım. (Filmi ışığa tutar. Ciddileşir.) Gül Hanım’a haber verin bir de o baksın.
KOCA: Ciddi bir şey vaaar?
DR ŞEHNAZ: Yok yok. Dr Hanımın uzmanlık alanı. Asıl teşhisi o koyacak. Siz dışarı çıkıp bekleyin isterseniz.
KOCA: Yok ben şuracıkda beklerim. Kimseciğe bir zararım olmaz.
DR ŞEHNAZ: Aslında burada beklemeniz yasak. Gene de Siz bilirsiniz.(Hemşireye) Hemşirehanım bir daha arayabilirsiniz? Mümkünse acele bekliyoruz. (Hemşire çıkar. Hasta kadın sürekli inlemeye başlar)
KADIN: Ayy! Offf! Aman aman da ölüyorum! Neçin kimse bakmaz bana? Nerde galdı bu doktor?
KOCA: (Eşinin yanına gider. Teselli etmeye çalışır) Üzülme canım. Sıkasın dişini. Bak doktor da gelirmiş. Dayan canım dayan. Birşeyciğin galmaz.
KADIN: Ölüyorum beeen! Görmemin?
KOCA: Bir şey olmaz canım gorkma. Hade sabret tamam?
KADIN: Gücüm kalmadı. Çok acıyor.
KOCA. Bir şey yapamazsınız doktor hanım? Ağrıkesici falan vursanız.
DR ŞEHNAZ: Uzman arkadaş yolda, neredeyse gelir.
KOCA: Geleceyse gelsin canım o da. Öldükden sonra geleceeeek?
DR ŞEHNAZ: Meraklanmayın canım neredeyse gelir. ( DR Gül girer.)

Sahne 12
DR GÜL: (Sinirlidir) Ma ne be bu? İki de bir da telefon. Car car car! Duramadınız da çağırırsınız beni. Aha banyodayık derik size gaç saattır. Banyocuk da yapamaycağık Allah için?
DR ŞEHNAZ: Saatler olsun Gül Hanım. Rahatınızı bozduysak özür dileriz. Banyonuzu gene yaparsınız. Burada görmeniz gereken bir hasta var. Sizin alanınız olduğu için Konsültasyona sizi çağırdık. Kusurumuzu bağışlarsınız artık.
DR GÜL: Aman sen da çok bilmiş!
KOCA: Ma gavga mı edersiniz, hastaya mı bakarsınız? Garı elden gider yahu?
DR GÜL: Sen da kimsin?
KOCA: Gocasıyım.
DR GÜL: Ne istersen ol. Dışarı. Hemen dışarı.
KOCA: Ne dışarısı be doktor hanım. Kocanın yeri karısının yanıdır. Bilmemin?
DR GÜL: O dediğin güzel günlerde olur. Şimdi özel gün. Hade dışarı. Yoksa polis çağıracağım.
KOCASI: Ne istersen yap. Hiçbir güç beni dışarı atamaz.
DR GÜL: Ma ne hollo adamsın be! Çık dediysak çıkacan tamam?
KOCA: (Bağırarak) Çıkmaycam işte çıkmaycam. Annadın? Çıkarabilirsen hade çıkar da göreyim. (Başhekim girer)

Sane 13

BAŞHEKİM: (Şaşkın) Ma noldu be? Dingonun ahırıdır burası? Ne öyle böngürürsünüz.? Sesiniz taa nerelerden duyulur. Hastaneyi ayağa galdırdınız Allah için. Neler oluyor buraşda?
KOCA: Adam öldürürler.
BAŞHEKİM: Kim kimi öldürür Allah için?
KOCA: Aha bu doktorlar. Hasta getirdik. Muayene etsinler. Yüzüne bakan yok garının. Sancıdan gıvranıp durur saatlarca. Nerdeyse ölecek garı.
BAŞHEKİM: Sessizlik. Sükunet. Böyle bağırma çağırmaynan olmaz. Önce kardeşim, sen, napan buraşda? Çık bakayım dışarı.
DR GÜL: Biz da onu söylerik efendiye.
BAŞHEKİM: Olay yok! Olay yok! Lütfen sakin olalım. (Kocaya) Beyefendi lütfen dışarı çıkar mısınız? Şu anda devlet hastanesindesiniz. Merak etmeyin. Güvendesiniz. Doktorlarımız, hastanıza gereken ilgiyi fazlasıyla gösterirler. Siz burada bağırmakla onlara engel oluyorsunuz. Bu şartlarda tabii ki görevlerini sağlıklı yapamazlar. Lütfen. Buyurun…(Koca çıkar. Başhekim doktorlara döner) Be hanımlar, Allah için ben size olay istemem diye gaç defa söyleyceğim? Nedir bu durum?
DR ŞEHNAZ: Büyütülecek bir durum yok doktor bey. Hasta sahibi gereksiz yere telaşlandı. Gül Hanım gereken ilgiyi haddinden fazla gösteriyor. Öyle değil mi Gül Hanım?
DR GÜL: Teşekkür ederim Doktor Hanım! Hani hastamız? (Kadını gösterir) Buduuuur? Yok anam görünüşte bir şeyciği yok bunun?
DR ŞEHNAZ: EKO ve Filimler öyle demiyor. Zahmet edip bakarsanız…
DR GÜL: (Önce EKO’yu sonra Filmi alıp bakar. Ciddileşir) Kalp ritimleri çok bozuk. Şurada bir şeyler var. Ama kesin bir şey diyemeyeceğim. Tahliller sonucunda bir karara varırız. Hastaneye alınması gerek. Koğuşa çıkarıp yatırın. (Evrakları hazırlar. Hastabakıcıyla gönderir.)
BAŞHEKİM: Evet sayın doktorlar ve hemşireler. Tekrar ediyorum. Ne isterse olsun olay istemiyorum. Hastalara güler yüz gösterin. Daddd-lı dilli olun. Tamam? Dadlı dilli! Olay istemiyorum kardeşim. Annadınız? O-lay is-te-mi-yo.ruuuummm! (Çıkar)

Sahne 14

DR GÜL: Eveeeet! Duydunuz. Olay istenmiyor. Bu gün nöbetçi değilim. Lütfen acil vakalar dışında beni kimse rahatsız etmesin. Yoksa olayın alasını görürsünüz. Annadınız canım? Hade eyvallah. Golay gelsin. (Çıkar)

Sahne 15

HEMŞİRE 2: (Taklit ederek) Annadınız canım Hade eyvallah! Ma ne gıcık garıdır be! Hiç istemem bunuynan çalışayım.
DR ŞEHNAZ: Yok, öyle deme. Arkasından gonuşmak doğru olmaz. O da kendince görevini yapıyor. Saygı duymak gerek.
HEMŞİRE 2 : Aman doktor hanım, saygı duya duya bak ne hale geldik? Gadın nerdeyse başımıza çıkacak. Gendini buranın amiri sanaaar?
DR ŞEHNAZ: (Gülerek) Yok canım, daha neler…o sadece görevini yapıyor.
HEMŞİRE 2: Vallahi doktor hanım bana kalırsa bu sizi kıskanır. Herkesle eyi anlaşırsınız. Başhekim sizi dutar. Hastalar sizi sever. Ondan çekemez sizi.
DR ŞEHNAZ: O kendi sorunu. Bizim kimseyle alıp veremediğimiz yok. Biz sadece işimizi yapalım yeter. Bırakalım şimdi bunları. Sırada biri varsa alalım.

Sahne 16

HEMŞİRE2: (Kapıya yönelir. Sıradakini içeri alır.) Buyrun geçin şöyle. (Gelen iki kişidir. Biri inşaat işçisi, diğeri ustası)
USTA: Acil buradıııır? Gevvolem saatlarınan burayı ararık. İkinci gatı gösterdiler bize. Yanlışlıkla doğumhaneye gitmişik. Nerdeyse doğurdacaklarıdı bizimkini.
DR ŞEHNAZ: Noldu?
USTA: Vinçle yukarı çıkarıdı. Alttan ben yönlendirmeye çalıştım. Derkana çocuk, golonla - çelik kalıp malzemesi arasında sıkıştı. Bacakları ezildi galiba. Acele biz da buraya geldik. Yol da bilmeyik. Sorduk. Bize, ikinci gatı gösterdiler. Çıktık. Meğerlim orası da doğumhaneymiş. Sonra buracığını gösterdiler. Biz da geldik.
DR ŞEHNAZ: (işçiye) Ayacıkların ağrır? (Eliyle sıkar)
İŞÇİ: (Bağırır) Öldüm anaaaaam!
DR ŞEHNAZ: Ezik var. Gırık yok gibi. Önce bir ağrı kesici yapalım. Acı dinsin. Bir da filme gönderelim. Sonra da koğuşa alacağık. Bir iki gün gözaltında bulunsun. (Hemşire iğne yapar? İşçi bağırır)
USTA: Vallahi doktor hanım, benim bir kabahatım yok. Vinçle yukarı çıkarıdı. Allttan ben yönlendirmeye çalıştım. Çocuk golonla - kalıp malzemesi altında sıkıştı…
DR ŞEHNAZ: Tamam tamam… Sen da aldın buraya geldin. Size ikinci katı gösterdiler. Siz da yanlışlıkla doğumhaneye gittiniz.
USTA: Aynen öyle Dr hanım. Nerden bildiniz?
DR ŞEHNAZ: Şimdi siz söylediniz ya?
USTA: Ben mi dedim? Doğru ya ben demişim. Eee şimdi nolacak peki?
DR ŞEHNAZ: Siz merak etmeyin beyefendi. Hastanızı yatıracağım. Birkaç gün sonra eski haline döner.
USTA: Oh oh! Duydumun refikim? Sen hiç meraklanmayasın. Ben sana buraşta aslanlar gibi bakarım. Bir şeyciğini da eksik etmem. Bütün masraflarını da ben garşılaycağım. İşçilere bakmak prensibimizdir.
DR ŞEHNAZ: Hade geçmiş olsun. Şimdi filmini çekin oradan da koğuşa götürüp yatırın.
USTA: Teşekkür ederim Dr hanım. Hade size eyi günler. (Hasta ile Çıkarlar.)
HEMŞİRE: Bu da bitti. Şimdilik başka biri yok. Hayli de yoğun geçti bu gün.
DR ŞEHNAZ: Eh her zamanki halimiz.(Saate bakar) Mesai de bitmek üzere. Çıkmadan yukarıdaki hastaya bir bakayım. Yol hayli uzak.
HEMŞİRE 2: Sahi be doktor hanım. Sizin için zor olmaz öyle her gün saatlerce yol gidesiniz?
DR ŞEHNAZ: Naparsın ekmek parası. Başka çaresi vaaar? (çıkar) (Başka hasta girer.)

Sahne 17

DELİ: Selamünaleyküm.
HASTABAKICI: Ve aleykümselam. Buyur. Hastamın?
DELİ: Bu dünyada hasta olmayan vaar? Herkes hasta.
HASTABAKICI: Orası öyle! Tabii ben hariç.
DELİ: Her adem abdal
İleri çıkma yerinde kal,
Herkes derviş,
Bakma öyle garip garip, bu ne iş?
Herkes dertli, herkes, çilekeş,
Herkesin elinde bir kaşık
Söyleyin bu dünyada bir ben miyim aşık?

HASTABAKICI: Çattık! Şöyle buyrun. Şikayetiniz var?
DELİ: Olma mı?
HASTABAKICI: Nedir şikayetiniz?
DELİ: İnsanlar!
HASTABAKICI: İnsanlaaaaar?
DELİ : Evet insanlar. Riyakar, sahtekar, ikiyüzlü, bencil, aptal, yüzsüz, sevgisiz, ahlaksız insanlar.
HASTABAKICI: Beyefendi zannedersam yanlış yere geldiniz. Galiba burayı akıl hastanesi zanneddiniz?
DELİ: Ne fark eder?
HASTABAKICI: Eee oralara azacık gaçıklar, deliler gider da.
DELİ: İncecikden bir kar yağar
Gezer Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye.
Her insan biraz uçuk, biraz kaçık, biraz da deli değildir?

HASTABAKICI: Öyledir. Öyledir da ben gene da üstüme almayayım.
DELİ: Hastayı muayene etmek de hastanenin görevi olduğuna göre, ha burası, ha başka yer! Ne fark eder?
HASTABAKICI: Etmeeez! Tabiiki etmez.
DELİ: Sonuçda yol aynı. Hepimizin yolu bir. Neticede hepsimiz oraya gitmeyceğik?
HASTABAKICI: Nereye?
DELİ: Cehennemin dibine!
HASTABAKICI: Aman gardaş ağzını hayra aç! Daha erkendir. Sen gitmek istersen buyur, güle güle.

DELİ: Tarife kalkma bizi
Ne şuyuz, ne de buyuz
Adem denen denizi
Arayan birer suyuz.

Döner kıvrılır fakat
Daire olmaz bu hat.
Ne kadar sürse hayat
O yolun yolcusuyuz.

HASTABAKICI: Biz da yolcuyuk be gardaş?

DELİ: Neticede gader arkadaşıyık. “Aynı yolun yolcusuyuk” demiş şair.. Hepimizi bir gemiye bindirmişler. Nihayete doğru giderik. Tıpkım Nuh’un gemisi gibi. Bazı aptallar da güvertede olduklarından gendilerini üstün görürler. A ahmak, gemi battığında sanki gendi de batmayacak?

HEMŞİRE 1 : Beyefendi bırak şimdi Nuh’un gemisini da derdini söyle. Oturacan şöyle? Yoksam uçacan?
DELİ: Zaten guş misali ganatlanırık. Ellerimizi havaya açar, gönlümüzü sevgiliye açarık.
HEMŞİRE 1: Sabrım daşar ama! Oturacağsan otur, gideceğsan git be adam!
DELİ: Ergeç hepimiz gideceğik. Şimdi bugünün tarihini at. Yüz sene sonra şu anda yaşayan insanlardan birini dahi bulaman bu gosgoca dünyada. Ama boş galır zanneden? Galmaaaaz! Başgaları yerimizi doldurur. Dolduracak! Ne demiş şair?
HASTABAKICI: Ne demiş?

DELİ:

Boş galmaz bu masalar
Gidenin yeri dolar
Değişmez de vazolar
Sadece çiçekler solar.

Hepimiz bir çiçek misali solup gidiyoruz. Dünya gelip geçici. Biz, buraya, dere kenarında şiş kebabı yeyip, rakı içmeye gelmedik. Ölüm de var. Ölüm de vaaar! Ölüm de vaaaaaar. Yaaa!

HASTABAKICI: Ha yav bilirim o hikâyeyi?
DELİ: Ne hikayesi İblis?
HASTABAKICI: Hani adamın biri, bir deliye para vermiş. Beni her gördüğünde “Ölüm de var” diyerek ölümü hatırlat demiş:

DELİ: Tabi ya, “Ölüm de vaaar.” Ne demiş şair:

HASTABAKICI: Ne demiş?

DELİ:
Bir garip ölmüş diyeler
Üç gün sonra duyalar
Soğuk su ile yuğalar
Şöyle garip bencileyin

Öteki tarafı da düşünmek gerekir. O yüzden hoşgörülü olmak gerekir. Sevgi taşımak gerekir. Mahşerde, huzura çıktığında ancak bunları yaparsan rahata kavuşursun. Dünyada ne ekersen, ahrette onu biçersin. Sevgisiz kalmayacaksın. Seni ancak o sevgi kurtarır. Öldüğün de…

HASTABAKICI: Aman gardaş, gözünü seveyim, Ölümden çok bahsedip da gorkutma bizi. Ma nedir be ölüm? Şimdi bunu düşünmenin sırasıdır?
DELİ:
Ölüm, asude bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter

HEMŞİRE 1: Beyefendi, bırak şimdi şairlik yapmayı da neren ağrır onu söyle?
DELİ: Ağrı! İnsanın neresi ağrırsa canı orda derler. Benim canım gönlümde.
HEMŞİRE 1: Canın çıksın be adam. Felsefe yapma da hus ol. Yoksam ben öldürecem seni.
DELİ: Ne demiş şair:

Vur, şanlı silahınla gönül mülküm düzelsin
Sen, vururken de öldürüyorken de güzelsin!

HEMŞİRE 1: Ammananam! Bu tam şair oldu be gardaş.
HASTABAKICI: Uzan bakayım şöyle be derviş. Gönlüne de bakalım. Anlaşıldı. Burayı tımarhaneye çevireceğik. Allah için artık, gaçıklar da bulur ya bizi, pes doğrusu!
DELİ: Dokunmayın gaçıklara. Onlar Allahın en sevgili kullarıdır. İçleri de dışları da tertemizdir. Allah’ın bir lütfudur onlara delilik. Büyük bir payedir onlara. Gaçık olmayı isterler miydi yoksam onlar hiç?
HASTABAKICI: (Kızar) Oturacakmın oturmaycakmın? Başlatma şimdi da sabrım taşar?

DELİ: Sabırlı olmak gerekir. Unutma ki insanın başına ne gelmişse, öfkeden gelmiştir. Sabırlı olanlar hep murada ermiştir. Her şeyin başı sabırdır. Sabrın sonu selamettir. (Kanepeye uzanır)
HASTABAKICI: Tansiyonunu bir ölçelim. ( Ölçer) Normal.
HEMŞİRE 1. Doktoru çağırayım?
HASTABAKICI: Daha annamadın adam nedir be? Adam gafadan hasta! Annadın? Gerek yoktur. Bırak da dokdorluğumuzu yapalım. (Hastaya) Yat bakayım. (Hasta yatar) Ayacıklarını havaya galdır bakayım. (Hasta ayaklarını havaya galdırır) Gollarını da galdır. (Kaldırır) Endir. (İndirir) Gözlerini gapat. (Kapatır) Nasıl?
DELİ: Ne nasıl?
HASTABAKICI: Öbür tarafınan iletişim gurabildimin?
DELİ: Galiba.
HASTABAKICI: (merakla) Durumcuk?
DELİ: Geldiler.
HASTABAKICI: Gaç gişi?
DELİ: Üç!
HASTABAKICI: Kimdirler?
DELİ: Napolyon, Deli Dumrul, Fatih!
HASTABAKICI: Gökdeniz yokdur?
DELİ: O da kim?
HASTABAKICI: Futbolcudur be. Hani şu bahis oynar da ceza verdiler genne.
DELİ: Ne bileyim olan tanımam gendini..
HASTABAKICI: De bakayım. Bu hafta maçlar nasıl gidecek? Cimbom, Fener, Arsenal, Liverpool ne yapacaklar?
DELİ: Ma nedir ki onlar?
HASTABAKICI: Maç be maç! Futbol maçı. Annaycan top top.
DELİ: Annamam be. Benim Topunan, toplarınan işim yokdur.
HASTABAKICI: Yapma olan. Hade toplar neysa da, bu zamanda futbolu sevmeyen insan olur?
DELİ: Günahdır be gardaş. Ben sevmem topu.
HASTABAKICI: Sev, sevme, o önemli değil. De bakayım. Deliye malum olur deller. Bakan bir iki maç yakalarık da bahis duddururuk.
DELİ :(Sert bir şekilde aniden ayağa kalkar) Allahuekber. Deli senin gibi gendini bilmezlere deller. Bre kafir beni günaha sokacaan? Yoksam alay edip zevklen beni? Ne bahisi? Ne maçı? Gumarcımım ben? Gumar oynamak haram değiiiil? Delimim ben?
HASTABAKICI: Haşa şeyhim. Seni sarmak ne haddimize? Amacımız sana en iyi tedaviyi uygulamak. Bak dipdiri oldun. Şimdi sana bir de iğnecik salalım. Bir şeyciğin galmaz.

DELİ: İğneyi kim yapacak.
HASTABAKICI: (Hemşireyi gösterir) Aha bu hanım gızımız.
DELİ: Olmaz!
HASTABAKICI: Neçin? Beğenmedin bu gıccağızı?
DELİ: O gadındır. Abdestim bozulur.
HASTABAKICI: Ma hangi devirde yaşan olan?

DELİ: (Kızar) İnnallahamassabirin! İnanca saygın yokdur be kafir? Ben senin inancına bir şey der miyim?
HASTABAKICI: Estağfurullah be gardaş. Saygımız sonsuz. Ama işin başında sen olunca iş değişir.
DELİ : Bana nolmuş?
HASTABAKICI: Yeter artık be gardaş. Delilerinan uğraşamayık. Telefon açayım Lefkoşa’ya da göndereyim seni tumarhaneye.
DELİ: (Çok kızar)Sen sahiden da bana deli demek isden gevvolem?
HASTABAKICI: Ya nesin be gardaş? Sabahdan beri on yerimizden çatlattın bizi. DELİ :Yedim seni! Öldün sen! Biddin! (Cebinden bıçak çıkartır. Hastabakıcıyı kovalar. Sahnede bir müddet kovalamaca olur. Deli hastabakıcıyı yakalar Arkasından geçip boğazına dayar. Hemşire bağırır.) Kelimeyi şahadet getir zındık! Senin ecelin benim. Azrailin benim. Şahadet getir!
HEMŞİRE 1: İmdaaat ! Adam öldürüyorlar! Poliiiiss! Poliiiiiiisss!
HASTABAKICI: Aman dur gözünü seveyim. Napan? Hemşire yardım et.
HEMŞİRE 1: Ben napayım doktor! Bağırırım işte. Poliiiiisss!
DELİ: Yardımı Allah’tan dile kafir! Kelimeyi şahadet getir.
HASTABAKICI: Eşhedü enla ilahe illalah….

Sahne 18
BAŞHEKİM: Ma ne böngürürsünüz? Noluyor buraşda?
DELİ: Sus bre zındık. Geç şöyle.
HASTABAKICI: Yetiş başhekimim yetiş.
DELİ: Sus bre kafir. Sen öldün! Sen yoksun. (Bıçağı dürter.)
BAŞHEKİM: Olay istemem! Olay istemem!
HASTABAKICI: Ahhh! Öldürdü beni. Öldürdü! Canımı acıttı. Kesti, doğradı.
DELİ: Sus!
BAŞHEKİM: Basına sızmasın! Basına sızmasın!
HASTABAKICI: Aman be doktorum! Ben can derdindeyim. Sen et derdindesin. Ölür giderik, hala terfiyi düşünün.
DELİ: Hala gonuşun be sen! (Bıçağı iyice dürter.) Al sana! Al sana!
HASTABAKICI: (Çok bağırır. Seyirci öldüğünü sanmalıdır) Ahhhhhhhhhhhhhhh! (Işıklar söner Perde kapanır)

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

İ K İ N C İ B Ö L Ü M

Sahne 1
Gece vardiyasıdır. Dekor aynı. Sahnede DR NAMİ , hemşire 1, hastabakıcı vardır. Nöbetçidirler. Kendi aralarında konuşmaktadırlar. Hastalar yine sırayla gelip giderler.

DR NAMİ: Noldu be doktor? Hazır, cennete yollasınlarmış seni?
HASTABAKICI: Sormayın doktorum. Bir tek deli galmıştı uğraşmadık bunun içinde. Allaha şükürler olsun ona da eriştik sonunda.
DR NAMİ: Demek adam biçağı çekip yapışdı boğazına ha? Sen naptın peki?
HASTABAKICI: Napayım be doktorum? Gurbanlık goyun gibi debelenirdik. Adam niyeti bozdu az galdı boğazlayacağıdı bizi. O govaladı, ben gaçdım. O govaladı ben gaçdım. En nihayet gücüm tükendi. Yakaladı beni. Biçağı dayadı gırtlağıma. Bir da kelime-i şahadet getir demez mi? Vallahi gorkudan dizlerimin bağı çözüldü! Altıma edeceğidim. Belki de yapmışımdır.
DR NAMİ: (Gülerek Hemşireye) Eee hemşirehanım siz napardınız bu arada?
HEMŞİRE 1: Ben napabilirim Doktor Bey? Elimden bağırmak gelirdi onu yapdım.
DR NAMİ: Eee sonuç?
HASTABAKICI: Berekat polis yetişdi da gurtardı bizi.
DR NAMİ: Başhekim yoğudu?
HASTABAKICI: Olma mı? Başladı o da bizi fırçalamaya.
DR NAMİ: Neçin be gardaş?
HASTABAKICI: (Taklit ederek) Olay istemeeem! Olay istemeeeem! (Gülerler)
HEMŞİRE1: Basına sızmasın! Basına sızmasın. (Gülerler)
HASTABAKICI: Geçi can derdinde, gasap et derdinde. Allah için biz gorkudan donumuza ederik, adam mevkii alacağımış da geleceğini düşünür. Ondan sonra da başladı aman olay duyulmasın, basına yansımasın, rezil oluruk diye bize nasihat vermeye.
DR NAMİ: Neysa be gardaş geçmiş olsun. Verilmiş sadakanız varmış. Ya adam boğazlayıverseydi? Şimdi yasını çekeceğidik?
HASTABAKICI: Aman Allah gorusun doktorum. Pisi pisine gideceğidik işde. Hani deller ya “Ne şehiddir, ne gazi; bok yoluna gitti Kör Niyazi.” İşde biz da onun gibi olacağıdık.
DR NAMİ: Geçmişler olsun. Eee naparsınız, insanlarla uğraşmak hiç de golay değil. Rahmetli bubam, “insanlarınan uğraşacağına, al üç beş inek, goyun, davar, hayvanlarınan uğraş”, derdi. “Hiç değilse onlar gadir gıymat bilir” derdi. “İnsanoğlu, çiğ süt emmiş, nankör olur” derdi.
HASTABAKICI: Hem da ne nankör? Sen adama hizmet ver, sağlığına gavuştur, o da seni boğazlamaya kalksın. Olacak şey bu Allah için?

Sahne 2

ANNE: (Çocuğu ile girer.) Çocuğun ateşi var. Bakabilirsiniiiz?
DR NAMİ: (Hasbakıcıya) Hadi be doktor. Kalk da oturacak zaman değildir. Çocuğun ateşini ölç. (Kadına dönerek) Ne zamandır ateşi var?

ANNE: Akşamdan beri. Belki düşer diye bekledik. Ateş düşürücü Calpol şurup verdik. Düşmedi. Sonra banyo yaptırdık. Gene düşmeyinca biz de buraya geldik.
HASTABAKICI: Eyi ettiniz. (Dereceyi çocuğun kolunun altına koyar. Saniyelere bakar.)En doğrusunu yapmışsınız. Salgın var. Bu günlerde ateşi yüksek çok çocuk geldi. (Dereceyi alıp bakar.) Yüksek doktorum. 39 derece.
DR NAMİ: Çok yüksek. Soğutma yapalım. Koltuk altlarına soğutucu pamuklardan koyun. Alnına soğutucu yaş bezlerden yerleştirin. Ateş yüksek. Hastaneye alacağız. Koluna serum takalım. (Hemşireye seslenerek) Hemşire hanım çocuğun koluna serum iğnesi takın. (Hemşire kalkar.)
HEMŞİRE 1: Tamam Dr Bey. (Kalkar. Çocuğun kolundan damar bulmaya çalışır. İğneyi batırdıkça çocuk bas bas bağırır.) Damarı bulamıyorum.
DR NAMİ: Bir daha dene.
HEMŞİRE 1: (Dener. İğneyi çocuğun koluna yine batırır. Çocuk son derece yüksek sesle ağlar.)
ANNE: Dayan yavrum. Seni eyi edecekler.
Çocuk: Dayanamıyorum anne. Canım yanıyor. (Çocuk dayanamaz. Ağlaması, bağırması gittikçe artar.) (Hastabakıcı ile Dr da gelir. Bakar)
DR NAMİ: (İğneye bakarak) Bu yetişkinler için kullanılan iğneler. Çocuklar için daha küçük olanlar var. Onları kullan. Allah için öldürecen bize çocuğu. (Hemşire denileni yapar. İğne çocuğun koluna takılır.) Çocuğu servise alalım. Bu akşam göz altında kalsın. Yarına bir şeyi kalmaz. Bir de çocuk doktoruna baktıralım. Şu anda serviste olması lazım. (hastabakıcıya dönerek) Doktor, sen bayanla çocuğu servise çıkar. Orada gerekeni yaparlar. Çocuk doktoru bir görsün.
ÇOCUK: Anne!
ANNE: Efendim canım
ÇOCUK: Ya ölürsem?
ANNE: Allah korusun oğlum. O ne biçim söz. Gorkma da bir şeyciğin yok.
DR NAMİ: Ölmek öyle golaydııır? Sen daha çoook yaşaycan merak etme. Akıllı çocuksun. Akıllılar çok yaşarlar.
ÇOCUK: Çok mu?
DR NAMİ: Çoook. (Çocuk güler)

(Çıkarlar)
Sahne 3

DR NAMİ: (Hemşireye) Biraz daha dikkatli ol. Çocuk bu. Zavallı yıktı ortalığı. Neyse Başka biri vaaar?
HEMŞİRE 1: Yaşlı biri var. Beli ağrırmış.
DR NAMİ: Al bakayım içeri. (Hemşire yaşlıyı alır. Tekerlekli sandalyededir. Oğlu sürer. Yaşlı aksi, ters, çok konuşan biridir.
YAŞLI: Ma yav ne bekledirsiniz bunca sahattır bizi buraşda? Bizimki can değil? (oğluna kızar.) Yavaş sür be şu guduzu da öldürecen beni. Belim ağrır derim sana annaman? Mübarek da, tomofil zannedin gendini?
GENÇ ADAM: Tamam baba. Bağırma lütfen.
DR NAMİ: Neyin var amca?
YAŞLI: Da neyim yok? Belim gırıldı ağrır. (Aklına geldiği için bağırır) Offf! Oooofff ooff of! Ah ah gırıldı Allah için. Çok ağrır.
DR NAMİ: Bakalım neresidir? Kalk bakayım?
YAŞLI: Delimin be sen? Ben belim gırıldı derim sen kalk dersin. Nasıl kalkayım. Aha ağrır guduz. Off ooooff of! Gırıldı derim annaman?
GENÇ ADAM: Lavaboda ayaklarını yıkamış. Dengesini gaybedip yere düşmüş. Biz de gırık var mı diye buraya geldik.
DR NAMİ: Banyo yoğudu be amca da lavaboda yıkadın ayacıklarını? Ya belini gırsaydın nolacağıdı?
YAŞLI: Zaten gırıldı? Annaman. (Oğluna döner) Be, bu beytamal da hiçbir şey bilmez. Sana o gadar dedim özele gidelim diye. Bilmez be bu doktorluğu? Baksana daha gırığı bile annamadı.
GENÇ ADAM: Baba! Susarmın lütfen. Kusura bakmayın doktor bey.
YAŞLI: Susayım. Sus sus, bu hale geldik. Hepsinizda ölmemi istersiniz zaten. Öleyim da gurtulayım be. (Bağırması son derece artmıştır. Giderek de artırır.) Oyy oyyy! Off! Oooof! Ooooooooooooooooofff!...
DR NAMİ: Bir şey değil. Böyle niceleri gelip geçer elimizden. Durumu kötü görünmüyor. Ama yine de emin olmak için filmini çekelim. Ağrı kesici verip şöyle bir kenara alayım sizi. Röntgenci arkadaşa haber vermemiz lazım. Beş dakikaya kadar gelir. Dışarıda beklersiniz. (Bu arada Hastabakıcı girer.)

Sahne 4

HASTABAKICI: Noldu be ama nedir bu bağırtı?
DR NAMİ: Amcanın beli gırılmış doktor.
YAŞLI: Ha! İşte gerçek doktor geldi. Demedim ben bu adam annamaz diye. Bak nasıl da gerçek doktoru çağırdılar. (Hastabakıcıya) Ölürüm be doktor. Nerdesin Allah için? Belim gırıldı derim inanmazlar. Bak da şuracığım ağrır.
HASTABAKICI: Gorkma da bir şeyciğin yoktur be amca. Belin gırılaydı hiç böyle oturabilirdin?
YAŞLI: Be bu beytanbal da bir şey bilmez. Bak da ne der? Aha belim gırıldı derim ağnamaz.
GENÇ ADAM: Baba lütfen. Yeter artık. Durmadan söven sayan. Ayıptır.
YAŞLI: Naptık da sövdük be? Belim ağrır derim. (Aklına gelir) Ooof of of of!
Allah! Gırıldı be gırıldı. Of of! OF!
DR NAMİ: Tamam amca. Seni şu yana alacağık. Orda otur bekle. Filmini çekelim da sonra annarık gırık var yok. Tamam?
YAŞLI: Demedimim ben. Aha anamazlar. Gendi ağzıynan söyledi işte.
GENÇ ADAM: Tamam baba. Hadi biz geçelim. Yan tarafa. (Çıkarlar. Adam gidene kadar bağırmaya devam eder.)
DR NAMİ: Be gardaş, acil servis değil polikliniği geçtik. Noldu be ama bu insanlara hepsi da hastalıktan ölürler. Var mı be başka? Bak bakayım.
HASTABAKICI: Boş ver doktorum. Yeme gendini. Otur biraz da dinlen. Kendini fazla yorma.
DR NAMİ: Olur mu be doktor? Biz bu iş için varık. Sonra ettiğimiz Hipokrat yemini nereye gider? Hele bak bakayım bekleyen var mı?
HASTABAKICI: (Kapıya bakar) Buyurun bayan. Gel bakayım? (Yanındakine dışarıdan seslenerek) Siz dışarıda bekleyin.(Bayan yalnız girer.) Noldu? Geçmiş olsun.

Sahne 5
BAYAN: Gulacığım ağrır doktor bey.
HASTABAKICI: Doktor ben değilim. İşte doktor burada. Böyle geç.(Bayan geçer.)
DR NAMİ: Ne oldu bayan. Geçmiş olsun.
BAYAN: Gulacığım ağrır. Dayanamam. Uyuyamadım. (Doktor kulağına bakar)
DR NAMİ: Duyarmın beni?
BAYAN: Evet.
DR NAMİ: Görürmün?
BAYAN: Gözlerimden değil gulağımdan şikayetçiyim.
DR NAMİ: Canım orasını anladık. Göze bir etkisi var mı diye sorarım. Banyo yaptımın?
BAYAN: Evet. Akşama doğru.
DR NAMİ: Su gaçmış. Ondandır. Ağrı kesici vereceyik. Dr Şahnaz Hanım’a haber verin. Gelip bir baksın.
HASTABAKICI: Aman doktorum. Şahnaz Hanım dünyanın öbür ucundadır. Daha Güzelyurt’tan buraya gelene kadar 3 saat ister.
DR NAMİ: Doğru ya. Sen gene de bir haber ver. Olmazsa yarın bir bakar.
HASTABAKICI: Valla doktorum, Şahnaz Hanım’a haber verirsek dayanamaz gelir. Bilin hastalarına düşkündür.
DR NAMİ: Eee görev. Napalım. Biz de bunun için yemin ettik. Neyse (Hastaya döner) Bayan siz şimdilik bir ağrı kesici alın. Ama yarın mutlaka bir kulak doktoruna görünün. Yoksa iltihap yapar. Daha kötü olur. Şu an ciddi bir durum yok. İhmal etmeyin.
BAYAN: Teşekkür ederim. ( Çıkar) (Başhekim girer.)

Sahne 6

BAŞHEKİM: Merhaba arkadaşlar. Kolay gelsin. Her şey yolunda görünüyor.
DR NAMİ: Merhaba hocam. Sağ olun. Şimdilik her şey yolunda gidiyor.
BAŞHEKİM: Aman öyle olsun. Bu günler önemli. Bir olay olmasın, basına sızmasın. Başımız ağrımasın. Size güveniyorum. Bir bakayım diye gelmiştim. Şimdi rahatladım. Bilirsiniz yakında terfi almam söz konusu. Eee tabi heyecanımı takdir edersiniz. Kolay değil. Allah’a şükürler olsun ki sizler gibi arkadaşlarla çalışıyorum.
DR NAMİ: Teşekkürler hocam. Siz merak etmeyin. Rahat olun. Biz elimizden geleni yaparık.
BAŞHEKİM: (Hastabakıcıya) Senin maçlar nasıl gider doktor? Var bir şeyler?
HASTABAKICI: Vallahi hocam üç tane drow buldum. Banko. İki tane de sürpriz bulursam bu hafta deyme keyfime. İsterseniz size de bir tiyocuk vereyim.
BAŞHEKİM: Aman doktor sonra. Burada olmaz. Neme lazım birileri laf uçuruverir güme gideriz sonra. Hadeyin size hayırlı görevler. (gizlice) Unutma. Az maç, çok para. (Çıkar)

Sahne 7

HASTABAKICI: (Arkasından) Yarın çok yalvarırsın. Bilmemim ben seni!
DR NAMİ: Yav bu bahis hastalığı nereden çıktı? Herkes de oynar gevvolem. Zararlı değil mi bu? Aileleri batıracak bu illet. Yazık. Çok yazık.
HASTABAKICI: Yok doktorum öyle deme. Ekmek gapısı. Bakma şurdan aldığımız üç lirayla nasıl geçineceğik?
DR NAMİ: Yapma doktor! Onu da bulamayanlar var. Şükret haline ki, düzenli bir işin, düzenli bir maaşın var. O da olmayaydı ne yapacağıdın? Bu gün 20 lira için bütün gün çalışıp didinenler var. Beş dakika dinlenmeden hamallık yapanlar var. Sen şurada güzel bir iş bulmuşsun beğenmen.
HASTABAKICI: Ya doktorum haklısın da bizimkisi da zevk işte. Müptelası değilik.
DR NAMİ: Yanlış. Gumarın zevki olmaz. Gumar, gumardır. Bugün zevkine den; ama yarın elindeki her şey yavaş yavaş çıkar. Bir da bakan koskoca dünyada yapayalnız galmışsın. Önce dost zannediklerin terk eder, sonra eşin ve çocukların. Neticede tek başına biri olup çıkmışsın.
HASTABAKICI: Aman be doktorum içimi gararttın. Doğru den. Aha da sana söz. Şu andan itibaren ben da bu illeti bırakıyorum.
DR NAMİ: Yaşa doktor. Ama sözünde duracan. Öyle söz verip yeme yok. (Bu arada az önceki yaşlı tekerlekli araba ile içeri girer.)

Sahne 8

YAŞLI: Be doktor noldu ama bizim film? Daha gaç saat bekleyceğik? Sabahladık olan.
DR NAMİ: Siz bekleyin amca gelmek üzeredir. Biraz uzaktır evi da ondan gecikti. Sabır.
YAŞLI: Gevvolem hep da beni bulur bu musibetler. Belim ağrır derim. Off! Offf! Saatlarınan beni tekerlekli iskemlede bekledirler. Bırakın da gideyim bari. Öldüreceksiniz beni buraşda. Oy! Oy oy oy! Oy! Of! Gabahat bende. Otur evinde. Ne gelin da sürünün buracıkta. Of of of!... (çıkarlar)
DR NAMİ: Ma daha röntgenci gelmedi?
HASTABAKICI: Telefonda birazdan geliyorum, azacık işim var demişti. Ondan gecikmiştir
DR NAMİ: Biraz daha gecikirse bu amca yer bizi, öldürür valla.
HASTABAKICI: Beklesin doktorum. Öyle önemli bir şeyi yok, yaşlılık psikolojisi. Dişleri ağrısa öleceğik zannederler. Yaşlılık. Başka bir şey değil. (Hemşire heyecanla girer)

Sahne 9

HEMŞİRE1: Doktor Bey, acil durum. Telsizle bildirdiler. Kaza.
Ağır yaralılar var.
DR NAMİ: Yapma yahu! İçeri kimseyi almayın. Sedyeleri hastanenin önüne götürsünler Hemen tertibat alınsın. Ameliyathane hazır olsun. İlaçlar, iğneler, pamuk, bez ne varsa hazır olsun. (İçeri bir sarhoş girer.)

Sahne 10

SARHOŞ: Merhabalar. Kolay gelsin. Hık! Hanginiz doktor?
DR NAMİ: Buyurun ne istersiniz? Acil değilse lütfen bekleyin.
SARHOŞ: Çok acil. Gözlerim. Her şeyi çift görüyor. Hık. Mesela şu anda karşımda dört tane doktor var. Hık! (Doktora) İki sen. (Hastabakıcıya) İki da sen.
HASTABAKICI: Oy oy! Leş gibi içki kokar. Ma bu gadar içersen tabi her şeyi çift görün. Körkütük sarhoşsun.
SARHOŞ. Tamam be gardaş da, hık, ma neçin dört tane doktor? Bir hastaneye bir tane yetme mi? Ma, hık, her şey iki tane görünür. Ganeppa, sandalye, goltuk… Bir da deller fakir ülkeyik. Peh! Ma nedir oğlum bu yoğurdun bolluğu? Nereşden buldunuz bu zenginliği? Hık!
HASTABAKICI: Uzan bakayım ganeppaya. Bir bakalım.
SARHOŞ: Hangi ganappaya. Hık! Sağdakine, yoksa soldakine?
HASTABAKICI: Ma gaç tane kanepe var be?
SARHOŞ: Hık! İki dedik ya.
HASTABAKICI: Hangisine istersen ona uzan.
SARHOŞ: (İki tane varmış gibi bir sağa bir sola bakar. Birine karar verir.) Şu daha güzel durur. (Uzanır) Tavan neçin durmaz yerinde? Döner.
HASTABAKICI: Sen de dön bakayım. Önce bir ateşine bakalım.
SARHOŞ: (Dönmeye çalışır kanepeden aşağıya düşer) Aaah!
HASTABAKICI: Ma noldun be? Orada da yatacık gördün? Kalk bakayım. Kalk. (kaldırır. Tekrar yatırır. Kolunun altına dereceyi koyar. Ateşini ölçer) Ateşin normal. (Dereceyi bırakıp tansiyon aletini alır.) Diğer tarafa dön bir de tansiyonu ölçeyim.
SARHOŞ: (Diğer tarafa dönecekken öbür tarafa düşer. Bağırır) Aaaah!
HASTABAKICI: Ma ne adamsın be gardaş? Duraman yerinde? Çok sevdin galiba orasını. Ama yağma yok. Vermezler. Devlet malıdır. Kalk bakayım. (Kaldırır. Tekrar yatırır) Uzat bakayım kolunu. Tansiyonuna bakalım. (Ölçer) 12 Buçuk. Normal. Bunda bir bok yok. Sadece körkütük sarhoş. Napalım doktor bey?
DR NAMİ: (Biraz kızgın) Doktor, Allah’ını seversen dışarı al şunu. Uğraşamayık. Neredeyse acil vaka geldi oldu. Çıkar şunu. (Hastabakıcı dışarı alır.)
HASTABAKICI: Gel bakayım sen. Böğüce hava çok güzel. Biraz mehtabı seyret.
SARHOŞ: Bir tayka be gardaş. Hık. Açıklamadınız bana. Neçin da dört doktor?
HASTABAKICI: Biraz sonra öğrenin. Şimdi çıkalım.
SARHOŞ: Ma gözüm bozuğudu. Hık. Göz doktoru yoktur, be da bakmazsınız? (Sürüklercesine Çıkarlar. Yaşlı tekerlekli araba ile bir daha görünür)

Sahne 11

YAŞLI: Be doktor, da nereştedir bu filimci? Sabaha kadar bekleyeceğik? Belim gırıkdır derim sana!
DR NAMİ: Vay Allahım vay! Bir sen eksiğidin. Tamam be amca seni servise alıyorum. (Hastabakıcıya seslenir) Doktooor!
HASTABAKICI: Geldim doktorum. Buyur.
DR NAMİ:Al şu amcayı servise götür. Bu gece burada galsın. Yarın gırık çıkıkçı bir bakar.
HASTABAKICI: Hangi servise alayım?
DR NAMİ: Hangisine istersen al. Yeter ki sussun. (Hastabakıcı götürür)
YAŞLI: Yok olan. Yatıramazsınız beni buraşda. Bir şeyciğim yoktur benim. Ben eyiyim. Eyiyim be anlamazsınız. ( kalkar gider. Giderken) Allah için diri diri öldüreceksiniz beni buraşda. (Oğluna) Yörü be mısmıl adam düş önüme de gidlelim eve. Hollo sen da… (Çıkarlar)

Sahne 12

DR NAMİ: Yarabbim sen sabır ver. Akıllısı gelir bize, delisi gelir bize, bunamışı gelir bize… ya sabır! Ya sabır… (Hemşire heyecanla girer)
HEMŞİRE: Doktor Bey! Ambulans hastane önünde. Kazalı, genç biri. Burun
buruna çarpışma. Durumu ağır olanlar var.
DR NAMİ:Tamam. Yaralıları hemen getirin. (Bir koşturmaca, bir heyecan başlar. Hastabakıcı gelir.)
HASTABAKICI: Doktorum ambulans geldi. Yaralılar geliyor. (sedye ile yaralılar getirilir. Hemen bakıma alınır. Yaralılardan inlemeler, bağırıp çağırmalar… )
DR NAMİ: Çok kan kaybediyor. Kanı durdurun. Yarayı temizleyin. Genç olanı hemen ameliyata alalım. Doktora haber verdiniz mi?
HEMŞİRE: Verdik efendim geliyor. Ameliyathane hazır. Hemşireler çoktan geldiler.
DR NAMİ: Tamam. Bunun ağrılarını dindirin. Güçlü bir ağrı kesici iğne yapın. Nabızlarına bakın. Kalp atışlarını kontrol edin.
HASTABAKICI: Nabız fazla atıyor. Kalp atışlarında ritim bozukluğu var. Tansiyon düşüyor.
DR NAMİ: Kan verin. Basıncı kontrol altına alın.
HEMŞİRE: Yapıldı efendim. Tansiyon düzeliyor. Kalp atışları normale girdi.
DR NAMİ: Genç olanı hemen ameliyata alın. Ayaklarını kaybetme tehlikesi var. İnşallah geç kalmayız. Derhal götürün. (Hastabakıcı hızla dışarı alır.)

Sahne 13

KAZALI BAYAN : Çocuğum! Çocuğum nerede?
HEMŞİRE: Merak etmeyin bayan. Çocuğunuz iyi. Şu anda yukarıda serviste kontrol altında. Hiçbir şeyi yok.
KAZALI BAYAN : Çocuğumu gösterin bana. Çocuğumu gösterin. Yanımdaydı. Nereye gitti? Çocuğum!... (Bayılır..)
DR NAMİ: Çocuk mu varmış? Nerede?
HEMŞİRE: Bilmiyorum Doktor Bey. Çocuk gelmedi.
DR NAMİ: Sorun bakayım. Çocuk nerededir? Kaza anında arabadan fırlayıp araziye gitmesin.(Hemşire çıkar)

Sahne 14

ZİYARETÇİ BAYAN(İçeri bir ziyaretçi girer. Bayandır.) Noldu doktor? Durumları nedir?
DR NAMİ: Siz kimsiniz? Buraya girmeyiniz. Lütfen dışarı çıkınız.
ZİYARETÇİ BAYAN: Ben az önce gelen bayanın kardeşiyim. Nerededir? Nedir durumu?
DR NAMİ: Ciddi bir durumu yok. Çocuğunu sordu. Aha burada yatır.
ZİYARETÇİ BAYAN: Aman anam da öldü mü yoksa? (Yatarken görür) Bu ölmüş doktor.
HASTABAKICI: (Girer) Noldu ölen var?
DR NAMİ: Ölen yok. Şu bayanı dışarı çıkar.

Sahne 15

HEMŞİRE: (Girer) Çocukta bir şey yok doktor bey. Amcasının yanındaymış.
DR NAMİ: Tamam. Şimdi şu bayanı da dışarı çıkarırsanız işimiz golaylaşacak.
ZİYARETÇİ BAYAN: (Bağırmaktadır) Gitti. Gitti. Gızgardaşım gitti. Allahınızdan bulursunuz inşallah!
DR NAMİ: Bayan lütfen. Giden yok. Sadece heyecandan bayıldı o kadar. Biraz sonra kendine gelir.
ZİYARETÇİ BAYAN: Ma baksana gımıldamaz. Gitti gitti!
DR NAMİ: Her halde yani. Bayıldı. Şimdi lütfen dışarı çıkın. (Diğerleri dışarı çıkarmaya çalışırlar)
ZİYARETÇİ BAYAN: Aman da bana bir şeyler oluyor. (Olduğu yere yığılır)
DR NAMİ: Haydi bakayım. Bir de bununla uğraş. Ayıltın şunu.
HASTABAKICI: (Kadını kaldırmaya çalışır.) Bayan! Bayan! Uyanın lütfen. (Şaşkın Elini tutup bırakır. Kadının eli yere düşer) Doktor! Bu kadının nabzı atmıyor. Kalbi durmuş.
DR NAMİ: Neee! (Koşarak nabzına bakar) Aman Allah’ım gizli kalp krizi. Hemen şoka alın. (Kadını kaldırıp şok uygularlar.) Haydi verin. (Cihazları kadının göğüslerine koyar. Şok verilir. Kadın o hareketi vermelidir. Birkaç kez denenir.) Bir daha… bir daha… olmadı. Bir daha deneyelim. Allahım neden olmuyor. Bir daha…
HASTABAKICI: Doktorum. Maalesef bayanı kaybettik. Faydası yok.
DR NAMİ: Bir daha deneyelim. (Denerler. Sonuç alamazlar. Doktor Nami aletleri yavaşça bırakır. Bir sessizlik çöker.) Maalesef… maalesef kaybettik.
HASTABAKICI: Nasıl olur doktorum?
DR NAMİ: Gizli kalp. Aşırı heyecana dayanamadı. Nereden bilelim? Yazık oldu. Neden içeri girerler ki bu ziyaretçiler?

Sahne 16

KOCA: (İçeri girer) Be gardaş bizim hatuncuk girdiydi az evvel noldu ama?
HASTABAKICI: (Boynunu büker) Maalesef…
KOCA: Nerededir genni? (Hastabakıcı eliyle gösterir. Kocası eşinin yanına gider.) Noldu heyecandan bayıldı bizimki? (Elini tutar) Ma ma bu bu ölmüş!
DR NAMİ: Gizli Kalp. Beş altı sefer şok verdik. Ama maalesef geri getiremedik.
KOCA: Olamaz! Olamaz! Ne yaptınız be? Ne yaptınız garıma? Katiller! Katiiller! Onu siz öldürdünüz. Doktor sen bir katilsin! Katiiil! Kaaaatiiil!
DR NAMİ: Yapılması gereken her şeyi yaptık. Maalesef.
KOCA: (Hırsla saldırır. Önüne gelene vurur. Darmadağan eder. Bağırmaları her yeri sarar.) Ne yaptınız be? Ne yaptınız? Hiçbir şeyi yoğudu onun. Daha doktora bile gitmedi hayatında. Nasıl öldürdünüz? Bırakır mıyım bunu yanınıza? Bırakır mıyım? Gaatiillerr! Sen öldün doktor! Sen yoksun artık. Ölümlerden ölüm beğen gaatiil!
KAZALI BAYAN: (Ayılır) Çocuğum, çocuğum nerede? Neçin bu kadar bağırırsınız? (Adamı görür) Enişte! Nooldu ama? Niçin bönürün?
KOCA: Öldürdüler! Garımı öldürdüler! Seni sormak için geldiydi. Buracağa girdi bir daha da çıkamadı. Aha bu doktor bozuntusu öldürdü onu. Gaatil (Saldırır)
KAZALI BAYAN: Neee! Gız gardaşımı öldürdüler! Katiller! Bunun hesabını vereceksiniz. Ya çocuğum nerededir? Onu da mı öldürdünüz yoksa. (İçeri polis girer. Yatıştırmaya çalışır. Diğer doktorlar, hemşireler hepsi girer. Bir karmaşa yaşanır. Adamla kadın ortalığı yıkar. Önlerine kim gelirse tekme tokat girerler. Polis adamı tutar. Arkadan kucaklar.)

Sahne 17

POLİS:Yapma be gardaş. Acını annarık. Ölenle ölünmez. Lütfen zorluk çıkartmayın. (Kadını da diğer hemşireler tutar.)
KAZALI ADAM: (Bağırır) Kim verecek bunun hesabını? Kim! Garımı geri getirecek misiniz bana? Çocuklarımı yetim goydunuz. Öksüz goydunuz. (ağlar) Gitti. Şimdi buradaydı. Aha şu gapıdan içeri girdi. Hiçbir şeyi yoktu. Bu güne gadar bir iğne bile yemedi. Nasıl olur? Nasıl olur? Gaatil! Gaatil! Gaatiller!

(Sahne kararır)

İKİNCİ BÖLÜM SONU

Ü Ç Ü N C Ü B Ö LÜ M

Sahne 1

Aynı yer. Gündüzdür. Doktorlar, hemşireler ve hastabakıcı vardır. Hepsi sahneyi kaplayacak şekilde dağılmıştır. Kimisi masada, kimisi sandalyede, kimisi de ayaktadır. Başhekim ortada sinirli sinirli bir sağa bir sola gidip gelmektedir. Herkes suskundur. Başhekim, orada bulunanları durmadan fırçalamaktadır.

BAŞHEKİM: Olamaz! Olamaz böyle bir şey! Benim hastanemde, benim nöbetimde, benim acilimde böyle şey olamaz. Gevvole. Olay çıkmasın dedik, tımarhaneyi geçti burası. Olay üzerine olay. Basına sızmasın dedik. Herkesin diline düştük. Ve bir da ölüm olayı. Neçin da acile sokarsınız dipdiri adamları. Bilmemisiniz acil, acil vakalar içindir. Kazalı, ağır yaralı hastalar içindir. Her zaman söylüyorum size, işi olmayanları acile almayacaksınız. Ziyaretçiysa, ziyaret saatlerini beklesin. Refakatçıysa dışarıda beklesin. Servise yatacaksa hastanın başında beklesin. Bir kişi yeter. Yok illa acilde bulunacak. Hem de soyuynan sopuynan. Peki ne demeye siz alırsınız onları içeri? Gizli kalpmiş. Olur efendim, gizli galp de olur, açık kalp de. Herkesin bir galbi yok mu? Vaaar. Eee demek ki kalbi olanın başına, her an, her yerde, bir şey gelebilir. Madem öyle içeri almaycaksınız. Nasıl temizleyceğik şimdi bunu? Deycekler falanca hastane hastaları öldürüyor. Hade buyur! Gazeteye bakın. Sürmanşet: “Katil Doktor!” Bunun hesabını kime nasıl vereceyik? Ne deyceğik? Nasıl açıklayacağık? “Katil Doktor!” Hem de benim hastanemde. Üstelik benim acilimde…
HASTABAKICI: Başhekimim…
BAŞHEKİM: Sen sus! Hiç gonuşma! Ağzını açma! Ne deyecen? Ha! Ne deyecen? İki tane drav buldum? İş de yapmazsınız bunun içinde. Bütün gün lak laka. Onu bunu eleştirmekten, dedikodu yapmaktan, siyaset konuşmaktan iş yapmaya fırsatınız olmuyor.
DR ŞEHNAZ: Yapmayın hocam. Bu olayda bizlerin bir suçu yok.
DR GÜL: (Yanındakine sessiz) Hele benim hiç yok.
BAŞHEKİM: Doğru. Siz görevde değildiniz. Başınız rahat. Ben ne deyceğim doktor hanım? Ben ne deyceğim? Adam “Acil servisde dipdiri insan öldü” deyor. “Acile de güvenmezsek neye güveneceğik?” diyorlar. Bakınız… gazetelerin hepsi de bizden bahseder. Sanki da biz bilerek ve kasten yaptık. Hade buyur. Ayıkla pirincin taşını.
DR GÜL: (Yanındakine) Ah asıl benden bahsedeceklerdi. Gazeteler de ne yazacaklarını, kimi yazacaklarını bilmiyorlar ki!
DR ŞEHNAZ: Ne yapabiliriz hocam? Arkadaşlar yapılması gereken her şeyi yapmış. Beş- altı sefer şok uygulanmış. Siz de bilirsiniz ki üç seferden sonra şok kolay kolay verilmez. Artık hastanın eks durumu kabul edilir.
BAŞHEKİM: Etmiyorum efendim! Ben kabul etmiyorum. Benim hastanemde olamaz. Olmamalı. Ölüm olmamalı. Olay olmamalı. Hasta olmamalı. Benim sicilim ne olacak? Terfim olacak? Ne deyceğim yukarıya? Nasıl açıklayacağım?
DR GÜL: (Yanındakine yavaş) Ben de kabul etmiyorum. Beceriksizler. Diriyi öldürür bunlar.
DR NAMİ: (Kızgın) Yeter artık hocam! Tutturdunuz bir terfi gidiyorsunuz. Olmayıverin efendim. Müsteşar da olmayı verin!
BAŞHEKİM: Ne demek olmayıverin? Ben yıllarımı verdim bu iş için.
DR NAMİ: Anlaşılan sizi üzen bir insanın ölmesi değil, terfinizin güme gitmesi. Böyle düşünceler size yakışmıyor hocam. Terfinin ne önemi var? Biz bir insandan söz ediyoruz. Bir candan söz ediyoruz. Elimizde olmayan nedenlerle bir canı kaybettik. Onun üzüntüsü bizi yeyip bitirirken siz tutturmuş bir terfi gidiyorsunuz. Olmaz olsun sizin terfiniz. Eğer böyle olacaksa ben istifa eder çeker giderim. Çalışmam sizinle… (Sinirli bir şekilde çıkar)
BAŞHEKİM: (Şaşkın) Eee Doktor! Şey! Doktor Bey yanlış anladınız. Terfi için değil. Tabii ki insan önemli. Ben onu demek istememiştim. Lütfen geri dönün. Doktorum! Doktorum…
DR GÜL: (Yavaş) Güle güle. (Şehnaza bakarak) Başga giden yoook?
DR ŞEHNAZ: Hocam, sizi çok iyi anlıyoruz. Tabii kolay değil. Haklı olarak siz de emeğinizin karşılığını istiyorsunuz. Ama bazen insanın elinde olmayan o kadar çok nedenler ortaya çıkar ki hak ettiklerinizi bir türlü alamazsınız. Şimdi şu olaya baktığımızda hangi arkadaşımızın bir suçu var? Hiç birinin. Hepsi de görevlerini en iyi şekilde yerine getiriyorlar. Ettikleri yemine son derece bağlılar. Ama kader dediğimiz şeyin de önüne geçebilir miyiz? Lütfen şimdi sakin olalım. Ve görevimizi yapmaya devam edelim. Siz doktor beye bakmayın. O gelişen olaylardan tabii ki çok üzüldü. Eminim yarın görevinin başına dönecektir. Lütfen siz de anlayışla karşılayınız.
BAŞHEKİM: Tabii tabii doktor hanım. Çok haklısınız. Bağırdığım için hepinizden özür dilerim. Kendimi kaybettim işte. Terfi o kadar önemli değil. Ama gene de insan düşünmeden edemiyor. Goltuk çok datlı. Neyse sizler normal bir şekilde görevlerinize devam ediniz. Her türlü zorluğa ben göğüs gererim. Yazılanlara
Konuşulanlara bakmayın. Hepsinin cevabını veririm. Sizleri korumak bana düşer.
DR ŞEHNAZ: Biz sadece görevimize bakıyoruz hocam. Korunmaya ihtiyacımız yok. Basın da görevini yapıyor. Onlar da halkın haber alma hakkını kullanarak çalışıyorlar. Vatandaşlarımıza da saygımız sonsuz. Onların da bizler hakkında olumsuz düşüneceklerini sanmıyoruz. “Zaman en iyi ilaçtır” derler. Bu acılar da zamanla unutulur. Şimdi siz gidip biraz dinlenin. Olayları akışına bırakın. Her şey olacağına varır.
DR GÜL: (yavaş) Uzman doktor. Ordünalyüs Profösör. Döktürdü yine. Çokbilmiş.
BAŞHEKİM: Teşekkür ederim Doktor Hanım. Ben çıkıp dinleneyim. (Çıkarken) haa! Unutmadan bugün teftiş için gelebilirler. Lütfen biraz uyanık olun. Yine de kötü olaylar yaşamayalım. Şimdilik hepinize iyi günler…

Sahne 2

DR ŞEHNAZ: Siz merak etmeyin Hocam. (Başhekim çıkar) Evet arkadaşlar. Rahat olun. Olumsuz bir şey düşünmeyin. Hayat devam ediyor. İnsanlar bizden hizmet bekliyor. Unutmayınız. Biz sağlık hizmetçisiyiz. Kendimizi insanların sağlığına adamışız. Bu nedenle herkes görevinin başına geçsin. Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Şimdi çıkıp birileri gelecek. Bizden sağlık hizmeti isteyecek. Biz de onlara en iyi şekilde hizmet vereceğiz. Şunu unutmayınız. Biz insanlara can vermiyoruz. Ömür vermiyoruz. O Allahın işi. Biz sadece şifa vermeye, onlara yol göstermeye çalışıyoruz. Yoksa insanın en iyi doktoru kendisidir. Biz sadece onlara rehberlik yapıyoruz.
DR GÜL: (Yüksek alaylı alkışlayarak) Bravo! Bravo doktor hanım. Herhalde başhekim terfi alınca yerine siz geçersiniz. Başhekim Dr Şehnaz!.
DR ŞEHNAZ: Doktor hanım lütfen. Tartışılacak zaman değil. Biz işimize bakalım.
DR GÜL: Hah hah ha güleyim bari. Seninle tartışacağıııım? Ben! Seninle tartışmak… Hah hah ha güleyim bari. Çok komik. (Çıkar.
Herkes dışarı çıkar. Sadece Hastabakıcı ile Şehnaz kalır.)

Sahne 3

HASTABAKICI: Tebrik ederim doktorum. Çok etkileyici idi. Siz Gül Hanım’a bakmayın. Sizi kıskandığı için böyle davranıyor.
DR ŞEHNAZ: Ben kimseyi etkilemek için konuşmadım. Sadece içimdekileri dile getirdim. Gül Hanım’a da aldırış etmem zaten. Onu da öyle kabul ederim.
HASTABAKICI: Keşke herkes sizin gibi olsa. Hele de başhekim.
DR ŞEHNAZ: Ne yapsın? O da görevini yapıyor.
HASTABAKICI: Yapıyor da o hakaretlere ne demeli? Adam bir çift laf dahi ettirmedi. Garşısında gonuşturmadı bizi.
DR ŞEHNAZ: Boş ver doktor. Şimdi işimize bakalım. Bu günü atlatırsak sorun olmaz. Hava nasıl dışarıda?
HASTABAKICI: Hafiften yağmur yağıyor. Akşama gadar hızını artırır.
DR ŞEHNAZ: Bir hastayı ziyaret edeceğim. Yarın ameliyat olacak. Hazırlanması lazım. Ondan sonra yola çıkacağım.
HASTABAKICI: Böylesi havalarda yola çıkmamak gerekir. Yollar kaygan olur. Hele asla hız yapmamak gerekir.
DR ŞEHNAZ: Doktorcuğum olaya hep kendi çerçevenden bakan. Sen istediğin kadar eyi şoför ol. Karşıdaki kötüyse, dikkatsizce napacan? Sen doğru yolunda giden. Adam körkütük sarhoş. Yol kaygan. Geldi sana güm diye vurdu? Napacan?
HASTABAKICI: Napacan doktorum? Artık tahtalıköyden en iyi yeri kapmaya bakacam. Deniz manzaralı bir köşe…
DR ŞEHNAZ: Bunlar. Takdiri ilahi. Kaderinde ne varsa odur. Biraz da inanmak gerekir. Hakkımızda hayırlısı ne ise o olsun.
HASTABAKICI: Amin.
DR ŞEHNAZ: Neysa doktor. Sen biraz burada otur. Ben servise bir çıkayım. Bakalım hasta ne durumda? Biraz psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Gidip bir gonuşayım gendiynan. Gelen olursa hemen ara beni. Zaten biraz sonra nöbetim bitecek. Dr Gül nöbeti alacak.
HASTABAKICI: Tamam doktorum. Hiç merak etme. Hızır servis emrinizde. Bugün hava yağmurlu. Pek gelen giden olmaz. Aha biraz dinleneyim.
DR ŞEHNAZ: Hadi kendine iyi bak.
HASTABAKICI: Sağ ol Doktorum. Siz de kendinize iyi bakın. Aman bu yağmurlu havada yollara dikkat edin…
DR ŞEHNAZ: Merak etme. (Dr Şehnaz çıkar)

Sahne 4

HEMŞİRE2: (İçeri gelir) Ooo doktor buradasın? Napan?
HASTABAKICI: Tekkeyi beklerim.
HEMŞİRE2: Bizimki bir tiyocuk isterdi senden. Arayabilin?
HASTABAKICI: Biz o işleri bıraktık gızım. Artık uğraşmayık.
HEMŞİRE2: Uuu! İnanmam. Ne zaman bıraktın?
HASTABAKICI: Dün akşam. Doktora söz verdim. Bir daha oynamayacağım.
HEMŞİRE2: Hade bakayım. Göreceğik. Ben servise çıkıyorum. (Çıkar)

Sahne 5

HASTABAKICI: Gevvole adamı zorunan tahrik ederler. (Etrafa şöyle bir bakar) Amaaan! Dünyayı ben mi gurtaracam? Sen oynamana devam et doktor? Kimler oynamaz ki? Hakimler, avugatlar, savcılar, öğretmenler, polisler… hepsi da oynar. Oynamayan mı var? Bir tek ben göze batacağım.(Cebinden gazete parçası çıkarır.) Aha böyüceki maçlar. Bakalım kimler oynar.? (gazeteye iyice dalar.) (İçeri iki kişi girer. Bunlar teftiş memurlarıdır)

MÜFETTİŞ1: Merhaba doktor Bey! Kolay gelsin.
HASTABAKICI: (Başını kaldırmaz) Acil vaka değilse lütfen dışarı.
MÜFETTİŞ2: Kolay gelsin doktor Bey. Hayırdır ne yapıyorsunuz?
HASTABAKICI: (Bakmaz) Sana ne! Bir de hesap verelim? Acil değilse lütfen dışarı.
MÜFETTİŞ1: Görev başında gazete okumak görevi ihmal etmektir.
MÜFETTİŞ2: Galiba gumar oynar. Çağın hastalığı bahis.
HASTABAKICI: Hastir lan. Sana ne? Sana ne? Hasta etme adamı! Hasta olanınız galsın diğeri hemen dışarı.
MÜFETTİŞ1: Bizi hasta zannettiniz galiba?
HASTABAKICI: Hasta olmayan adamın buracıkta ne işi var? Görmemin, gapıda “Acil Servis” yazar.

MÜFETTİŞ2: Biz de onun için gelmiştik.
HASTABAKICI: Beyler! Lafazanlığa lüzum yok. Hasta olanınız bekleycek. Olmayan dışarı çıkacak. Hanginiz hasta? (Müfettiş 1’e) Hasta olmayan sizsiniz anlaşılan. Çok gonuşursunuz. Hadi kardeşim dışarı çıkın. Yasak. Burada sadece acil hastalara bakılır. Sizin yüzünüzden bir daha fırça yeyemem.
MÜFETTİŞ1: Siz ne doktoruydunuz acaba?
HASTABAKICI: Sana ne! Müfettiş gibi bir de sorguya çeken beni? Hadi be gardaş zorluk çıkarmayın. Lutfen. Hasta olan şuracıkta beklesin. Olmayan dışarı.
(O anda dişi ağrıyan biri girer. Dişi ağrımaktadır. Çenesi bir mendille bağlanabilir. Dişin ağrıdığını arada bir ah of çekerek belli eder. Eli hep çenesindendir.)

Sahne 6

DİŞ HASTASI: Be gardaş!
HASTABAKICI: Haaa? Ne var? Bir sen eksiğidin.
DİŞ HASTASI: Diççi içerdedir? Dişim ağrır da…
HASTABAKICI: Ma seninki acile girmez be gardaş. Sen bir dişçiye git.
DİŞ HASTASI: Neçin be gardaş? Burası devlet hastanesi değil?
HASTABAKICI: Evet da burada acil hastalara bakarık.
DİŞ HASTASI: Benimki de acil. Ağrıdan bütün gece yatamadım. Aha bu dişim ağrır. Hem de en çok sevdiğim dişim.
HASTABAKICI: Be bay! Annaman? Burası diş kliniği değil. Girerken gosgocaman yazıyı da görmedin Allah için “Acil Servis” diye.
DİŞ HASTASI: Aha onun için geldim ben da. Acil olduğu için.
HASTABAKICI: Bak gardaççığım. Daha az evvel fırça yedik. Başhekimimiz, sadece acil olanları alacaksınız dedi. Kimlerdir bu aciller?
DİŞ HASTASI: Ne Bileyim ben?
HASTABAKICI: Nerden bilecen? Kanamalı hastalar, kazalı hastalar, ağır yaralılar, yüksek ateşi olanlar, kalp krızi geçirenler… Bunların hangi biri var sende? Hiç biri. Hadi hadi kardeşim. Sen bir dişçiye git. Kalp krizi geçirtme bana.
DİŞ HASTASI: Hastanenin dişçisi yok olaaan?
HASTABAKICI: Olma mı? Var. O zaman polikliniğe gidecen. Numara sırası alıp dişçinin kapısının önünde bekleycen. Dişçi de gereğini yapacak. Dişçiğini çekecek.
DİŞ HASTASI: Şunu adam gibi desene. Ben de numara almaya gideyim.
HASTABAKICI: Sormadın ki… Yıllardır bu hastane böyle çalışır. Acil olanlar buraya, olmayanlar polikliniğe…
DİŞ HASTASI: Tamam tamam. Anladık. Yardımın için teşekkürler.
HASTABAKICI: Reca ederim. Vazifemiz. (Hasta çıkar)

Sahne 7

MÜFETTİŞ1: Doktor Bey, hastaya davranışınız hiç hoş değil.
HASTABAKICI: Yok ya! Nasıl davranacağıdık? Çiçeklerinan mı karşılayacağıdık? İstersan yola bir da gırmızı halı sereydik.,
MÜFETTİŞ2: O kadar da değil ama biraz daha kibar olabilirdiniz.
HASTABAKICI: Be gardaş! Bilirmin her gün buraya gaç hasta gelir. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha gadar. Senin o dediklerini yapsaydık evin yolunu bulamazdık.
MÜFETTİŞ1: Olsun. Hasta hakları var. Onları ihlal etmemek lazım.
HASTABAKICI: Doğru den. Hasta hakları var. Saygımız sonsuz. Peki, Bizim haklarımız nereye gidiyor beyefendi? Hakarete uğrayan biz. Saldırıya uğrayan biz. Küfürleri yeyen biz, üstüne üstlük dayak yeyen de biz. Bizim haklarımız nereye gidiyor? Bizi kim savunacak?
MÜFETTİŞ2: Herkes sorumluluğunu bilirse, herkes görevine sadık olursa, üzerine düşen görevi fazlasıyla yaparsa hiçbir şey olmaz.
HASTABAKICI: Ooo! Siz çok yuvarlak laflar edersiniz. Hakim misiniz? O dediklerin ancak tiyatrolarda sinemalarda olur. Bu gadar oyun yeter baylar. Hadi lütfen dışarı. Burası acil. Burada sadece acil olan vakalara bakılır. Şimdi neredeyse doktor gelir.
MÜFETTİŞ1: Siz dokdor değil misiniz?
HASTABAKICI: Ne doktoru? Ben hastabakıcıyım. Sadece lakabım doktor. Ama doğrusunu istersen değme doktorlar elime su dökemez.
MÜFETTİŞ2: Ama sabahtan beri doktor gibi davrandınız.
HASTABAKICI: Kim? Ben? Yörü be işine. Ben hiç dedimim sana doktorum diye. Geldiğinden beri sen den hep doktor doktor diye. Sormadın ki bana nesin diye. Burada bana herkes doktor der. Çünkü bu hastane benden sorulur. Annadın?(Dr Şehnaz girer)

Sahne 8

DR ŞEHNAZ: Noldu doktor? Beyler hasta mı? Seslenmedin bana.
HASTABAKICI: (Müfettişe) Bak gördümün doktor dedi. (Doktora) Buyurun doktorum. Beyler ziyaretçi şimdi gidecekler. Siz ne yaptınız? Hastanız nasıl?
DR ŞEHNAZ: Tamamdır. Hayli rahatladı. Psikolojik olarak ameliyata hazır şu anda. Yarın erkenden ameliyata alacağım. Dr Gül geldi mi? Nöbetim şu anda bitti.
HASTABAKICI: Gelir neredeyse. Giderken dikkatli olun. Yollar kaygan. Hızlı gitmeyin. Hiç de acele etmeyin. (Dr Gül gelir)

Sahne 9

DR GÜL: Evet arkadaşlar. Nöbeti devralmaya geldim. Geç kalmadım umarım.
DR ŞEHNAZ: Yok doktor hanım. Tam zamanında geldiniz. Hadi size iyi çalışmalar kolay gelsin. (Çıkar)
DR GÜL: Güle güle. (iki kişiye bakar. Hastabakıcıya) Bu beyler kim doktor? Burada ne yapıyorlar?
HASTABAKICI: Beyler şimdi gidiyorlardı Dr Hanım.
DR GÜL: Beyler! Burası Acil Servis. Yol geçen hanı değil. İşiniz yoksa lütfen dışarı çıkınız. Doktor, Beyleri dışarı alır mısın?
HASTABAKICI: Buyurun beyler sizi dışarı alayım. (Kapıya yönelirken, akşamki eşi ölen koca elinde bir bıçak veya tabanca ile içeri bağırarak girer. Herkes sağa sola kaçışır.)

Sahne 10

KOCA: Nerde o gaatil? Nerde o gaatiller? Hesap sormaya geldim. Can almaya geldim. Nerde ulan? Nerde?
DR GÜL: (Koltuğun yanı başına kaçar) Bu da ne? İmdat adam öldürüyorlar!
HASTABAKICI: La havle vela! Nedir bu başımıza gelenler Yarabbim? (Masanın altına kaçar) Ne isden be gardaş?
KOCA: Can isderim. Eşimin canına garşılık can. Öldürdünüz onu. Siz de öleceksiniz. (Müfettişlere sorar.) Nerde? Nerdeler? (Onlarda masanın altındaki hastabakıcıyı gösterir.) Nerde? Nerde o doktor bozuntusu. (Masanın yanına varır. Tabancayı masayanın altına tutar) Çık ulan dışarı. Çık!
HASTABAKICI: Yanlış adam. Yanlış istihbarat. Aradığınız ben değilim. Akşamki nöbetçi doktor bugün yok. İstifa etti doktorluktan. Ben sadece basit bir hastabakıcıyım.
KOCA: Fark etmez. Dişe diş, göze göz, cana can! Canınızı alacağım pis katiller.
HASTABAKICI: Yok be gardaş. Aradığınız buraşda yoktur. Gorkudan altıma yapacağım neredeyse. İmdaattt! Poliiiiiiss! Poliiiiiss!
KOCA: Dünyayı çağır imdada. Bir sen varsın, bir da ben. Seni kimse elimden alamaycak. (Polis gelir)
Sahne 11

POLİS: Durun bakayım bayım. Ne yapıyorsunuz? Şu anda suç işliyorsunuz. Yaptığınız cinayete teşebbüs. Bırakın o silahı.
KOCA: Onların yaptığı cinayet değilidi? Garımı elleriminan toprağa verdim da geldim. Gözümde hiçbir şey yoktur bilesiniz. Gelmeyin üstüme. Geleni vururum. (Dr Gül’ü rehin alır. Tabancayı ensesine dayar) Yaklaşmayın yoksa bu bayan ölür.
DR GÜL: İmdat! Benim suçum yok. Ben masumum. O gece görevde değildim.
KOCA: Sus be gadın! Delik deşik ederim yoksa. Bütün gurşunları midene doldururum.
POLİS: Beyefendi lütfen biraz sakin olun. Eğer bir şikayetiniz varsa mahkemeye verirsiniz. Mahkeme da suçlu olanları bulur. Cezalarını çekerler. Cezayı siz değil mahkemeler verir. Lütfen.
KOCA: Mahkemeler garımı geri verebilir mi bana?
POLİS: Veremez ama; gerçek suçluları mutlaka bulur. Hukuk devletiyiz. Yargımıza güvenmek zorundayız. Güveniyoruz. Lütfen şimdi elinizdeki silahı yere bırakıp teslim olun. Yoksa başınıza daha büyük işler açacaksınız.
KOCA: Ne olacak be? Alsam ne olacak? Ben garımı toprağa vermişim. Ne olacak? (Bir an boş bulunur. Dr Gül’ü bırakır. Polis üzerine atlar. Adam silahı düşürür. Hepsi birden adamı yakalarlar.)
POLİS: (Silahı alır) Tamam. Sakin. Herkes olduğu yerde kalsın. Beyefendiyi bana bırakın. Adalet mutlaka yerini bulur. Sakin olun. Sakin.
KOCA: (Ağlamaya başlar) Ne önemi var? Onsuz hayatın ne önemi var.
POLİS: Hadi kardeşim çıkalım. Lütfen zorluk çıkarma. İfadeni merkezde verirsin. (Çıkarlar)

Sahne 12

DR GÜL: Ammanam! Neydi be bu? Adam az galsın öldüreceğidi beni. Yok anam bu meslek yapılmaz. Hayat garantimiz yoktur. Her önüne gelen silahı çeker kapıya dayanırsa biz ne yapacağık?
BAŞHEKİM: (Telaşla girer) Noldu gene? Nedir bu gürültüler? Bu bağırıp çağırmalar nedir? Harp mı çıktı?
HASTABAKICI: Evet doktorum. 3. Dünya harbı çıktı. Akşamki deli eline bir silah alarak baskına geldi. Hem de bu sefer cana kasıt. Planlı ve programlı olarak cana kast etme. Dr Gül Hanım neredeyse görev şehidi oluyordu.
BAŞHEKİM: Nee! Gene olay? Aman basına sızmasın. Olay duyulmasın. Yoksa tüm hayallerim suya düşer. (Güle döner) Geçmiş olsun Gül Hanım. Eyi misiniz?
DR GÜL: Teşekkür ederim. İyiyim. Ben çok eyiyim. Başıma ilk defa böyle bir şey geldi. Çok gorktum.
BAŞHEKİM: Nasıl oldu olay?
DR GÜL: Ne bileyim. Doktor bu beylerle konuşuyordu. Ben de henüz geldim. Adam eli silahla Rambo gibi daldı içeri. Silahı sırtıma dayadı. Neredeyse öldüreceyidi. Ödüm goptu valla.
BAŞHEKİM: Aman Allah korusun. Bu toplumun daha size ihtiyacı var. (Müfettişlere bakar) Bu beyler kim? Refakatçı mı? Yahu ben size ne kadar söyleyeceğim refakatçıları buraya almayacaksınız diye. Burası acil servis. Burada sadece acil vakalara bakılır. İşi olmayanlar dışarıda bekletilir. (Müfettişlere) Hadi kardeşim hadi. İşiniz yoksa lütfen dışarı.
MÜFETTİŞ1. Siz baş hekimsiniz anlaşılan.
BAŞHEKİM: Maşallah! Ne zeka. Hiç de göründüğün gibi aptala benzemen. Nasıl da anlayabildin? Hadi kardeşim lütfen dışarı. Yoksa polis ile attıracağım.
MÜFETTİŞ 2: Biz Sağlık Bakanlığından geliyoruz. Teftiş için buradayız. Hastane ve akşamki olay hakkında rapor tutacağız.
BAŞHEKİM: (Şaşkın , sakin, korkak) Neee? Şunu baştan deseydiniz ya!
MÜFETTİŞ1: Sormadınız ki?
BAŞHEKİM: (Durumu kurtarmaya çalışır.) Efendiiim! Hoş geldiniz. (Eliyle gizli gizli hastabakıcıya çekilin, kaybolun işareti yapar.) Hastanemiz, güzide şehrimizin en büyük ve en güzel hastanesidir. Modern cihazlarla donatılmış, deneyimli doktorlar ve personeliyle halkımızın daima taktirini kazanmıştır. Meslektaşlarım görevlerini en iyi şekilde yapmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Gecelerini gündüzlerine katarak büyük bir aşk ve iştiyakla çalışıyorlar. Şu gördüğünüz basit olaylar sizi yanıltmasın. Kendini bilmez insanlar çok. Böyle saldırgan olabiliyorlar. Tabii onlara da hak vermek gerekiyor. Neticede çok sevdiklerini kaybediyorlar. Tabii bunlar da takdiri ilahi. Mukadderatın önüne kimse geçemez. Şurası muhakkak ki doktorlarımızın gayret ve çabaları takdirlere şayandır. Bu hususta hastanemiz üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapmaktadır.
MÜFETTİŞ2: Orası şüphesiz efendim. Ondan endişemiz yok. Siz de hiç göründüğünüz gibi değilsiniz. Maşallah.
BAŞHEKİM: Aman efendim bilmeden yaptığımız kusurlar için özür dilerim. MÜFETTİŞ1: İsterseniz önce akşamki olaydan başlayalım.
BAŞHEKİM: Hay hay efendim. Ama arzu ederseniz, buyurun odama çıkalım. Orada daha rahat konuşuruz. Bir de acı kahvemizi içersiniz. Buyurun. (Eliyle diğerlerine “çekilin çekilin” işareti yapar. Çıkarlar)

Sahne 13

DR GÜL: Seninki şapa oturdu bu sefer.
HASTABAKICI: Vay be! Adamlar müfettişmiş. Teftiş için gelmişler. Ne çabuk duymuşlar olayı?
DR GÜL: Duymayan vaar? Sağır sultan bile duydu. Çok meşhur oldunuz. Yakında dizi filmlerde oynamak için teklifler alırsınız. Veya hayatınızı kitaba alırsınız. “Meslekte Sıfırdan Zirveye!”
HASTABAKICI: İstemem. Allah için istemem. Akşamdan beri yaşadıklarım yeter. Beni elli yaş birden yaşlandırdı. Allah için doksan yaşında hissederim gendimi.
DR GÜL: Vallahi al benden de o gadar. Adam silahı sırtıma dayayınca sonum geldi dedim. Kendi kendime gızım Gül ne işin vardı senin böyle meslekte. Zengin bir goca bulsaydın da evinde magarına bulli yapsaydın dedim.
HASTABAKICI: Gene yaparsın doktorum. Ver istifanı otur evinde.
DR GÜL: Aslında düşünmüyor değilim. Ama bir da sağ salim düşünecek olursak onca hasta ilgi bekler, deva, şifa bekler. Biz da olmasak kim bakar onlara?
HASTABAKICI: Eee doktorum yeni yeni aramıza girmeye başladın. Bak bunlar güzel düşünceler.
DR GÜL: Aslında kötü biri değilim. Ama nedense gendimi bir türlü sevdiremedim. Beni gören kaprisli biri zanneder. Havalı bulur. Oysa öyle biri değilimdir. Benim da insancıl yanım var. Ben de insanım. Ama nedense insanlarla yıldızım hiç barışmıyor.
HASTABAKICI: İnsanları sevmek, onları olduğu gibi görmek gerekiyor. Bir de yaptığın işi sevmek önemli. İnsanın yaptığı işe saygı duyması gerekiyor. Bakmayın siz bizim burada her gün onlarca insanla boğuştuğumuza. Emin olun onlar da günün sonunda bize hak veriyorlardır.
DR GÜL: Evet. Neticede onlara hizmet vermek için buradayız. İşimiz bu. Ne olursa olsun işimi sevmek istiyorum.
HASTABAKICI: Zaten onu yapmazsan hayat işkence olur. Bak ben her şeye katlanıyorum. Allah için bir gün biri gelir burada beni boğazlar diye gorkuyorum. Ama işimi çok seviyorum. Sevdiğim için de bütün zorluklara katlanıyorum. (Hemşire girer)

Sahne 14

HEMŞİRE: Doktor Hanım. Bir hasta var. Hamile bir bayan. Alayım mı?
DR GÜL: Al içeri.
HEMŞİRE: (Dışarıdan) Buyurun. Beyefendi siz dışarıda kalacaksınız. Hanım içeri girsin. (Hanım girer. Hamiledir.)
DR GÜL: Şöyle buyurun. Uzanın. İsminiz nedir?
HAMİLE KADIN: Fadime’dur.
DR GÜL: Fadime hanım bu gaçıncı doğum?
HAMİLE KADIN: Dokuzuncu.
DR GÜL: Maşallah çok üretkensiniz. Peki kaçıncı kontrolünüz?
HAMİLE KADIN: Annamadum
DR GÜL: Hangi doktora gidiyordunuz? Ne kadar zamandır kontrollere giderdiniz?
HAMİLE KADIN: Gene annamadum. Hangi gontrol? Ne gontrolü?
DR GÜL: Doğum kontrolü. Bunun için bir doktora gidip görünmen gerekirdi.
HAMİLE KADIN: Valla ben bilmeyrum. BizimTemel bilur.
DR GÜL: Kızım, çocuğu Temel doğurmaycak. Sen doğuracan. Hamile kaldığın ilk günden itibaren bir doktora görünmen gerekiyor. Sürekli kontrol altında olman gerekiyor. Hiç doktora görünmedimin?
HAMİLE KADIN: Yoook. Temel götürmedi.
DR GÜL: O kadar çocuğu nerede doğurdun?
HAMİLE KADIN: Evdeeee! Ninem ebeydi. O doğutturdu hep. Geçen yıl sizlere ömür.
DR GÜL: Allah’ım inanamıyorum. Hangi devirdeyik? Bakın bayan. Hamile kadınların sürekli bir doktor kontrolünde olması gerekiyor. En başından doğum olana kadar. Doktorunuz sizi yönlendirecek, neler yapmanız gerekeni söyleyecek. Normal doğum mu yoksa sezeryenle mi olacak onu söyleycek. Allah korusun ya çocuk ters olsa, ya rahime tutunmasa; ya da ne bileyim karnınızda ölse ne yapacaksın?
HAMİLE KADIN: Ben bilmeyrum. Temel bilur. Ne yapılacaksa o yapacak.
DR GÜL: İnşallah korkulacak bir şey yoktur. Baksana karnın burnunda.
HAMİLE KADIN: Evet. 5 gün 3 saat sonra doğuracağım.
DR GÜL: Maşallah. Teşhisi koymuş gününü de belirlemişsin.
HAMİLE KADIN: Yok ben belirlemedim. 9 Ay 4 gün önce Temel hesapladıydı. O gece çok mutlu olmuş idi. 9 ay 4 gün sonra Küçük Temel geleyi demiştu.
DR GÜL: Anlaşılan sizin Temel İstanbul Tıp’tan mezun.
HAMİLE KADIN: Yok. Çaykara’da Taşkıran Beldesinin Hamsi Köyü İlkokuluna bir gün gitmuş. Öğretmenu bir tokat vurunca bir daha okula gitmemuş. Ama çok kültürlü ve bilgüludur benim Temel. Kendi kendinu yetişturmuştur.
DR GÜL: Belli belli. Neyse şöyle geçin kontrol için hazırlanın. Bir bakalım (Hastabakıcıya) Bayanı lütfen hazırlaaan?.
HASTABAKICI: Buyurun bayan. Şöyle uzanın.
HAMİLE KADIN: Yok. Utanayrum.
HASTABAKICI: Bayan lütfen uzanın. Zorluk çıkarmayın. İşimizi yapalım.
HAMİLE KADIN: Temel de gelsun.
HASTABAKICI: Kardeş, lütfen uzanın ve soyunun. Biz de işimize bakalım.
HAMİLE KADIN: Uyyy! Utanayrum. Gocam olmadan ben soyunamam.
HASTABAKICI: Bayan lütfen. Lütfen. Soyunacan yoksa soyunmaycan?
HAMİLE KADIN: (Bağırmaya başlar) Ulaa Temel! Temel. Koş. Koş. Temeeeel!

Sahne 15

TEMEL: (Heyecanla içeri girer) Uyyy! Noli burada? Haçan benim hatun bağırayi! Noldi kadinim niçin bağırayisun?
DR GÜL: Beyefendi lütfen dışarı çıkın. Sizin buraya girmeniz yasak.
TEMEL: Uyy öyleysa neçun çağirdinuz benu?
HAMİLE KADIN: Uyyy! Gitme Temel. Ha bu adam ırzıma geçmeye çalışıııiii. Bana tecavüz etmek isteyi.
TEMEL: Nee! Emin misun Kadinum?
HAMİLE KADIN: Tabii! Haçan bana şuraya uzan soyun dedi.
TEMEL: Uyy başga?
HAMİLE KADIN: Sonra işimizi yapalum dedi.
TEMEL: Uyyy! Başka?
HAMİLE KADIN: Ben yok dedukça ısrar ettu.
TEMEL: Uyy Başga?
HAMİLE KADIN: Elini bana uzatti. Beni soymaya kalkti.
TEMEL Uyy Başga?
HAMİLE KADIN: Namahremume el uzatti.
TEMEL : Uyyy! Ha bu adam mi yapti?
HAMİLE KADIN: Hee. Bu adam yapti.
TEMEL: (Hastabakıcının yakasından tutar) Uyy yedim seni daa! Al sana bir kafa. (Hastabakıcıya kafa vurur. Hastabakıcı bağırırarak yere düşer. Temel adama tekme vurur. Vurdukça hastabakıcı bağırır.) Uyyy namahremime nasıl el uzatırsunuz. Yerum sizi. Yerum sizi.
DR GÜL: (Bağırarak) Poliiis! Pooooliiiiis! Yetişin adam öldürüyorlar.
TEMEL: Daha o safhaya henüz gelmedük. Ama onu da yapacağum. Dua et da sen kadınsın. Yoksa o işe senden başlardım. Uy size namusumuzu güvenemeyecek miyuk? Bu ne kepazelük? (Polis ve bir hemşire girer.)

Sahne 16

DR GÜL: Memur Bey bu adamdan şikayetçiyim. Haneye tecavüz etti.
TEMEL: Uyyy! Asıl ben şikayetçiyum. Benim garıma tecavüz edildu. Ben namusumu koridum.
POLİS: Beyefendi buyurun merkeze. Derdinizi orada anlatırsınız. Burada olay çıkarmak yasak.
TEMEL: O zaman bunları da götürmelisun. Zira ahlaksızlığı yapan onlar. Tecavüzcü onlar. Ben garumun namusunu gorudum. Suçlu olan onlar. Bunu ancak gan temizler.
POLİS: Çıkalım. (Çıkarlar)
HAMİLE KADIN: (arkalarından bağırır) Gitme Temel! Beni bunların eline bırakma. Namusum elden gidiyiii Temeeeeelll!
DR GÜL: (Bağırarak) Sus be kadın! Neler açtın başımıza? Biz seni iyi etmeye çalışırık annadııın?
HASTABAKICI: (Yerde yatmaktadır.) Off! Burnum kırıldı galiba. Çok fena acıyor.
DR GÜL: Dur doktor dur bir bakayım. (Burnunu inceler. Hastabakıcı bağırır)
HASTABAKICI: OOOO! Çok acıyor doktorum.
DR GÜL: Kırık yok gibi görünüyor. Ama çok ağır darbe almış.
HASTABAKICI: Allah için kamyon geçti zannettim üstümden. Ne kafaydı be? (Kalkar. Yüzünü tutup bir sandalyeye oturur.)
HAMİLE KADIN: (Bağırır) Uy, Uy! Geliyi, geliyi, Küçük Temel Geliyi… (Doğum sancıları başlar)
DR GÜL: (Kadına koşar) Hastayı derhal doğumhaneye alın. Çocuk geliyor. Çocuk geliyooorrrr. (Hemşireler koşarak gelir. Kadını sedye ve el arabasıyla hemen alıp dışarı çıkarlar.)

(Başhekim girer. Arkasından da müfettişler.)

Sahne 17

BAŞHEKİM: Ne oluyor gene burada? Allah için yeter artık. Tımarhaneye çevirdiniz burasını. Görmez misiniz müfettişler var? Teftiş ederler. Bizim terfi işi var. Siz hala kendi halinizdesiniz. Olmaz canım. Bu kadar da olmaz. (Hastabakıcıyı yerde görünce siniri geçer. Merakla yanına varır.) Noldu? Noldu doktor? Ne bu hal?
DR GÜL: Ne olacak adamın biri geldi kafayı vurup burnunu kırdı hastabakıcının. Neymiş karısına tecavüz ediyormuşuz.
BAŞHEKİM: Ne tecavüzü? Yapmayın canım Allah aşkına. Söylemeyin öyle şeyler. Müfettiş beyler var.
MÜFETTİŞ 1: Maşallah, çok hareketli ve çok canlı bir hastane.
MÜFETTİŞ 2 : Evet. Çok hareketli bir hastane. Her an bir olay yaşanıyor.
BAŞHEKİM: Evet, hastanemiz çok canlıdır. Halkımıza çok iyi hızmet vermektedir. Doktorlarımız canları pahasına çalışmaktadırlar. Görüyorsunuz.
MÜFETTİŞ 1. Evet, evet. Görüyoruz…
MÜFETTİŞ 2. Evet, evet. Görüyoruz

Sahne 18

HEMŞİRE: Doktor, doktor kaza! Kaza olmuş. Telsizle bildirdiler.
DR GÜL: Hemen tertibatı alalım. Nöbetçi bütün doktorları ve hemşireleri çağırın. Ambulans gitti mi?
HEMŞİRE: Gitti. (ağlayarak) Gitti.
DR GÜL: Ne oldu? Neçin ağlan?
BAŞHEKİM: Noldu ama? Neçin öyle gonuşun?
HEMŞİRE: Ne desem, nasıl desem bilmem ki?
DR GÜL: Noldu ama?
HEMŞİRE: (İçeri bütün hemşireler ve doktorlar girer. Hepsi de suskun, üzüntülüdür. Ağlarlar…)

HEMŞİRE: Kaza yapan…
DR GÜL: Kimdir?
HEMŞİRE: (Düşük sesle) Dr Şehnaz
DR GÜL: Ne! Durumu nasılmış?
HEMŞİRE: Yolda gelirken…
BAŞHEKİM: Sus sakın bir şey söyleme…
HEMŞİRE: (Ağlayarak) Ölmüş… (Sahneye bir sessizlik çöker. Kimse konuşmaz. Herkesin gözü yaşlıdır. Sessiz sessiz ağlarlar)
HASTABAKICI: Olamaz! Olamaz!
HEMŞİRE: Maalesef olmuş doktor.
HASTABAKICI: Dediydim. Hava yağmurlu yol kaygan. Dikkat et diye.
HEMŞİRE: Kendisinin suçu yokmuş. Karşıdan gelen araba önündeki arabayı geçmek istemiş ve onun şeridine geçmiş. Üstelik sarhoşmuş. Başımız sağ olsun. (Ağlar)
DR GÜL: Olamaz. Olamaz. Allahım! İnanamıyorum! (Ağlar. Biraz suskunluk. Sonra) Affet beni Şehnaz. Hep sana düşmanca davrandım. Seni hep kıskandım. Çekemedim. Çünkü sen çok iyi bir insandın. Herkese yardımcı oluyordun. Herkesi seviyordun. Herkes seni seviyordu. Bunu kıskandım. Şimdi kendimden utanıyorum. Ne olur beni affet. Affet! (Ağlar)
DR NAMİ: (Başhekime) Alın size terfi Doktor Bey. Bir personeliniz görev şehidi oldu. Bundan daha iyi mertebe mi olur? Makam, mevkii koltuk, bu kadar önemli mi? Önemli olan insanlık değil mi? Makamı mevkiyi bulursunuz ama bir Dr Şehnaz’ı, Dr Şehnazları asla bulamazsınız.
BAŞHEKİM: (Ağlayarak) Affedin arkadaşlar! Hepiniz beni affedin. Bilmeden istemeden hepinizi üzdüm. Yerin dibine batsın makamı da, mevkisi de, koltuğu da… Yüreğim yanıyor. DR Şehnaz gibi bir insan nasıl olur da aramızdan ayrılır. Daha gencecik yaşında. Önünde hizmet edebilecek o kadar uzun yıllar vardı ki? Daha nice insana sağlık, şefkat, şifa verecekti. Nice hastaları iyileştirecekti. Deva verecekti. (Biraz sustuktan sonra) Bu bütün doktorların alınyazısı. Onlar ömürlerini hep hastalara adarlar. Hastadan hastaya, evden eve, köyden köye, şehirden şehre koşarlar. Kimileri bilir, kimileri bilmez. Hakarete, küfürlere maruz kalırlar. Ama onlar yeminlerinin sonuna kadar arkasındadırlar. İşin sonunda ölüm dahi olsa. Ruhun şad olsun Dr Şehnaz. Sen ölmedin. Gönlümüzde sonsuza dek yaşayacaksın. Seni hepimiz çok sevdik. Çok seviyoruz. Eğer sana karşı bilmeden bir kusur işlemişsek ne olur bizi affet. Senin gibiler bu dünyaya az gelir. Sen bize çalışmayı, şefkatı, birlik beraberliği, dostluğu, sevgiyi öğrettin. Bize gülmeyi, her şeyden mutlu olmayı, insanlara insan gözüyle bakmayı öğrettin.
Sen bize çok şey öğrettin. Bize bizi öğrettin. Sana karşı bir kusurumuz olduysa ne olur affet bizi.
HASTABAKICI: Onu saygıyla anıyoruz. Onu asla unutmayacağız. Onun yeri hep gönlümüzde olacaktır. Onu çok sevdik, çok seviyoruz. (Seyircilere) Geliniz hep birlikte onu alkışlayalım. Ebedi yolculuğuna beraber yollayalım. Ruhun Şad olsun DR ŞEHNAZ!
(Alkışlar. Hepsi birden alkışlar Dışarıdan ambulans acı acı öter. Ambulans iyice yaklaşmıştır. Yanıp sönen ışıkları sahneye kadar vurmaktadır. Yanık, acıklı bir Müzik. Ölüm havası her yeri sarar. Işıklar kararmaya başlar. Perde yavaş yavaş kapanır.)

- SON –

YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

Adım ve Soyadım Hakan Yozcu’dur. 1964 yılında Osmaniye’nin ilçesi olan Kadirli’de doğmuşum.

İlkokula önce burada başladım. 1976 yılında ailemin Kıbrıs’a göçmen olarak gelmesiyle Kıbrıs’a yerleştim. Burada Güvercinlik İlkokulu’na giderek ilk öğrenimimi tamamladım.

1977 yılında Gazimağusa Namık Kemal Lisesi’nin Ortaokul bölümüne yazıldım.
Namık Kemal Lisesi Okul Tiyatrosunda üç yıl başrol oynadım. Tahsin Kalafatoğlu’nun “Cumhuriyet Çocukları” ve Moliere’in “Cimri” ile “Hastalık Hastası” adlı oyunlarında görev aldım. 1983 yılında bu liseden mezun oldum.

1984 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdim. Burada oyunculuk ve yönetmenlikler yaptım. 1988 yılında bu okuldan mezun oldum.

1988-90 yıllarında askerlik görevimi yerine getirdim. Askerliğin hemen ardından öğretmenliğe başladım. İlk görev yerim Mehmetçik Ortaokulu oldu. Burada iki yıl Türkçe öğretmenliği yaptım.

İki yıl içerisinde okulun tiyatro kolunda görevli öğretmen olarak çalıştım. Kendi yazıp yönettiğim “Rum Mezalimi” ve “Sevgili Amcam” adlı oyunlarla Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği Okullararası Tiyatro Yarışmalarda okulumuz, birincilikleri kazandı.

1993 yılında Gazimağusa Özgürlük Ortaokulu’na nakil aldım. Bir yıl da burada çalıştım. Burada da kendi yazıp yönettiğim “Folklorcunun Bir Günü” adlı oyunumla “2.Tiyatro Şöleninde” yine derece yaptık. O yıl derecelendirme yapılmadığı için ilk üçe giren okullara övgüye değer bulunan okullar diye belgeler verildi. Oyunumuz övgüye değer bulunan oyunlar arasında yer aldı.

Bu tarihten sonra sırasıyla Maarif Koleji, Canbulat Lisesi ve Namık Kemal Lisesi’nde görev yaptım.

İki yıl KTOEÖS’de Denetleme Kurulu’nda görev aldım.
Güvercinlik İdman Yurdu Spor Klübü’nde yıllarca başkanlık görevinde bulundum.
Daha sonra KKTC Göçmenler Derneği Başkanlığını yaptım. İki sefer de siyasete atılma denemem oldu. Milletvekili adayı oldum. Ama seçimleri kazanamadım.

Namık Kemal Lisesi’nde görev sırasında “Rumuz Goncagül” adlı oyunu sahneledim. Bu okulda 8 yıla yaklaşık bir süre içerisinde “Namık Kemal Öğrenci Kültür ve Sanat Gazetesi” adında aylık gazete çıkardım.
2007 yılında Namık Kemal Lisesi olarak ilk defa bir çocuk oyunu çıkardık. Tamer Dursun’un bir eseri olan “Renkler Ülkesi Çocukları Barış İstiyor” adlı oyunu sahneledim.

Yine burada hazırladığım “Sevgili Amcam” oyunuyla 2008’de İstanbul Bahçelievler Belediyesi tarafından düzenlenen “Genç Sahne, Genç Oyuncular Tiyatro Festivali”ne katıldık. Edirne Anadolu Lisesi’nin daveti üzerine bu oyunu Edirne’de de sergiledik.

1977 yılında kendi imkânlarımla yayımladığım “Güzel Bir Dünya” ve “Mesela Başka” adlı iki ayrı öykü kitabım bulunmaktadır. Bunun yanında basılmamış olan “Rum Mezalimi”, “Baba-Oğul”, “Folklorcunun Bir Günü” “Sevgili Amcam”, “Emanet”, “Ormanda”, “Sevgisiz Sevgi” adlı tiyatro eserlerim bulunmaktadır.
Oyunlarım, hala çeşitli okullar tarafından sahneye konulmaktadır. Daha önceleri, Gazimağusa Ticaret Lisesi, Güzelyurt Kurtuluş Lisesi, En son da geçen yıl Geçitkale Lisesi “Sevgili Amcam” adlı oyunumu sahnelediler. Birkaç yıl önce de Yedikonuk Gençleri tarafından köyde kurulan özel tiyatro da oyunlarımı kendi bölgelerinde sahnelediler.
2006 Nisan-Mayıs aylarında Kıbrıs Edebiyatçılar Birliği ve Kıbatek Vakfı tarafından Ortaklaşa Düzenlenen “Mapolar Öykü Yarışması”nda “Emanet” adlı öykü ile üçüncülük derecesi aldım. Turnalar Dergisi’nde de birçok yazılarım yayınlandı.
2008’de Mücahitler Derneği’nin TMT’ nin 50. Kuruluş nedeniyle düzenlediği öykü yarışmasında “Son Dua” adlı öykü ile ikincilik ödülü aldım.
Çeşitli dergi ve gazetelerde yazılarım ve öykülerim yayınlandı. 4 yıldır KKTC’de yayın yapan Yenivolkan gazetesi ve Güneş gazetesinde köşe yazarlığı yapıyorum. Bunun yanı sıra internet gazetelerinde de yazılarım yayınlanıyor. www.tiyatrom.com ve www.cetinozbey sitesinde çeşitli yazılarım yayınlanıyor. www.cukurovaguncel.com sitesinde de yazılarım çıkıyor.
2007 yılında Gazimağusa’nın güzide spor klüplerinden Çanakkale Spor Klübünde yönetici olarak görev yaptım.

29.07.2009’da Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne atandım.
Şu an müşavir olarak görev yapıyorum.


Hakan YOZCU

Araştırmacı-Yazar

Gsm: 0533 867 8822
a-mail: hakan.yozcu@



ADRES: SAKLIKENT Sitesi
Villa No 29
Eski Lefkoşa-Mağusa DAÜ Yolu
Gazimağusa / KKTC







Beğen

Hakan Yozcu
Kayıt Tarihi:25 Nisan 2019 Perşembe 00:00:10

ACIL SERVIS MAĞUSA (KOMEDI) YAZISI'NA YORUM YAP
"Acil Servis Mağusa (Komedi)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
kadiryeter
25 Nisan 2019 Perşembe 07:46:13
Okunmaya değer bilgilerin var; ara ara bir kısmını okudum...

Hayat hikâyenizi, okunmaya değer ve önemli buldum.
Oyun konusunun baş tarafını biraz okudum.

Kıbrıs Türk Cumhûriyeti Devleti'nde yaşamanız ve Orada bulunduğunuz faydalı işleri okudum.

Azimli ve çalışkan İnsan olduğunuzu anladım.

Destek verilirse kitaplarınızın insanlığa faydalı olacağını gördüm.

Sizin gibi, çalışkanlığı seven ve Kıbrıs'ta yaşayan İnsanlarla tanışmayı isterim.

Gâzimağusa’yı geldim, gördüm ve fotoğrafladım; özellikle, vatan şairimiz Nâmık Kemâl'in yaşadığı odaları ziyaret edip fotoğrafladım.
Orada, bir dalı yere inmiş ve tekrar yükselmiş ağacın fotoğrafını çektim.

Gezdiğim yerleri bir daha ve daha çok vakit ayırarak incelemek, büyük arzumdur.

Sağlığınızı diler, Saygımla Selâm ederim...

kadiryeter Kadir Yeter. 25 NİSAN 2019 Perşembe. TRABZON.

w.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=182577
Hakan YOZCU'YA

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.